Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Görüngübilim yaklaşımı

delete

Jacques Derrida’nın “yapı bozumu” kavramını biraz daha açmak istiyorum. Yapı bozumu derken, kalıplaşmış, tartışması bitmiş, mutlak düşünce kalıplarının bozulmaları gerekliliği anlaşılmalıdır. Örneğin,”nesne” dendiğinde tümüyle tanımlı, sınırları belli olan, kendi başına bağımsız bir varlık düşünmek, belirli bir yapı oluşturmak demektir. Oysa ki bu kavramın içerdiği pek çok ayrıntıyı ele alıp onların bütünsel ilişkisini incelemek, yapı bozmaktır.

Bu yaklaşımın kökünü Edmund Husserl (1859-1938)’in Fenomenoloji (Görüngübilim) felsefesinde bulmaktayız. Husserl’e göre varlığın aslı (özü) hakkında fikir ileri sürerken daima “tırnak içinde” konuşmak gerekir. Çünkü, öz tam olarak bilinemez. Ancak teğetsel veya asemtotik olarak yaklaşan ifadeler kullanılabilir. Dış dünya olarak tanımladığımız nesnelerle olan ilişkimiz onları bir bakıma kendi isteğimiz doğrultusunda şekillendirir. Önemli olan nesnelerin kendi varlıkları değil bizim onlara karşı olan tutumumuzdur.

Nesne, öznenin (çoğu zaman benliğin) dış dünya ile girdiği etkileşim sonucu duyu organlarıyla algıladığı bir durumdur. Benlik, şekil verici ve kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirici olduğundan dış dünyayı kendine göre yorumlar. Oysa ki özne, taraf tutmadan, mümkün olduğunca “benlik” iddiasında bulunmadan dış dünyanın yapısını çözümlemeye çalışır. Eğer bu durum sağlanırsa özne “varlığın özüne” ulaşmasa da yaklaşır. Öznenin dış dünya ile ilişkisi sayesinde dış dünyanın özüne yaklaşılabilir.

Dış dünyanın özüne asla ulaşılamaz. Ona ancak asemtotik olarak yaklaşılır. Bu bakımdan hem dış dünya hem de özne tırnak içinde açıklanıp yorumlanabilir. Yani, “varlık” kavramı kısa ve kesin bir tanıma indirgenemez. Tırnak içine alınan kavramı açıklamak, ilişkilerini göstermek ve kapsadığı alanı mümkün olduğunca ayrıntılı bir şekilde açıklamak gereklidir.

Görüngübilim yaklaşımında nesneler artık gerçek nesneler olmaktan çıkmış, düşünce ürünlerine dönüşmüşlerdir. Yani nesneler duyularla algılandıkları gibi değil, birer bilinç ürünü olarak bilinçte ortaya çıkmış nesneler olarak işlenirler. Böylece bilinç özne ile bütünleşmiş olur. Tüm değer yargıları, algılar ve dıştan verilen önyargılar bilinci kısıtlayan örtülerdir. Bu örtüler kalkarsa “aşkın” (transandantal) bilince ulaşılır. Bilinç kendi üzerine katlanmak ve kendini düşünmekle "özne-nesne" ikiliğini ortadan kaldırmış olur.

İşte Descartes’ın “düşünüyorum öyleyse varım” sözünün asıl anlamı, varlığın düşünceden ayrılması mümkün olmadığına işarettir. Görüngübilimin özne-nesne bütünlüğü hakkındaki görüşü modern bilimin, özellikle Kuantum kuramının felsefesi ile tam bir uyum halindedir. Bilinç bir yandan anlam üretirken diğer yandan dış dünyanın özünü sorgulamaktan geri kalmaz. Bilimsel ve felsefi düşünce yapıtları bu sorgulamanın sistematik ve tutarlı görüntüleridir.

Yani hem bilim hem de felsefe görüngüler ilişkisine “inandırıcı bir anlam” verme gayretidir. Yoksa anlam her davranış şeklinde ve her alınan kararda gizlidir. Onsuz insan tek bir söz bile söyleyemez, tek bir hareket bile yapamaz. İnandırıcı anlam özne ile nesnenin ilişkiye geçmesini sağlayan yapıyı açıklamaktan geçer. Bilim (özellikle fizik bilimi) nesnelerin birbirleri ile etkileşimlerini temel kuvvetlere indirgeyerek açıklamaktadır. Ancak, bu kuvvetlerin etkin olmalarını sağlayan yapı nedir? sorusu daha temel ve derin bir yorum gerektirir. Bu yorum da şimdiye kadar genel kabul görmüş “pozitif bilim” anlayışının içeriğini genişletmeyi (yapısını bozmayı) gerektirir.

Pozitif bilimde nesnellik ve nesnel olanın bilgisine ulaşma amaçlanır. Bu amaç doğrultusunda aynı sonuçlara ulaşabilmek için deneylere ve gözlemlere büyük önem verilir. Buna karşı görüngübilim bütünüyle her öznenin dünyayı farklı bir biçimde yapılandırıp kurma biçimleri üzerine odaklanır. Yani, ortak bir modelden (varsayımdan) hareket etmek yerine, kabul edilmiş olan yapı bozularak katılımcı ve "öznelerarası" etkileşim ile iletişim temelinde öznel olana önem verilir.

İşte, postmodern yaklaşım, insanın bir yandan evrene düşünce boyutunda anlam vermeye çalışmasını, ancak diğer yandan kendi öznesini dışlamaması gerektiğini savunmaktadır.


Hocam, 21.yy.da hala

oik0s -- 12.02.2009 - 09:26

Hocam,

21.yy.da hala Platon'un fikirleriyle yaşamak bana biraz indirgemeci geliyor.

Platona göre iki dünya vardır.

1. Duyulur dünya (Görüngü)
2. İdealar dünyası (Fizik ötesi görüngü)

İşte, postmodern yaklaşım, insanın bir yandan evrene düşünce boyutunda anlam vermeye çalışmasını, ancak diğer yandan kendi öznesini dışlamaması gerektiğini savunmaktadır.

Yukarıdaki gibi Platoncu bir temele kondurulmuş bir postmodern yaklaşımdan sözetmek mümkün mü? Platon anlam'ı soyutlar, idealize eder ve bilim dışı bir noktaya oturtur, artık kafalarımız karışmış somut ile soyut, imge ile imgeleme birbirinin içine girmiştir. Aydınlanma dünyasından uzaklaşılmış, Deizme giden kavşağa girilmiştir. Herşeyin açıklamasını tanrı kavramı ile yapabilir hale gelmememiz için bir sebep yoktur. Tersine kendi öznesini dışlayacaktır insan, öznesi artık tamamen tanrıya aittir.

Gaston Bachelard, "düş kuran bilincin", sahip olduğu yaratıcılık dolayısıyla bir köken, bir başlangıç konumu kazandığını savunur. İmgelemi insan doğasının temel gücü olarak kabul eder. Platon gibi "anlam"ı soyutlamak veya insanın kavramlara tapması yerine, insanın içindeki estetik yaratımın imgelerle kendini (dışı değil) açıklamasını yararlı bulur.

Bu kabul ediş önemlidir. Ardından gelen, estetik bir sentezdir. Dış dünya estetik olmalıdır. İçindeki estetik ile dıştaki estetik arayışının buluştuğu her noktada insan yaratıcı olacaktır.

Estetikle donanmış insan kendi özündeki dışavurum ile eşya arasında daha sıkı bir bağlantı kurarak kendi dünyasını daha rahat şekillendirebilir. Hayattan beklenen nedir sorusunun cevaplarından biridir bu.


Bu yazıda

Bilgisev -- 12.02.2009 - 10:38

Planton'dan söz edilmediği gibi "idea" kavramı da kutsanmıyor. Aksine, Postmodern bakışın bir yorum olduğundan söz ediliyor. Öyle sanıyorum ki yazının özünü farklı yorumlama eğilimine düşmüşsün.

Ama, elbette ki yorumunda serbestsin. Katılan da olacaktır, katılmayan da.


Yapıbozum mu Ontoloji mi?

Marsseh -- 12.02.2009 - 11:03

Derrida ile başladığınız metninizde decartes'a, kuantum fiziğine ve Varlık bilime ulaşma hızınız oldukça ilgi çekici.

Kesinlikle üzerinde konstrüktivist(yapıbozumcu) okuma yapılması gereken bir metin yazdığınız kanaatindeyim.

(...) yapısalcılığı anlamak ya da anlatmak için işe yapısal dilbilimden başlamak zorunluluğu Saussure'ün Genel Dilbilim Dersleri adlı ders notlarından oluşan 1916 tarihli kitabının dilbilimde bir çığır açmasından kaynaklanır'a yakın ifadede bulunur Berna Moran hocamız. Derrida da postyapısalcıdır (yapısalcılık ötesi)(Derrida, Lacan, Foucaut)

Anntropolojiye, felsefeye, edebiyata v.b uygulanan bu yöntemin kaynağında Ontolojik (varlıkbilimsel) sorgu yerine sistemi-çözme arayışı vardır ve alanına göre dayanak bulur diye düşünüyorum.

Hal böyleyken "dış gerçekliğin özünün kavaranamaz oluşu" ve "aşkın gerçeklik'e ulaşma" arayışınız yapıbozumdan dahası postmodern düşünceden hayli farklılıklar içeriyor dilerseniz karşılıklı alıntılarla bir çalışma gerçekleştirebiliriz.

Sistemi yani yapıyı "bakın ötesi yok, dahasını bulamayız, varlığın aşkın özü sezilebilir" söylemlerine ulaşmak için bozmaz konstrüktüvistler. Peki bunu kim yapar? bu felsefenin bir kolu olabilir, varlıkbilimsel (ontolojik) gerçeklik arayışı metninizin kalbi gibi görünüyor.

Bu noktada madde ve insan gerçekliği ilişkisi hakkında yazdıklarınızı fikriniz olarak okurum," oik0s'un "insanın eşya ile ilişkisini güçlendirme ve dış dünyasını daha rahat şekillendirmede estetiği kullanma" fikrine katılırım zira yaratıcılık potansiyeli yaşamsal bir dışavurumsa madde-öz ilişkinin dengede ve olma haline (sizin iddanız gereği)fikir üretmeliyiz.Ancak bunu yapıbozumla ilişkilendireceksiniz daha kapsamlı ve alan uzmanlarından da faydalanarak tartışmalıyız bilgilerinizden faydalanmalıyız diye düşünüyorum.

"Tüm değer yargıları, algılar ve dıştan verilen önyargılar bilinci kısıtlayan örtülerdir. Bu örtüler kalkarsa “aşkın” (transandantal) bilince ulaşılır. Bilinç kendi üzerine katlanmak ve kendini düşünmekle "özne-nesne" ikiliğini ortadan kaldırmış olur" öyle sanıyorum ki bu size ait, o halde bir soru sormama izin verin "aşkın" (transandantal) bilincle yapılan yapıbozumsal bir okuma nerede var? yapıyı bozarak gelinecek yer bu bilinc midir? yoksa tam tersi "sistemin ve kurallarının yani yapının oluşunu mu araştırır yapıbozum?

saygılar.


Yazıyı tek olarak değil de

Bilgisev -- 12.02.2009 - 12:37

bir bütün olarak önceki ve sonraki yazılarla birlikte okumakta yarar var. Burada incelenen konu Görüngübilim, yani fenomenoloji yaklaşımıdır. Bu yaklaşım ile Postmodern yaklaşım arasındaki bazı benzer noktalara değinilmiştir. Yoksa, yapıbozumsal bir okuma ile sonuç çıkarmak gibi amaç güdülmüyor. Sadece genel hatlar üzerinde duruluyor.

Yazı dizisine kendi varsayımlarınızla değil, benim bakış açımdan yaklaşmanız durumunda farklı bir açılım ve yorum bulacağınızdan eminim.


sayın hocam yazı tek ya da

Marsseh -- 12.02.2009 - 13:07

sayın hocam yazı tek ya da bütün kaldı ki okudum öte yandan konuya tümel yaklaşabilecek kadar bildiğimi de ifade edebilirim. Parça (tek) dediğiniz yazı okuyan birisi olarak okuyup sorular yönelttiğim bir metin. sorularıma yaklaşmak yerine tekrar okumamı ve sizin bakış açınızla bakmamı isterken siz benim yadıklarımın varsayım oluşu da öyle sanıyorum sizin varsayımınız..tartışmanın tartışanları daha doğru bir bilince götüreceği kanaatindeyim. saygılar.


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -