Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Gen Bencildir

delete

Richard Dawkins, 1976'da yayımlanan "Gen Bencildir" adlı kitabında evrimin itici gücünün genler olduğunu açıkladı. Bencil gen kavramı, bilim dünyasında yanlış anlamalara ve karmaşaya yol açtı. Güçlü, ama yanlış anlaşılmaya yol açabilecek bir metafor. Bencil genler kavramının gelişimini inceliyoruz...

1976 yılında Oxford Üniversitesi'nden genç bir öğretim üyesi, insanların gerçek doğası ile ilgili rahatsız edici iddialar ortaya attı. "Bizler, hayatını sürdürmeye çalışan makineleriz" diyordu, "Gen denilen bencil molekülleri korumaya programlanmış robotlardan farkımız yok."

Son yüzyılın en ünlü bilim kitaplarından birinin önsözünde yer alan bu sarsıcı cümle, yazarını uluslararası üne kavuşturdu. Richard Dawkins, şu sırada Oxford Üniversitesi'nde profesör ve muhtemelen Darwin'in evrim kuramının en etkili savunucusu.

Bu çarpıcı iddianın ortaya atıldığı kitap "Gen Bencildir", ilginç ismi sayesinde yüksek satış rakamlarına ulaştı. Ancak, bu isim aynı zamanda büyük yanlış anlamalara da yol açtı. Pek çok kişi, Dawkins'in keşfinin, insanlar dahil bütün canlıların sadece kendi hayatını düşünen ve hayatlarına devam etmek için, taşıyıcılarını kurban etmek dahil her şeyi yapabilecek, "bencil genler" tarafından kontrol edildiğini açıklayan bir kuram olduğunu düşünüyordu.

Oysa gerçek daha farklı. "Gen Bencildir", evrimi en iyi şekilde anlamak için, genlerin bencil varlıklar gibi düşünülmesi gerektiğini iddia eden bir kitap. Dawkins, ne genlerin gerçekten bencil olduğunu ve bilinçli hareket ettiğini söylüyordu; ne de evrimi destekleyen kanıtlar bulduğunu iddia ediyordu.

İnsanların bencil genlerinin isteklerine karşı koyamayacak kadar güçsüz varlıklar oldukları ise, anlatmak istediği en son şeydi. Gerçekte Dawkins, evrime genleri temel alan bir bakış açısıyla yaklaşma fikrini daha geniş kitlelere tanıtmak istiyordu. Bunu yaparken, bilim dünyasındaki en güçlü, ama yanlış anlaşılmaya uygun metaforu ortaya koydu.

"Bencil gen", Darwin dahil pek çok evrimciyi uğraştıran bir sorunun çözümü yolunda bir girişim aslında. Darwin, "Türlerin Köken"i (1859) başlıklı en ünlü kitabında, varlığın devamı için yapılan mücadelenin, sadece en dayanıklı canlıların geçebileceği bir "filtre" görevi gördüğünü söylüyordu. Bu canlılar, hayatı sürdürmeye elverişli özelliklere sahip nesiller ürettiklerinden, evrim devam ediyordu.

Ancak, Darwin evrimin acımasız kuralına meydan okuyan canlıların varlığından haberdardı. Bu canlıların, yavrulayacak kadar uzun süre yaşama şanslarını azaltan "cesaret" gibi özellikleri vardı. Peki bu özellik neden varlığını sürdürüyordu? Örneğin neden kuşlar, saldırı olasılığını artırsa da tehlike anında yüksek sesle ötüyorlardı ya da arılar neden yuvalarını korumak için kendilerini feda ediyorlardı?

1871 tarihli "İnsanın Kökeni" adlı kitabında Darwin, evrimin bireyler değil gruplar düzeyinde işleyen bir süreç olduğu fikrini ortaya koydu. Bu durumda, yukarıda sözü edilen "cesaret", bireyin değil türün hayat mücadelesinde rol oynayan bir özellikti.

İlerleyen yıllarda, Darwin'in "grup seleksiyonu" düşüncesi bir hayli popüler hale geldi. 1960'lı yıllarda, İskoç doğabilimci Vero Wynn-Edwards, grup seleksiyonu fikrinin, nüfusu çok fazla arttığında, ekin kargasının üremeyi durdurmasını açıkladığını söyledi. Bu davranış, genetik anlamda, tek bir karga için çok anlamsızken, tüm grubun hayatta kalması için gerekli görülüyordu.

Bu düşünce, herkesi ikna edemedi: Grup seleksiyonunu eleştirenler, çiftleşmenin durmasını, yeterli beslenemeyen kargaların çok sayıda yumurta bırakamamalarına bağlıyordu. 1960'lı yılların ortasında grup seleksiyonu yeni kuşak biyologlar tarafından eleştirilmeye başladı. Bu biyologlar, böyle davranışların ve evrimin, yaşamın en temel birimi, yani genler temel alınarak düşünülmesi gerektiğinde ısrar ediyorlardı.

Darwin'in evrim kuramını oluşturduğu dönemde, genler hakkında ciddi kanıtlar yoktu. Bu konudaki ilk kanıtlar 1866 yılında, bitkilerle deney yapan Avusturyalı keşiş Gregor Mendel tarafından ortaya kondu. Darwin'in kuramı için hayati önemi bulunmasına rağmen, Mendel'in çalışması ölümünden uzun bir süre sonrasına kadar görmezden gelindi. 1960'lı yılların başında DNA yapısı keşfedildiğinde, genler biyolojide ilgi odağı haline geldi.

Genlerin evrimdeki rolüyle ilgilenen etologlar (hayvan davranışlarını inceleyen bilim insanları), genleri uzun yıllardır süren gizemin yanıtı olarak gördüler: Genler, "doğal seleksiyon"un ne şekilde işlediğini aydınlatabilirdi... Yanıt, koşullara göre değişkenlik gösteriyordu; bazen bireyler, bazen de hayvan grupları, bazen de bir türün tamamı etkili oluyordu. Wynn Edwards'ı eleştirenlerin de işaret ettiği gibi, eldeki kanıtlar pek inandırıcı değildi.

Her şey karmakarışıktı; biraz düzen için sorulara tek bir yanıt bulunması gerekliydi... Genler, evrimin ana etmeni olmak için güçlü adaylardı. Ancak, zamanında Darwin'i de meşgul eden büyük bir sorun vardı: canlıların özverili davranışları. Genler, gerçekten doğal seleksiyonun gerçek odağı olarak kabul edilirlerse, bir sonraki nesle aktarılmalarını engelleyecek davranışları açıklamak zorlaşıyordu.

1964 yılında, Oxford Üniversitesi'nden kuramcı William Hamilton'un yazdığı bir makale ile bu alanda önemli bir gelişme yaşandı. Hamilton, öğrenciliği sırasında okuduğu bir makaleden yola çıkmıştı. Bu makalede, genetikçi JBS Haldane, şakayla karışık, iki kardeşi ve sekiz kuzeni için kendi hayatını feda edebileceğini söylüyordu. Şakanın gerisinde bir genetik gerçek vardı: Kardeşler, ebeveynlerinin genlerinin kopyasını taşırlar. Dolayısıyla, kardeşlerden biri, diğer ikisinin hayatı için kendini feda ederse, gen takımlarından yalnız biri kaybolurken diğer ikisi korunur. Genlerin bakış açısına göre, bu durum hepsinin birden yok olmasından daha iyi. Bu hesaba kuzenler de dahil edilirse, onlar uzak akrabalar olduklarından, daha çok hayatın kurtarılması gerekli.

Bir anda özverili davranışlar sonucu genlerin aktarılması bulmaca olmaktan çıktı. Bireyin ölümü, daha fazla sayıda gen takımının devamını sağladığından, özveri anlamlı hale geldi. Hamilton, bu fikirle ilgili araştırmaları, hayvanlar dünyasından seçilmiş örnekler yerine, matematiksel ayrıntılarda yaptı. Genlerde fedakârlık hakkındaki kuramı kanıtlamayı başardı. Bu kuram, kendilerini kurban eden genlerin nasıl yaygınlaştığını gösteriyordu. Yaygınlaşma, kurtarılan hayat sayısına, akrabalığın yakınlık derecesine ve özverinin bedeline bağlı olarak değişiyordu.

Hamilton, böylece, özverinin genetik anlamda "akrabalık seleksiyonu" ile açıklanabileceğini gösterdi. Darwin'in bulmacası da çözülmüştü. Hamilton'un çalışması, "Türlerin Kökeni"nin ardından evrim kuramındaki en büyük buluş olarak kabul gördü.

Ancak o yıllarda, grup seleksiyonu düşüncesi hâlâ etkiliydi ve Hamilton, kendi düşüncelerini kabul ettirmekte zorluklarla karşılaşıyordu. 1966 yılında, Amerikalı evrim biyoloğu George C. Williams'ın "Uyum ve Doğal Seleksiyon" adlı kitabı yayımlaması dönüm noktası oldu. Bu çalışma sayesinde, grup seleksiyonuna ilişkin karmaşık veriler aydınlığa kavuştu. Williams, grup seleksiyonunun evrim üzerinde çok küçük bir etkisi olduğunu gösterdi. Ona göre, evrimi anlamanın en iyi yolu, mümkün olan en düşük seviyede, yani genler düzeyinde düşünmekten geçiyordu.

Oxford Üniversitesi zooloji bölümü mezunu Richard Dawkins, Hamilton ve Willimas'ın çalışmalarından etkilenenler arasındaydı. Genler düzeyinde çalışmanın, gücü ve inceliğinden etkilenen Dawkins, bu düşünceyi daha geniş bir kitleye tanıtma ihtiyacı duydu. Bunu yapmak için, esrarengiz örneklerle matematiği bir araya getirip insanlara sunmanın bir yolunu bulması gerekiyordu. Bir metafora ihtiyacı vardı, bu noktada yardımına "bencil gen" düşüncesi yetişti...

"Bencil gen" metaforu, edebi bir araç olarak çok parlak bir fikirdi. "Gen" gibi soyut bir kavramı, bedenlerimizde gizlice dolaşıp kendi geleceğini garantiye almaya çalışan varlıklar halinde sunuyordu. Dawkins, bu metaforu balıkların intiharından, babunların cesaretine uzanan geniş bir yelpazedeki canlı davranışlarının açıklanmasında kulandı.

Dawkins'e göre yalnızca bir tür, bütünüyle "bencil gen"ler tarafından yönetilmiyordu: insanlar... Milyarlarca yıllık evrimden sonra, bencil genler kendilerine karşı koyabilecek bilince sahip bir canlı oluşturmuşlardı.

İnsan davranışlarını genlerle açıklama girişimleri, işte bu yüzden hatalıydı. Başka bir etken daha gerekliydi. Dawkins bu etkenin, insan topluluklarını şekillendiren inanç, gelenek ve ahlak birikimi, yani "kültür" olduğunu söylüyordu. Dawkins, pek çok bilim insanının yanında, 1970'li yılların başında "gen-kültür ortak evrimi" kavramını ortaya koyan İtalyan genetikçi Luigi Cavalli-Sforza'dan etkilenmişti.

Bu düşünceye göre, dünyanın bir bölgesinde mandıracılığın gelişimi gibi bir kültürel değişiklik, sütün içindeki laktozun sindirimi için ihtiyaç duyulan genlerin kalıcılığını etkiliyordu.

Dawkins "Gen Bencildir"in son bölümünde, genetik ve kültür arasında paralelliğe işaret ediyor. Buna göre, kültürün aktarımı "meme" adı verilen, ebeveynden çocuklara taklit yoluyla geçen "kültürel genler" aracılığıyla da gerçekleşebiliyor. Meme, bencil genlerin amaçlarını her zaman desteklemiyor.

Bir daha gelmeyecekleri lokantalarda bahşiş bırakmak, yaşamlarını hasta ebeveynlerine bakmaya adayan evlatlar gibi pek çok insanın davranışları genlerin bencilliğine meydan okuyor. Dawkins kitabının son cümlesinde şöyle diyor: "Dünya üzerinde yalnızca biz insanlar, bencil genlerin zorbalığına karşı başkaldırabiliyoruz."

Dawkins hep mesajının yanlış anlaşılabileceğinden endişelendi. Bu endişesi de zamanla gerçekleşti. Pek çok okur, Dawkins'in yaratıcı "bencil genler tarafından programlanmış robot" tanımından, insanların genlerin emirlerine hiçbir şekilde karşı gelemeyecekleri sonucunu çıkardı. Örneğin, bir yorumcu şunları yazmıştı: "Bu insanlar hakkında duyduğum en soğuk, insanlık dışı ve kafa karıştırıcı görüş." Bu sonuç, aslında Dawkins'in anlatmak istediğinin tam tersiydi.

"Gen Bencildir", yıllar boyunca bilimsel ve ahlaki anlamda saldırılara uğradı. Darwinciler, Dawkins'in evrimin genler düzeyinde düşünülmesi gerektiği düşüncesindeki ısrarını eleştirdiler. Hatta bir düşünür, "canavarca sorumsuz" bir ahlak anlayışını savunduğu gerekçesiyle Dawkins'i kınadı.

Bilimsel dayanakları bulunsa da, ağır eleştirilerin pek çoğu genler ve insanlar hakkındaki yanlış anlamadan ve Dawkins'in bu yanlış anlamayı düzeltememesinden kaynaklanıyor. İnsanların, genlerin emrettiği şekilde davranmaya mecbur kaldıklarını söylemek, ancak bacaklara sahip olmamızı sağlayan genler nedeniyle her yere yürüyerek gitmemiz gerektiğini söylemek kadar anlamlı. Aklımız bizlere yolculuk yapmak için başka yöntemler bulma olanağı sunuyor.

Dawkins son 25 yılını, "bencil gen" kavramıyla gerçekte anlatmak istediği mesajı aktarmaya harcadı. Bugün, hepsi olmasa da, pek çok genetikçi Darwin'in büyük kuramının en iyi genler düzeyinde anlaşılabileceğine ikna olmuş durumda. Gün geçtikçe artan sayıda araştırmacı, insanların dinsel inanışlardan, fobilere kadar pek çok davranışının aktarıldığı "meme" kavramının etkilerini inceliyor.

Dawkins, bencil gen metaforunu ortaya koyarak, kendisi de gelecek nesillere aktarılacak güçlü bir "meme" yarattı. İronik olansa, bu memenin kendi yaratıcısında hüsrana yol açması.


Richard Dawkins'in Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler

tersinim -- 11.06.2012 - 08:58

Richard Dawkins 26 Mart 1941 yılında Kenya'nın Nairobi şehrinde dünyaya gelmiştir.

Clinton Richard Dawkins İngiliz uyruklu etolog, yazar, evrim kuramcısı olarak tanınır. Kendisi Oxford Üniversitesi'nde zooloji profesörüdür.

Dawkins bilimin halkça anlaşılması için oluşturulmuş Oxford Üniversitesi Charles Simonyi kürsüsünde profesör ve aynı zamanda New College bilim kurulunun üyesidir.

1976'da yayımlanan The Selfish Gene (Gen Bencildir) adlı kitabında doğal seçilim'in bireyler ya da türler seviyesinde değil, genler seviyesinde incelenmesi gerektiğini savunmuştur.

Aynı kitapta, mem kavramını ortaya atarak bugün memetik diye bilinen bilim dalının kurucusu olmuştur.

1982'de yayımladığı The Extended Phenotype (Genişletilmiş Fenotip) adlı kitabında, fenotipi vücutla eş anlamlı gören geleneksel görüşe karşı çıkmış, bir organizmanın kendi vücudu dışında oluşturduğu yapıların da (kuş ve termit yuvaları gibi) o organizmanın genleri tarafından inşa edildiğini, dolayısıyla organizmanın fenotipine dahil edilmesi gerektiğini savunmuştur.

Evrim, yaradılışçılık ve din konularındaki fikirlerini açıklamak için pek çok popüler bilim kitabı yazmış ve pek çok televizyon programına katılmış olan Dawkins, tutkulu bir ateizm savunucusu olarak da ünlenmiştir.

2006'da yayımladığı The God Delusion (Tanrı Yanılgısı) adlı kitabında tanrının varlığı ve dinlerin gerekliliği için öne sürülen geleneksel savlara karşı çıkmış ve ateist bir dünya görüşünü savunmuştur.

Richard Dawkins'in herhangi bir taassuba kaçmadan başta gen bencildir kitabı olmak üzere ulaşabildiğimiz tüm eserlerini bilimsel yöntemlerle eleştireceğiz.


Gen Bencil mi?-2 Richard

tersinim -- 11.06.2012 - 08:59

Gen Bencil mi?-2

Richard Dawkins Gen Bencildir kitabının önsözünde:

Şempanze ve insanın evrimsel geçmişlerinin yaklaşık yüzde 99.5 ortaktır. Yine de birçok mantıklı insan şempanzeye eğribüğrü, tuhaf bir yaratık olarak bakar ve kendisini Mutlak Yaradan'a ulaşmak yolunda bir basamak taşı olarak görür.

Evrimci için böyle bir şey olamaz. Bir türü diğer bir türden üstün kılacak hiç bir nesnel dayanak yoktur.

Şempanze ile insan kertenkele ile mantar hepimiz; üç milyar yıl kadar önce doğal seçilim olarak tanıdığımız bir süreç içinde evrimleştik.

Her tür içerisinde kimi bireyler diğerlerinden daha çok sayıda yaşamını sürdürebilen döl vermişlerdir.

Buna bağlı olarak da üreme bakımından başarılı olan bireyin kalıtsal özellikleri (genler) bir sonraki nesilde sayıca artmıştır diye yazar.

Dawkins Bencil Gen ismini verdiği kitabının hemen başında (önsözünde) yazdığı yukarıdaki cümleyi şempanzelerden insana olan evrimi birebir gözlemlemiş (inkar edilemez bir gerçek) gibi kesin bir dille yazmıştır.

Taraftarları için evrim en büyük gerçektir. Evrim ile çelişen, evrimi yalanlayan hiç bir bilimsel bulgu olamaz. Olursa bilimsel değildir.

Evrimciler genelde en baştan yaratılış teorisi öngörülerine kapılarını açılmamak üzere kapattıklarından kendilerini rastlantılarla oluşan varoluş düşüncesinin dar ve sığ hapishanesine kapatırlar, tek yönlü düşünmeye tek yönlü sonuçlar almaya zorlanırlar.

Akıl ve bilim dışı, genelde saçma fakat evrim paralelinde kimi varsayımları, hayal ürünü senaryoları yadsınamaz gerçeklermiş gibi kabul etmeleri ve savunmaları bu nedenledir.

Fark edileceği gibi bu mantık; (tek yönlü olduğundan) sert bir dille eleştirdiği; akıl, mantık ve bilim dışı olmakla suçladığı karşıt teorilerin mantığıyla temel yönünden aynıdır.

Bir bakıma karşıt teorileri, varoluşu yaratılışa indirgeyerek kolaycılığa kaçmakla suçlarken aynı büyük hatayı kendisi de düşmüş, varoluş rastlantılarla oluştu kolaycılığını kaçmıştır.

Fakat bilim kanıt ister.

Doğruluğu şüpheli varsayımları kesin gerçekler gibi kabul edip bulguları buna uygun yorumlar, kanıtlar diye akla, mantığa, bilime uymayan; genelde hayal ürünü şöyle oldu böyle oldu senaryolarını gösterirseniz bu bilimsel bir yaklaşım olmaz. Olsa olsa koyu bir taassup olur.

Tek yönlü düşünce ise taassup olarak tarif edilir ve bilimin en büyük düşmanıdır.

Materyalistlerin materyalizmi (tabiî ki evrim teorisini) bilimsellikten çıkarıp bir din haline getirmeleri bu nedenledir.

Dawkins gibi evrim teorisi taraftarları elbette ki insanların şempanzelerden evrimleştiğini (ve diğerlerini) inanabilirler. Buna ne bizim, ne de bir başkasının herhangi bir itirazı olamaz. İnanç özgürlüğünü yürekten inananlardanız.

İtirazımız Dawkins'in inancını bilimsel bir gerçekmiş gibi gösterme çabalarınadır.

Bir evrimciye göre evrim bilimin annesi babası, teyzesi amcası; diğer ifade ile her şeyidir.

Fakat henüz kanıtlanmamış, soru dağları altında ezilen bir teori bilimin hem annesi hem babası nasıl olabilir?

Henüz kanıtlanmamış varsayımları inkârı mümkün olmayan gerçeklermiş gibi kabul edip, bulguları bunlara uygun yorumlarsanız; keskin dillerle eleştirdiğiniz, yobazlık olarak tarif ettiğiniz tek yönlü düşüncenin, diğer ifade ile taassubun en koyusunun içine düşmüş olursunuz.

Eleştirdiğiniz, yobazlıkla, geri kafalılıkla suçladığınız kişilerden bir farkınız olmaz.

Dawkins’in yukarıdaki ifadesi evrimcilere özgü bir şöyle oldu böyle oldu edebiyatının klasik bir örneğidir.

Kesinlik ifadeli bir üslupla yazılmıştır ama (bilimsel bulgulara dayanmadığından) genelde hayal ürünü senaryoların bileşkeleridir.

Gerçekten de insanlar şempanzelerden mi evrimleşti?

Dawkins gibi taassup sahibi evrimcilerin bu soruya verdikleri cevap kesin bir evettir. Bunda (kendilerine göre kanıtlar ortaya koyduklarından) en küçük bir şüpheleri dahi yoktur.

Fakat aklı başında, bilimsel tarafsızlığını yitirmemiş gerçek bilim insanları yukarıdaki soruyu (önemi nedeniyle) yanıtlarken çok derin düşünürler, konuyu enine boyuna irdelerler, daha da önemlisi gerçek bilimsel kanıtlar ararlar.

Hayal ürünü, genelde şöyle oldu böyle oldu edebiyatı olan sahte kanıtlara itibar etmezler.

Eğer bilimsel kanıtlarla desteklenmiyorsa varsayımlar gerçek olamazlar. Olsa olsa bir teori yada da hipotezdirler.

Gerçek olmayanları inkarı mümkün olmayan gerçeklermiş gibi tanımlamak, daha da kötüsü diğer bulgulara gerçekliğinden şüpheli bir varsayımı bir mihenk taşı olarak kullanıp değerlendirmek çok büyük hata ve hatta bilime ihanet olur.

Bütün mantıksızlığına rağmen evrime inanan taassup sahibi bazı kişiler dışında bu varsayıma (bilimsel kanıtlara dayanmadığından) aklı başında hiç kimse inanmaz.

Bunun nedeni de şempanzelerle insanlar arasında aşılması mümkün olmayan pek çok engellerin olmasıdır. Her iki canlı ayrı ayrı türlerdir.

Dawkins'e (ve diğer evrimcilere göre) insanların şempanzelerden evrimleştiğinin en büyük kanıtı %99'a varan genom benzerliğidir.

Yukarıdaki genom benzerliği oranını doğru, gen şifre sayısını 5 milyar kabul edersek şempanzelerle insanlar arasındaki farklılık (toplam gen şifre sayısının yüzde biri) elli milyon olur.

Elli milyon farklılıkta maymunlarla insanlar arasındaki farklılıkların tümünü rahatlıkla ifade eder.

Kaldı ki fiziksel benzerlikleri olan iki canlının genom benzerliğinin olması son derece doğaldır.

İlginç olan ise insanla yaşamın yakın geçmişinde (örneğin on milyon yıl öncesinden) evrimsel yönden herhangi bir bağlantının olmadığı canlılarla yüksek denebilecek oranlarda (örneğin nematod solucanlarıyla %60) genom benzerliğinin olmasıdır.

Bu konuda kangurulardan tutun da ahtapotlara kadar pek çok örnekler verilebilir.

Evrimci öngörülerini doğru kabul edersek bütün bu canlıları maymunsulardan sonra insanların evrimsel yönden maymunlardan sonra en yakın akrabaları kabul etmemiz gerekecektir.

Ayrıntılı bilgi isteyen okuyucularımız insanın evrimi bölü-mündeki yazıları göz atabilirler.

Canlılar arasındaki yapısal benzerlikler tüm canlıların aynı malzemeden (karbon temelli en element ve bileşiklerinden) var edilmiş olmaları nedeniyledir.

Tüm evren (varsa diğer canlılar) bu elementlerden oluşmuştur. Bunun başka bir yolu yoktur.

Kimi canlılar arasındaki anatomik benzerlikler (örneğin organ benzerlikleri) benzerlikler oranını artırabilir.

İnsan maymun genom benzerliği dış görünüş benzerliği kadar benzer organlara sahip olmamız nedeniyledir.

Bir evrimci benzerliklerin evrime kanıt olduğunu ısrarla vurgular. Böylesine basit bir gerçeği evrime kanıt olarak göstermek ancak olayları tek yönlü bakma alışkanlığında olan evrimci mantığıyla mümkün olabilir.

Fakat öyle durumlar vardır ki hiç bir benzerlik olmadığı halde evrimsel bir bağın kurulması gerekir.

Bu gerçekte benzerliklerin evrime kanıt olduğu varsayımını temelden çürütür.

Çünkü yaşamın temelleri olması gereken prokaryot ve ökaryot hücreler arasında en küçük bir benzerlik dahi yoktur.(Prokaryot ökaryot hücreler bölümüne bakınız)

Genom benzerlikleri üzerine yapılan araştırmalar evrim teorisini rahatlıkla alt üst edebilecek sonuçlara ulaşmıştır. (ilgili konulara bakınız)

Tersinim teorisinin bu öngörüsü bilimsel gerçeklerle birebir uyuşur.


Devamı var.


Xenix

gamaro -- 11.06.2012 - 09:48

Xenix aşkım,

Yanılmıyorsam ben bu arkadaşa, 10 sorucukluk ve temel düzeyde bir biyoloji testi yapmayı teklif etmiştim.

Sahi ne olduydu balım?

:)


Gen Bencildir Kitabına

tersinim -- 12.06.2012 - 07:18

Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler-3

Evrim teorisine göre insanlar maymunsulardan evrimleşmiştir. Bu varsayımı doğru kabul edersek bu süreç içinde günümüz maymunlarının da evrimleşmiş olmaları gerekir. Diğer ifade ile insanlar ile günümüz maymunlarının ortak atası maymunlardan daha maymun bir garip canlı olmalıdır.

Maymunsularla (Dawkinsin örneğine göre şempanzelerle) insanlar arasındaki aşılması mümkün olmayacak kadar büyük, derin ve geniş yapısal farklılıklar vardır.

Örneğin maymunsular 48, insanlar ise 46 kromozomludur.

Bir evrimci için (elbette ki Dawkins için) bu kromozom sayı farklılığı sorunu maymunsuların bir çift kromozomunun telomerlerinden ayrılmamak üzere birleşmesi sonucu ortadan kalkmıştır.

Evrimciler bu varsayıma (maymunsuların bir kromozomunun birleşmesi, bu yolla kromozom sayısının 48 den 46 ya inmesi varsayımına) kanıt olarak doğal olan ve evrimle uzaktan yakından ilgisi olmayan genom benzerliklerinden bir bölümü gösterirler.

Fakat tarafsız; aklını, mantığını kullanabilen herhangi bir insan bu varsayımda bazı yaman çelişkilerin olduğunu hemen fark eder.

Bir çift kromozomu birleştiği iddia edilen canlı evrim teorisine göre olgun yaşta bir australopiketus (evrim teorisine göre maymunlardan insanlara evrimin en alt atası kabul edilen canlı) olmalıdır.

Bu tür çok hücreli canlı bedenlerinde yaklaşık iki yüz trilyon hücre vardır ve bu hücreler (kas hücreleri, sinir hücreleri, kan hücreleri, kemik hücreleri vb.) çeşitlidir.

Her hücreninde kendine özel bir çekirdeiği, çekirdeğinde bir DNA'sı, DNA'nında kromozomları vardır.

O zaman sormak gerekir.

Telomerler yoluyla bir çift kromozomu birleşen DNA hangi hücrenin DNA'sıdır?

Hayali en güçlü bir evrimci bile tüm hücrelerin bir çift kromozomunun birleştiğini iddia edemez. Çünkü bu iddia makro mutasyona uğrayan bir maymunsunun (örneğin üzerine yıldırım düşen bir australopiketusun) bir anda insana dönüşüverdiği anlamına gelir.

Tüm hücre kromozomların zaman içinde kademeli olarak birleştiği varsayımı ise pek mantıklı olmaz.

Bunun nedeni bu tür değişim gösteren hücrelerin canlı vücutlarında tutulmayacağı, savunma korunma mekanizmalarıyla dışlanacağı, hemen imha edileceği gerçeğidir.

Canlı vücutları yabancı olarak algıladıkları bir hiçbir oluşumu bünyelerinde tutmazlar. Buna izin vermezler.

Bu konuda evrimciler (her şey yolunda gitse bir çift kromozom birleşse bile) çok basit bir gerçeği de nedense göz ardı ederler.

Bu basit gerçekte 48 kromozomlu bir maymunsunun bir çift kromozomu birleşince kromozom sayısının 46 değil (23 çift artı tek) 47 olacağıdır.

48 kromozomun iki çifti aynı anda birleşirse sayısı 46ya ancak iner. Bu da kromozom birleşme mucizesi aynı anda iki kere gerçekleşmesi demektir.

Fakat aynı anda iki mucize gerçekleşse bile değişime uğrayan iki yüz trilyonluk bir bedendeki herhangi bir hücre olursa bu hücrenin evrime neden olması düşünülemez.

Bir çift kromozomu birleşen hücrenin yeni aşılanmış bir embriyo olması da bu gerçeği değiştirmez.

Rastlantılarla bir çift kromozomu birleşen hücre bir üreme hücresi (örneğin bir dişi yumurta hücresi) olsa netice değişir miydi?

Canlımız bir maymunsu olduğuna göre normal bir dişinin yumurtası 24 kromozomludur. Bir çifti birleşince kromozom sayısı 23e iner ki bu da evrimin istediği sayıdır.

Fakat maymunsular pek çok canlı gibi eşeyli üreyen canlılardır.

Diğer ifade ile uğradığı makro mutasyonlar sonucu yumurtasındaki kromozom sayısı 23 e inen dişimize bir de erkek lazım olur.

Bu nedenle aynı mucize senaryonun bir de erkek maymunsu için oluşması gerekecektir.

Fakat bu tür canlılarda bir erkek atmığında iki yüz elli milyon civarlarında sperm bulunur.

Spermlerden birinin ve hatta bir kaçının yine makro mutasyonlarla kromozomu birleştiğini varsaysak bile bu spermler yumurtayı aşılar mı?

Aşılasa bile 46 kromozomlu bir embriyo 48 kromozomlu bir anne bedeninde yaşayabilir mi?

Yaşadığını kabul edersek bu bir maymunsunun bir insan doğurduğu anlamına gelecektir.

Böyle bir oluşum mümkün müdür?

Görüleceği gibi bir mucizeler dizimi olarak tanımlanabilecek bu rastlantısal oluşumları hayal gücümüzü kat be kat aşarak olabildiğince zorlasak, en olmayacakları olur kabul etsek bile 48 kromozom 46 kromozoma indirilememektedir.

Richard Dawkinsin olabildiğince basitleştirerek birkaç cümle ve bir kaç şema ile geçiştiriverdiği bu sorun gerçekte evrimin önünde aşılması mümkün görülmeyen ulu dağlar gibi durmaktadır.


= = =

Evrimcilerin maymunsulardan insanlara evrimin bir başka kanıtı ise hemoglobin molekülünün evrime!(gerçekte tersinim) uğramış yapısıdır.

Bakınız, kendini konunun uzmanı zanneden bir evrimci bu konuda neler yazıyor:

-İnsan DNA'sında hemoglobin beta genlerinden birisi bozuktur. Yapı olarak beta genine benzese de dizilimi farklıdır ve protein kodlaması yapamaz.

İşte bu bozuk gen ne tesadüf ki şempanzede de vardır.

Bakın Prof. Michael Behe ne diyor:

-İnsandaki bu genin başlarında, genin deaktive olmasına neden olan iki tane belirli nükleotid değişikliği vardır. Şempanze geninde de tam olarak aynı değişiklik vardır.

İnsan geninin biraz ilerilerinde bir yerde belirli bir harf eksiktir, burada eksilme mutasyonu olmuştur. Tam da aynı harf şempanze geninde de bulunmamaktadır. İnsan geninin sonlarına doğru bir harf daha kayıptır. Bu harf şempanze geninde de kayıptır."

Ve bakın nasıl devam ediyor yine kendisi:

"-İnsan ve şempanze DNA'larındaki aynı genlerdeki aynı pozisyonlarda aynı hatalar...Eğer bir ortak ata ilk olarak bu mutasyonel hatalara sahip olup sonrasında bu iki modern türün doğuşuna neden olduysa, bu durum bu iki türün neden bu hatalara sahip olduğunu açıklayacaktır.

Şempanzeler ile insanların ortak ataya sahip olduğu görüşüne daha kuvvetli nasıl bir delil olabileceğini hayal etmesi zor...

Geriye kalan birkaç bilmeceye rağmen Darwinin, Dünya üzerindeki tüm canlıların biyolojik akrabalar olduğuna yönelik tespitinin doğruluğundan şüphe etmek için hiçbir sebep yok. " (Michael Behe, The Edge of Evolution, syf. 71)


Devamı var.


Tersinim

Kambur Kerim -- 12.06.2012 - 10:08

Dünya yaklaşık beş milyar yıl yaşında. Şimdi 4,3,2, ve bir milyarı da geçtim. Yüz milyonu da geçtim, gel 65 milyon yıl öncesine, işte bu zamanda dinazorlar yok oldu.

Şimdi dünyanın her tarafında bulunan yüzlerce dinazor fosili bulunurken modern insana dair bir fosil, iskelet, bir kafatası göster bana! Yok mu?

Peki 65 milyon olmasın, 50,40,30, hatta son 10 milyon yıla kadar gel günümüzden. Bu zaman dilimi içinde bullunan modern insana ait bir fosil göster! Aaa yine mi yok.

Neden yok bu fosiller? Çünkü cenabı hakkın hikmetinden sual olunmaz!

Sizin gibileri sonsuz uzaya göndermek lazım. Hatta orada da bir kara deliğe gömmeli.

Allahınıza dua edin de ben etik kurula girmeyeyim, Eğer seçilirsem her yıl bir tek gün zırvalama günü ilan edeceğim sonsuzda, ancak o zaman çıkabilirsiniz ortaya. O tarih de 30 şubat olacak.


Sevgili!! evrimcilerimiz

tersinim -- 12.06.2012 - 17:07

Sevgili!! evrimcilerimiz yazılarımıza yerme, sövme karalama edebiyatı dışında pek cevap vermeye yanaşmazlar.

Nedeni ise yazdıklarını TERSİNİM lehine kulanmamızdır.

Gerçekten de Tersinim Teorisinin en BEREKETLİ materyal ve bilgi kaynakları pek sevgili evrimcilerimizdir.

Kambur bey kardeşimiz yukarıdaki yazısıyla istemeden, bilmeden de olsa YARATILIŞIN BİR DÜZEN İÇİNDE GERÇEKLEŞTİĞİNİ onaylamış.

Sevgili kamburumuz 50 60 milyon yıl öncesine kadar insan türü canlıların bulunmadığını yazar ki doğrudur.

Diğer ifade ile insan türü canlılar (memeliler) bu tarihten sonra yaşam sahnesine çıkarlar. Bu tarihten sonra mevcut canlılardan (sürüngenlerden) evrimleşmeleri gerekir.

O zaman sevgili kamburumuza soralım.

Sürüngenler soğukkanlı canlılardır. Memeliler ise sıcakkanlı.

Sürüngenler yumurtlarlar. Memeliler ise doğurur.

vb. vb.

Aralarında evrim mekanizmalarıyla aşılması mümkün olmayan ÇOK BÜYÜK, DERİN, GENİŞ VE AYRINTILI farklılıklar vardır.

DERİN İLMİNİZLE BU FARKLILIKLARIN EVRİM MEKANİZMALARIYLA NASIL GERÇEKLEŞTİĞİNİ DE BİR AÇIKLAYAVERSENİZ SEVGİLİ KAMBURUM?



Tersinim bu son sözüm, sana yanıt vermek zaman kaybı benim için.

Kambur Kerim -- 12.06.2012 - 17:28


''YARATILIŞIN BİR DÜZEN İÇİNDE GERÇEKLEŞTİĞİNİ onaylamış.''

Ben böyle birşey demedim demagoji yapma üç kuruşluk zırva cehaletinle, düzen varsa sizin oralarda sen bi tarafını kolla.

''Dilimin sınırları dünyamın sınırları anlamına gelir'' (Wittgenstein)


Şş! terso.. bak beri. O

KaptanMosey -- 12.06.2012 - 17:52

Şş! terso.. bak beri. O dediklerin başka evrimsel kilometretaşlarının yanında büyük değişiklikler falan değil. Daha yüksek besin ihtiyacı ve görece yüksek metabolizma hızıyla sıcakkanlılık sağlanır. Aynı şekilde hem sürüngenelr hem de memeliler amniyottur. Yani embriyoları ve etrafını saran sıvı bir zarla dış çevreden soyutlanmış canlılardır. Aslında bu bu amniyon zarının evrimleşmesi karaya çıkış sürecinin de en önemli adımlarından biridir. Memeliler sadece bunu bir level daha ileri götürüp "yumurta" çatlayana kadar bunu vücut içinde taşımaktadırlar.

Aslında amfibiyumlardan amniyotların evrimleşmesi bu bahsettiklerinden daha büyük ve daha önemli bir adım olmasına rağmen senin dünyadan bhaberin olamdığı için saçmalıyorsun.

Öğrenmek istiyorum de, bildiğimiz kadarını anlatmaya çalışalım. Cahilliğine bize işkence etme burada. Bu zırvalarını git bi blog falan aç oralarda yaz. Tekrar tekrar saçmalıklarına cevap vermek istemiyorum.


YAZDIKLARIMIZ KİŞİSEL

tersinim -- 12.06.2012 - 18:26

YAZDIKLARIMIZ KİŞİSEL FİKİRLERİMİZ DEĞİLDİR.

EVRİMCİ AMCALARINIZDAN, TEYZELERİNİZDEN ALDIKLARIMIZDIR.

SÖVERKEN ONLARA SÖVÜYORSUNUZ.

HABERİNİZ OLA.


Hadi ordan citröen:)

gamaro -- 12.06.2012 - 18:32

Hadi ordan citröen:)


Evet ben zaten bilim adamı

KaptanMosey -- 12.06.2012 - 19:07

Evet ben zaten bilim adamı olduğumu iddia etmiyorum. Onların yayınlarını okuyorum aklımda kalanları falan da burada aktarıyorum.

Bu vasıfsız halimle teori falan üretmiyorum, haddimi biliyorum.


alıntılarımızda sevgili

tersinim -- 12.06.2012 - 19:12

alıntılarımızda sevgili GAMARO'danda var.

Okursa belki hatırlar.

Merci.


"Bu konuda evrimciler (her

gamaro -- 12.06.2012 - 19:58

"Bu konuda evrimciler (her şey yolunda gitse bir çift kromozom birleşse bile) çok basit bir gerçeği de nedense göz ardı ederler.Bu basit gerçekte 48 kromozomlu bir maymunsunun bir çift kromozomu birleşince kromozom sayısının 46 değil (23 çift artı tek) 47 olacağıdır.48 kromozomun iki çifti aynı anda birleşirse sayısı 46ya ancak iner. Bu da kromozom birleşme mucizesi aynı anda iki kere gerçekleşmesi demektir. "

Sen hastasın:)


"-İnsan DNA'sında

gamaro -- 12.06.2012 - 20:23

"-İnsan DNA'sında hemoglobin beta genlerinden birisi bozuktur. Yapı olarak beta genine benzese de dizilimi farklıdır ve protein kodlaması yapamaz.

İşte bu bozuk gen ne tesadüf ki şempanzede de vardır.

Bakın Prof. Michael Behe ne diyor:

-İnsandaki bu genin başlarında, genin deaktive olmasına neden olan iki tane belirli nükleotid değişikliği vardır. Şempanze geninde de tam olarak aynı değişiklik vardır.

İnsan geninin biraz ilerilerinde bir yerde belirli bir harf eksiktir, burada eksilme mutasyonu olmuştur. Tam da aynı harf şempanze geninde de bulunmamaktadır. İnsan geninin sonlarına doğru bir harf daha kayıptır. Bu harf şempanze geninde de kayıptır."

Ve bakın nasıl devam ediyor yine kendisi:

"-İnsan ve şempanze DNA'larındaki aynı genlerdeki aynı pozisyonlarda aynı hatalar...Eğer bir ortak ata ilk olarak bu mutasyonel hatalara sahip olup sonrasında bu iki modern türün doğuşuna neden olduysa, bu durum bu iki türün neden bu hatalara sahip olduğunu açıklayacaktır.

Şempanzeler ile insanların ortak ataya sahip olduğu görüşüne daha kuvvetli nasıl bir delil olabileceğini hayal etmesi zor...

Geriye kalan birkaç bilmeceye rağmen Darwinin, Dünya üzerindeki tüm canlıların biyolojik akrabalar olduğuna yönelik tespitinin doğruluğundan şüphe etmek için hiçbir sebep yok. " (Michael Behe, The Edge of Evolution, syf. 71)"


Evet, bu benim mesajımdı. The Edge of Evolution'dan yapılmış alıntıyla birlikte.

M. Behe'yi tanır mısın, kimdir nedir bilir misin?

Naaptın şimdi, cevabın ne?

Şu mu?

Allah babamız insanı da şempanzeyi de ayrı ayrı ve mükemmel olarak yarattı..

Ee, sonra?

Sonra ikisine de, hemi de harfi harfine aynı hataları koydu.

Evet, koydu:)

Sen harbi gerizekalı mısın yahu?

Ayrıca Ebubekir nerde?

:)


Gen Bencildir Kitabına

tersinim -- 12.06.2012 - 20:24

Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler-4


Örneğin pek çok canlı organizma C vitamini sentezleyebildiği halde bazıları sentezleyemez.

İnsanlar ve şempanzeler de C vitamini sentezleyemeyen gruptandır ve bu vitamini dışarıdan almaya bağımlıdırlar.

İşte bu durum karşısında evrim teorisinin bir öngörüsü vardır; evrim teorisi der ki, eğer insan ve şempanzenin ortak atasında meydana gelen bir mutasyon C vitamini sentezleyen geni işlevsiz kılmışsa, bu genin bozulmuş kopyalarının insan ve şempanzede ortak olarak izlenmesi gerekir. Sonuç mu? Hem insanlar hem şempanzeler, diğer memelilerde C vitamini sentezinde görev alan genin bozulmuş bir kopyasına sahiptirler. (Hani hazretleri tesadüf ve istatistik hesaplarını çok seviyorlar ya, onu da yazalım tabi bu arada; hem insan hem şempanze genomunda aynı genin bozulmuş kopyalarına rastlanma ihtimali nedir biliyor musunuz? milyon kere milyon kere milyonda bir filan işte..)

Oysa evrim teorisi öngürdü ve öngörüsü doğru çıktı. Peki ya yaratılışçıların bu konuda bir öngörüsü var mı? Var efendim, hiç olmaz mı; Tanrı öyle yaratmış işte buyuruyor.

Dikkatli bir okuyucu kendini konunun uzmanı zanneden bu evrimcimizin gerçekte evrimin kanıtlarını değil TERSİNİMİN kanıtlarını gösterdiğini, tersinimi kanıtladığını hemen fark edecektir.

Örneğin:

İnsan geninin biraz ilerilerinde bir yerde belirli bir harf eksiktir, burada eksilme mutasyonu olmuştur. Tam da aynı harf şempanze geninde de bulunmamaktadır. İnsan geninin sonlarına doğru bir harf daha kayıptır. Bu harf şempanze geninde de kayıptır cümlesi doğru ise mutasyon oluşmadan önce BU GEN EKSİKSİZDİR. Tersinim sonucu bir harfi EKSİLMİŞTİR.

Evrim değil tersinim söz konusudur.

Ve yine:

İnsan ve şempanzenin ortak atasında meydana gelen bir mutasyon C vitamini sentezleyen geni işlevsiz kılmışsa, bu genin bozulmuş kopyalarının insan ve şempanzede ortak olarak izlenmesi gerekir.

Buyuruyor.

C vitamini SENTEZLERKEN oluşan mutasyonlar sonucu SENTEZLEYEMEMENİN evrim değil tersinim olduğu açıktır.

Bu ara tersinimi bir kez daha tarif edelim.

Tersinim düzen ve sistem sahibi oluşumların zaman içinde bozulmaya, eskiyeme, azalmaya, yıpranmaya vb..uğramasıdır.

Tersinim negatif olan bu tür değişimlerin genel ifadesidir.

Tersinim karmaşa ve düzensizliklerde gözlenmez. Tersinimin gözlendiği olgular kesinlikle sistem ve düzen sahipleridir.

Evrim için on milyonlarca seneyle ifade edilen uzun süreçler gerekli olduğundan birebir gözlenip, sınanamaz. Diğer ifade ile evrim materyalist bilim anlayışının en önemli kuralına (gözlem ve deneylerle sınanma kuralına) uymaz.

Taraftarları gözlenip sınanamasa da evrimin yaşamın aşamalarını gösteren fosiller gibi kanıtlarla ispatlandığı iddiasındadırlar ama bu da son derece şüpheli ve o kadar da yetersizdir.

Bu gün evrim ve öngörüleri cevapları temelini teşkil eden pek soruya cevap verememekte, temelsizlik üzerindeki varlığı taraftarlarınca yapay yöntemlerle devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

Halbuki tersinim uzun süreçlere gerek görmez. Anlık olaylarla bir kaç on senelik süreçler yeterlidir. Bu nedenle kolaylıkla gözlenip sınanabilir.

Tersinim teorisi materyalist bilim mantığının en önemli kuralına harfi harfine uyar.

Örneğin hastalanıyoruz, her an bir şeylerimizi yitirip ihtiyarlıyoruz. Sonuçta kaçınılmaz olarak ölüp gideceğiz.

Fabrikasından yeni aldığımız araba kullansak da kullanmasanız da zaman içinde bozuluyor.

Bunlar benzer ya da benzemez milyonlarca örnek verilebilir.

Düzen ve sistemler ne kadar ayrıntılı ve hassas olursa tersinimin etkisi o kadar güçlü olur. Bu tür düzenli sistemlerin başında canlılık gelir.

Bu nedenle tüm canlılar korunma savunma ve çevreye uyum mekanizmalarıyla donanmışlardır. Canlılar bu mekanizmaların yardımıyla tersinim etkisini en aza indirmeye çalışırlar.

Canlılar arasında gözlemlenen mücadele gerçekte varlıklarını eksiksiz olarak koruma mücadelesidir.

Tüm düzenli sistemlerde gibi sistemli düzenliliğin en hassas ve ayrıntılı gözlendiği canlılıkta evrim söz konusu bile değildir.

Canlılar zamsan içinde değişime uğrarlar ama bu değişim her zaman evrim değil az ya da çok tersinim yönündedir

Sonuçta evrimcilere naçizane tavsiyemiz:

Türlerden türlere geçilemeyeceğini kabul ediniz.

Çünkü türler milyonlarca ayrıntılardan oluşmuş temel şablonların bütünselliğinden meydana gelmişlerdir.

Türlerden türlere geçiş için milyonlarca ayrıntının en azından kısmen değişip yeni şablonlar oluşturması ve bu şablonların bir başka canlı türü için yeniden örgütlenmesi gerekecektir ki bu da imkansız kere imkansızdır.


Devam edeceğiz.


GÖRDÜN MÜ GAMARO'CUĞUM

tersinim -- 12.06.2012 - 20:26

GÖRDÜN MÜ GAMARO'CUĞUM YAZDIKLARINI YUKARIYA ALIVERDİM. VE SENİ NASIL KULLANDIĞIMI GÖSTERDİM.

BİR KEZ DAHA MERCİ.


Bu herif harbi manyak..C

gamaro -- 12.06.2012 - 20:32

Bu herif harbi manyak..

C vitamini diyor şimdi de, yine benim mesajımdan yaptığı alıntıyla..

Ulen dümbelek, ne diyon yani; Adem babamız yeryüzüne indiğinde C vitamini geni sağlam mıydı?

Sonra?

Meme çizgisinden bahsetmiştim hani sana..

Eee?

Sekiz tane de memesi mi vardı?

:)


Yazdıklarımı yukarı

gamaro -- 12.06.2012 - 20:33

Yazdıklarımı yukarı aldın demek bir daha..

E demiştim zaten; Alışın iyi.

:)


Hepimizi ters yüz ettin

peyote -- 12.06.2012 - 20:42

Hepimizi ters yüz ettin tersinim. :)))
Gamaro'yu kullandın demek. Nası diyorlar, "eline, yüreğine sağlık" :)))))))))))


Hahahaha:)) Bunna buluşulup

gamaro -- 12.06.2012 - 20:48

Hahahaha:))

Bunna buluşulup bişey de içilmez ha.

Kesin hap filan katar kolama.

:)


BİLİMSEL BİR MAKALEYE

tersinim -- 12.06.2012 - 20:48

BİLİMSEL BİR MAKALEYE VERİLEN CEVAPLARIN zavalllığına bakın.

Biz işimize devam edelim.


Gen Bencildir Kitabına

tersinim -- 12.06.2012 - 20:52

Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler-5

Konuları ve gerçekleri evrimin öngörülerine uygun olarak eğip bükmek, kimilerini olabildiğince maddeye indirgeyerek basitleştirmek, kimilerine ise yine evrimin gereklerine uygun olarak olabildiğince karmaşıklaştırıp içinden çıkılmaz hale getirmek evrimcilerin bilinen taktiklerindendir.

Richard Dawkins buna bağlı olarak da üreme bakımından başarılı olan bireyin kalıtsal özellikleri (genler) bir sonraki nesilde sayıca artmıştır diye (kesin bir dille) yazabildiğine göre bu konuda güçlü kanıtlara sahip olmalıdır.

Fakat Dawkins herhangi bir kanıt göstermez. Bu nedenle yukarıdaki cümlesi evrimcilere özgü bir şöyle oldu böyle oldu edebiyatıdır ve bilimsel bir değeri yoktur.

Bilindiği gibi üremeler canlı türlerinin yenilenmesidir. Kalıtsal özelliklerini eksiksiz olarak diğer nesillere aktarmaları gerekir.


Bir canlı kalıtsal özelliklerin diğer nesillere artırarak aktarabilir mi?

Kalıtım kanunları ve canlılardaki değişmezlik ilkesi bu soruya kesin bir dille hayır cevabını verir.

Canlı gen havuzlarını zenginleştiren hiçbir mutasyon gözlenmemiştir.

Canlılar korunma, savunma ve bağışıklık sistemleriyle dış etkenlerin (mutasyonların) olumsuz etkilerinden kendilerini korumaya çalışırlar.

Yapılan bilimsel gözlemlerin sonuçları zenginleşme bir yana fakirleşme (tersinim) yönündedir.

= = =

Richard Dawkins Gen Bencildir kitabı için düş gücüne seslenmek üzere tasarlandığını fakat bir bilim kurgu olmadığını bilimin ta kendisi olduğunu iddia eder.

Richard Dawkins' göre canlılar (dolaysıyla biz insanlar) birer yaşamkalım makineleri, genler adıyla bilinen bencil moleküllerini körü körüne korumak için programlanmış robot araçlarıdır.

Dawkins'e göre insanlar da dahil tüm canlılar genlerin kontrolünde yaşarlar, ürerler ve ölürler.

Bu arada yukarıdaki ifadenin tersinim teorisinin canlılar varoluşlarındaki yapılarını korunma, savunma ve bağışıklık sistemleriyle korumaya çalışırlar öngörüsünün paralelinde gibi görünürse de (insan söz konusu olduğunda) bazı yönlerden ayrılır.

Öncelikle Richard Dawkins'n bu varsayımına (insanlarda dahil tüm canlıların genlerin kontrolü altında olduğu varsayımına) katılmadığımızı belirtelim.

Katılmama nedenimiz ise insanları hayvan denen diğer canlılardan ayıran farklılıkları görmemiz, bilmemiz ve inanmamızdır.

Tersinim teorisine göre insanlarda ruh ve nefis (can) denen iki metafizik güç vardır. Nefis (can) tamamen genlerin kontrolünde olabilir ama ruh değildir.

Ruh insanları hayvanlardan ayıran insansı meziyetlerin kaynağıdır.

İnsan dışındaki hayvan denen diğer canlılar genlerin kontrolü altındadırlar. Genlerin emrettiklerini yapmaya şartlanmışlardır.

Örneğin bir hayvanı kızdırırsanız kızar, korkutursanız korkar. Hiç bir zaman duygularını ve duygularının yönlendirdiği hareketlerini kontrol altında tutmaz. Buna gerek duymaz. Böyle bir kontrol yapma yeteneği yoktur.

Ama insan öyle değildir.

Duyularını, hareketlerini kontrol altında tutabilir. Örneğin kızarsa kızmanın normal kabul edilen hareketlerini yapmaktan kendini alıkoyabilir.

Duyu ve hareketlerini kontrol etme sadece insanlara özel insansı meziyetlerin sonuçlarıdır.

Söylemek istediğimiz kısaca şudur.

Hayvanlar genlerinin kontrolü altındadırlar, bu nedenle hareketlerinden sorumlu değildirler ama insanlar bu yönden hayvanlardan farklıdırlar. Zaten bu nedenle insandırlar.

İnsanlar gensel tepkimeleri insansı meziyetleri sayesinde kontrol edebilirler. Tam karşıtı tepki verebilirler.

Diğer ifade ile insanlar genlerinin esiri değildirler.

İnsanları da hayvanlar gibi genlerinin kontrolünde zanneden Dawkins çok kötü bir şekilde yanılmaktadır.

Richard Dawkins'n bu kitabı yazma amacının insansı meziyetleri ret ve inkar ederek insanlarında genlerinin kontrolünde birer hayvan olduğunu kanıtlama amaçlı olduğu kesindir.

Bu kavramda (insansı meziyetlerin inkarı kavramı) evrim teorisinin temellerinden biridir.

Dawkins aklı sıra insanları hayvan mertebesine indirgeyerek bilimsellikten çıkarıp bir din haline getirdiği teorisini kanıtlama çabasındadır.

Dawkins kitabının önsözünde bir türü diğer bir türden üstün kılacak hiç bir nesnel dayanak yoktur diye yazarak bu amacını en baştan açığa zaten vurmuştur.

İnsanı meziyetleri kaldırıp atarsak insan denen ÖZEL canlının bir hayvandan farkının olmayacağı açıktır.

Fakat insansı meziyetler yoktur demekle bunu iddia etmekle, insansı meziyetler yok olmaz.

Çünkü insansı meziyetler vardır, biz bunu inkarı mümkün olmayacak bir şekilde gözlemliyoruz, daha da önemlisi YAŞIYORUZ.

Devamı var.


He canım, işine devam et

gamaro -- 12.06.2012 - 21:20

He canım, işine devam et sen.

:)

Bu arada kullanmak deyince..

17-18 yıl öncesinden bişeyler geldi aklıma..

Lombak mıydı, le-man mıydı şimdi tam hatırlayamadım, ama o dergilerden birinde "manyak" öyküler kaleme alan bi karikatürist vardı.

Hem çizer hem yazardı.

Gülsüm Abi ve arkadaşları:)

İnşaat işçisiydiler, nam-ı diğer: amele.

Birgün Gülsüm Abi bi iş aldı.

Villa boyamaca..

Ve ekipten birini yolladı.

Genç, zayıf, uzun boylu bi çocuk.. çaldı kapıyı ama, o da ne?

Villacı zengin tayfa seks partisinde..

E baktılar tabi, kara yağız değişik bi tip.. Gel dediler buna gel.

Gitti o da.

Sonrası malum, yer misin yemez misin vesaire:)

Villanın boyası bi kaç gün daha devam etti böyle.

Ve bizimkisi her daim büyük bir özveriyle..

Neyse:)

Ama bişey oldu sonra..

Gülsüm Abi birgün boya bitti mi diye habersiz eve gelince...

Acıdı elemena.

Valla..

Ve haykırdı o anda; Bunlar zengin oolum, seni kullanıyorlar, sıkılınca kirli bir mendil gibi çöpe atacaklar, yapma!!

:)

Bizimkisi afalladı tabi, bilemedi ne yapsam ne etsem..

Bir yanda usta, öte yanda sayısız manita..

Ve terminatör'ün ne yapacağına karar veremeyen o hali gibi..

Gitti geldi, gitti geldi..

Ve nihayetinde gür bir sesle inleterek ortalığı; Kullanın ulan beni!..

Dedi:)

Vah tersinimim vah, sen de beni kullandın demek, helaldir ama klavyeye dikkat:)




Gen Bencildir Kitabına

tersinim -- 13.06.2012 - 04:51

Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler -6

Dawkins ayrıca canlılığı konu edinen biyoloji ilminin gizemin (bilinmeyen, henüz meçhul olanın) ta kendisi olduğu itirafında bulunur.

Bulunur ama gerçekliği kanıtlanmamış henüz teori ya da hipotez aşamasında kalmış bir takım olguları (örneğin evrimin temellerini ve mekanizmalarını) inkarı mümkün olmayan gerçeklermiş gibi göstermekten de geri kalmaz.

Bu tutumu ile yukarıdaki itirafı (biyolojinin gizemin ta kendisi olduğu itirafı) birbiriyle çelişir. Tam olarak bilmediklerinizi gerçekler diye takdim edemezsiniz.

Richard Dawkins’e göre Charles Darwin neden yaşadığını bilmeyen insanlık için çevreyi aydınlatan bir Güneştir. Onun ışıklarıyla bilimin yolları aydınlanmıştır.

Charles Darwin’in yazdığı, evrimin temellerini ortaya koyduğu Türlerin Kökeni kitabındaki bazı saçmalıkları, tutarsızlıkları görmezlikten gelerek neden yaşadığını bilmeyen insanlığa gerçeği arama yolunda yeni bir yön verdiğini, yeni bir boyut kazandırdığını kabul etsek bile sonuçta ortaya konulanlar kanıtlanmış gerçekler değildir, şüpheli varsayımlardır.

Gerçekliği kanıtlanmamış, bu nedenle şüpheli varsayımları bilimin tek gerçeği olarak kabul edip, tüm bulguları buna endekslemek, buna uygun yorumlamaya çalışmak ne kadar doğru ve bilimsel olur?


Bu tutum aynı zamanda aklı, mantığı dolaysıyla bilimi doğru olduğu şüpheli tek bir yöne odaklamaya zorlama olur ki bu bir taassuptur.

= = =

Dawkins’e göre Darwin’in doğal seçilim yoluyla evrim kuramı doyurucudur.

Yine Dawkins’e göre Darwin varoluşla ilgili zor soruya bir yanıt sağlar ki bu şu ana kadar verilen en olası yanıttır.

Fakat Dawkins’in bu sonuca ulaşmasının şaşırtıcı bir yanı yoktur.

İki cevaplı bir sorunun cevaplarından birini en baştan ret ve inkârla yok kabul ederseniz diğer cevabı (bilim ret etse, akıl ve mantık dışı olsa dahi) doğru olarak kabule mecbur kalırsınız.

Biz buna tek cevaplılığa (alternatifsizliğe) mahkum olma diyoruz ki diğer adı taassuptur.

Bir bilim insanı olduğunu duyduğumuz Dawkins’in tek yönlü bir seçim yapmadan önce diğer cevabı da dikkate alması, bilimsel kanıtlar gösterilerek çürütmesi beklenirdi.

Fakat o diğer cevabı yok kabul etmiş, aklını mantığını kendi eliyle tek cevaplılığın (alternatifsizliğin-taassubun) hapishanelerine tıkmıştır.

Evrimcilerle (madde ve rastlantıları Var Edici kabul etmeleri nedeniyle) ateşi varoluşun tek nedeni zanneden ve buna gönülden inanan bir ateşperest ya da Güneşi Var Edici zanneden putperestler arasında herhangi bir fark olmaz.

Bilim her şeyden önce özgürce düşünme ve üretmeyi gerekli görür. Tek yönlü düşünmek bir taassuptur ve bilimin en büyük düşmanıdır.

Bilim; her türlü taassubu, önkabulü şiddetle ret eder.

Taassubun, şartsız önkabulün, tek yönlü düşünmenin bilimde yeri yoktur ve olmamalıdır.

Halbuki Richard Dawkins en baştan henüz gerçekliği kanıtlanmamış bir teoriyi inkar edilemez, tartışılamaz bir gerçek kabul ederek evrimi taassup haline getirmiş, bilimin tarafsızlığını temelinden yıkmıştır.

= = =

Dawkins söz konusu kitabında genleri iyilikle ya da zorla her dediklerini yaptıran Chicago gangsterlerine benzetir.

Ona göre canlılar genler tarafından yaratılıp kontrol edilen makinelerdir.

Genlerin bencil olması sürüp giden acımasız yaşam savaşında başarılı olmanın en büyük nedenidir.

Bencil olmayan genlerin (bu genlerin oluşturduğu canlıların) bu savaşta başarılı olması söz konusu olamaz.

Yukarıdaki cümlelerin yaşamı bitip tükenmek bilmeyen; güçlülerin zayıfları ezip yok ettiği, acımasız bir mücadele olarak gören klasik Darwinci öngörünün bir ifadesi olduğu açıktır.

Dawkins’te üstadı Darwin gibi yaşamda mücadele kadar dayanışmanın da olduğu, bu dayanışmanın eko sistemin temellerini oluşturduğunu bilmezlikten, görmezlikten gelmiştir.

Darwin gibi Dawkins'in de doğal ayıklanma zannettiği olay gerçekte canlıların var edilişlerinde zaten var olan korunma, savunma ve bağışıklık sistemleriyle yapılarını koruma ve diğer nesillere aktarma mücadelesidir.

Bir canlı hiçbir zaman bir başka canlıyı hayat sahnesinden bütünüyle silmeyi, yerini kapmayı düşünmez, bunun için çaba harcamaz.

İnsan dışındaki her canlı eko sistemdeki yerini ve görevini varoluşundaki bir melekeyle bilir ve yerine getirir.

Bu melekelerin kaynak yeri diğerleri gibi genlerdir.

Sadece insan davranışlarını dolaysıyla yaşamdaki rolünü aklı ve iradesiyle kısmen de olsa kontrol edebilir, yönlendirebilir, şekillendirebilir.

İnsan denen canlılarla diğer canlılar arasındaki yadsınamayan en büyük fark budur.

İnsanı hayvanlığa indirgemek insansı meziyetlerin varlığını inkar etmek demektir ki bu da insanlık tarihini, medeniyetini, kültürünü inkar etmekle eşdeğerdir.


Devamı var.


Gen Bencildir Kitabına

tersinim -- 14.06.2012 - 16:12

Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler-7

Canlıların tek düşündükleri, uğrunda mücadele ettikleri varlıklarını muhafaza etme (ki bu beslenme, korunma, barınma vb. gibi tüm yaşamsal faaliyetleri kapsar) ve genlerini eksiksiz diğer nesillere aktarmadır.

Her canlı var oluşundaki yapısını korumaya çabalar.

Bu basit ve doğal olayı güçlü canlıların zayıfları ezip hayat sahnesinden sildiği, bu yolla canlıların gelişip evrimleştikleri şeklinde yorumlamak canlılar arasındaki mücadeleden çok, var olan dayanışmayı (ki bu dayanışma eko sistemin temellerinden biridir) görmezlikten, bilmezlikten gelmek evrimcilere özel tek yönlü düşüncenin kısır (ve tabi ki yanlış) ürünü olmalıdır.

İsteyen okuyucularımız canlılar arasındaki dayanışmayı konu alan bölümlere bakabilirler.

= = =

Dawkins canlılar dünyasında sıkça görülen özveri kavramının gen bencilliğiyle çeliştiğinin farkındadır.

Örneğin bir anne yavrusu için rahatlıkla ölümü göze alabilir ve hatta ölebilir.

Özellikle toplumsal canlılarda özveri kavramı çok güçlü bir şekilde vardır ve uygulanmaktadır.

Bencil olması beklenen kimi canlılar bir başka canlı ya da canlılar için kendini feda edebilmektedirler.

Dawkins kitabında bu konuyu döner dolaştırır, sonuçta genlere bağlar.

Ona göre canlılardaki özveri kavramı diğer davranışları gibi genlerinin (genlerin ortaya koyduğu hormon- enzim gibi kimyasalların) doğal sonucudur.

Genler canlıları bazı konularda özveriye zorlamaktadır, canlılarda bu emre uymaktadır.

Dawkins’in bu öngörüsü bir iradeye sahip olmayan dolaysıyla doğal tepkilerde seçim şansı bulunmayan hayvanlar için geçerli olabilir.

Fakat genlerinin emrettiklerini denetleyen, gerektiğinde uymayan ve de tersini uygulayabilen insan söz konusu olunca bu varsayımın geçerliliği oldukça zayıflar.

Dawkins’in rastlantılarla olabilirliği yönünden savunduğu basitten karmaşığa doğru düzenleşme (evrimleşme) yönlendirici ve yapıcı bir iradenin olmadığı (rastlantılar sonucu olan) oluşumlarda; bozmanın kolay, yapmanın zor olduğu, düzenlerde bir amacın gerekliliği ilkelerine terstir.

Çünkü rastlantısal oluşumlarda bir amaç dolaysıyla bilgi olmaz.

Dawkins oluşumları basitten karmaşıklığa doğru gidiş olarak yorumlar.

Burada karmaşıklık kelimesini özel olarak seçtiği açıktır.

Çünkü karmaşıklık düzensizlik demektir.

Dawkins’e göre ilk ilksel doğal seçilim kararlıların kabulü, kararsızların ret edilmesi şeklindedir.

Varoluş dengesizliklerden dengeliliğe, kararsızlıklardan kararlılığa, karmaşa ve düzensizliklerden düzenli sistemlere geçme eğiliminde ve gerekliliğindedir. Aksi halde meydana gelemezdi.

Diğer ifade ile varoluş kararlı olgulardan meydana gelmiştir.

Gerçekte burada ret ya da kabul edilen ya da eden yoktur.

Kararsız kalanların ya da kararlılıklarını koruyamayanların varlıklarını sürdüremeyip yok olacağı açıktır. Bu bir doğal elenmedir. (Doğal elenme tersinim teorisinin mekanizmasıdır. Doğal seçilimle (seleksiyonla) karıştırmayınız)

Bu basit doğal kanunu evrimsel yönden kanıt gösterebilmek için kararlı oluşumlarda kararlılığın artarak devam ettiğini göstermek gerekecektir.

Gerçi varoluşun ilk anlarından itibaren basitten ayrıntılı yapılara (karmaşıklığa değil) doğru bir gidiş gözlemlenir. Gitgide ağırlaşan metaller bu süreçlerin ürünleridirler.

Bu gidişin nedeni evrendeki cisimlerin birleşerek daha büyük gök cisimlerini (daha büyük gök cisimleri daha büyük basınç ve ısı demektir) meydana getirmeleridir.

Bu süreç günümüzde de devam etmektedir ama sonsuza kadar sürmesi düşünülemez.

Sonuçta evrenin tek bir cisme (kütlesiz bir kara deliğe - minik bir enerji zerresine) dönüşmesi kaçınılmazdır.

Fakat doğal varlıklar (elemetler, maddeler) kararlılığı bulduğunda ve doğal şartlarda temelden sabit kalırlar.

Çevre koşullarına uygun olarak değişen sadece şekilleridir. Biz buna o maddenin allotropları diyoruz.

Fakat materyalistler dolaysıyla evrimciler bu doğal ve basit gerçeği görmezlikten, bilmezlikten gelmek zorundadırlar. Çünkü EVRİM IRNAT'I böyle emretmiştir.


Devamı var.


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -