Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Eski Türk Dini

delete

Eski Türk dini ile ilgili birçok problem vardır. Şimdiye kadar bu konuda yapılmış olan araştırmaları dikkate aldığımızda da söz konusu problemleri daha açık şekilde tesbit etmemiz mümkündür. Ancak biz doğrudan konuya geçmeden, durumun daha iyi anlaşılabilmesi için tarih ve dinler tarihi üzerinde kısaca durmak, aralarındaki mevcut ilişki ve farklılıklara dikkat çekmek istiyoruz.

Tarih insanların mekân ve zaman çerçevesi içinde meydana getirdikleri olayları, bu olayların sebep ve sonuçlarını ortaya koyan objektif bir bilimdir. Tarihçi olayların açıklamasını yaparken konu ile ilgili dokümanları (arkeolojik, etnografik. linguistik... vb.) ve olayları meydana getiren toplulukların ruhi durumlarını da dikkate almak zorundadır.

Dinler tarihi ise, tarihle aynı metodları kullanarak dini olayları ortaya koyma bilimidir. Böyle olmakla birlikte, tarihçi ile dinler tarihçisi arasında fark vardır. Şöyle ki; dinler tarihcisi bir dini incelerken hem tarihi, hem de incelediği dinin mahiyetini bilmek, dini bir olayın spesifik ve tarihi aşan (transhistorique) anlamını kavramak zorunda iken, tarihçi için böyle bir zorunluluk söz konusu değildir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, tarihi olaylar bir defaya mahsus olarak meydana gelirken, fenomeni yaratanın süreç olduğu dikkate alındığında, dini olaylar bir defaya mahsus, belli bir zaman ve mekânla sınırlı olarak ortaya çıkmaz. Dini inceleyen biri için ise, tarih tüm fenomenlere bağımlılığı ihtiva etmektedir. Hiçbir dini fenomenin saf halde bulunmayacağını göz önüne alırsak, dini olayları sosyo-kültürel, ve sosyo-ekonomik olaylardan bağımsız düşünemeyiz. Bu sebeple eski Türk dinini anlamak ve kavramak için de onu sadece bir yönü ile değil, birçok yönü ile ele almak zorundayız. Bu kısa açıklamadan sonra eski Türk dini ile ilgili görüş ve düşüncelere geçebiliriz.

Eski Türk dini ile ilgili ana kaynaklar bulmak oldukça zordur. Bu sebeple onların dini inanış ve âdetlerini ve bu konudaki bilgileri ancak kendilerine komşu olan halklardan, onların tuttuğu günlük ve yazdıkları kroniklerden öğrenmekteyiz. Ancak bu kavimlerin de Türkler hakkında verdikleri bilgilerin doğruluğu her zaman tartışma konusu olmuştur.

Eski Türk dini hakkında en önemli kaynak hiç şüphesiz Hoytu Tamir yazıtlarıdır. İlk defa bu yazıtlarda Tanrı'ya Iduk sıfatı verilmiştir. Bu yazıtlardan sonra 732 / 734 yıllarında Orkun ırmağı kenarına dikilmiş olan abideler gelmektedir. Bu abidelerin birer mezar kitabesi olması dini terminoloji olarak çok az kavram içermesine sebep olmuştur. Kuşkusuz kitabelerde zikredilen Tengri, Yer sub, Iduk, Umay, Kut, Küç, Ülüg, Türk Tengrisi kavramları ile bütün bir dini hayatı ifade etmek imkânsızdır.

Türkler 751 yılında yapılan Talas Savaşı neticesinde İslam alemini, Araplar da Türk Dünyasını tanıma fırsatı buldular. Türklerin inanç ve düşünceleri ortaçağ boyunca Müslüman Arap bilgin ve seyyahlarının dikkatini çekti ve onlar bu konu ile ilgili basit gözlemlere dayanan bilgiler verdiler. Ancak bu bilgin ve seyyahlar, semitik dinlerin kendilerine empoze ettiği din anlayışı ile problemleri ele alıp tesbitlerde bulundular. Bunların onunla ilgili önemli tesbitleri ise, Türklerin tek tanrıya inanmış oldukları gerçeği idi.

19. yüzyılda Avrupa’da başlayan dinler tarihi çalışmaları dini fenomenlerin tesbit, yorum ve açıklaması yerine, dinin kaynağının ne olduğu üzerine yoğunlaşmış; Spencer, Taylor, Durkheim, M. Müller vb. bu çalışmalara öncülük etmişlerdir. Daha sonra bu çalışmalar yurdumuzu da etkilemiş ve Ahmed Mithat Efendi bu konuda öncülük etmiştir. Ama ne yazık ki, bu araştırmalarda eski Türk dini ile ilgili hususlara rastlamak mümkün değildir. Yurdumuzda eski Türk dini konusunda ilk çalışma Ziya Gökalp[1] tarafından yapılmış olup, Gökalp bu çalışmasında eski Türk dinine Şamanizm denilemeyeceğine işaret etmiş, hatta bu tezini ısrarla savunmuştur. Ne var ki, Gökalp tarafından ileri sürülen bu tez M. Fuad Köprülü[2] ve A. İnan[3] tarafından bir türlü kabul görmemiş, bunlar eski Türk dinini Şamanizm olarak nitelemeyi ve adlandırmayı uygun görmüşlerdir. Hâlâ günümüz bazı araştırmacıları bu terimi anlamını bilmeden şuursuzca kullanmakta ve kavram kargaşasına sebep olmaktadırlar.

Acaba sık sık sözü edilen Şamanizm nedir? Önce bunun tanımını yapmak gerekmektedir. Eliade’a göre: Şamanizm hem mistik hem büyü hem de kelimenin geniş anlamında din olan arkaik vecd tekniklerinden biridir[4]. Couliano ise bunu bir din olmaktan ziyade, gayesi insanlar âlemine paralel, ancak görünmez ruhlar âlemi ile ilişkili ve beşeri işlerin yönetimin de ruhların desteğini sağlamaktan ibaret ekstazik ve terapötik metodlar toplamı[5] olarak tanımlamaktadır, Burada bir hususu özellikle belirtmek gerekir. O da, Şamanizm’in bir din olması ile, bir dinde Şamanî unsurların bulunup bulunmadığı konusunun birbirlerinden ayrılmasıdır. Zira dinin Şamanizm olması ayrı, bir dinde Şamanî unsurların bulunması ayrıdır.

Başta rahmetli hocam Tanyu olmak üzere, Türk din tarihçileri Şamanizm’in bir din olmadığı, eski Türk dinine Şamanizm denilemeyeceği kanaat ve inancındayız. O zaman şöyle bir soru akla gelmektedir. Madem ki, eski Türk dini Şamanizm değilse, o zaman eski Türk dinini nasıl isimlendirmek lazımdır?

Yukarıda ifade ettiğim gibi, kitabelerde kullanılan terimlerle bir dini tam olarak kavramak, ifade etmek imkânsızdır. Ama burada dikkati çeken temel kavram Tanrı’dır. Şimdiye kadar Türk dini ile ilgili araştırma yapanlar da Türk dininin Tanrı ekseninde şekillendiğinden hareket etmiş, diğer kavramları yarı dini kavramlar olarak görmüşlerdir. Bu durum bir bakıma ikincil kavramların neden oluşamadığı sorusunu akla getirmektedir. Buna şöyle cevap vermek mümkündür Budizm Taoizm, Hıristiyanlık (Nesturilik), Mani dini gibi evrensel dinler Türk düşünce sistemini tahmin edilenden çok daha erken devirlerde etkilemiş, bu dinlerin baskısı altında kalmış olan eski Türk dini, kendi özbenliğini ifade edip ortaya koyacak terminolojiyi oluşturamamış ve bu sebeple de kendini hep ödünç terimlerle ifade etme yolunu seçmiştir. Bu da yeni problemlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bütün bunlar gözönüne alındığında da eski Türk dininde esas kavramın Tanrı olduğu açıktır. Öyleyse Tanrı inanışı üzerinde durmak gerekmektedir.

Hunlar, Gök Tanrı’ya inanıyor, onu daha sonra Kaşgarlı Mahmud’un da ifade edeceği üzere; hem Gök, hem de Tanrı anlamını içeren Tengri kelimesi ile ifade ediyorlardı.[6] Göktürkler de aynı anlamda Tengri kelimesini kullanıyor, Tonyukuk Kitabesi’nde ayrıca Türk Tanrısı kavramına yer veriyorlardı. Burada bir hususu hatırlatmak gerekir. O da bütün Türk boylarının eskiden olduğu gibi, üniversel dinlerle temastan sonra da Tanrı kelimesini kullanmış olmalarıdır. Ancak 762 yılında Mani dinini kabul eden Uygurlar sebebi pek anlaşılmasa da Tanrı kelimesinin başına Kün, Ay, Kün-ay kelimelerini ilave ederek, Kün Tengri, Ay Tengri, Kün-ay Tengri kavramlarını oluşturmuşlardır.Acaba sözü edilen, kendine inanılan bu Tanrı hangi özelliklere sahiptir?

Eski Türkler Tanrı'nın antropomorfik bir özellik taşımadığından hareketle onun resim ve heykellerini yapmamışlardır. İşte bu Tanrı gerek yapılan folklorik araştırmalardan, gerekse kitabelerden anlaşılacağı üzere yaratıcı bir özelliğe sahiptir.

Fonksiyonel olup olmaması açısından bakıldığında ezeli ve ebedi yani bengü, mönke, mengü olan, hakanlara güç ve kut veren, kozmik düzenin, toplumun organizasyonu ile insanların kaderinin kendisine bağlı olduğu Tanrı, Sami kültür ağırlıklı dinlerde olduğu gibi müdahaleci değildir. O, insanların işlerine doğrudan karışmayıp sosyal düzen bozulduğu zaman bu düzenin korunması için bakanlara yardım eder. Bu özelliği ile Türk Tanrısı Deus Otiosus bir karakter arzetmektedir Bu husus daha sonra İbn Sina ve Farabi’nin düşüncesinde de kendini göstermektedir.

Bazı Türk destan ve hikâyelerinde Tanrı’nın çocuklarından bahsedilmekle birlikte, Eliade’ın de ifade ettiği gibi, Türk Tanrı anlayışında kutsal evlilik (hierogamie)e rastlanmaz.[7] Yani Türk Tanrısı Asur, Babil, Yunan ve Roma tanrıları gibi tanrıçalarla evlenmezler. Aslında Türkler’in zihni mentalitelerinde ve dil mantıklarında Sami ve Hint-Avrupa dil ailesine mensup kavimler gibi erkek-dişi ayrımına rastlanmaz. Türkler kainatı bir bütün olarak kavrarlar. İşte bu yüzden Türklerde kadın-erkek ayrımı da yoktur.

Gök Tanrı anlayışının neolitik çağda ortaya[8] çıktığından hareketle günümüze kadar bu Gök Tanrı’nın orijinal şeklini koruyup korumadığı tartışılabilirse de, tarihin ilkel diye nitelendirebileceğimiz teofani (theophanie)leri değiştirdiğini kabul edersek, Harva'nın da belirttiği gibi, Tanrı'nın da ilkel ve belirsiz biçimde kalmadığını ifade edebiliriz. Hatta bu şekillenmede üniversel dinlerle ilişkinin etkili olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu etkilerin hiçbir zaman Tanrı'nın orijinal strüktürünü değiştirmeyi başardığını ise kabul etmek imkânsızdır.

Salamon Reinach başta olmak üzere bir kısım araştırmacı Moğol devri etkisi ile ortaya çıkmış Erlik’i Bay Ulgen’in karşısına yerleştirerek eski Türk dini sisteminin dualist bir karakter arzettiğini ifade etmişlerse de[9], bu görüşe katılmak mümkün değildir.

Eski Türk dini Monoteizm’dir. J. P. Roux bu monoteizmi politeizmle iç içe girmiş bir monoteizm olarak nitelemekte[10], bir bakıma Hıristiyan monoteizmini eski Türk dinine uygulamak gibi bir davranış sergilemektedir. Bu görüşü benimsemek mümkün olmadığı gibi, onu henoteizm olarak nitelemek de imkânsızdır.

Gök Tanrı ekseninde şekillenmiş olan eski Türk dini monoteizmini basit benzetmelerle Hanifilik olarak isimlendirmek de bizce yanlıştır. Bu yanlış ve farklılıkların birinci sebebi; eski Türk yazıtlarının farklı değerlendirilmesi yanında, çok geniş bir coğrafi alanda yaşayan Türk kavimlerinin herhangi birinde tesbit edilmiş inanışların genelleştirilmesi, ikinci sebebi ise; dinin kendi terminolojisi dışında, hemen hiç kullanmadığı terim ve terminoloji ile adlandırılması yoluna gidilmesidir. Eğer bir din kendi terminolojisi dışında başka bir dinin terminolojisi ile izah edilirse, bu, izah edilen dini o dinin kalıpları arasında hapsetmek anlamına gelir ve bu da söz konusu dini anlaşılmaz duruma sokar.

Burada eski Türkler acaba kendi dinlerini nasıl adlandırıyorlardı? diye bir soru sorulabilir. Bu konuda kesin bilgiler olmamasına rağmen Sovyetler Birliği döneminde bazı Türk topluluklarının kendilerinin Şamanist oldukları hakkında nitelemelere karşı çıktıkları bilinmektedir. Kendi dinlerinin isimlendirilmesine gelince, yapılan araştırmalar ve elde edilen dokümanlar gösteriyor ki, eski Türkler dinle iç içe bir hayat yaşıyorlardı. Toplum geliştikçe din de bu gelişmeye paralel olarak gelişiyordu. Günlük hayatın bir parçası olan din, Yahudilik, Zerdüştlük, Budizm... vb. gibi ayrı toplumsal gerçeklik olarak kurumsallaşmamıştı. Bu sebeple olmalı ki, Türkler kendi dinlerine bir isim vermemişlerdir.

Sonuç olarak denilebilir ki, eski Türk dini animistik, totemistik ve atalara tapınma gibi bir takım özellikler gösterse de onu Lev N. Gumilev’in belirttiği gibi halkın Gök Tanrı’ya, aristokratların da atalara tapındıkları[11] şeklinde ikili lir şemaya oturttuğu, nitelik yönünden de bir nevi animatizm olarak ifade ettiği düşünceye katılmak mümkün olmadığı gibi, J. P. Roux’nun dediği gibi Moğol etkisi ile yeniden canlandırılmış bir çeşit Şamanizm olarak da kabul etmek mümkün değildir.Bize göre eski Türk dini, Gök dini, Gök Tanrı merkezli, onun etrafında şekillenmiş,tamamen kendine özgü bir monoteizmdir ve onu ancak Gök Tanrı Dini olarak isimlendirmek mümkündür.

* Prof. Dr. Umay Günay Armağanı. Ankara 1996: 34-39.
[1] Ziya Gökalp: Türk Medeniyeti Tarihi. (Haz. Kazım Yaşar Kopraman-İsmail Aka), İstanbul 1976: 117.
[2] M. Fuad Köprülü: Türk Tarih-i Dinisi. İstanbul 1341: 45 vd.
[3] Abdülkadir İnan: Tarihte ve Bugün Şamanizm. (II. Baskı), Ankara 1972: 1.
[4] Mircea Eliade: Le Chamanisme et Les Techniques Archaique de L’extase. Paris 1951: 14.
[5] M. Eliade, İ.P. Couliano: Dictionnaire des Religions. Paris 1990: 90.
[6] Kaşgarlı Mahmud: Divanü Lügat-it Türk. (Çev. Besim Atalay), Ankara 1986, C. III: 377.
[7] M. Eliade: Traite D’histoire des Religions. Paris 1974: 66.
[8] Paul Poupard: Les Religions (deuxieme Editions). Paris 1989: 34.
[9] Salamon Reinach: Orpheus, Histoire des Religions. Paris 1976: 224.
[10] Jean Paul Roux: La Religion des Turcs et des Mongols. Paris 1984: 123.
[11] Lev N. Gumilev: Drevniya Türki. Moskva 1993: 75.


ben eskiden hangi dinler

zeynep -- 07.04.2008 - 17:32

ben eskiden hangi dinler vardı onu istiyorum


En eski din

xenix -- 07.04.2008 - 23:32

Eskiden çok eskiden paganizm vardı, yani putperestlik. Neredeyse bütün dinlerin temeli budur yani. Etkilerini hala görebilirsiniz.



xenix


Eski Türklerin Dini

kutadgubilig -- 24.06.2009 - 07:36

Yazıdaki görüşlere katılıyorum. ben de eski Türklerin dininin hep söylendiği gibi Şamanizm olmadığına inanıyorum. Türklerin dini TEK TANRI dini idi. zaten o yüzden İslamı benimsemeleri çok kolay olmuştur. Türklerin eski dinlerinin de İslamın öncülü olan dinler olduğu anlaşılıyor.

'TÜRK' adı zaten Tanrıya inanan, RAB'lı, 'imanlı' anlamlarına gelmektedir. aslı TÜRÜK'tür. ÖKÜK-TÜRÜK - Tanrıya inanan, Töreye bağlı Türk demektir. Tarihçi Kazım Mirşan ve Haluk Berkmenin çalışmalarından bu ortaya çıkmıştır. Tarih boyunca Türk demek Tanrı adına savaşan, töreyi(dini-şeriati) savunan kişiler, kavim anlamında kullanılmıştır. (ör. Tanrının kırbacı ATTİLA) belli bir etnisite var olsada, çok önemli değildir. daha çok din-kültür-töre bazlıdır. Türklerde etnik değil kültür-din geni önemlidir. Türkler bu yüzden diğer milletlerle en çabuk kaynaşabilen bir millettir. ırkçılık hiçbir zaman olmamıştır. Ama töreyi, kültürü, dini korumak önemlidir. Yeryüzünde ne zaman Tanrıdan uzaklaşma, sapıtma olsa Tanrı insanları yola getirme görevini Türklere vermiştir. buradan tarihte Türklere bir çok Peygamber gönderildiği anlaşılmaktadır. Dünyada Tanrıya en bağlı kavim Türk kavmi olmuştur.

Türklerde Tek Tanrı inanışında sürekli hareket halinde olmaları, bozkırlarda yaşamaları nedeniyle sürekli gökle başbaşa olduklarından taşınmaz putlar yapmamışlardır. Tanrının gökte ve her zaman olarla birlikte olduğu inancı yerleşmiştir.

Budizmin gelişmesinde de Türklerin rolü vardır. bunu ayrı bir başlık altında incelemeyi düşünüyorum.


Zavallı Türkler

oik0s -- 24.06.2009 - 10:26

Tek tanrı olunca ne oluyor?
Ben keşke şaman kalsalardı diyorum.
Zira doğanın güzelliklerine sahip çıkan animist(veya değil) düşüncenin; yeterince naif, doğaya ve insana saygılı olduğunu düşünüyorum. (Türklerdeki yayla geleneği buna güzel bir örnektir)


Çok ilginç

xenix -- 24.06.2009 - 10:56

"Yeryüzünde ne zaman Tanrıdan uzaklaşma, sapıtma olsa Tanrı insanları yola getirme görevini Türklere vermiştir. buradan tarihte Türklere bir çok Peygamber gönderildiği anlaşılmaktadır. Dünyada Tanrıya en bağlı kavim Türk kavmi olmuştur."


Bu yazdıklarınızla ilgili bir kaynak falan var mı yoksa tamamen duygusal bağlardan dolayı mı bu cümleleri kurma gereği hissetiniz tam anlayamadım. İlk defa duydumda, ilgimi çekti.

xenix


Eski Türklerin dini

kutadgubilig -- 24.06.2009 - 12:14

Türk tarihi incelendiğinde bu ortaya çıkıyor. En eski Türklerin Avrupa ve Orta Asya mağaralarındaki ve taşlardaki yazıları incelendiğinde hemen hemen hepsinin din ile, Tanrı ile ilgili mistik dini damgalar, yazılar olduğu görülmektedir. Bu sitede Haluk Hoca'nın yazılarını okudunuz mu? Bu yazılardan anladığımız Türk hakanları, yöneticilerinin kendilerini, Tanrının görevlendirdiğine ve onun adına iş yaptıklarına, Tanrısal özellikler taşıdıklarına kesinlikle inandıkları görülmektedir. Türk Kralının görevi yeryüzünde TÖRE'nin(düzen, kanun, din, şeriat vb.)devamının, aksamamasının teminidir. Töreyi bozduğuna inandıkları kavimler üzerine savaş açıyorlar. İlk savaş nedeni hiç bir zaman ekonomik olmamıştır.

İLK YAZI BİLE TAMAMEN DİNİ DÜŞÜNCELERİ İFADE ETMEK İÇİN ORTAYA ÇIKMIŞTIR. Bütün eski sanat yapıtlarındaki yazılar tamamen dini yazılardır. Sanat sanat için değil, sanat toplum için anlayışı hakimdir. Bu yazılardan ve kalıntılardan Türklerin hayatının din ile çok iç içe olduğu ortaya çıkmaktadır. Türklerin savaşları da maddiyattan çok bir mefkure-inanç uğruna olmuştur. En son habertürkteki 'tarihin arka odası' programını islediyseniz bu konu işlenmişti. Osmanlının ilk zamanlarındaki 'gaza' kültürü yani.


Kardeşim savaş

Misafir -- 24.06.2009 - 13:00

Kardeşim savaş savaştır.President Bush da öyle düşünmüyor muydu?Tanrı adına düzeni sağlamak.Sen Tanrının düzeni bu dersin o da hayır bu der.Bu mudur olay?


Bush'dan yana mısın?

kutadgubilig -- 25.06.2009 - 09:06

Misafir arkadaşım sen Bush'dan yana mısın? Bush'dan bize ne? elbette biz bizim açımızdan, Türkler açısından Dünyaya bakıyoruz. Her milletin farklı farklı düşünceleri bizi neden ilgilendirsin. Geçmiş, Tarih ortada. Tarihe bakarak yorum yapıyoruz. Ha diyebilirsin 19. ve 20. yy.lar Türk asırları, müslüman asırları olmamıştır, doğru. Peki 21. yy kimin olacak? gözleyip göreceğiz. Batı dünyası(ABD) çöküşe geçmiştir. öne geçme sırası Doğudadır. Bu konularda yazılarımı bekleyiniz..

Doğunun önderi kim olacaktır? Çin?, Hindistan? Rusya? Japonya? İran? mı yoksa Türkiye mi? bence Çin her ne kadar çok hızlı ilerlesede, önder Türkiye olacaktır. Çin'in orijinal bir ideolojisi yoktur. Batıyı taklit etmektedir. nefesi tükenecektir.


şundan dolayı

ixtlan -- 25.06.2009 - 09:13

şundan dolayı ilgilendirebilir mi arkadaşı ve bizi: belki de biz insanızdır sade. türk, ingiliz, fransız, japon falan değilizdir belki. belki de birinin kendini bir milletten görmesi ve kendini başka milletten görenden farklı görmesi tatlı uykular öpücüğüdür sadece, kendine ait olmayan kollektif rüyalara mışıl mışıl bir yoldur belki de,olamaz mı?


demogojiye gerek yok

kutadgubilig -- 25.06.2009 - 10:04

ixtlan demogoji yapmayınız. sizin kişiliğinizin de hiç bir önemi yok o zaman! isim soyisim almanıza gerek yok! hepimiz insanız, ailenizin de önemi yok! hepimiz Türküz! Türk olmanın da önemi yok Dünyalıyız biz! sınırları kaldıralım olup bitsin. madem insansın vizesiz Avrupaya gidebiliyor musun? parmak izini vermeden ABD'ye girebiliyor musun? girsene hadi?ne demek Dünyalı? uzaylıyız biz! sen kendi kendini hümanist rüyalarınla kandırmaya devam et. Dünya gerçekleri senin düşündüğün gibi değil. örtki ölem!


Şimdi

xenix -- 25.06.2009 - 10:19

Sorduğum soruya tam olarak yanıt gelmemiş ama sanırım şunu demek istediniz. Her Türk hakanı aslında bir peygamberdir ve diğer bozulmuş ırkları Gök Tanrı yoluna sokmak için mücadele vermiştir.

Peki bu bağlamda bakıldığında, Türklerin müslümanlığı kabul edene kadar 300 yıl emeviler tarafından katledilmerini neye bağlıyorsunuz? Sanırım birileri (araplar) peygamberliği ve tanrının yolunun devamı için az önce sizin haklı gördüğünüz savaşı Türklerle yapıp zorla dinlerini kabul ettirmişlerdir...

Durum daha da karmaşıklaşmaya başladı. (Birde Türk peygamberlerini merak ettim, bildiğiniz isimler var mı? Asena, Tarkan, Attila vs peygamber olabilirler mi? )

xenix


Türk hükümdarları

kutadgubilig -- 25.06.2009 - 10:36

Türk hükümdarları Peygamber değil elbette. ama kendilerini Tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak görürler. Osmanlı dönemindeki padişahların ünvanlarına bakılınca bu görülebilir; Zillullah-ı fil arz, yani Tanrının yeryüzündeki gölgesi.

Emevilerin Türkleri katlettikleri hikayesi çok yazıldı çizildi ama bu doğru değildir. Hangi kaynakları kullanıyorsunuz? İlhan Arsel veya Turan Dursun'dan aktarıyorsunuz sanırım. Bu iddialar gerçek değildir. Başka tarihçilerden kaynak verebilir misiniz?

Bilinen büyük peygamberlerin hepsi Türk kökenlidir! Hz. Muhammed dahil. Nuh peygamberin oğlu YAFES'in soyudan gelirler. Bu konuda yazı asacağım. bekleyiniz..


ne kadar bilgece laflar

ixtlan -- 25.06.2009 - 10:37

ne kadar bilgece laflar ediyorsunuz. haklısınız kişiliklerimizin bir önemi yok, isimlerimizin bir önemi yok. sınırların da bir önemi yok. o vize mize dedikleri bunların önemli olduğunu düşünen cahillerin eseri. bir tek anlamadığım sanki bunları alay eder gibi söylemişsiniz. sizin bilgeliğinizi paylaşma yolunuz mu bu?


Herşeyden önce

xenix -- 25.06.2009 - 10:49

Kaynaklar o kadar çok ki. Yeterki okumak isteyin ve objektif bakmaya çalışın. Uzun yıllar saklanan gerçekler yüz üstüne çıkmaya başladı.

En basitinden ben size asıl kaynağından bir yazı göndereyim.

Taberi Anlatımları

Aşağıdaki pasajlar doğrudan Taberinin anlatımından alınmıştır.

Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343)

Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar.Ve Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv’e geldiler.

Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle müttefik idi. Kuteybe’nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.

Rivayet ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki oğlunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler.(Syf-344)

Kuteybe dedi: - Vallahi eğer benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar zaman kalmış olsa bunu derim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). ( Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün )
Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi oğulları ki biri Sol ve biri Osman’dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler.hepsi 700 adam idi. Buyurdu başlarını kesip Haccac’a gönderdiler.(Syf-347)
Kuteybe deve palanı demek olur.(Syf-351)

xenix: Buraları kaynakla doldurmak istemiyorum, siz beklediğimiz yazınızı ekleyin, onun altına da çeşitli kaynaklar koyarız.


İslam kılıçla yayılmadı.

kutadgubilig -- 25.06.2009 - 12:30

Sayın Xenix Türklerin müslümanlar tarafından katli konusunda kaynak bakıyorum. Şimdilik aşağıdaki yazıyla idare ediniz. Taberi'den dediğiniz yukarıdaki alıntının doğru olduğunu hiç sanmıyorum. Araştıracağım.

Yahudi-Ateist Yazar : İslam kılıçla yayılmadı
Tarih: 25.11.2006 Saat: 12:16


Papa’nın konuşmasına sadece Müslümanlardan değil, Hıristiyan ve Yahudilerden de çeşitli tepkiler geldi. Biz bunların içerisinde, sağduyulu görüşleriyle tanınan, Yahudi bir ateist olan Uri Avnery’nin yazısını seçtik.

Roma imparatorlarının Hıristiyanları aslanlara attığı günlerden bu yana, imparatorlar ve Kilise’nin tepesindekiler arasındaki ilişkiler çok değişti. 1700 yıl önce imparator olan Constantine, Filistin de dahil, imparatorluğu içinde Hıristiyanlığın uygulanmasını teşvik etti.
Yüzyıllar sonra, Kilise doğu ve batı olarak ikiye bölündü. Batıda, sonraları Papa’ya intisap eden Roma Piskoposu, imparatordan kendi üstünlüğünü kabul etmesini istedi. İmparatorlar ve papalar arasındaki mücadele Avrupa tarihinde çok önemli bir rol oynadı ve halkları böldü. Bazı imparatorlar, bazı papaları sürgün etti, kovdu ya da bazı papalar imparatorları kovdu. … Ancak, imparatorlar ve papaların barış içinde yaşadıkları zamanlar da oldu.

Papa niçin böyle konuştu?
Bugün işte böyle bir dönem yaşamaktayız. Şimdiki Papa XVI. Benedict ile günümüz İmparatoru II. George Bush harikûlade bir uyum içindeler. Geçen hafta Papa dünya çapında yankılanan, büyük bir fırtına yaratacak sözler sarfetti, bu sözler “Medeniyetler Çatışması“ savını doğru çıkarırcasına Bush’un “İslam faşizmine“ karşı Haçlı Seferi ilan etmesiyle tam tamına örtüşüyordu.

265. Papa bir Alman üniversitesinde yaptığı konuşmada Hıristiyanlık ile İslam arasında büyük fark bulunduğunu, Hıristiyanlığın akla dayandığını, İslamın ise aklı yadsıdığını söyledi: Hıristiyanlar Tanrının yaptıklarında mantık bulurlarken, Müslümanlar böyle bir mantığın varlığını reddediyorlardı.

Ben ateist bir Yahudi olarak, tartışmanın polemiğine girmek niyetinde değilim. Zaten Papanın mantığını anlayacak kadar yeteneğim de yok. Gelgelelim, “medeniyetler çatışması“ fayının çok yakınında yaşayan bir İsrailli olduğum için beni ilgilendiren bir noktaya değinmeden geçemeyeceğim.

Papa, İslam’ın mantıktan yoksun olduğunu kanıtlamak için, Peygamber Muhammed’in takipçilerine dini kılıçla yayma emri verdiğini iddia etti. Papa’ya göre bu durum mantık dışı, çünkü inanç bedenden değil ruhtan doğar. Peki, kılıç ruhu nasıl etkiler? Papa, bu tezini güçlendirmek için -onca insan arasından- Roma’ya rakip Doğu Kilisesi'ne mensup bir Bizans İmparatorunu tanık seçiyor ve ondan alıntı yapıyor.

14. yy. sonlarında İmparator II. Manuel Paleologos’un (adını bilmediğimiz ) İranlı bir İslam aydınıyla yazışma yoluyla yaptığı tartışmada kaleme aldığı bir sözü aktarıyor: İmparator tartışmanın harareti içinde muhatabına şöyle demiş: “Muhammed’in hangi yeniliği getirdiğini bana söyleyin, eğer ararsanız, va’zettiği dini kılıçla yaymayı emretmek gibi kötü ve gayrı insani şeyden başkasını bulamayacaksınız.“

Ancak onun bu sözleri üç soruyu beraberinde getiriyor. a) İmparator bu sözleri neden söyledi? b) Söyledikleri gerçeğe uygun mudur? c) Şimdiki Papa durup dururken o sözleri neden tekrarlamıştır?

Öncelikle, imparator o dönemde Osmanlı Türklerinin tehdidi altında idi. Osmanlılar, Tuna’ya kadar gelip dayanmıştı. Birkaç yıl sonra da zaten imparatorluğun başkenti İstanbul, Türklerin eline geçti ve imparatorluğa nokta koydu. O dönemde, Manuel (Bizans imparatoru) Avrupa’nın desteği için propaganda yaptı. Kilise’yi yeniden birleştirme sözü verdi. Hıristiyan ülkeleri Türklere karşı kışkırtmak ve Haçlı seferleri başlatmak için bu sözleri sarf etti.

Bu nedenle, Papanın yaptığı alıntı tam da günümüzün İmparatoru II. George Bush’un ihtiyacına cevap veriyor. Bush Hıristiyan âlemini Müslüman ağırlıklı “Şeytan Üçgeni“ne karşı birleştirme peşinde. Ayrıca, Türkler bir kez daha -ama şimdi barışçı yoldan- Avrupa kapılarına dayanmışlar. Ve herkes Papa’nın Avrupa Birliğine Türkiye’nin girmesine karşı çıkan güçleri desteklediğini biliyor.

Müslümanlar hep hoşgörülüydü...
Ciddi ve ünlü bir teolog olarak, Papa yazılı metinleri yalanlayamaz. Bu nedenle, Kur’an’ın inancın zorla yayılmasını özellikle yasakladığını kabul ediyor olmalıdır. Papa’nın Kur’an’dan alıntıladığı “dinde zorlama yoktur” ayeti, o kadar dolambaçsız ki, birisi çıkıp da bunu nasıl görmezden gelebilir? Papa, açık bir biçimde bu emrin onun peygamberlik yıllarının ilk döneminde geldiğini; ancak onun sonraları inanç yolunda kılıcın kullanılması emri verdiğini iddia ediyor. Ancak, Kur’an’da böylesi bir emir vaki değil.

(Hz.) Muhammed’in, kendisine karşı çıkan Hıristiyan, Yahudi ve diğer Arap kabilelerine karşı kılıç kullanma emri verdiği doğru; ancak bu dinî değil politik bir hareketti ve inancın yayılması değil, toprak elde etme amacına dayanıyordu. İsa şöyle demişti: “Siz onları başkalarına ne yaptıklarından tanıyacaksınız.” Biz de öyle yapalım ve İslamı şu soruyu yanıtlayarak değerlendirelim: Müslümanlar bin yıldan fazla hüküm sürdükleri topraklarda dini kılıçla yayacak kadar güçlüyken, başka dinlere öyle mi yaptılar? Hayır, yapmadılar.
Müslümanlar, yüzyıllar boyunca Yunanistan’ı yönettiler. Rumlar Müslüman mı oldu? Kimse onları İslamlaştırmaya mı çalıştı? Aksine, Hıristiyan Rumlar Osmanlı yönetiminde en yüksek konumlara getirildiler. Bulgarlar, Sırplar, Romanyalılar, Macarlar ve diğer Avrupalı uluslar Osmanlı yönetimi altında Hıristiyan inancına bağlı yaşadılar. Kimse, onları Müslüman olmaya zorlamadı, aksine onlar samimi Hıristiyan olarak kaldılar. Arnavutlar İslam’a geçti, tıpkı Boşnaklar gibi. Ancak kimse onların zorla Müslümanlaştırıldıklarını iddia edemez.

Asıl katliamı Hıristiyanlar yaptı
1099 yılında, Haçlılar, İsa adına Kudüs’ü işgal etti ve Müslümanları, Yahudileri ayrım gözetmeksizin katletti. Ancak, Filistin’in 400 yıl boyunca Müslümanlar tarafından yönetimi sırasında, Hıristiyanlar hâlâ ülkenin çoğunluğunu oluşturuyordu. Bu uzun dönem boyunca kimse onları İslam’a geçmeye zorlamadı. Haçlıların ülkeden ayrılması sonrasında, yerleşimcilerin çoğu Arap dilini ve Müslüman inancını seçti ve bugün onlar mevcut (bazı) Filistinlilerin ataları.

Yahudilere gelince, Müslümanların dinlerini onlara empoze ettiklerine dair hiç bir kanıt yoktur. Çok iyi bilindiği gibi, İspanya Yahudileri Müslüman idaresi altında o güne değin, hatta nerdeyse bugüne değin, hiç bir yerde olmadığı kadar serpilip geliştiler. Arapça yazan Yehuda Halevy gibi şairler harika eserler bıraktı. Müslüman İspanya’da Yahudiler bakan, şair ve bilim adamı oldu. Müslüman Toledo’da Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman akademisyenler birlikte çalıştı ve eski Yunan filozoflarının eserlerini çevirdi. Aslında bu ‘Altın Çağ’ idi. Peki bu nasıl mümkün oldu? Peygamber Muhammed’in “dini kılıçla yaymasıyla” mı?

Ancak esas bundan sonra yaşananları söylemek lazım. Katoliklerin İspanya’yı yeniden fethetmesi ile, tam bir dinci terör havası estirdiler. Yahudiler ve Müslümanlar hain bir seçimle baş başa bırakıldılar: Ya Hıristiyan olmak, ya katledilmek ya da terk etmek. Ve, inancını değiştirmeyi reddeden yüz binlerce Yahudi nereye kaçtı dersiniz? Neredeyse tümü Müslüman ülkelerin kollarını açmaları ile kurtuldu. İspanya Yahudileri Müslüman ülkelere yerleşti, Fas’tan, Irak’a ve o dönem Osmanlı’nın bir parçası olan Bulgaristan’a, Sudan’a kabul edildiler. Hiçbir yerde zulüm görmediler. Holokost’a kadar tüm Hıristiyan ülkelerde var olan engizisyon, katliam ve kitle ölümlerini tatmadılar. Neden? Çünkü İslam (Kur’an)‘ehl-i kitaba’ zulmetmeyi yasaklamıştı. İslam toplumunda, Yahudi ve Hıristiyanlar için özel bir yer bulunmaktadır.

Gerçi Müslümanlarla tamamen eşit haklara sahip değildiler, ama onlarla eşite yakın haklardan yararlanabiliyorlardı. Kendilerine kişi başına vergi [kelle vergisi] konulmuştu, ama bunun mukabilinde askerlik hizmetinden muaf tutulmuşlardı ki, Yahudilerin hepsi bu alış-verişten gayet memnundular. …
Halkının tarihini bilen her dürüst Yahudi kendilerini asıp kesmiş veya “kılıçla“ Hıristiyanlaştırmaya çalışmış Hıristiyan dünyası yanında, Yahudileri elli kuşak boyunca himaye etmiş İslam’a şükrandan başka bir şey duyamaz.

“Dini kılıçla yaymak“ hikayesi kötü bir tevatürdür (uydurma bir sözdür), İspanyanın Hıristiyanlarca tekrar fethedilmesi, Haçlı Seferleri ve Türklerin Viyana’yı almalarına ramak kalmışken püskürtülmeleri gibi Müslümanlara karşı yapılmış büyük savaşlar sırasında Avrupa’da yaygınlaştırılmış bir efsanedir. Papanın o masallara inandığını hiç zannetmiyorum. Eskaza inanıyorsa, Katolik âleminin başındaki bu zat başka dinlerin tarihini öğrenmeye hiç çaba sarfetmemiş demektir. …

(23 Eylül 2006, Gush Shalom)

************************************
URİ AVNERY KİMDİR?

1923’te Beckum (Almanya)’da doğdu. 1933’te babasıyla birlikte Filistin’e giderek Helmut Ostermann olan adını Uri Avnery olarak değiştirdi. Siyasi faaliyete girdi. 1938-42 yılları arasında sağcı askeri örgüt Irgun’da yeraltı çalışmasında bulundu. 1948 Arap-İsrail savaşına asker-komutan olarak katıldı. 1950’den 1990’a kadar, alternatif yayın organı olan, sahibi ve başyazarı olduğu Haolam Haseh’i çıkardı. İsrail parlamentosu Knesset’te iki dönem (65-73; 79-81) milletvekilliği yaptı.

Ardından gençliğindeki aşırı fikirleri bıraktı, laik, solcu-aktivist olarak anılmaya başlandı. 1993’te Gush Shalom (Barış Bloku) adlı İsrail barış inisiyatifini kurmuş bir eylem adamıdır.


İslam'ın "cihad" fikrine

Marsseh -- 25.06.2009 - 14:04

İslam'ın "cihad" fikrine karşı hristiyanlığın "haçlı ruhu"....ikisinin de hareket ettiği tüm kıtalarda esas ve nihai amacı "politik" olmuştur....birinin yayılmacı anlayışının diğerinden daha iyi olduğunu söylemek zor...karşı yazarlar bulmak mümkün olacaktır.


Ben size

xenix -- 27.06.2009 - 11:48

700 lerden kaynak getiriyorum siz bana 2006 dan? Kaldı ki yahudi bir ateistin yorumunu nasıl kaynak olarak sunuyorsunuz o da ayrı konu... Bu devirde 3-5 kuruşa isteyen istediğine istediğini yazdırır.

Bence de araştırın tarihi...

xenix


"kutadgubilig" iyiki

Misafir -- 24.07.2009 - 16:33

"kutadgubilig" iyiki yazılar yazıyorsun yoksa doğru bilgiye ulaşmak için zıt görüşlerin olması gerekliliğini unutacaktık.


gerçeğin ışığı

kutadgubilig -- 24.07.2009 - 17:44

Teşekkür ederim misafir arkadaşım. Üstad Namık Kemalin deyişiyle 'barika-i hakikat müsademe-i efkardan çıkar' yani 'gerçeğin ışığı fikirlerin çarpışmasından çıkar'mış.


http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm


....

arthad -- 10.08.2010 - 16:28

Çıkan dinler neden hep ezilmiş ırklardan hiç düşündünüz mü?

o ayaklanmalar ewt politik ancak içinde inandığı dini yayma durumu apaçık ortada..Ve bu durumda da birçok insan inançları red ettiği için sözde inançlılar tarafından kılıçtan geçirilmiştir.! Bunların arasında birçok türk de vardır..Açın okuyun araştırın.Yıllarca korkularının arkasına gizlendiler bakın artık gerçekler su yüzüne çıkmakta.Artık şu arapların oynadığı oyunlara gelmeyin...


Eski Türk Dini

Altayli -- 11.02.2011 - 03:35

Türk Tarihinin hiç bir evresinde putperestlik yoktur.


Bu da klişenin babası.

Misafir -- 25.04.2011 - 19:58

Bu da klişenin babası. Neymiş, Türkler tek Tanrılı dine inandğı için hemen müslüman olmuş!!! sakın kılıç zoru ve zorbalıkla olmasın??? Biz Kök Tengriye inanıyoruz kardeşim, araba değil.


Bu ne yahu! dinden başka

Toruk Makto -- 25.04.2011 - 23:14

Bu ne yahu! dinden başka şey konuşulmayacak mı bu forumda. Bıraktığımdan beri değişen hiç bir şey olmamış. Kullanıcılar haricinde. Dini forumlarda bile bu kadar din konuşulmuyor. Nedir dinlerle alıp veremediğiniz? ya da nedir eksikliğini hissettiğiniz? İnsan neyin eksikliğini hissediyorsa onu konuşur! Bir kelimei şahadet getirip deneyin bakalım, nasıl hissedeceksiniz?


Doğru, insan neyin

Misafir -- 26.04.2011 - 11:31

Doğru, insan neyin eksikliğini hissederse onu konuşur:))


Tengri

Kardan adam -- 26.04.2011 - 18:08

Bizde Tanri olarak Araplarin Allah sozcugu yerine kullanilan Tengri sozcugu Kazakistanda, belki de tum Asyada cok eskilere dayanan bir sozcuktur. Paulo Cohelco Zahir adli romaninda Tengriyi bir Kazakin agzindan soyle tanimlamis: Gokyuzu tapinimi. Bu, tek tanrili dinlerdeki yuce bir ruhsal sey anlaminin disinda, doganin kendisi, bir tur dinsiz bir dindir.

Tek tanrili dinlerin tanrisi Islamda Allah, protestanlarda God, Katoliklerde Signore veya Dio denilen tanri sozunun Kazakistan dilindeki karsiligi Kudaydir. Araplarin Allahi ise, degisik yorumlara gore Al Ilah veya Kabenin eski putlarinin en onemlisi olan Al Lat tan turemis.

Kazak sozcugunun sozluk anlami gocebe'dir. Kazak gocebeleri isgalciler tarafindan din degistirmek zorunda kaldilarsa da eski inanclarini surdurmeye devam ettiler. Gokyuzunun griyken bile mavi oldugu bu topraklarda Kudaya inanmakla birlikte Tengrinin de her zaman ve her yerde oldugu fikrini asirlar boyu surdurduler ve surduruyorlar. Cohelcoya gore Tengriyi dogadan ayri tutamazsin, onu bir kitabin arasina koyamazsin, dort duvar arasina hapsedemezsin.

Tengri bu ucsuz bucaksiz steplerin gokyuzu ile birlestigi bu topraklarda varligini surdurur.


müslümanlık ve türklük

ZANZİBAR -- 06.10.2011 - 01:13

dinler ilk dinden bu güne kaç zaman geçmiştir.ayrıca türklüğün tarihi bu dinlerden ne kadar daha eskidir.önce bunun bilinmesi lazım.dinler de insan zekasının ürünü toplumları yönetmek için kullanılan sosyolojik yöntemlerden başka birşey değildir. dinler tarihine bakarsanız musa sı davudu isa sı nuh u falanı filanı hep aynı kavmin zürriyeti.adamlar mısır imparatorluğunu çökertmek için olmadık bir hikaye uydurmuşlar o gün bu gündür o buluşun patenti kimde ise bu dünyayı bu günde aynı kavimler yönetmektedir. çalı benimle konuştu ooh bu toprağı sana ve zürriyetine vaad ediyorum..promised land muhabbeti böyle bir söz veren emlakçı zihniyetli bi tanrı olabilirmi.oğuz kağanın türklük duasını hepiniz bilirsiniz keşke ey tanrı güzel tanrı gök tanrı diye başlayan duasını tanrı benimle konuştu diye sonuca ulaştırsa idi de menşei bize ait olan bi dine ait olurduk bizde..çünkü müslümalık türk ırkına uygun bi format değil bence..hatta dünya üzerinde hangi değerli topraklarda yaşayan kavimler varsa atın bu formatı gerisine karışmayın.adam zaten yediği zokanın ve cennet cehennem miti nin hayali ile ne bilimle ilgilenir ne de ırkının özelliklerini taşır bu sayede o çok korktuğu cehennemi atacağınız fosfor bombası ile bu dünya da yaşatırsınız.bu aralar bir değerli büyüğümüzün pek dillendirdiği biklişe var kudüsün kaderi istanbulun kaderidir aslında bu büyüğümüz istemeden gerçeği yumurtluyor arap gibi yaşarsan tabiiki arabın kaderini paylaşırsın


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -