Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Yokluk kavramı

delete

Madde ile boşluk (uzam) aynı enerjinin farklı yapısı (farklı yoğunluğu) olarak görülmelidir. Zira Kuantum kuramı göstermiştir ki “madde” dediğimiz nesneler hem dalga hem parçacıktırlar. Yani, parçacık veya parçacıklar küme’si olan madde türleri, ki bunlara gök cisimleri de dahildir, yerel olarak tanımlanamayan dalgasal yapılardır. Zira dalga bir tek noktada tanımlı değildir. Şu halde boşluk dediğimiz maddesiz ortam da tek bir noktada tanımlı olmadığına göre, Boşluk = Dalga = Uzam = Parçacık = Madde eşdeğer kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar.



Kavramsal olarak madde ile boşluk (vakum) ayrılmazlarsa mantıksal olarak çelişkiye düşmemek için Aristo mantığındaki ‘Özdeşlik İlkesi’ terk edilerek Hem-Hem mantığı devreye sokulmalıdır. Önermemiz: “Madde hem vardır hem yoktur”, veya eşdeğer olarak “Boşluk, yoğunluğu çok az olan maddedir”.



Burada önemli bir noktaya dikkat etmek gerekir. Boşluk tam olarak (100 de 100) boş olmadığına göre fiziksel yokluk mümkün değildir. Yokluk dendiğinde matematikteki “sıfır küme’si” akla gelmemelidir. Sıfır sayısı doğada bulunmaz. Sadece mantıksal olarak özdeşlik ilkesinden türer. Oysa ki yukarıda kullanıldığı şekilde “yokluk = Fiziksel yokluk” (doğadaki yokluk) şeklinde anlaşılmalıdır. Doğada ise mutlak “yokluk” yoktur.



Var olan bir A nesnesi düşünün. Özdeşlik ilkesine göre A ancak kendisine eşit olabilir. Yani, A = A dır. Eğer eşitliğin sağındaki A terimini sol tarafa aktarırsak A – A = 0 olur. Burada “0” küme’sini tanımlamış oluyoruz. Diyoruz ki, bir nesneden kendisini çıkarırsak geriye hiçbir şey kalmaz. Ama bir nesneden kendisini çıkarabilir miyiz? Bir nesneyi bir ortamdan veya bir kümeden çıkarabiliriz. Kendisinden çıkaramayız. Şu halde “sıfır” sayısı gerçek (fiziksel) bir kavram değildir. Sadece bizim mantık sistemimizin gerektirdiği bir kavramdır.



Oysa ki Hem-hem mantığında bir kavram hem kendisi hem de zıt kavramı pekala olabilir. Şu halde A = B olabilir. Klasik mantıkta A – B = 0 olmalıdır. Oysaki, Hem-hem mantığında A – B = C gibi sıfırdan farklı bir değer alabilir. C’nin sıfır olma zorunluluğu yoktur. Aynı şekilde “Madde hem vardır hem yoktur” derken, buradaki “yokluk” kavramı “sıfır küme’si” değildir. “Yokluk” kavramı fiziksel “vakum” olarak anlaşılmalıdır.



Klasik matematik doğa ile ilişkili önermeler üretmez. Soyut kavramlar ile çalışır ve onlar arasında, kendi mantık kuralları çerçevesinde, ilişkiler bulur. Oysa ki fizik düşüncesi doğrudan doğa ile ilişkili olmalıdır. Kullanacağı kavramlar doğadaki olaylara uygunluk göstermeli ve mantığı da doğa olaylarını açıklayacak kadar esnek olmalıdır. Katı Aristo mantığı doğadan kopuk, soyut ve ideal bir evrene uygun olabilir. Ama bizim fiziksel evrenimize uygun değildir. Zaten çelişkiler de bu yüzden belirmektedirler.



Aristo mantığına zaman içinde “formel mantık” denmiştir, çünkü bu mantık “formları” (şekilleri) incelemek için yaratılmıştır. Eski düşünürler ideal bir dünya hayali peşinde evreni geometri ile açıkladılar. Geometri formlarla, yani şekillerle, ilgilenir. İdeal şekiller de doğru, üçgen, kare, daire, beşgen...gibi tanımları kolay olan simetrik ve oldukça basit çizimlerdir. Oysa ki etrafımıza baktığımızda doğada ne ideal doğru buluyoruz, ne de ideal üçgen. Doğada var olanlar hep karmaşık, eğik-bükük, yamrı-yumru, ideal olmaktan uzak şekillerdir. Fiziğin konusu da bu yapıları araştırmak ve neden böyle göründüklerine mantıklı yorumlar getirmektir. Doğadaki yapıları ve ilişkileri de formel mantık ancak bazı basit durumlarda açıklayabilmektedir. Daha temel sorularda ise yetersiz kalmaktadır. Bu bakımdan Hem-hem mantığı bize daha geniş düşünce ufukları açtığı görüşündeyim.



Nesneyi “ancak fiziksel ortamdan çıkarabiliriz” dedik. Kendisinden çıkaramayız. Fakat fiziksel ortam kendisi ise o zaman nesneyi kendisinden çıkarabiliriz. Burada çıkarmak kavramını “yer değiştirmek” şeklinde algılamalıyız, tümüyle “yok etmek” şeklinde değil.



Ortam belli bir noktada bir “dalga paketi” oluşturarak yoğunlaşıyor. Daha sonra bu dalga paketi ortamda bir bükülme yaratıyor. Bu bükülme diğer bir dalga paketinin yarattığı bükülme ile karşılaştığında ikisi arasında bir ortak yol (bükük ortam) oluşuyor. Bu ortak yol boyunca ilerleyen dalga paketleri birbirlerine doğru yaklaşıyorlar. Böylece bizim evrende gözlediğimiz kütlelerin birbirlerini çekmesi olayı gerçekleşiyor.



Bu açıklama hem Genel Görelilik kuramına uygun olmakta hem de parçacık-dalga eşdeğerliği ile çelişmemektedir.


Bertrand Russel bir konusma

toro -- 15.12.2009 - 12:19

Bertrand Russel bir konusma sirasinda tutarsiz bir sistemden hareketle her
seyin ama herseyin kanitlanabilecegini söyler. Biri de "o zaman 1=0'dan
hareketle sizin papa oldugunuzu kanitlayin" der. Russel da söyle der:
"Papa'yla ben bir odaya girdik. Odada kac kisi var? 1=0 olduguna göre
1+1=1 olmali. Odada 1+1=1 kisi var. Demek ki ben Papayim."


"yokluk" fiziki bir durum

toro -- 15.12.2009 - 12:25

"yokluk" fiziki bir durum mudur yoksa bir "sıfat" mıdır?
"yokluk yoktur " önermesi bana kendi üzerine dönen sonsuz döngüleri hatırlattı


yokluk yoksa kuatum

toro -- 15.12.2009 - 12:30

yokluk yoksa kuatum kuramındaki kuantlar(paketçik)ler arasında var olan şey nedir.aynı şekilde zamanında "an"larda oluştuğunu söylemiştiniz yine yokluk yoksa bu iki an arasında ne vardır


Sayın Bilgisev, Diğer bir

Hüseyin AKTAŞ -- 13.02.2011 - 00:51

Sayın Bilgisev,

Diğer bir başlık altında bu adresi verdiğiniz için teşekkür ederim. Önceden farketmiş olsaydım ayrı başlık açmazdım. Benim açtığım başlığın şirazesi kaydığı için orada devam etmeyeceğim. Umarım burada olumlu bir tartışma yürütürüz.

Ben şimdilik konuyu ana sayfaya taşımak adına bu satırları yazıyorum. Daha sonra tekrar konuyu değerlendirerek geleceğim...


Yokluk kavramını

sarı-kırmızı -- 13.02.2011 - 19:38

Yokluk kavramını tanımlamak o kadar kolay değil anlaşılan, bir çoğu bunda hemfikir. Boş küme değil, evrensel küme değil, havası alınmış boşluk veya uzay hiç değil. Neden olmadığı açıklamaya çalışmış başlık sahibi. Şöyle bir önerme kursak olur mu bilemiyorum. ‘Varlık(madde, enerji, boşluk, zaman, her şey) var olmadan önce yok idi’
Sonuç olarak ‘Yokluk’ kimsenin bilmediği ve bilmesinin imkansız olduğu bir tanımdır bence, ancak onu yokluktan çıkarıp var eden güç bilebilir. Ayrıca akla ve hayale gelen her şey varlıktan beslenir, yokluğu tanımlayamaz.


Yok

xenix -- 13.02.2011 - 21:08

"Sonuç olarak ‘Yokluk’ kimsenin bilmediği ve bilmesinin imkansız olduğu bir tanımdır bence,"


Yok pek öyle değil aslında.

xenix


Toro'ya

Bilgisev -- 14.02.2011 - 05:53

"yokluk yoksa kuatum kuramındaki kuantlar(paketçik)ler arasında var olan şey nedir.aynı şekilde zamanında "an"larda oluştuğunu söylemiştiniz yine yokluk yoksa bu iki an arasında ne vardır?" şeklindeki soruya "Düşüncenin boyutları" yazı dizisinde yanıt verdim.

http://www.sonsuz.us/node/486

Yazımda "Takyon Evren"den söz ediyorum. Takyon evren ile bizim evrenimiz iç-içe ve her biri diğerinin arka zemini oldukları görüşündeyim. Yani, iki an arasında Takyonlar bulunur. Şöyle bir benzetme yapabiliriz. Alternatif ışıkla çalışan bir ampul saniyede 60 kere yanar ve söner. Fakat gözlerimiz bu hızlı değişimi algılamadığından sürekli ışık varmış gibi görürüz. Aynı durum bizim evrenimizle takyon evren arasında olabilir. Her kvant kendi başına bağımsız olduğu sanılıyor, oysa ki kvantları birbirlerine bağlayan aradaki Takyon'dur. Yokluk yoktur çünkü yokluk sanılan bölgede Takyon vardır.

Takyonlar ışıktan hızlı hareket ettiklerinden bizim evrenimizdeki aletlerle ölçülemezler. Çünkü aletler ancak geçmiş ile gelecek arasındaki nedensel olayları ölçerler. Oysaki Takyonlar zamanda ters yönde hareket ettiklerinden nedenselliğe zıt yönde etki ederler. Onların etkisi bütünleştiricidir. Yani, Termodinamiğin ikinci ilkesi olan Entropi ilkesine ters davranırlar.

Takyonlar Negentropi denen davranışla düzen sağlayıcı olarak bilgi birikimine ve düzene neden olurlar. Bizim evrenimizde her yapı düzenden düzensizliğe doğru dağılırken, Takyon etkisi sayesinde yerel olarak düzen oluşur ve doğa yasalarını da oluşturan takyonlardır. Bu konudaki yazı dizisini okumanızı ve Genel Görelilik kuramındaki sorunların nasıl çözümlenebildiklerini görmenizi öneririm.


Sarı-kırmızı'ya

Bilgisev -- 14.02.2011 - 06:15

Diyorsun ki: "Sonuç olarak ‘Yokluk’ kimsenin bilmediği ve bilmesinin imkansız olduğu bir tanımdır bence, ancak onu yokluktan çıkarıp var eden güç bilebilir. Ayrıca akla ve hayale gelen her şey varlıktan beslenir, yokluğu tanımlayamaz."

Bu konu tasavvuf ehli olan eski bilgeler tarafından düşünülmüş ve iki kavram ileri sürülmüştür. Bunlardan biri "Tenzih" diğeri "Teşbih" kavramlarıdır. Tenzih "yok saymak, hariç tutmak veya ret etmek" ile eşdeğerdir. Teşbih ise "var saymak, kabul etmek, ve benzetmek" ile eşdeğerdir.

"Allah varmıdır?" sorusunu önce tenzih ile sonra da teşbih ile yanıtlamak adettir. Önce "Allah hiç bir şeye benzemez, doğmamıştır ve doğurmamıştır" denerek Tenzih edilir. Ardından "Allahın 99 sıfatı vardır" denerek ve 99 "Esma-ül Hüsna" (Güzel isimler) sayılarak Teşbih edilir. Yani, Allah kavramının hem varlığı hem de yokluğu birlikte kabul edilir.

Peki, sorarım size. "Bu mantık hangi mantıktır?" Aristonun ayırımcı ya-veya mantığı mıdır? Yoksa birlştirici Hem-Hem mantığı mıdır? Demek ki bilge kişiler eski zamanlardan beri hem-hem mantığı ile düşünmüşler ve bu mantık sayesinde çelişkilerden kurtulmuşlardır. Çelişkileri doğuran ya-veya mantığıdır. Bütünselliği ve birliği oluşturan ise Hem-hem mantığıdır.

Tasavvuf ehlinin evren hakkındaki görüşleri de hem-hem mantığına uygundur. Onlara göre var olanlar tek bir kaynağa bütünsel ve ayrılmaz şekilde bağlıdırlar. Bu felsefi bakışa "Vahdet-i Vücut" anlayışı denir. Vücut beden olmayıp varlık anlamına gelir Vahdet de bütünsel teklik olduğundan, bu anlayış "Bütünsel ayrılmaz teklik" vardır görüşünü savunur.

Yani var olanlar hem bağımsızdırlar hem değildirler. bağımsızdırlar çünkü bir an içinde özgürdürler, ama bütünsel birliği sağlayan Takyonlar sayesinde birbirlerine bağlıdırlar. Şu halde hem bilimsel bakış hem de Tasavvuf bakışı bir bakıma aynı şeyi söylüyorlar. Varlığı her ne kadar sadece var eden güç bilebilse de hem-hem mantığı sayesinde çelişkiye düşmeden bir açıklama getirmek mümkün olduğu kanısındayım.



Paralel Evrenler

Bilgisev -- 14.02.2011 - 07:31

Paralel evren kavramı biraz yanıltıcı ve kafa karıştırıcı olduğu kanısındayım. Paralel iki doğru birbirini kesmez ve paralel evrenler etkileşemez görüşü ortaya çıkıyor. Oysaki bizim evrenimizle Takyon evren paralel değil, iç-içedirler. yani etkileşebilirler, ve bence sürekli etkileşiyorlar da. Bu etkileşme Planck zamanı denen çok kısa bir sürede, yaklaşık 10 üzeri eksi 44 saniyede olmakta ve sürekli tekrarlanmaktadır.

Yani, bizim evrenimizde bulunan her nesne saniyede milyarlarca, trilyarlarca kere var olup yok olmaktadır. Her var oluş yeni bir doğuştur. İşte hareketin nedeni de budur. Her var oluş (her yeni kvant) bir önceki kendisinden az da olsa farklı yerde veya farklı yapıda oluşmakta ve bizler tarafından değişim olarak algılanmaktadır. "Her an bir önceki andan farklıdır" görüşü Kuantum kuramına da uygun olmaktadır. Belirsizlik dediğimiz veya "kuantum flüktüasyonları" (titreşimleri) bu sayede oluşmaktadır. Bir atom çekirdeğinden bir alfa parçacığının salınması da aynı nedene bağlıdır.

Keza tesadüf olarak tanımladığımız olayların nedeni de bu belirsizlik durumudur. Şu halde paralel evrenler yerine iç-içe evrenler demek daha doğru olur görüşündeyim. Demek ki, evrende hem düzensizlik hem de düzen bir arada bulunmakta biri diğerini izlemektedir. Düzeni yaratan ışıktan hızlı hareket eden parçacıklar, düzensizliği yaratan da ışıktan yavaş hareket eden parçacıklardır.


Sayın Bilgisev, İki sorum

Hüseyin AKTAŞ -- 14.02.2011 - 07:34



Sayın Bilgisev,
İki sorum olacak:
1- Ben de "yokluk yoktur" derken yokluk olarak görülen yerde ne vardır sorusunun yanıtını ararken, zihnimde maddenin yok olma noktasına değin bölünmesini düşleyip ancak, yok olmadığını ölçülemez boyutlarda küçülen parçacıkların olduğunu düşlerdim. Ancak bunun kanıta da gereksinimi olan bir düş olduğunu biliyorum. Şimdi siz maddenin bu "madde öncesi" hali diyebileceğimiz durumuna "takyon" diyorsunuz. Bunun kanıtı olarak ölçülebilir bir yöntem ve yolunuz var mı, yoksa bir varsayım mı ortaya koyuyorsunuz?

2-"10 üzeri eksi 34 saniyede" demişsiniz.
"Takyonların" bu hızını ölçen bir alet midir, bir formül müdür, mantık yürütme midir? Yani ölçülebilir bir madde hareketinin, yine ölçülebilir bir başka madde hareketine oranlanması yolu ile falan mı elde ediliyor?

Açıklamalarınız için teşekkürler...


farklı modeller

toro -- 14.02.2011 - 09:41

sayın bilgisev bilgilendirmeleriniz için çok teşekkürler.

hüseyin bey sorularınıza bildiğim ölçüde cevap vereyim.
Takyonlar bildiğim kadarıyla çoğu fizikçi için bir muamma ve kabul edildiği söylenemez. bu evrendeki limit hızın ışık hızı olduğu düşüncesinin kabul edilmeyişinden kurgusal olarak ortaya çıkıyor.ancak yine bildiğim kadarıyla son zamanlarda ışıkdan hızlı varlıklar tespit edildi. takyonların var olusu bana çok mantıklı geliyor . bilgisevin takyonlar yazısı okumadan önce einstein nın E=mc*c formulü beni rahatsız eden formuldu. çünkü evren için sınırlayıcı bir unsurdu. ama takyon evreninin modellenmesi bu konuda bana çok mantıklı geliyor.

bunu şuna benzetiyorum :
not :

"Paralel evren kavramı biraz yanıltıcı ve kafa karıştırıcı olduğu kanısındayım. Paralel iki doğru birbirini kesmez ve paralel evrenler etkileşemez görüşü ortaya çıkıyor"

bu benzetmemle bilgisevin burda ki yanlışlığınada vurgu yapıcam

uzun yıllar paralel doğrıuların birbirini kesmeyeceği düşünüldü.Gauss bile bunun haricinde bir düşünceye sahip olmasına rağmen , o günkü matematik otoritelerinden çekindiği için farklı düşüncelerini açıklamadı . ancak artık biliniyorki o zamanlar paralel doğruların birbirini kesmesi , kabullunden yola çıkılarak elde edilen modeller(geometrilerin) tutarlıdır. ve hatta somuttur. takyonların bilim içindeki ilerleyişide bu doğrultuda olucaktır.


Hüseyin Aktaş'a

Bilgisev -- 14.02.2011 - 10:03


1. Takyonlar kuramsal parçacıklardır ve ölçülmüş değildirler ama birçok ciddi fizik dergisinde bu konuda yayınlar bulunuyor. Yani varlıkları kuramsal olarak kabul ediliyor. Aynen Kuark, Gluon ve Sicim denen parçacıklar gibi.


2. Planck zamanı ışığın Planck mesafesini aşması için gerekli süredir. Planck mesafesi ise 10 üzeri eksi 35 metre gibi ölçülmesi mümkün görünmeyen kısa bir mesafedir. Bu mesafeye bir kvant boyu da diyebiliriz.

Planck zamanı boyut analizi sonucu Planck tarafından ileri sürülmüştür. Google'da
"Planck Time" veya "Planck Length" diye ararsanız bilgi bulacaksınız.


toro'ya

Bilgisev -- 14.02.2011 - 10:08


İki paralel doğru düz uzayda birbirlerini kesmezler. Onların kesişmesi eğri uzaylarda olabilir. Aynen iki meridyenin kutuplarda birleşmesi gibi. Benim kastettiğim paralel evrenler düz uzay benzetmesi ile ilgili idi.

Fakat uzayı bükük (eğri) olarak kabul ederseniz elbette ki bu iki uzay da kesişir. Nitekim bizim evrenimizle takyon evrenin iç-içe olduklarını ve birbirleri ile kesiştiklerini de söyledim.


Benim okuduklarımdan

gamaro -- 14.02.2011 - 10:20

Benim okuduklarımdan anladığım; gravitasyon'un evrenin her türlü fizik modellemesinde sorun yaratan ve evrenin diğer temel kuvvetleriyle belli ölçülerde uyuşmazlık gösteren (deyim yerindeyse sinir bozucu bir kuvvet olarak ortaya çıkması gibi:) bi durum var sanırım..

Ve sayın Bilgisev'in kütle çekim kuvveti kaynağının bizim evrenimiz dışında bir evrenden kaynaklandığı görüşü de burdan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Aslında ben onun sayesinde biraz meraklanmış ve bu bağlamda bir kaç kaynak aramıştım. Şu an ismini hatırlayamıyorum ama bir Alman bir fizikçisinin yazısına ulaşmıştım. Gezegen ve yıldızlar düzeyindeki kütle çekimden başlayıp onbinlerce ışık yılı ölçeğinde uzanan dev kütleli galaksilerin şekillenmelerine kadar aynı konuyu işliyor ve bir takım eşitsizliklerden yola çıkarak kütle çekimin dış bir evrenden kaynaklanabileceği ihtimalini dile getiriyordu.

Zaten Hawking'in "kütle çekim olduğu sürece.." diye başlıyan ve sonsuz.us'ta paylaşıma açılan yazısının altında da asıl bu cümlenin sayın Bilgisev'in dikkatini çekeceğini düşündüğümü yazmıştım.

Paralel evrenler hususuna gelince.. Belki mevcut modeller içinde bunlar birbirini etkileyemez ve birinden diğerine geçilemez (eğer varsalar), ama bu durum iki paralel evrenin birbiriyle haberleşmesine mani midir?


Gamaro'ya

Bilgisev -- 14.02.2011 - 11:02

Takyon hakkında bilgi istiyenler için İngilizce:

http://en.wikipedia.org/wiki/Tachyon

sayfasına bakabilirler. Takyon denen parçacığın kütlesi sanal (im) şeklinde olması gerektiği ortaya çıkıyor. Fakat i^2 = -1 olduğundan m^2 gerçel (reel) bir kütleye eşdeğer oluyor. Bu da gösteriyor ki Takyonlar çift olarak oluşmaları gerekiyor. İşte bu özellikleri ile iki kvantı birbirlerine bağlayabilirler. Çift olunca bir sicim gibi iki uca sahip olduklarından uçlardan biri bir kvanta diğeri diğer kvanta değdiğinde bilgi iletişimi olabilir.

Kütle çekim kuvveti makro boyutta ortaya çıkan çok zayıf bir kuvvet olarak diğer kuvvetlerden ayrılıyor. Genel göreliliğe göre böyle bir kuvvet de aslında yok. Peki bu kuvvet yoksa diğer kuvvetlerin varlığına nasıl inanabiliriz? Belki de tüm kuvvetler sanal parçacıkların etkisiyle oluşuyor. Yani kuvvet denen kavram aslında Takyon etkileşmesinin sonucu olabilir. Benim görüşüm bu yönde.


Takyon...İnsanlığa tak

Hüseyin AKTAŞ -- 14.02.2011 - 11:42

Takyon...
İnsanlığa tak dedirten bir çok sorunun yanıtı olabilir bu... Hem de her alanda. Bir çok hastalığın tedavisinden tutun da, toplumsal yapılanma sorunlarına değin bir çok sorunun...

Sonsuzluğun "sonuna" doğru bir çok gerçeğe ulaşamayabiliriz. Ancak maddenin en küçük parçacıkları elimizin altında sayılır... Her ne değin elimizi atmaya kalktığımızda avuçlarımızdan sıyrılacak denli kaygan ve hızlı olsa da, işte bu dünyada "ipin bir ucu"... Eintein'in "bir kum tanesinin sırlarını çözebilseydik, evrenin sırlarını çözerdik" dediği noktadan da bunu anlıyorum...

Sonuçta şimdilik "düşsel parçacıklardan" başlayarak, maddenin insanı oluşturduğunu ya da insanın, maddenin alt yapı taşlarından başlayarak maddeden oluştuğunu ve maddenin içerdiği özellilkleri temsil eden bir organizma olduğumuzu düşündüğümüzde, Yunus'a da bir selam vererek, kendimizi bilmenin eşiğindeyiz; "İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsen/ Bu nice okumaktır" diyen ozanımız da bence bir şeyleri düşledi ve böylece ifade etti. Hani ozanları bazen, "bilimsiz biliciler" diye tanımladığım olur. Onların bir "yanma aşamaları" vardır. Sanki o an her şeyi görür gibi olurlar... Bence bir çok insan gerçeğin bu boyutuna yaklaştı, ancak kanıt-lama aşamasında gücü yetmedi... Bu düşsel parçacıkları "elimizle tuttuğumuz" an (aslında elimizde ve tutamıyoruz...), evrenin bize ait bölümlerindeki bir çok sorunu çözebileceğiz...

Yalnızca ölçülebilir, gözlenebilir düzeyde kanıtlanması gerekiyor... Belki de kanıtlanıyordur... Verdiğiniz bağları inceleyeceğim daha. Teşekkürler...


İç içe evren konunusu,

Sunny -- 14.02.2011 - 18:59

İç içe evren konunusu, bana paralel evrenler kavramından daha mantıklı geliyor. Bu da evrenler arası iletişimi daha mümkün kılıyor. Ben burda evreni boyut olarak adlandırmak istiyorum. Bu konuda akla bir takım sorular geliyor.

*İç içe boyutların hepsi maddesel bir boyut mu? Yoksa kimisi maddesel kimisi enerji boyutu mu? Yoksa hem madde hem enerji boyutu mu? Yoksa henüz tanımlayamadığımız olgular boyutu mu?

*Eğer bu farklı boyutlar arasında bilgi, enerji.. vb.. transferi varsa, bu hangi aralıkta oluyor? Biz bu transfer aralığını, makro alemde mi yoksa mikro alemde mi bulabiliriz?

*Bu transfer, teknolojik araçlarla mı yoksa metafizik bir gerilimle mi yapılır?

*Bu boyutun dışında kalan boyutlarda kim veya neler vardır? Bizler gibi canlı organizma mı? Yoksa farklı enerji formları mı?

*Ve bizler bu boyutlar arasında yolculuk yapabilirmiyiz?

İç içe boyutlardan belki şöyle bir sonuca da varabiliriz; bizler bu boyuttayken aslında her an başka bir boyutun içinden de geçiyoruz. Ama biz bunu fark edemiyoruz. Bu boyutla diğer boyutları ayırdedebilecek donanımda olamadığımız için sadece 3.boyutu algılayabiliyoruz. Madde ve zaman ötesine geçemiyoruz. Ama tasavvufa bakınca zaman ve mekan ötesine geçen zatları görebiliyoruz.

Bunu da belki şöyle açıklayabiliriz;

Zaman dediğimiz şey an'ların devamlı yinelenmesinden oluşan dairevi bir çizgidir. Her an bizler belki de yeniden var olup tekrar yok oluyoruz. Bir an bir yerde var olup yok olma ve bir sonraki takip eden anda yeniden var olma ışınlanma gibi hızlı mekan değiştirmesini de mümkün kılıyor. Şu anki var olan bedenimizi o mekandan çok daha farklı bir mekana 2 an arasında taşımak bir yerden farklı bir yere ani bir geçiştir. Şimdiki an'dan maddeyi bir sonraki an'da farklı bir yere taşımayı an-makan ilişkisi olarak tanımlarsak, şu anki an'dan koparıp bir sonraki takip eden an'a değil de, an'lar dizesinin çok daha öncesine veya sonrasına taşımak ise zamanda yolculuk olarak tanımlanabilir.

Demek ki zaman ve mekan ötesine geçiş mümkün olabilir.

İsra hadisesine bakınca; belki ani mekan değiştirmesine örnek olabilir. Miraç hadisesi ise belki de boyutlar arası yolculuğa örnek olabilir.


Sunny'ye

Bilgisev -- 14.02.2011 - 21:13

Sorularını yanıtlıyorum.

İç içe boyutların hepsi maddesel bir boyut mu? Yoksa kimisi maddesel kimisi enerji boyutu mu? Yoksa hem madde hem enerji boyutu mu? Yoksa henüz tanımlayamadığımız olgular boyutu mu?

Hem bizim evrenimiz hem de Takyon evren maddeseldirler. Ancak Takyonlar bizim madde olarak tanımladığımız Fermion parçacıkları gibi davranmazlar. Bozon özelliği gösteren fermionlar olduklarından onların boyutu bizim boyutumuzdan farklıdır. Buna madde veya enerji ayırımı yapmanın doğru olmadığı kanısındayım. Çünkü madde = enerji olup arada sadece yoğunluk farkı vardır.

*Eğer bu farklı boyutlar arasında bilgi, enerji.. vb.. transferi varsa, bu hangi aralıkta oluyor? Biz bu transfer aralığını, makro alemde mi yoksa mikro alemde mi bulabiliriz?

Enerji ve bilgi transferi Takyonlar sayesinde olmaktadır. Onları birer sicim olarak da tanımlayabiliriz. Zira daima çift olarak oluşurlar. Planck zamanı kadar var olurlar ve çiftler bu sürenin sonunda birbirlerini yok edip saf enerjiye dönüşmeleri olasıdır.

*Bu transfer, teknolojik araçlarla mı yoksa metafizik bir gerilimle mi yapılır?

Ne teknoloji ne de metafizik söz konusudur. Olay tümüyle fizik bilimi (gerçekliği) olarak kavranabilir.

*Bu boyutun dışında kalan boyutlarda kim veya neler vardır? Bizler gibi canlı organizma mı? Yoksa farklı enerji formları mı?

İki evren birbirlerinin arka zemini olduklarına göre onların dışında başka var olan yoktur. Her ikisi de sonsuz yer kaplayan enerji alanlarıdır.

*Ve bizler bu boyutlar arasında yolculuk yapabilirmiyiz?

Belki bir gün fizik bedenimizle farklı gerçekliklere yolculuk yapabilmemiz mümkün olabilecektir. Ama kesin bir şey söylemek şu an için erkendir. Takyonların kütlesi sanal olduğundan yapacağımız yolculuklar da ancak sanal olabilir. Rüya gibi düşünebiliriz.


Metafizik gerilim ne

Misafir -- 14.02.2011 - 23:41

Metafizik gerilim ne demektir? Nasıl bir terminoloji bu, tanımı nedir, hangi alanda kullanılır?


Fizik ve Metafizik

Bilgisev -- 15.02.2011 - 03:41


Bu konu benim "Düşüncenin Boyutları" yazı dizimin ilk yazısında ele alınmıştır. Eğer aradaki farkı merak ediyorsan,

http://www.sonsuz.us/node/434

yazısını okumanı öneririm.


Bu transfer, teknolojik

Misafir -- 15.02.2011 - 07:09

Bu transfer, teknolojik araçlarla mı yoksa metafizik bir gerilimle mi yapılır? Soruyu Sunny e sormuştum.Metafizik gerilim ne demek?


Az yeme, az içme, az uyuma

Sunny -- 15.02.2011 - 19:23

Az yeme, az içme, az uyuma vb..leriyle, kalp ve ruhu masivadan temizleyerek, ufkunu manaya açma... Fena fillah, istiğrak halleri, vecde gelme vb..ler ve meditasyon da metafizik gerilime birer örnektir.


Benim de ilgimi çekti şu

gamaro -- 17.02.2011 - 00:24

Benim de ilgimi çekti şu metafizik gerilme tabiri.. Yani şu az yeme, az içme, fena fillah, istiğrak halleri, vecde gelme vesaire deyince.. Belli ki bunlarla vurgulanan şey çeşitli fiziki-fizyolojik alıştırmaları takiben uygulanabilecek bir takım konsantrasyon ve meditasyon halleri..

Şimdi işin buraya kadarki kısmında herhangi bi sorun yok tabi. Ve isteyen de istediği kadar yapabilir elbet.. Ama bahsedilen bu "hallerin" metafizik aleme temas etme, onunla etkileşime girme ya da onu hissetme girişimleri olarak tanımlanması durumunda ister istemez pek çok soru çıkıyor ortaya..

Ancak sorulara geçmeden önce, böylesi söylem ve girişimlerin tarihi öyküsüne bi göz atmakta da fayda var.

Örneğin Scotus Johannes Eriugena (815-877)

İrlanda doğumlu bu filozof, evreni tanrıdan başlayıp tanrıya dönen 4 evreli bir devinim olarak tanımlamıştı. Döngü herşeyi kendinden meydana getiren nedensiz bir ilk nedenle (yani tanrıyla) başlıyor ve sonuçta herşey yine ona dönüyordu. Bu sistem içinde tanrı, ifade edilmesi mümkün olmayan ve hiçbir kelimeyle anlatılamayacak olan bir yaratıcıydı.. Onu tanımlamak için hiçbir sıfat kullanılamazdı, çünkü kullanılacak her sıfat tanrıyı sınırlardı. (örn. tanrı "x" tir demek aynı zamanda tanrı "y" değildir anlamına gelirdi ki, bu durumda insan tanrıyı tarif etmiş olmaz, bilakis onu sınırlamış olurdu) İşte tüm bu imkansızlık içinde yapılabilecek tek şey vardı; tanrı ancak bir kısım vecd ve kendinden geçme halleriyle anlaşılabilir ve ona bu şekilde yaklaşılabilirdi.

Eriugena'nın doktrini -yukarda anlattıklarımdan da anlaşılabileceği gibi- mistiktir. Ayrıca kurduğu evrensel döngü sisteminin özünün panteizm olduğu da hemen farkedilebilir. Ama belirtmemiz gereken daha önemli bişey var ki; o da bu anlayışın anti-skolastik olduğu ve gerçek skolastikle çatışma halinde bulunduğudur. (Çünkü gerçek skolastik anlayış Eriugena'nın mistisizminin aksine tanrı'ya yargılar yoluyla ulaşılabileceğini salık verir ve bahsedilen kendinden geçme vs. hallerini reddeder.) İşte bu durum hristiyan ilahiyatı içinde ciddi bir ayrışmaya işaret ettiği gibi (skolastik/ anti-skolastik) aslında hiç de ilginç olmayan bir biçimde* islamlık içinde de mevcuttur. Yani herhangi bir isim filan vermeye de gerek yok aslında, tıpkı Eruigena örneğinde olduğu gibi kimlerin tanrı'yı nasıl tarif etmeye çalıştığı ve kimlerin bu tür vecd ve kendinden geçme hallerine büyük önem atfettiği , ve hatta bu bağlamda farklı düşünenlerin birbirlerine nasıl da rakip oldukları yeterince açıktır diye düşünüyorum. (Detaylarına inmeye gerek var mı?)

İşin tarihçesi az çok böyle işte, en azından bir kaç önemli detay.. Şimdi gelelim sorularımıza..

gamaro : Bu yazı internette yok, ilk defa burada.


Benim merak ettiğim ilk

gamaro -- 17.02.2011 - 00:27

Benim merak ettiğim ilk husus aslında şu;

Farzedelim ki bir metafizik alem var. Ve yine farz edelim ki bir dizi fiziki/fizyolojik/biyolojik ön hazırlığı takiben ona temas etmeye çalıştık.. Mesela trans halleri, vecd hali, ya da adına ne derseniz öyle olsun.. Ve yine fazr edelim ki rüyayla gerçeklik arasında tanımlanabilecek bir algı veya kendinden geçiş durumunda birşeyler hissettik veya birşeylerle karşılaştık.. İyi de.. Karşılaştığımız veya hissettiğimiz şeyin örn. santral sinir sistemi içerisinde belli bir elektriki veya kimyasal harmoni ve biyoritme eşlik eden bir duyumlar kompleksinden ibaret olmayıp, bilakis gerçekten de başka birşeylerle temas kurduğumuzun kriteri nedir sahi?

Yani Lsd diye bişey var mesela ve alıyosun.. e çıkıyor karşına bambaşka bi dünya.. Ya da meskalin.. (Dos Santos'çular bilir:) veyahut hadi bu tür maddeleri geçtim, doğrudan meditatif yöntemler ve konsantrasyon çalışmaları yapanlar filan var.. Örneğin bir kaç yıl önce omuz çıkığıyla gelen hintli bi hastamız olmuştu ve adam anestezi istemedi.. bırakın dedi, ben transa geçeceğim ve işlem bitince gözümü açacağım.. Hakkaten de öyle yaptı.. Veya budist rahipler var, daha önce başka başlıklar altında da dile getirilmişti.. Örneğin Thich Quang.. Vietnam hükümetinin budist rahipler üzerindeki baskısını protesto etmek için kendini yakmıştı.. Ve üzerine benzin dökerek yaptığı intehar eylemi sırasında ölene kadar ne bir ses çıkarmış ne de kımıldamıştı..



gamaro : Bu yazı internette yok, ilk defa burada.


Şimdi bunların hepsini

gamaro -- 17.02.2011 - 00:29

Şimdi bunların hepsini üst üste koyduğumda ve biraz da kişisel ve mesleki merakımla şunu görebiliyor ve anlayabiliyorum; ağrı ve acı gibi bir kısım temel duyumlar belli konsantrasyon hallerine ulaşmak yoluyla bloke veya by-pass edilebiliyor.

Eğer bir tür blokasyon söz konusuysa bunun merkezi sinir sistemimiz ve onun eklentileri ve nöronal sinyal iletimi üzerinden işleyen bir süreç olduğu düşünülebilir.. Ya da bir by-pass durumu varsa bu kez de farkındalık ve kendilik algımızın kortikal alandan subkortikal merkezlere kaydırılması vs. de söz konusu olabilir.. (yani ağrı veya duyu kortekse uğrar ama siz orda olmazsınız) ..Üçüncü ihtimalse, tıpkı Lsd ve meskalin örneğinde olduğu gibi bilinç ve farkındalığın yerinde kalması ancak alt yapıdaki mikro kimyasal ve elektriki süreçlerin farklılaşmasına bağlı olarak aynı gerçeklik içinde farklı algı formlarının ortaya çıkması ve bunun duyumsanması olabilir.. (Meskalin alan neyle temas ediyo şimdi, ya da onunki niye metafizik değil? Misal işte.)

Ama şu soru hala baki; eğer metafizik gerilim veya vecd hali vs. ile ifade edilen durum gerçekten metafizik bir alemle etkileşim süreci ise bile, bunun böyle olduğunu hangi kriterlerle anlıyabiliriz? Örneğin tıpkı Carl Sagan'ın aynı isimli romanından uyarlanan "contact" filminde olduğu gibi yeryüzü zamanıyla 8-10 saniyelik bir sürede on küsür saatlik bir video kaydı yapılmış olması gibi dikkat çekici ve böyle bir etkileşime delil sayılabilecek birşey var mıdır? Ya da bu anlamda yorumlanabilecek daha başka bişey işte..

Tekrar etmek gerekirse: farklı bir algı ve duyumlar kompleksine ulaşmak durumu tecrübe edilse bile bunun bir başka alem ve boyutla, veya metafizik bir evrenle vs. sağlanmış bir buluşma/temas şeklinde yorumlanmasının kriteri nedir acaba? Soru aslında ve sadece bu.

gamaro : Bu yazı internette yok, ilk defa burada.


gamaro'ya

Bilgisev -- 17.02.2011 - 06:40

diyorsun ki: "Ama şu soru hala baki; eğer metafizik gerilim veya vecd hali vs. ile ifade edilen durum gerçekten metafizik bir alemle etkileşim süreci ise bile, bunun böyle olduğunu hangi kriterlerle anlıyabiliriz?".

Öncelikle "vecd hali" denen farklı bir gerçekliği algılama yetisi gözlemle değil, katılımla farkına varılan bir tecrübedir. Bizim normal mantık sistemimiz Aristo mantığı olup ayırımcı "ya-veya" mantığıdır. İnsan gözlem yaptığında sadece fizik âlemden haberler alır ve etkileşir. Oysa ki katılım halinde insan algısı hem bu âlemin üç boyutlu gerçekliğinde hem de metafizik âlemin farklı boyutlu gerçekliğinde bulunabilir.

Bu durumda kriter kendimiziz. Bizim yaşayıp deneyimlediğimiz olaylar sadece fizik âleme ait değildirler. Sezgiler, rüyalar ve hayaller sadece beyin fonksiyonları ve subkortikal oluşumlar değildir. Aynı zamanda farklı bir gerçeklik boyutundan bize aktarılan bilgiler de olabilir. Böyle olduğunu deneyimlemiş olanlar hiç bir şüphe ve tereddüte yer bırakmadan farklı bir gerçeklik âleminin varlığını ilan ediyorlar. Deneyimlememiş olanlar ise şüphe ve sorgulamalarına devam edip somut kanıtlar istiyorlar.

Somut kanıt ayırımcı mantığın sonucu ortaya çıkar. Oysaki "hem-hem" mantığı bütünleştirici ve birleştiricidir. Bu farklı mantık aynı zamanda Kuantum kuramının da mantığıdır. Kuantum kuramı nesneleri ve olayları birer olasılık olarak tanımlar. Hiç bir olay veya olgu yüzde yüz kesin değildir. Sadece belli bir P probabilitesi ile ortaya çıkar, belirgin olur. Bu durumda kesin kanıt diye bir şey de geçerliliğini kaybeder.


Yeni bir mantık

Bilgisev -- 17.02.2011 - 06:55

Katılımla kendi içimize dönüp baktığımızda sevgi, aşk, kin, nefret vs..gibi hislerin var olduklarını kabul ediyoruz ama bunları sayıya döküp ölçemiyoruz. Ölçüm pozitif bilimler için esas kriterdir. Bu bakımdan günümüzün bilimi özneyi dışlar. Özneden gelen bilgileri yok sayar. Sadece nesnel bilgilere değer verir. Yani günümüzün bilimi katılımcı değil, gözlemci bir bilimdir.

İnsanı anlamak istiyorsak, kadim bilgelikle modern bilimi bağdaştırmamız ve her ikisinin bizlere açmış oldukları yollarda ilerlememiz gerekir. Örneğin,
- Gözlem yerine katılım,
- Tikel yerine Tümel,
- Yokluk yerine Varlık,
- Anlamsız yerine Anlam,
- Mutlak yerine Göreli,
- Bağımsız yerine Bütünsel ve
- Nesne yerine Enerji,
kavramlarıyla hem çevremizi hem de kendimizi yorumlamakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Dünyamız anlamsız bir tesadüf sonucu ortaya çıkmış bir yapı değildir. Varlık yokluktan aniden belirmiş de değildir. Her var olan çevresi ve arka zemini ile bir bağımlı bütünsellik içindedir. Bu arka zemine enerji adını verebiliriz. Enerji sonsuz ve bütünsel bir varlık alanı olup, yerel olarak yoğunlaşabilir. Yerel yoğunluklara da biz insanlar "madde" veya "nesne" diyoruz. Oysaki aslı metafizik özellik taşıyan "enerji" alanıdır. Enerjiyi "iş yapma kapasitesi" olarak tanımlar fizik bilimi. Fakat bu kapasite nesnenin neresindedir? ondan hiç söz etmez. Bu kapasite fizik âlemde olmayıp, metafizik bir yetiden ibarettir.

Enerjinin iş yapma kapasitesine eski bilgeler "meleke" demişlerdir. Melek sözü de bu meleke kavramından türemiştir. Melekler ise "melekut" denen metafizik bir âlemde varlıklarını sürdürdükleri iddia edilir. Yani, bizim yetilerimiz sadece bedenimizle ilgili (beyin, kas, kemik) olmayıp, aynı zamanda metafizik kaynaklıdırlar. Melekler de saf ve latif (az yoğun) enerjilerdir. Buna inanmak veya ret etmek tümüyle bakış açımıza ve kullandığımız mantık sistemine bağlı olarak değişir. Eğer ya-veya ayırımcı mantığı ile bakmaya devam edersek, sen-ben, biz-onlar, dost-düşman ayırımı devam edecek, savaşlar ve anlaşmazlıklar sürüp gidecektir. Yok, eğer hem-hem mantığı ile düşünmeye gayret edersek hoşgörü, karşılıklı uyum ve barış olabilecektir.


"Enerjinin yoğunlaşması"

Hüseyin AKTAŞ -- 17.02.2011 - 07:21

"Enerjinin yoğunlaşması" dediğiniz olay, enerjinin gözlenebilir, ölçülebilir, enerji haline göre daha somut bir maddeye dönüşümü müdür?
Peki enerjiye dönüşen bir madde tekrar kendi aslına dönebilir mi yoksa başka bir maddenin oluşum nedeni mi olur? Ya da her ikisi birden mi olur? Y ada ne olur?

Enerji neden yoğunlaşır?
Çekim yüzünden mi?
Peki neden çeker? Ayrı düştükleri için hasret mi çekerler?
Birbirlerini mi özlerler?
Boşluğun imkansızlığı mıdır çekimin nedeni?
Yokluğuna dayanamayışı mıdır varlığın?
Nedir çekimin nedeni?

Peki bunca özlemin ardından maddeye dönüşüp de sonra neden yeniden enerjiye dönüşür?
Hayata atılmak için mi?
Para kazanmak için mi?
İş güçsahibi olmak için mi?
Madde neden enerjiye dönüşür?

Sorularıma güldüğünüzü biliyorum. Çocukca bulduğunuzu da.
Ama ben gülmüyorum...


Ben size bana kanıt getirin

gamaro -- 17.02.2011 - 08:31

Ben size bana kanıt getirin veya gösterin vs. demedim Bilgisev. Sadece bunun kriteri nedir diye sordum ve siz de deneyimlemiş olanlar bunu böyle hissediyor ve ilan ediyorlar dediniz.

Ayrıca sen-ben-biz-siz gibi ayrımların varlığının dünyadaki savaş ve düşmanlık duygularının temel sebebi olduğunu iddia etmek kanımca çok doğru değil. En azından eksik...Pavlus'un tabiriyle "Kadın erkek yaşlı genç, hepimiz İsa'nın ruhunda biriz" demekle kavga bitmediği gibi, metafizik demekle de bitmez. Öz'cülük yapmamak ve farklılıklarımızı olduğu gibi kabul ederek birarada yaşamanın yollarını aramak daha öncelikli ve önemlidir.

Vakit bulursam bi kaç şey daha eklemeye çalışacağım, diyalektik üzerine..


H. Aktaş'a

Bilgisev -- 17.02.2011 - 09:07

Yukardaki yazımı okumadın veya doğru değerlendiremedin gibi geliyor bana. Orayı yeniden okursan görürsün ki şunu dedim: "Ortam belli bir noktada bir “dalga paketi” oluşturarak yoğunlaşıyor. Daha sonra bu dalga paketi ortamda bir bükülme yaratıyor. Bu bükülme diğer bir dalga paketinin yarattığı bükülme ile karşılaştığında ikisi arasında bir ortak yol (bükük ortam) oluşuyor. Bu ortak yol boyunca ilerleyen dalga paketleri birbirlerine doğru yaklaşıyorlar. Böylece bizim evrende gözlediğimiz kütlelerin birbirlerini çekmesi olayı gerçekleşiyor."

Yani hareketin bir yorumu da ortamın bükülmesidir. Büyük gök cisimleri birbirlerini bu şekilde çektikleri Genel Görelilik kuramına göre iddia ediliyor. Bizim dünyevi boyutumuzda da aynı durum oluşuyor. Şöyle ki her varlığın kendi etrafını çevreleyen bir enerji alanı veya kozası vardır. Nesneler bu latif enerji kozası içinde varlıklarını sürdürürler. Yani, ortamın yoğunlaşması kademe kademe olmaktadır. Bir enerji kozası diğer enerji kozaları ile etkileştiğinde ortamın enerjisi değişir. Buna ortak aura da diyebiliriz.

Rupert Shaldrake bu ortak enerji alanına "M-field" veya morfogenetik alan diyor. Bunun nasıl oluştuğunu anlamak için suyun ısınınca buharlaşmasına benzetebiliriz. Isınınca maddi bir görüntüye sahip olan su görünmez olan su buharına dönüşüyor. Benzer şekilde canlıların etrafını çevreleyen (kuşatan) görünmez fakat var olan bir enerji alanı bulunur ve bu alan da diğer enerjileri etkileyebilir.

Madde zaten enerjinin kendisidir. Bu bakımdan "madde nasıl enerjiye dönüşür?" diye sormak anlamsızdır. Enerjinin değişik yoğunlukları vardır ve madde de bu yoğunluklardan sadece bir şeklidir (fizik dilinde fazıdır denir). Maddenin birçok fazları vardır. Katı, sıvı, gaz, plazma gibi 4 faz biliniyor ama bir de ruhsal fazı vardır ki ona "aura" denmektedir.



gamaro'ya

Bilgisev -- 17.02.2011 - 09:25

diyorsun ki: "Pavlus'un tabiriyle "Kadın erkek yaşlı genç, hepimiz İsa'nın ruhunda biriz" demekle kavga bitmediği gibi, metafizik demekle de bitmez. Öz'cülük yapmamak ve farklılıklarımızı olduğu gibi kabul ederek birarada yaşamanın yollarını aramak daha öncelikli ve önemlidir."

Bunu yapabilmenin yolu öncelikle yeni bir mantık kullanmaktır, diyorum. Çünkü kavga ve ayırımcılık sözel ifadelerle bitmediği gibi bakış açımızı ve düşünce şeklimizi yeni bir mantıkla kurmadığımız sürece de bitmez.

Hem-hem mantığı da zaten birarada yaşamanın temelini oluşturuyor. Olayın çözüm noktası sözlerde değil, yaşamın kendisinde ve deneyimleyerek katılımdadır. Bunu anlatmaya çalışyorum.


Sayın Bilgisev, merakımı

gamaro -- 17.02.2011 - 10:55

Sayın Bilgisev, merakımı maruz görün ama siz diyalektik materyalizmi hakkaten vakit ayırıp anlamaya çalışarak ve özenle okudunuz mu?

Bu soruyu sorma sebebim şu: yazılarınızda sıkça atıfta bulunduğunuz ve eleştirdiğiniz bir kısım koşul ve önermelerin bazen eksik, bazense düşünüşün kendi tarihselliği içinde daha geri formlarıyla yansıtıldığını düşünüyorum. (Aristotales'i saymıyorum bile, yeryüzü merkezli kozmolojisi ve sözel paradokslara yol açan ikili-mantığı dışında kimsenin bu büyük ansiklopedik filozofu dile getirdiği yok zaten.)

Neyse.. şöyle diyelim o zaman;

Örneğin diyalektik materyalist literatürde hareket kavramı, zaman ve mekanın kesiklilik halleriyle kesiksizlik hallerinin birliği şeklinde tanımlanır ve hareketi mümkün kılan şeyin de zaman ve mekanın süreklilik ve süreksizliğinin birliği olduğu vurgulanır.

Buyrun size karşıtların (süreklilik ve süreksizlik) birliği..

Peki ya olaya hem/hem açısından bakarsak ne diyebiliriz? Ya da yukardaki ifade ne düşündürüyor size, şöyle formülize etmek de mümkün değil midir mesela: hareket hem süreklidir hem değildir, hem kesiklidir hem kesiksizdir.. Fark ne?

Ben size kendimce bulduğum farkı söyleyeyim izninizle.. Fark şu ki; Diyalektik materyalizm işi burda bırakmaz. (Onun detaylarını da ayrı bi başlık altında ve zaman bulunca açıklamaya çalışırım.)

Bu arada sormak istediğim bir başka husus da şu:

Bendeniz naçizane, bu sayfalarda dile getirdiğiniz kadarıyla ve aslında ne derseniz deyin, sizin (veya en azından bir kısmınızın) "panteizm"le olan ilişkisini görebiliyorum. Ve eğer merakımı maruz görürseniz size de aynı soruyu soracağım; hepsini nasıl bir arada götürüyorsunuz?.. Tanrı hem vardır hem yok.. varlık hem vardır hem yok.. Tamam da.. peki ya bu öykünün detayları? Örneğin şeytanla tanrı arasında Adem yüzünden yaşanan tartışma ve iddialaşma? (misal) Ya da var diyenin sonsuz mutluluk, yok diyeninse sonsuz azabla muhattab tutulacağı bi sonsuz yaşam? Veyahut tarih ve antropolojiyle de ilgilisiniz, mesela ilk dil nasıl çıktı ortaya, yoksa insan "hazırıyla" mı sahne aldı şu dünyada filan?.. (siz de mi onlar "sembolik" anlatımlardır diyenlerdensiniz yoksa?)

Şimdilik bu kadar.

gamaro : Bu yazı internette yok, ilk defa burada.




Gamaro'ya

Bilgisev -- 17.02.2011 - 15:50

gamaro, pek çok ard arda soru sordun. Sırasıyla yanıtlamaya çalışayım.

Eytişim (diyalektik) mantığı ile hem-hem mantığı arasındaki fark eytişim karşıtları kabul eder ve onlardan yeni bir sentez oluşturur. Yani, tez-antitez-sentez süreci bulunur. Hem-hem mantığında ise bu karşıtlar baştan ret edilir ve biri olmadan diğeri de olamayacağı savunulur. Yani, tez vardır ama antitez yoktur, çünü antitez tezin ayrılmaz parçasıdır.

Bu durumu parayı dikine bölmeye benzetiyorum. Paranın bir yüzü yazı diğer yüzü turadır. Parayı dikine bölsek de iki yüz var olmaya devam eder ve bir yüztura diğer yüz yazı olur. Şu halde yazı olmadan tura olamaz, çünkü bunlar baştan olarak birlikte var olmuşlardır. Fark burada.

Hem-hem mantığı sadece bütünsel karşıtlar için geçerlidir. Verdiğin şu örneklerde "Örneğin şeytanla tanrı arasında Adem yüzünden yaşanan tartışma ve iddialaşma? (misal) Ya da var diyenin sonsuz mutluluk, yok diyeninse sonsuz azabla muhattab tutulacağı bi sonsuz yaşam? " karşıtlık durumu olsa da bütünsel karşıtlık durumu yoktur. Hem-hem mantığı bütünsel karşıtlık, içeren ve baştan itibaren ayrılmaz bir bütün oluşturan kavramlar için geçerlidir. Nesneler için geçerli değildir.

İlk dil nasıl ortaya çıktı sorusu ayrı bir konu olup hem-hem mantığı ile ilgisi yoktur. Bu bakımdan burada yanıtt vermem gerekli değil. Ayrı bir konu olarak dil konusu incelenebilir.


Ben size dil ve diğer

gamaro -- 17.02.2011 - 16:06

Ben size dil ve diğer hususları hem-hem mantığı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz diye sormadım ki.

Farkedilmemesi mümkün olmayan panteist bir zemin üzerinde konuşurken, inancınızın diğer bileşenleri ve onlara eşlik eden öykülerle nasıl anlaşıyorsunuz diye sordum. Bu soruda anlaşılmayacak birşey olduğunu da sanmıyorum.

Ya da ne diyorsunuz, sırat köprüsüne gelince yine Aristo mu alacak düdüğü eline?

İyi de..

Tüm bunları nasıl bağdaştırıyorsunuz işte kendi içinizde, ben onu soruyorum.

Çünkü öyle bağlayıcı birşey diyorsunuz ki, mesela tanrı hem var hem yoksa eğer.. (ki bunu söylediniz) ..o halde sırat köprüsü de hem var hem de yok mu olacak yani? Peki ya sonra? Hem geçilip hem geçilmeyecek mi yani, veya cennet ve cehennemle sonsuz yaşam filan da mı böyle? Hem var hem yok yani.. Ama eğer bunlardan birisi nihayi olarak var olacaksa, o zaman bunca lengüistik hareket niye? Veya bunlar sadece lengüistik hareketler değilse, o zaman diğer soruların cevabı ne? Sorduğum bu.

Madde hem vardır hem yoktur derken de aynı misal..

Neyse ya..vazgeçtim, cevaplamasanız da olur.

Diğer bir husus ise ilk paragrafınızla ilgili; onu da bi ara ayrıca yazmaya çalışırım. Şimdilik iyi akşamlar.






bu sitede

Bilgisev -- 17.02.2011 - 17:14

umarım ne demek istediğimi anlamış olanlar vardır. gamaro anlamak istemiyorsa o da onun sorunu, benim değil. sevgiler.


Sanmıyorum

xenix -- 17.02.2011 - 18:35

Sanmıyorum bilgisev hocam, bu sitede sizin ne demek istediğinizi anladığını sananlar hem anlamıştır, hem anlamamıştır.

xenix


Bilgisev, yazılarınızı

sarı-kırmızı -- 17.02.2011 - 18:49

Bilgisev, yazılarınızı beğeni ile okuyorum, katkılarınız için teşekkürler.


Eğer benim sorduklarımı

gamaro -- 17.02.2011 - 19:00

Eğer benim sorduklarımı anlamıyorsa, bu da sayın Bilgisev'in sorunudur benim değil. Bu mu yani?:)

Neyse.. Yakında bir karikatür çizeceğim; dizi dizi diz çökmüş melekler ve onların karşısında Adem. Buna karşın Adem'le melekler arasında dikilen ve diz çökmemiş şeytan.. Ve tepeden uzanan büyük bi parmak.. şeytana Adem'i işaret eden ve diz çökmesini söyleyen.

Bütün bu mizansenin fon ve mekanı ise matrix usulü olacak... e= mc2'den tutun da, içiçe geçmiş sayısız kritik formül ve karmaşık diffansiyel denklem ve hatta bulabilirsem poincare sanısının çözümüne ait bir kaç detay da ilave edicem.. Ayrıca karadelik formasyonu ve singulariteyi anımsatacak motif ve dekorlarla hacim.. beraberindeyse çift yarık deneyi ve hem hem.

Ve bi de düşünce balonu olacak elbet.. O da şeytan'ın ve şöyle;

ooo Ama bu haksızlık...ooo ..ben dumansız ateşim, o ise çamur.. ooo

Haksızlık olur tabi.. Şeytan haklı.

(Benim sorduğum şey yukardaki karikatür kadar belirgindir sayın Bilgisev. Daha başka örneklerle de açıklarım, siz ister okuyun ister okumayın)

gamaro : Bu yazı internette yok, ilk defa burada.


"Bu durumu parayı dikine

Hüseyin AKTAŞ -- 17.02.2011 - 19:27

"Bu durumu parayı dikine bölmeye benzetiyorum. Paranın bir yüzü yazı diğer yüzü turadır. Parayı dikine bölsek de iki yüz var olmaya devam eder ve bir yüztura diğer yüz yazı olur. Şu halde yazı olmadan tura olamaz, çünkü bunlar baştan olarak birlikte var olmuşlardır. Fark burada."

Sayın Bilgisev,
Bu "mekanik" örneği daha önce de verdiniz. Ancak burada "zıtlık" kavramı yoktur. Kastınızın o olmadığını bildiğim halde, bu örnekleme benim taraftan bakıldığında tam bir "abra kadabra"; sihirbazlık gibi görünmektedir. Çünkü:

Yazı turanın zıddı değildir. Diyalektik materyalizmdeki zıtlık kavramı, "şeylerin" durduğu yer ve yön ve benzeri unsurlarla açıklanmaz. Elbetteki zıtların (zıt şeylerin) da yer, yön ve benzeri unsurları içermesi söz konusudur. Ancak içerdiği bir özellikten tutarak kendisine; içerene eşit kıldığınızda, gözden kaçan başka şeyler olur.

Diyalektik materyalizmin zıtlık kavramında; bir şeyi fizik olarak evrimsel bir süreçte nitelik farkına uğratan güçtür zıtlık... Para örneğinde, yazı-tura bu anlamda birbirinin zıddı değildir. Hatta birbirinin aynısıdır. Hele yazının da resimden evrildiğini görürseniz aralarında biraz zaman farkı vardır ve bu fark onları zıt yapmaz...

Diyeceksiniz ki bu bir "teşbih"... Hayır, yanlış bir teşbih... Diyeceksiniz ki, "teşbihte yanlış olmaz". Diyeceğim ki olur, burada hata var..

Şimdi siz, yukarda söylediğim gibi birbirinden doğan iki nitelik farkının aynı anda, doğuştan aynı niteliklerle birlikte var olduğu bir örnek bulun bize. Örneğin bir yumurta bulun ki hem yumurta olsun aynı anda hem de tavuk olsun. Horoz olma ihtimalini de bir kenara bırakarak...

Diğer yanıtınızda beklediğim sesler yok... Kurcalamayacağım... Ben de bir ara geniş bir değerlendirme yapmak isterim. Şimdilik izliyorum...
Katılımınız için teşekkür ederim..


Maddenin Sırrı

Sunny -- 17.02.2011 - 19:57

Maddenin Sırrı Aralanıyor: Madde Olmayan "Şey" Keşfedildi


Prof. Dr. Howard GeorgiEvrenin önemli sırlarından birini açıklayan yeni radikal bir öneri diyor ki:

"Biz, parçacık olmayanlardan oluşmuş tamamen yeni bir madde çeşidiyle çevriliyiz."

Evrenin böyle yeni bir "şey" içerdiği önerisi, karanlık madde bulmacasını çözmede, dikkate değer bir yol sunuyor. Karanlık madde, keşfedildiği günden bugüne, 70 yılı aşkın süredir kozmologların kafasını karıştırmaktadır.

Karanlık maddenin doğasıyla ilgi çok az şey biliniyor olmasına rağmen, onun varlığı gereklidir. Çünkü gözlemlerden, onun görünmez çekim gücünün, evreni bir bütün olarak şekillendirmek için galaksileri, galaksi kümelerine doğru hareket ettirdiği bilinmektedir.

Alışılmadık olan bir çok parçacık, bugüne kadar fizikçiler tarafından, karanlık madde adayı olarak önerilmiştir. Bugün ise, New Scientist dergisinde, Harvard Üniversitesi fizikçisi Prof. Dr. Howard Georgi; evrenin, parçacık olmayandan yapılmış, tamamen yeni bir madde çeşidiyle kaplı olduğu önerisini getiriyor. Fakat o bile, parçacık olmayanın matematiğini kelimelere dökmekte güçlük çekiyor. Georgi diyor ki:

"Parçacık olmayan; kimlik değiştirebilir, ışıktan hızlı gidebilir ve normal parçacıkların bir bileşenine dönüşebilir. Onlar, bizim alışkın olduğumuz hiçbir şeye benzemiyor."

Parçacık olmayan fikri çok havada gibi gözükmesine rağmen fikir, Prof. Dr. Georgi'nin şöhretinden dolayı ciddiye alınıyor. Prof Georgi, doğanın dört gücünden üçünün; Büyük Birleşim Teorisi adı altında birleşebileceğini öneren ilk teorisyenlerdendi.

Prof. Dr. Georgi, süper simetrinin geliştirilmesine yardım etti. Evren üzerindeki heyecan verici çalışmaları; rasyonel hale getirmeye çalıştı ve atomlar arasındaki gücü açıklayan, quantum kromodinamik teorisinin mimarlarından biriydi.


"Physical Review" dergisinde, devrim niteliğindeki fikrini:Evrendeki Maddenin Haritası: Durham Similasyonu

"Parçacık olmayanın, Dünyamızda gerçekten var olabileceğini, ciddi bir şekilde ele almamız önemlidir", şeklinde özetledikten sonra; parçacık olmayanın olası etkilerini inceleyen, yüze yakın makale yazmıştır. Bu bile, tek başına, onun bir şeyler üzerinde olduğunu gösteriyor.

Boston'daki Northeastern Üniversitesi'nde Profesör olan Pran Nath, New Scientist'te şöyle diyor:

"Parçacık olmayanlar, insanları etkiliyor, çünkü onlar şimdiye kadar hiç kimsenin gördüğü hiçbir şeye benzemiyor. Çünkü onlar, şu ana kadar bilinen her şeyden farklılar."

Kozmoloji, çok temel bir şeyden yoksun olan egzotik fikirlerle doludur. Onlar, deneyle doğrulanabilen ve test edilebilen tahminlerde bulunamamaktadır. Fakat bu sefer öyle değil. Prof. Dr. Georgi, birkaç ay içinde gerçekleşecek olan Cenevre'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısındaki (LHC) Dünya'nın en büyük deneyi ile ilk kez parçacık olmayanları görmeye çok yakın olabileceğimize inanıyor.

Prof. Georgi, LHC'nin neyi bulacağını tahmin etmeye çalışırken, tesadüfen bu fikri buldu. Prof. Dr. Georgi, atomik dünyanın teorisi olan Kuantum Alan Teorisi'yle oynayarak başladı. Amacı yapılan kilit bir varsayımı yapmazsa, ne olacağını anlamaktı. Yapılan varsayım şuydu: parçacıkların birbirleriyle etkileşimini sağlayan güçler farklı, skalalarda farklıdır. Bu varsayımı iptal edince, çıkan sonucun, parçacıkların fiziğinden ne kadar da farklı olduğunu görünce şaşırdı ve şöyle dedi:

"Bu sonuca varınca, deli olduğumu düşündüm"

O, LHC'nin parçacık olmayanların işaretini açığa çıkarma ihtimalinden duyduğu heyecanı gizleyemiyor ve şöyle devam ediyor: "Parçacık olmayanlar, bizi hemen hayrete düşürmelidir." Sadece küresel çabanın ilerlemesine yardım edeceği veya Standart Modeli değiştireceği için değil; ancak maddenin ve maddeler arası ilişkilerin, bugünkü temel matematiksel çerçevesini tamamen değiştireceği için. Yani fizikçilerin; hayatı, evreni ve her şeyi anlamak için kullandıkları şeyleri değiştirebilir.

Başarılı da olsa standart modelde boşluklar vardır. O, nötrino denen parçacıklara dair gözlemleri açıklayamaz ve dört ana kuvvetin hepsini birleştiremez. Belki de parçacık olmayanların yardımıyla bu halledilebilir.

Bir parçacık olmayanlar; "belli bir kütleye sahip" değildir, fakat mümkün olan "herhangi bir kütleyi alabilir" veya nasıl bakıldığına bağlı olarak "mümkün olan tüm kütlelere aynı anda sahip olabilir".

Kütle meselesini anlamak için fraktalleri düşünelim. Örneğin, İngiltere'nin kıyılarını ele alalım. İngiltere kıyısının uzunluğunu ölçmek istersek, bu uzunluk, kullandığınız ölçü aletinin büyüklüğüne bağlı olarak değişir. Çünkü girinti ve çıkıntıları ölçebilmemiz bu büyüklüğe bağlıdır.

Parçacık olmayanların her skalada aynı gözükmesini ise şöyle anlayabiliriz. Doğada birçok şey, belli şekillerin tekrarlanmasıyla oluşur. Yine İngiltere kıyısını düşünelim. Her girinti ve çıkıntı kendi içinde aynı şekilde daha küçük girinti ve çıkıntılara sahiptir ve bu böyle devam edip gitmektedir. Burada olduğu gibi, "parçacık olmayanlar"ın görünüşü de baktığınız skalaya göre değişmemektedir.

Bilim adamları, parçacık olmayanların etkisini bir yerde daha görebilirler: Karanlık madde. Prof. Georgi'nin kendisi bile üzerinde düzgünce çalışılana kadar bu iddia konusunda temkinlidir.

Güncelleme:10/04/2008
Kaynak: "Is Our Cosmos Teeming With Alien Unmatter", Telegraph.co.uk, Çev. Ayşe Güldoğan, 23/1/2008.

Yaklaşansaat:

Howard Georgi'nin, kendisinin bile inanmakta zorlandığı ve matematiksel denklemlerde karşılaştığı; Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda da işaretinin ortaya çıkacağına inandığı "şey", "melekut"tur. Maddenin ruhu-özü olarak, Karadelik yazımızda da işaret ettiğimiz "melekut", madde değildir. Bizim evrenimizi oluşturuyor, ancak bizim evrenimizin fizik yasalarına uymaz. Yeni gelişmeler, fizik yasalarını ve maddenin oluşumu hakkındaki görüşü temelden sarsacaktır. Bu madde olmayan, ancak maddeye vücut veren; en temel yahut en son parçacıktır(parçacık olmayan parçacık veya enerji). Bu konuyu, "Büyük Patlama" konusundaki çalışmamızda ele alacağız.

Sayın Howard Georgi'nin, çok doğru bir şekilde tanımladığı gibi "melekut"; elbette ışıktan hızlıdır, madde değildir, maddeyi oluşturmaktadır. Allah'ın emrinde-elindedir ve her şeye vücut vermektedir. Bakın Kur'an ne diyor:

Her şeyin "melekût"u(maddenin ruhu-özü) elinde bulunan (Allah), ne Yücedir! Sizin dönüşünüz O'nadır.

[YASİN (36)/83]

Sonsuz Yüce Allah, tüm evrenleri, Nur'undan yarattı. Nur'unun ilk türevi; "melekler", "insanların ruhları" ve "melekut"tur. Bütün bu nurani varlıklar, bilinçlidir ve Allah'ın mutlak emrindedir. İnsanoğlu, bilim yoluyla "melekut"u bilecek, ancak onu kontrol altına alamayacaktır. Şayet teşebbüs ederse, başarısızlığa uğrayacaktır. "Melekut"u ele geçiren ve onu kontrol eden bir kimse; her şeyi yeniden yaratıp, yok edebilir. Bu durum, Allah'ın dışında bir ilah olma teşebbüsüdür ve imkansızdır.

Böyle bir sonuç, Allah'ın "yarattığı bir canlı ve bilinçli enerji"yi, onun elinden almak demektir ki; insanoğlu buna heveslense bile, yasaklanmıştır. Kim teşebbüs ederse; başarması mümkün olmadığı gibi, insanoğlu buraya uzandığında "insanlığın kıyamet"i gelmiş demektir. Ayrıca böyle bir durum, Allah'ın ilahlığına ve sıfatlarına aykırıdır. Allah istemeden, bir iş yapmak, ilim ve teknoloji geliştirmek, bir güç-enerji elde etmek ve kullanmak, kesinlikle imkansızdır. Kur'an'daki muhkem(açık ve sağlam) ayetler, bu gerçeği haykırmaktadır.

ys@yaklasansaat.com


:)Elalem bilmem kaç yılda

gamaro -- 17.02.2011 - 20:10

:)

Elalem bilmem kaç yılda bilmem kaç milyar dolayıp hadron yapsın, parçacık çarpıştırsın.. Eleman çıksın ordan atılsın; aha bu melekut !

yaklaşan saatmiş... bu saçmalığın ne işi var yahu burda?

ilave edelim bakalım saat 03:14: Efenim bilenler bilir, Ida isimli bi Lemur fosili bulunmuştu şundan bir kaç yıl önce. Kayıp halkadır, şudur budur tartışmasına girmeyeceğim, söylemek istediğim şey çok daha basit aslında. Şimdi bu Ida bulununca ne oldu biliyor musunuz? Paleontologundan biyologuna onlarca (belki de yüzlerce) bilim insanı yanılmıyorsam 1-2 yıl kadar çalıştılar üzerinde. Ve böyle zahmetli bir sürecin ardından çalışma sonuçları açıklandı..Dediğim gibi, bunun detaylarına girmiyorum. Ama burda vurgulanması gereken bişey var ki, o da Harun Yahya ve tayfasının yaptıkları..

Efenim onlar şunu yaptı; Bunca bilim insanının bilmem kaç ay (ya da 1-2 yıl) üzerinde çalışıp inceledikleri bir fosili ve inceleme sonuçlarını sadece bu fosile ait fotoğraf üzerinden ve bi bakışta ve şip-şak yalanladılar :) Dediler ki mesela, o öyle değil bi kerem burası şöyle, efenim mükemmel ve tam bi örnek vesaire.. O kadar bilim insanı bir kaç yıl süreyle ve fosil üzerinde, ama Harun Yahya bi bakışta ve fotoğraftan.. E şimdi bu ne? Ya da nası bi asimetri vardır burda, bi fikri olan var mı?:)

Şimdi şu yukardaki alıntı da aynısı aslında. Yüzlerce bilim insanı bilmem kaç yıla yayılmış ve bilmem kaç milyar dolarlık zor ve zahmetli bir sürecin ardından bir deney gerçekleştiriyor.. hatta öyle bi deney ki bu, parçacık çarpışmasına dair verilerin toplanıp işlenmesi bile aylara yayılıyor... sonra bir başka bilim adamı çıkıyor ve ilginç bi şeyler söylüyor, ardından bu bir dergide yayınlanıyor, sonra bunun sadeleştirilmiş bi hali internete düşüyor ve hatta ilgili metinde "parçacık olmayan fikri çok havada gibi gözükmesine rağmen fikir, Prof. Dr. Georgi'nin şöhretinden dolayı ciddiye alınıyor." gibisinden bi ibare de bulunuyor.. Ama sonra birisi çıkıyor ve o da bi bakışta ve şıp diye "işte bu melekut'tur" diyor. Ve de ekliyor: "bu konuyu Yasin 36/ 83 ekseninde ve büyük patlamayı inceleyeceğimiz çalışmamızda da ele alacağız..."

Alın alın... Nerenizle alırsanız alın. İnanılır gibi değil..


Gamaro niye inanmıyorsun

Hüseyin AKTAŞ -- 17.02.2011 - 21:45

Gamaro niye inanmıyorsun ki?!
Tamam, ikna olma ama inan!!
:)
Bay Georgi yakın zamanda melekutların cinsiyeti üzerinde de bir açıklama yapar. Tabi bu arada bilimin gemileri karadan yüzüp, toplarıyla metafiziğin surlarını yıkmazsa...

Yani tamam, madenin en küçük parçası atom dendi, daha da küçüğü bulundu. Atomaltı parçacıklar, enerji, tamam eyvallah, ama yokluk? Nerde yokluk orda...

Anlaşıldı Vehbi'nin kerrakesi sözü geldi usuma: teorik olarak şimdi maddenin en küçük birimi, onun en küçük birimi, onun da küçük şeyi... Hayır küçük abdesti demek istemedim... E, en sonunda o şeyin de en küçük şeyi yokluk işte, "olmayan madde" bu... Eskiler ne derdi? Ruh!...

Yuh değil ruh, r'leri söyleyemiyoysunuz galiba...

Yani bir kere ruha inandık mıydı, e canım inanmayıp da ne yapacağız, sabaha mı saklayacağız, teorik fizik bu, teorik bilim, mecburen inanacağız yani, malumunuz bunun denenme şansı yok, yani matematik olarak böyle olması "ilazım" yani, siz bir kere buna inanın, nasıl olsa bir kereden bir şey olmaz, gerisi çorap söküğü gibi gelecek yani. Ruh varsa yani, ölümden öte köy de var ama kanıt yok, matematik olarak, teorik yani. Ruh varsa melekler niye olmasın? Melekler varsa bunlara bir hiyerarşi de olması lazım... Şu matematiğin gözünü seveyim...

Yani siz bir ruha inanın, onun ölümsüzlüğüne bir inanın ondan sonra karada ölüm yok bize.
Hayır bize yok, siz ölümlüsünüz!
Ölümlü ve de sürüm sürüm süründürümlü, ama bakmayın süründüğünüze ve öldüğünüze, bu dünyada sürünen, ruhlar aleminde huriler ve nuriler içinde yaşar...

Öyle yoksulluk falan diye de ağlamayın, en büyük ruh sizleri sınıyor yani, ağlarsanız ona asi gelmiş olursunuz, kutsal ruhun gücüne gider bu durum, sonra ver elini bodrum...

Bu dünyaya aldanma burası bir sınav yeri... Sınavdan geçince dünyadan mezun olunca sen ruhların katında iyi bir yer bulursun kendine, bu nedenle haydi bakim inan ve derslerine çalış.
Çalış çalış ölç yine bir karış...
Çalış, çalış, bak en büyük ruh seni izliyor?
Hani bakim?
Yok!...


Hiçlik ile yokluk birbirine

HoLa -- 17.02.2011 - 22:03



Hiçlik ile yokluk birbirine karıştırılıyor mudur nedir?

Birisi bana diyecek ki;

-U2 bir konser patlattı...orada mıydın?
-Yoktum.

Bunu ne lamı olur ne de lameli.

-Gelemedim ama ruhum sizlerleydi

...dediğim zaman bunun şiirane ya da ne bileyim romantik bir yanı olabilir ama bunu alıp mikroskopun altına yatırırsan işler başka yöne gider. Sabaha kadar lama bak bakalım auroramdan bir şeyler yakalayacakmısın?

Hani beni ışık hızına çıkarıp hüzme haline getirsen fotonlarımdan bir kaç lümenlik pırıltısını konserde görebilir misin?

Yoktum kardeşim...

Orada yoktum demek var olmadığımı tanımlar sadece. Yok halimin nesine bakmaktasın.

Şimdiiii...bir başka kişi dese ki sen hiçsin...

...başlarım anlatmaya;

-Baba biliyor musun, şimdi sen bana hiç diyorsun ama hücrelerimden bile enerji yayılmakta...

...türlü fenomenleri keşfederek bu fenomenlerin oluşmasında etken kaoslara parmak basan bilim insanlarının yapmış oldukları araştırmalarda hücremden yayılan enerjinin uzaydaki yayılımı esnasında bıraktığı enerjik izdüşümünün normal şartlar altında ve normal şartlar üstündeki hal ve gidişi...

...

-Yoktum kardeşim...ne diyorsun?

-Fennake bilhasayi tinattayın nıs...yani bir gün peygamberimiz yolda giderkene...


Neyse:)

gamaro -- 18.02.2011 - 01:03

Neyse, ben kaldığım yerden devam edeyim yine, ne de olsa demokraasi diye bişey var:)

Efenim panteizm nedir biraz açalım önce.. Bu felsefi öğreti, başlangıçta tanrıyı tabiatla özdeş ve kişisel olmayan bir yaratım ilkesi şeklinde tanımlayan belli başlı materyalist tabiat görüşlerini ifade ederken, sonralarıysa kimileri tarafından dünyanın ve evrenin Tanrı'da varolduğunu ileri süren bir teori haline getirilmiş ve daha çok bu amaçla kullanılmıştır.

Yani panteizmin başlangıçtaki anlamıyla yakındaşı sayılabilecek Bruno ve Spinoza'ya (veya bizzat John Toland'a) katılmayabilirsiniz örneğin, ama bu adamların söylediklerinde anlaşılmayacak bi durum da yoktur. Evet, ne dediklerini anladım ama katılmıyorum dersiniz en fazla. Lakin bilim ve dini uzlaştırma çabasını "öyle" ya da "böyle" panteizm zemininde zorlayanları anlamak biraz zor. Çünkü bu tavır, dinin genel ve özel kısımlarını biraraya getirirken sürekli biraz ordan biraz burdan tutmak zorunda kalan ve hele ki şu çağın bilimsel-bilgi düzeyi ve birikimi eşliğinde yapılmaya çalışıldığında kendi kendine dolanıp duran bir karmaşadır aslında.

Açalım;

Örneğin yeri gelir tanrının kendisi enerji ve maddenin sonsuz dönüşümü/ kuantum belirsizliği vs. içinde akıp duran ve hiç de kişisel olmayan bir yaratım ilkesi gibi (yani panteizm'in ilk hali gibi) anlatılır ve fona yayılır. Çünkü bu aşamada vurgulanmak istenen şey öncelikle daha "genel" ve "ilkesel" bir tanrıdır. (Daha doğrusu bilim ve dini uzlaştırma/ özdeşleştirme operasyonu için böyle bir zemine ihtiyaç duyulur) ..Aslında buraya kadarki süreç çok da dikkat çekici veya falso veren bir durum yaratmaz, ya da başka bir şekilde ifade etmek gerekirse; özele girmediği için olumlu bir "genellik" içinde akar gider, hatta hoşa bile gider.. evrensel bağlılık, denizde damla oluş, birlik ve karşılıklılık, hatta enel hak'lık vesaire... (yani felsefe diyelim şuna)

gamaro : Bu yazı internette yok, ilk defa burada.



Ama bundan sonrasında

gamaro -- 18.02.2011 - 01:06

Ama bundan sonrasında şöyle bir sorun çıkar ortaya; o da bu tanrı'nın sadece ve hep böyle genel olmayıp, aynı zamanda oldukça kişisel* ve özel taraflarının da bulunması (hatta konuşması) ve dolayısıyla bunca spesifik ve reddedilmesi mümkün olmayan detayın da bu fonun üzerine eklenmesi zorunluluğudur.. Örneğin evreni ne için ve ne amaçla yarattığı, imtehancılığı, arada bi elçiler yollayıp mesaj geçmesi, geçtiği mesajları kitaplaştırması, emirleri-buyrukları ve bazen insanın yatak odasına kadar sirayet eden yasakları ve tüm bunlara eşlik eden sayısız ilahi replik ve dialog eşliğinde tonla detay işte..

Örnek mi?

--Herşeyden ve herkesten önce Muhammed'in ruhunu yarattı ve onun hatrına big-bangi patlattı. (Hristiyanlara sorarsan da İsa logos olarak hep tanrıylaydı ve Tanrı evreni bu Logos aracılığıyla yarattı.)
--Sonra Adem'in bedenini yarattı ve ona ruhundan üfledi..
--Ardından onun kaburgasından Havva'yı yarattı ve ikisini birden cennete saldı..
--Bu arada meleklere dedi ki, bu insandır ve sizden üstündür, eğilin önünde ve melekler eğildiler..
--Lakin şeytan emre itaat etmedi ve haykırdı; ben ateştenim o çamurdan, şimdi nası üstün olur benden bu insan..
--Sonra elma yendi falan filan..
--Ve yeryüzü hayatı..
--Ve Adem'le Havva yeryüzüne indiklerinde "hazır" bir dilleri bile vardı.. Çünkü Tanrı onları cenneten yollamadan önce bu dili onlara öğretmişti..
--Sonra mahşer ve sırat ve şefahat..
--Sonsuza ıstırap ve cehennem.. ya da sonsuz mutluluk ve cennet.. beraberinde de huri filan..
--vesaire vesaire..

Ha işte bunca detayı da eklemelidir işte insan tüm bu hikayeye.. (öyle ya da böyle)

gamaro : Bu yazı internette yok, ilk defa burada.


Ve benim daha önce örneğini

gamaro -- 18.02.2011 - 01:08

Ve benim daha önce örneğini verdiğim Eruigena da bunu yapmıştır zaten. Nasıl mı? Varlığı dört mahiyete ayırdı ve şöyle sıraladı;

1) Tanrı: Herşeyin kaynağı olmak üzere, yaratılmamış olan ama yaratan mahiyet.. şekilsizdir ve ifade edilemez.

2) Tanrısal ideler: Bizzat tanrı tarafından ve tanrıdan yaratılmış, ama aynı zamanda kendisi de yaratıcı olan ideal dünya. (her cismin ilk sebebi olan tanrısal ide ve ideler dünyası) örn. anladığım kadarıyla melekut da bunun gibi bişey herhal:)

3) Cismani dünya: Duyularımız aracılığıyla hissedebildiğimiz, yaratılmış olan ama yaratan olmayan nesneler ve dünya.

4) Tanrıya dönüş

İşte böyle bi doktrindi Erigeuna'nın panteist karakterli döngüsü.. Ha şimdi buraya kadar tamam da, peki ya gerisi? İşte Erigeuna ona da tamam demiştir bütünüyle. Yani evrenin yaratılışını paşalar gibi ilk günaha ve insanın tanrıdan ayrı düşmesine bağlamış, ve beraberinde hiçbir tanrısal repliğe de "sembolik" muamele filan çekmemiştir kimilerinin yaptığı gibi. Şeytansa şeytan, kandırmacaysa kandırmaca, kovulmaysa kovulma, pişmanlıksa pişmanlık, vesaireyse vesaire.. Zaten ilk günahı pişmanlık izlediğinden (pişmanlıksa pişmanlık demiştik) herşey yeniden tanrıya dönecektir yine..

Lakin tüm bunları söyleyen şahsın 9. yüzyılda yaşadığını hatırlamakta fayda var. Yani malumunuz, daha ne Newton var ortada, ne görelilik ne kuantum ne enerji ne evrim ne biyoloji vesaire.. Ha şimdi bu düzeyde bir bilimsel bilgi-birikimin hakim olduğu bir dönemde "sembol" e filan ihtiyaç duyar mı insan, bi güzel yediler işte elmayı:)


gamaro : Bu yazı internette yok, ilk defa burada.


Efenim neyse çok

gamaro -- 18.02.2011 - 01:13

Efenim neyse çok uzatmayayım. Benim bugünün bilimsel dincilerine (hele de panteistik özü aşikar olanlara) sorduğum sorular oldukça basit aslında;

Metafizik alem, vecd hali, hem-hem, takyon, enerji, dalga-parçacık vesaire hepsi tamam da.. E işte gerisi ne yani? Ya da ne diyorlar açıkca; big-bange giden yolda tüm bu dialoglar mu yaşandı? Bir yanda plank sabiti, karadelik merkezi, yüksek düzey geometri, poincare sanısı ve singularity.. Eee, öte yanda da ben ateştenim o topraktan gerginliği mi ? Ya da yüzküsür milyar ışık yıllık bir evrenin yaratımına giden yolun başlangıcında böylesi ve benzeri atışmaların gerçekleşmiş olması mümkün mü? Bize kuantum belirsizliği, uzay-zaman bükülmesi veya M-teorisi düzeyinde göz kırpan bir yaratım ilkesi ve gücünün sonsuzluk içinde hurili cennet ve zebanili cehennem planları yapması garip değil mi, kabul edilebilir mi?

Peki ya bilimin diğer yüzü ve yöntemi? Dil örneğini vermem ondandı.

Şimdi Adem'le Havva yeryüzüne indiğinde "hazır" bi dille gelmemişler miydi zaten? İnancınız size bunu söylemiyor mu? Eee, ne dil-bilimi mil-bilimi o zaman, yoksa o da yaratılış gerçeği gibi bir "dil gerçeği" mi?:)

Ben bunları soruyorum, sayın Bilgisev çıkıyor ordan diyor ki; efenim onlar hem-hem durumları değildir, gamaro anlamıyor. Yahu bunların hem-hem durumları olmadığını ben de biliyorum, asıl siz anlamıyorsunuz sorulanı.

Sorduğum sadece şu: Bunların hepsi bir arada nası gidiyor?

Aha da bi daha yazayım bari: Metafizik alem, vecd hali, hem-hem, takyon, enerji, dalga-parçacık vesaire hepsi tamam da.. E işte gerisi ne yani? Ya da ne diyorlar açıkca; big-bange giden yolda tüm bu dialoglar mu yaşandı? Bir yanda plank sabiti, karadelik merkezi, yüksek düzey geometri, poincare sanısı ve singularity.. Eee, öte yanda da ben ateştenim o topraktan gerginliği mi ? Ya da yüzküsür milyar ışık yıllık bir evrenin yaratımına giden yolun başlangıcında böylesi ve benzeri atışmaların gerçekleşmiş olması mümkün mü? Bize kuantum belirsizliği, uzay-zaman bükülmesi veya M-teorisi düzeyinde göz kırpan bir yaratım ilkesi ve gücünün sonsuzluk içinde hurili cennet ve zebanili cehennem planları yapması garip değil mi, kabul edilebilir mi?.. Dil nası gelişti ve varoldu? İlk insan hazırıyla geldiyse ne dil-bilimi ne teorisi? vesaire, vesaire..

Yok canım, neyse kalsın. Bence benim kalbim mühürlü.. ya da değil.. veyahut hem mühürlü hem değil. Böyle bişey sanırım.

gamaro : Bu yazı internette yok, ilk defa burada.


konu dağıldı

Bilgisev -- 18.02.2011 - 04:15

Gamaro'ya

Varlık-yokluk konusu biraz farklı yönlere kaydı. Dil konusunu ayrı bir başlık olarak inceleyeceğim.

H. Aktaş'a

Hem-hem mantığı eytişim (diyalektik) mantıktan farklıdır. Bu bakımdan o mantığa göre düşünüp örnekler vermemi isteme. Bu yeni mantığı anlamaya çalışmanı öneririm.


Yeni bir madde türü

Bilgisev -- 18.02.2011 - 08:17

Sunny'nin sözünü ettiği yeni bir madde türü yaklaşık 6 yıldır fizikçiler tarafından ortaya atılmış bir fikiridir. Bu madde türü parçacık değil, bu bakımdan "unparticle" (parçacık-olmayan) (po)adı verilmiş.

Fakat ben sürekli madde yoktur, dalga vardır demiyor muyum? Dalga ise girişim yapan ve yer kaplamayan bir enerji yumağısır. Nitekim, po da her boyutta bulunabiliyor ama sıfır kütleli. Bir çeşit fraktal.

Fraktaller her boyutta şeklini koruyor fakat kütleli değiller. Benim de evrenin yapısında bu fraktal yapının bulunduğuna dair yazılarım ve sunularım var. Bu sitede yayınlanmış olan Fraktaller konulu röportajımı şu bağlantıdan okuyabilirsiniz.

http://www.sonsuz.us/node/3107


Bir gezegen çizmek

Misafir -- 14.03.2011 - 09:29

Bir gezegen çizmek istiyorum... Uzayın herhangi bir yerinde ve bizden çok uzak.. ve yaşamın varolduğu... resmetmek istiyorum... mavi bilye olmayan bir hayat topu... hayır, mavi olmamalı... ama nasıl?


Semavi dinlerin tanrısı

kaminendo -- 16.03.2011 - 00:08



Semavi dinlerin tanrısı yaratıcıdan çok KRAL gibidir... Bir kral ne yapar? EMREDER. Getirin der getiriler, götürün der götürürler, tez bir saray inşa edin der ederler, köprü yapın der yaparlar, vergi toplayın der vergi toplarlar, yollar, kervansaraylar yapın der yaparlar, bahçe yapın der yaparlar, roket yapın der yaparlar, aya gidin der giderler. Ama kral mimar değilidr, mühendislikten anlamaz, maliyeci değildir, ekonomiden anlamaz, taş ustası değildir bina yapımından anlamaz, bahcevan değilidr peyzajdan anlamaz, astronot değilidr, bilim adamı değildir, roketten fezadan yakıttan anlamaz. Sadece emreder, birileri de hemen onun emirlerini yerine getirir. Gamaro'nun mesajlarını okuyunca bunlar geldi benim aklıma. Panteizm bu hiçbirşeyden anlamayan ama sürekli emreden kralın CV sine bilimadamı, mühendis, ekonomist, mimar, bahcevan diplomaları eklemenin yoludur. Kralı okumuş bilgili bir kral yapmak için oynanan bir oyun.


Panteizm konusu

Misafir -- 25.04.2011 - 23:13

Panteizm konusu ilginçmiş... kafam karıştı itiraf ediyorum.


Hem kişisel bir tanrıya

kel -- 24.07.2011 - 16:28

Hem kişisel bir tanrıya inanıp hem de panteistik takılanlar çok aptalca bir şey yapıyorlar, kişisel bir tanrınız varsa boşluk adına konuşmanız mantıken mümkün değil.


Boşluk boş konuşanlar

Misafir -- 25.05.2012 - 19:11

Boşluk boş konuşanlar içindir. Başka bir boşluk yoktur.


yokluk nedir

sanalmanik -- 29.05.2014 - 03:42


yokluk nedir kimbilir?
varlık nedir kimbilir?
bilsekte, bilmesekte biliyor muyuz? bilmiyor muyuz?
konuşsak buluyor muyuz?
düşünsek yaklaşıyor muyuz?
yanıt arasak ne beliriyor?


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -