Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Bütünsel Evren

delete

Blog, bir kitap gibi sürekli okunmuyor. Ara-ara, vakit buldukça okunan bir yazı türü. Bu bakımdan, bir miktar yazı biriktiğinde toparlayıcı bir özet vermek yararlı olur kanısındayım.



Dedim ki, öznenin dışında kalan her-şey nesnedir. Özne ise “ben” dediğim, kendi özüme ait olan tözdür. Fakat her insanın tözü vardır. Her insan bir öznedir. Benim için diğer canlı veya cansız varlıklar birer nesne iseler, diğer insanlara ne demeli? Onlar da birer nesne olmaları gerekmez mi? Evet, onlar benim için ne kadar “nesne” iseler, ben de onlar için o kadar nesneyim. Çünkü o özneler için ben de bir şey’im.



Demek ki, insan hem bir öznedir hem de bir nesnedir. Öznedir, çünkü bir töz sahibidir. Enerjisi olan ve şeyleri harekete geçiren bir cevherdir. Öte yandan diğer özneler tarafından şekillendirilen, harekete geçirilen, yoğrulan, yontulan ve eğitilen bir şeydir. Bu iki durum el-ele gider ve biri olmadan diğeri var olamaz.



Benim varlığım diğer varlıkları gerektiriyor, onların varlığı da benim varlığımı gerektiriyor. Şu halde bağımsız nesne olabilir mi? Tek başına, bir taş gibi sonlu, yalıtık bir varlık mümkün mü? Hayır, mümkün değil. Yani varlıklar birbirlerine bağımlı oldukları gibi, üstelik de birbirlerini yaratıyorlar.



Burada “yaratma” eylemi üzerinde biraz durayım. Yaratırken insan yoktan var etmiyor. Yaratırken, yukarda ifade ettiğim gibi, şekillendiriyor, yoğuruyor ve eğitiyor. Eğitim bir eğip-bükme eylemidir. Her çocuk önce ailesi tarafından, daha sonra okul ve çevre tarafından eğitilir. Yani belli birtakım varsayımları ve toplum kurallarını öğrenir, şekle şemaile sokulur. Artık o insan kendisi değildir artık. Toplumun değer yargıları ile yoğrulup yeniden yaratılmıştır.



Ama bu arada birçok bilgi edinmiş, en azından düşünmeyi öğrenmiştir. Düşünme eylemi her ne kadar doğal ve bir bakıma zorunlu olsa da, düzgün ve sistemli düşünebilmek ayrı bir yetenektir. Bu yetenek doğuştan var olan bir özellik değildir. Sistemli düşünce öğrenilir. Okulların da en büyük faydası insanda sistemli düşünce yetisini geliştirmeleridir.



Ancak, bizim okullarımızda uygulanan eğitim sistemi bu yetiyi ne derece geliştiriyor? Sistematik düşünceyi mi öğretiyor, yoksa ezberci ve sorgulamayı engelleyen bir eğitim sistemi mi uyguluyor? Bu da ayrıca düşünülüp tartışılması gereken bir konu.



Bağımsız varlık olamayacağına göre, “evren bütünsel bir iletişim içindedir” de diyebiliriz. Her var olan, yakın çevresi ile güçlü, uzak çevresi ile zayıf bir bağ kurar. Bu bağ sayesinde bilgi, duygu ve düşünce alışverişinde bulunur. Ne sadece alır ve ne de sadece verir. Sürekli bir enerji akımı gidip gelir. Hareket halindeki bu soyut enerji de eylem başlatarak somut olgulara yol açar.



Artık günümüzde, klasik “bağımsız nesne” kavramını terk etmemiz gerekiyor. Her nesne çevresi ile tanımlanır ve çevresinden etkilenir. Çevre dediğimiz şey ise nesneler topluluğundan başka bir şey değildir. Bu durumu soğanın tabakalı yapısına benzetebiliriz. En içte soğanın cücüğü vardır. Bu soğanın cevheridir. Soğan o cücüğü sayesinde varlığını sürdürür. Toprağa gömüldüğünde sürgünü veren soğanın cücüğüdür. Ama o cücüğün var olmasını sağlayan, onu koruyup besleyen de etrafındaki tabakalardır.



İşte insan da, soğanın cücüğü gibi, bir cevher olup varlığını etrafındaki koruyucu çevre sayesinde sürdürür. İnsanı çevresinden soyutlarsanız kısa zamanda varlığını yitirir. Cevher yok olmaz ama şekil değiştirir. Yani, insanın özü olan enerji hiçbir zaman yok olmuyor. Fakat belli bir insan görünümünde kalabilmesi için de koruyucu bir çevreye gereksinim duyuyor.



Bu durum sadece insan için değil tüm var olan nesneler için de aynıdır.


Düşünce

Agnia -- 17.01.2008 - 08:11

Gerçekten de doğuştan var olmayan bi şey bu düşünce. Hatta insan yetişkin olduğunda hoşa gitmeyen bişey yaptığında ona "çocuk gibi davranıyorsun!" derler bubun anlamı aslında "düşünmeden davranıyorsun"dur.
Düzenli ya da düzensiz düşüncelerin, insan üzerinde ne gibi olumlu ya da olumsuz etkileri var biraz buna bakmak lazım.
Gurdjieff'in atlı araba örneğini hatırlarsanız, oraya bir atıf yapmak istiyorum.
Arabayı yani fizik bedeni (ve tabi arabanın içinde bulunduğu varsayılan yolcuyu) hareket ettiren neydi? tabi ki atlar... Atlar ise duyguları temsil ediyordu. Demekki aslında bizi hareket ettiren duygulardır. Çocukların eylemleri hep duygulara bağlıdır. Fakat eleştire eleştirile zaman içinde duyguyu kamufle etmeye başlar insan ve düşünce yoluyla hareket(!) etmeye başlar. Aslında bizim araba örneğinde düşünce seçeneği yoktur! Akıl vardır yalnızca yani arabacı.
Düşünce dediğimizde biz aslında arabacıyı mı kastediyoruz?
Düşünce kelimesi ne kadar "düş" ve "düşmek" kelimeleri ile bağlantılı görünüyor!
Düş yani hayal kurma ya da rüya. Düşme ise, bi anlamda başarısız olmayla ilgili bir eylem.
Bana şöyle geliyor; insanlığın duygularıyla davranıp çoğu zaman "düştüğü" durumlar, kollektif bilinçte kayıtlı ve bu kayıtlar yani düşme kayıtları bizlerde düşünme olarak bi eyleme sebep oluyor.
Çok düşünen insanlardaki fiziksel hareket ağırlığına dikkat ettiniz mi? Yani olayların bilfiil içinde yer almak, duygularıyla çekilip-itilmek doğasının değişime uğradığını hatta sekteye uğradığını gözlemlediniz mi?
Sanki bana böyle geliyor.
Hatta her filozofun altında duygusal tatminsizliğin varlığını iddia edenler vardır.
Kısaca, "düşünce" denen şey neden hocamın (gurdjieff) hayranlık verici araba örneğinde yer almıyor?
Biraz bunu konuşalım mı?


Düşünce denen şey

Bilgisev -- 17.01.2008 - 09:27

aslında "mantıklı sunum" olarak tanımlanabilir. Çünkü, henüz mantık kalıplarına sokulmamış ve ifade edilip sunulmamış imgeler kişiye ait şahsi düşüncelerdir ve onların varlığı kişiye özeldir. Özelden genele aktarılan düşünceler daima mantık bıçağından geçerek şekillenmiş düşüncelerdir.

Okullarda öğretilen de bu tür mantıklı, sistematik, tutarlı düşünce yetisini geliştirmenin metodlarıdır. Ancak, biliyoruz ki mantık, yani ikilemli dialektik mantık, karşıt kavramlar üreterek birlik ve bütünlük yerine kısıtlımalar ve sınırlamalar getirir. Bu bakımdan ileri benlik boyutuna ulaşmış kişiler ikili kavramlarla konuşmayı sevmezler. Onların yerine bütünsel, empati kuran sevgi ve beraberlik içeren kavramları tercih ederler.

Bunun için de bir mantık değişikliğine gerek vardır. Bunca yüzyıllardan beri bize tek doğru düşünme metodu olduğu öğretilmiş ve ezberletilmiş olan Aristo mantığını terk etmek elbette ki kolay değildir. Fakat böyle bir mantık mevcuttur ve adına ben "Hem-hem mantığı" diyorum.

Bir iki yazı sonra, bu yeni mantıktan söz edeceğimi göreceksiniz.


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -