Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Deneyimlemek

delete

Dün arkadaşlarla geçen sohbetimizi hatırladığım kadarıyla aktarmaya çalışacağım.

xenix: Yeni gelişen nesille ilgili bir takım tespitlerim var. İnternet üzerinde okudukları şeyleri yaşamış gibi anlatıyorlar. Oysa deneyimlemeden, bir şeyi okuyarak nasıl tecrübe kazanılabilirki.

O: Okunarak yaşanmış gibi deneyimlenebilir ama.

xenix: Nasıl olur? Bugün hangimiz bir yemeği okuyarak deneyimlemiş oluruzki. Mesela yemek yemeyimi tercih edersiniz yoksa bunu okumayı mı?

O: Ben tabiki yemeyi tercih ederim. Ama insanlar bunu tercih etmedende yaşamış olabilirler. Ne tür örneklerle karşılaştın mesela sen.

xenix: Mesela bir arkadaşım, şu ortalıkta dolaşan tabu sohbetleri vardır. Mail olarak gelmiştir mutlaka. Benim çok eskiden bildiğim bir takım ilginç yazılı anıları, sanki kendi yaşamış gibi anlattı.

H: Bunun ne zararı varki. Yani seni ilgilendiren kısmı ne?

xenix: Beni ilgilendiren kısmı o nunla arkadaşlığı kesmemi sağlaması. :)

A: Benimde çok öncelerden okuduğum şeylerle ilgili buna benzer bir sorunum oluyor. Gerçekten okuduğum birşey mi yoksa yaşadığım birşey mi ayrımına varamıyorum.

O: Evet benzer durum bendede oluyor.

xenix: Zaten onda bir problem yok gerçekten. Çok eski birşeyi tabiki karıştırabilirsin ama, benim verdiğim örnekteki amaç ne olabilirki. Bir insan neden yaşamadığı birşeyi yaşamış gibi anlatma ihtiyacı duyar.

O: Sanırım grup içinde kabul görmek istemesi olabilir.

xenix: Evet bencede, ama bizi aptal yerine koyması bu kabulunu onaylar mı?

H: Sen aptal mısın?

xenix: Hayır değilim.

H: O zaman sorun ne? Bu kişinin yaptığı şey kendini bağlar. Sen yutmazsın olur biter.

xenix: Tamam yutmam ama, bunun doğru birşey olmadığını söylemek gerekmez mi?

- Sohbet bu havada sürmüştü. Evet konunun özüne dönersek, gerçekten yeni yetişen nesilde bir takım deneyim eksiklikleri var ve bunları farklı şekilde kapatmaya çalışıyorlar. Kimisi ekşi sözlükten okuyup yaşamış gibi, kimisi mail yada forumlardan okuyup yaşamış gibi deneyimlerini insanlara aktarıyorlar.
Vardığım sonuç, sosyalliğin daha az, bireyselliğin daha fazlalaştığı yeni nesil. Eskilerin deneyimlerini okuyarak yaşıyorlar.


H: Sen aptal mısın? xenix:

Misafir -- 14.01.2008 - 20:33

H: Sen aptal mısın?

xenix: Hayır değilim.


film replikleri gibi yalın ve net,bir o kadar da kara mizah(ironik)...bakın XENİX,
gerçek dünyada böyle diyaloglar hiç deneyimlemedim ben.bizim nesil bunları filmlerden deneyimleyebiliyor ancak.bakın neslimi kötülemekten vazgeçin,bu sitede yazılanları okumaya ve yukarıda alıntı yaptığım diyaloğa yorumlamaya vakit ve sabır bulabilenler de var içimizde.evet ekşi sözlük okuyoruz ama ya niye biz de aynı şeyleri deneyimlemiş olmayalım?oradaki entry'ler bize çok mu uzak ya da size?yani illa sosyal olmak için bir A,bir O,bir H,bir de Xenix bulup bizden sonraki nesle kaydırmak maksatlı yuvarlak masa mı çevirelim?yahu biz de sosyaliz hem de hiper küp sosyal:)siz anlarsınız sayın XENİX:)saygılar...hoşça.


Sanal dünya

xenix -- 14.01.2008 - 23:22

Sizlere milenyum çocukları diyorum ben. Belki 70 ların felsefesini taşımıyorsunuz, 80 lerin geçiş dönemi zorluklarını, 90 ların tüketiciliğini yaşamıyorsunuz. Siz milenyum çocuklarısınız.
Siz bir tabloya bakmak dokunmak değil, bilgisayar monitöründen görmek istersiniz. Aşık olmak değil, başkalarının aşklarını okumayı seversiniz. Çimlerde uzanıp yatmak değil, yatanların ne hissettiklerini okumayı seversiniz. Buraya kadar birşey demiyorum. Bunlar sizin kişisel tercihlerinizdir.
Ama bunları yaşamadan gelip yaşamış gibi anlatmayıda seversiniz. Çünkü sizde yalan kavramıda aynı derecede gelişmiştir. Herşeyi yazmak yada söylemek o kadar kolaydırki sizin için artık. Bilgisayarın tuşuna basıldığında kapanacak kadar kolay hemde.
Sizin sosyalliğiniz bir forumdan ibarettir, yaşadıklarınız ekşisözlükten, duygularınız düşünceleriniz forward maillerden. Söylediklerinizin arkasında durmak nedir, daha bilmiyor milenyum çocukları. Verilen sözleri yok saymak, msn de engellemekle eşdeğer.
Film replikleri gibi yalın ve net konuşurum ben. Biz o film repliklerini yazan insanlarız çünkü. Sizin böyle dialoglarınız olamaz. Çünkü sayın misafir, sizin masanızda bir A bir O bir H ve birde xenix bulunmaz.
Sizin masalarınız, bizim yaşayıp yazdıklarımızı birbirinize yaşamış gibi anlatmakla geçecektir. Aptal olduğunuzu düşünmezsiniz, çünkü sizin oyununuzun kuralı budur. Sizde aynı şeyi yapıyorsunuzdur. Ama bana yaşamış gibi anlatmaya kalkmayın sakın, aptal yerine koyulmayı hazmetmediğimi yukardaki dialogtan yeterince anlamış olmanız gerekir.
(Bu dialoğuda kullanacaksanız eğer, yutturabildiğiniz kişiler üstünde denemenizi tavsiye ederim.)

saygılar bizden efendim. (gerçek anlamda saygılar, sanal saygı ile karıştırmayın.)

xenix


Zamane gençliği

Bilgisev -- 15.01.2008 - 04:56

Günümüzde, Türk gençliği birçok konuda bir arayış içinde olduğu görünümünü veriyor. Özellikle bu durumu kızlarda görmek mümkün. Bir kısmı başörtüsü ve türban takarak geleneklerine bağlı kalmayı seçiyor, diğer bir bölümü tüm batı değerlerine sarılarak tüketim toplumunun güncelliğini tercih ediyor. Fakat her iki gurup da teknik oyuncakları kullanmaktan büyük zevk duyuyor. Hepsinde cep telefonu var. Hepsi bilgisayarlara meraklı ve parası olanlar derhal en pahalı ve lüks arabaları kullanmaya bayılıyorlar. Yani, kısacası iki farklı dünya görüşünün çelişkisi Türkiye’yi adeta şizofrenik bir yapıya itiyor.

Küreselleşen dünyada insanlar hak ve özgürlüklerine sahip çıkan bireyler olmak yerine, uluslararası karteller haline dönüşmüş olan birtakım sanal güçlerin tanımak istediği kadar hak ve özgürlüklerle yetinmek durumundalar. Yani, istenen düşünen insan değil, tüketen insandır. Bunu sağlamak için de sürekli yeni gündemler, yeni modalar, sanal ve geçici zevkler, istekler yaratılmaktadır. Mutluluk bu açıdan kısa süreli, geçici, güncel oyalanmalar haline dönüştürülmüştür. Uzun vadeli planlar, amaçlar ve anlamlı girişimler adeta küçümsenir olmuştur.


ÇUVALDIZ

statik -- 16.01.2008 - 07:32

Sn.xenix, sn.Bilgisev ve sn.Misafir; Yazılanların tamamına katılıyorum, gerçekleri görmezden gelirsek bu tartışmalara hep taraf olmak durumunda kalırız. Tabiki şimdiki kuşak 70'li,80'li yılların zorluğunu ve bilgilere ulaşmak için kelleyi koltuk altına almanın gerektiği durumları bilemez. Nasıl bizler Kurtuluş savaşında olanları yaşamadığımız için, o dönemi sadece okuyorsak ve o dönem büyüklerimizle hep bir çatışma içinde olduysak bu günde aynı şeyleri, kavramların içini değiştirerek yaşamaktayız. Burda hiç suçu olmayan gençliği hedef alarak yapılan eleştirilerde kendi tarafımızında ne kadar haklı olduğunu sorgulamak durumundayız. Hızla tüketim gençliği yaratıldı.. Bunu gençler istemedi; onlar bu durumu kucaklarında buldu, onlara bu dayatıldı, adeta zorlandı. Nasıl 70'lerde bizlerede dayatıldıysa onun gibi. Nasıl okulumuza gidebilmek için birilerinden izin almamız gerektiği gibi. Bu gençliği bilinçli olarak sosyal,siyasi ve düşününen birey olmaktan uzaklaştıran bazılarını suçluyamadıysak, bunda hiç sorumluluğu olmayan gençliği yargılamamız çok adil olmaz. Sistemin çarklarında bireysel olarak güçlü olanların ayakta kalabildiği bir dönemde, onlara neden bireysel oluyorsunuz diyemeyiz."İğneyi kendimize çuvaldızı gençlere."batırmalıyız.


Gerçi gençlik ile başladım

Bilgisev -- 16.01.2008 - 07:55

ama, dikkat ederseniz, asla gençliği suçlamadım. Onları geçici ve yapay gündemlerle oyalayanları, uzun vadeli plan yapmayanları ve toplumu tüketime yöneltenleri suçladım. Bu amaçsız gidişte gençlik de rüzgâra kapılmış bir yaprak gibi ordan oraya savrulmaktan kendini kurtaramıyor.

Bizim dönemimizde gençler ciddi eserler okurdu. Bir gençle Sartre, Dostoyevski tartışabilir, güncel gazete köşelerindeki önemli yazarlar hakkında ne düşündüklerini sorabilirdiniz. Gençler için dünya edebiyatı ve kültür önemli sayılır, saygıyla izlenirdi. Genelleştirmek elbette ki doğru değildir ama, ingilizce sözcükler gençlerin dilinde türkçenin yerini almaya başlamıştır.

Herşey bir yana, doğru dürüst Türkçe konuşsunlar, kullandıkları sözcüklerin hakkını versinler, anlamından haberli olsunlar, ona da razıyız.


Gençlik

statik -- 16.01.2008 - 11:02

Bende,gençliği suçlamayalım, onlara hazırlanan senaryolarda oynamamaları için biz ne yaptık? neyin yolunu açtık, onlara ne verdik? diye sordum. Siz suçladınız demedim. Gençliğin gelecekte, bizlerin nasıl yaşayacağımızı ve nasıl öleceğimize karar verecekleri önemli merciler de bulunacakları bilincini onlara nasıl aktardık? İşte bizim yapmamız gerekenleri onların omuzlarına atıverdik yani kolaycılık..İşte Türk gençliğini aydın, düşünen, geleneklerine bağlı, idealist, saygılı ve ne istediğini bilen bir zümre haline getirmekten çok, en kolay olan yolu, yani eleştiriyi ve yargılamayı seçtik. Sn Bilgisev yazdıklarımı size cevap olarak algılamayın. Bence henüz geçmiş çok bir şey yok, nereden başlarsak oda bir kardır. Şimdiki gençlerin emperyalist sisteme karşı gard almayı bilmeleri, öğrenmeleri zaruridir. İnanın şimdiki gençler daha saygılı, sevecen, sorumluluk sahibi olarak yetişmekteler, yeterki onların önünü açalım, onlara şans tanıyalım, yetişmiş beyinleri göçe zorlamayalım, ülkenin kendilerine miras kalacağı bilincine vardıralım. Bunları yapalım ki daha huzurlu yaşlanalım gelecek kaygısı yaşamayalım, yaşatmayalım.


İnsanlık bilgisi

Bilgisev -- 16.01.2008 - 12:45

Ben bugün Milli Eğitim bakanı olsam yapacağım bazı şeyler var. Öncelikle, tüm ilkokul eğitimi sadece Türkçe olmalı. Asla yabancı dil eğitim dili olmamalı, ama haftada birkaç saat yabancı dil eğitimi verilmeli. Devlet yabancı dilde eğitime iznini çok zor vermeli. Çünkü bu gidişle Türkçe yabancı dil seviyesine indirgenmiş olacaktır.

İkinci olarak "şehir yaşamı ve insanlık bilgisi" adlı bir ders konmalı. Bugün 15 küsur milyon İstanbul'da orman kanunu geçerli. Şehirde insan nasıl davranır, trafikte nasıl davranır, şehir yaşamının gerekleri nelerdir? şeklinde önemli ve gerekli pek çok konu bu derste işlenmeli.

Benim görüşüm bu, bilmem katılır mısınız?


Aslında

sonsuz -- 16.01.2008 - 13:22

İlköğretim okullarında "Düşünce Felsefesi" diye bir dersin olduğunu, ama gerek öğretmen yetersizliğinden gerekse sınavlarda bir işe yaramadığından bu dersi çok az okulun seçtiğini biliyor muydunuz?
Yapılan bütün yorumlara katılıyorum. Herkes farklı bir bakış açısı getirmiş konuya. İlk çıkış noktasından farklı bir yere gelinmiş. Bence her yorum ayrı birer tartışma konusu olarak değerlendirilebilir.



Anlayamadığım noktalar var...

narin -- 16.01.2008 - 13:52

Gençlerin önünü açmaktan bahsedilmiş.Zaten zamane gençlerinin önü apaçık.Birçok konuda bizim zamanımıza göre,çok daha fazla imkanlara sahipler.Aileler herşeyin en güzelini vermeye çalışıyor çocuklarına.Bunu yaparken asıl kendilerinin vermeleri gerektiği şeyleri unutarak yada vakitsizliği bahane ederek yapıyorlar,bu da ilerki zamanlara sorun oluyor tabii.Bizim dönemimizde dersanelerde bile ayağa kalkılırdı öğretmen içeri girince.Şimdikiler" para veriyorum mecbur değilim" diyorlar...Onların suçumu? bence değil.Birçok eğitim aile ortamında verilmeli.Ailelerin duyarsızlıkları karşısında, kendi duyarlılıklarını da kaybetmiş öğretmenler var malesef.Oldum olası müfredat kelimesinden nefret ederim.Bana göre müfredat işine yarasada, yaramasa da bunları öğrenme zorunluluğun var diretimidir.
Sn.Bilgisev'inde dediğine katılıyorum.Sadece sayısal ,sözel kavramlar değil,hayata ,yaşama dair eğitimde verilebilmeli okullarda.Ve bu eğitim kitaplarla sınırlı kalmamalı.Nasıl okuldaki öğretimini pekiştirmesi için ailede destek olacak kimse olmayınca öğrenci ya zorluk çekiyor yada ilgilenmiyorsa dersleriyle,diğer eğitimde de aynı şekildedir.Okulda verilenlerin aile içerisinde doğruluğunu tasdikler davranışlar sergilenmeli, konuşmalar yapılmalıdır.Çocuk yanındakine bakarak , sokaktakilere bakarak birşeyler yapmamalı.O yapıyorsa ben neden yapmamayım dememeli.
İnternet dili diyorum ben.Anlam veremediğim ve veremeyeceğim konuşma şekline.Yabancı dil eğitimine tamam da ,konuşulan yabancı dil değil ki...Yabancılaştırılmış Türkçe diyorum ben ona.Onun haricinde harfleri yutma modasıda var.İyi yerine ii denmesi,sağol yerine saol denmesi,en gıcık olduğumda hoçakal esen kal gibi güzel veda cümleleri varken by denmesi.Benim çocuğum bu şekilde konuşamaz,çünkü konuşmasına müsade etmem.Konuştuğu takdirde de ikaz eder düzgün konuşmasını sağlamaya çalışırım .Aynı şekilde toplu yaşama kurallarını ihlal etmeden yaşaması gerektiğini ve neden öyle davranması gerektiğini anlatarak uygulamasını sağlamaya çalışırım.
Özetle, artık herkes bireysel yaşamla başbaşa.Bana dokunmada ne istersen onu yap düşüncesi ile hareket ediliyor.Çocuklar gençler dedim ama ,bu konuda önce yetersiz ailelerin eğitim alması şart gibi gedi bana...

(Konuyu saptırmış ve dağıtmış olabilirm kusura bakmayın)


Konunun

xenix -- 16.01.2008 - 14:05

Çeşitlendiğini ve alternatif bakış açılarını görmek güzel ama. Kendi adıma şunu belirtmek isterimki, zamane gençleri arasında çok parlak yıldızlarda var. Yeni nesilin harika olduğu yanlarda var. statik, bilgisev ve narinin yorumlarına katılıyorum. Hepsi farklı açılardan güzel değerlendirmişler.
Benim ilk eeleştiri konum biraz daha farklıydı. Deneyimlemeden, yaşamış gibi anlatan insanlardı. Yeni nesilin hepsi böyle değil tabiki. Halaa aşkın sadeliğini yaşayan, sorumluluk alan, sözlerini içten söyleyen, bilinçli gözlemcilerde var gençlerde.


xenix


İlginç ve önemli

Bilgisev -- 16.01.2008 - 14:06

"Düşünce Felsefesi" başlıklı bir ders koymak çok ilginç. Doğrusu bilmiyordum. Yeni duydum ve kendime sordum. İlkokul düzeyinde çocuklara "düşünce felsefesi" olarak ne öğretilebilir?
1. Harf ile sözcük ilişkisi nedir?,
2. Cümlenin kuruluşu ve doğru ifade nasıl olmalı?
3. Kavramlar nasıl gelişir?
4. Sayı kavramı nasıl gelişti ve hangi aşamalardan geçti?
5. Türkçede yansımalı sözcükler nelerdir?
6. Bileşik sözcük ile anlam nasıl genişler?

vs.....acaba uygunmudur sizce?


İlave olarak

sonsuz -- 16.01.2008 - 14:10


olabilir.


Test

statik -- 16.01.2008 - 14:28

Yazılan başlıkların hepsi olur, yalnız tek şartla..
Hepsi test sistemine göre verilmeli..)) Hepsinin yarış atı gibi sınavlara hazırlandığını ve beden eğitimine bile katılmadıkların biliyormusunuz? "OKS ANNELERİ" diye harika bir dizi var, onu izleyenler bu yazdıklarımı daha iyi anlayacaklar.
Şunuda belirtmek istiyorum; "Gençlerin önünü açalım derken", ülke idaresinde % kaç payları var, siviltoplum kuruluşlar içindeki hizmet payları %kaç, Üniversitelerdeki idarelerde %kaç, Ülkeyi 40 yıl yönetenler, halen 40 yıldır siyasi partilerin başındakiler, kısaca bunu vurgulamak istemiştim.


Fark etmez

Bilgisev -- 16.01.2008 - 14:44

OKS veya diğer test soruları arasına belli bir yüzdede "şehir yaşamı ve insanlık bilgisi" soruları korsanız, o sözünü ettiğiniz OKS anaları koşa koşa çocuklarını bu derse getirirler.


Bir başka çeşit

xenix -- 17.01.2008 - 22:15

Bir başka çeşit insan daha var aslında bu gruba giren. (İlk yazıma istinaen söylüyorum.) Bunlarda askere gidip gelenlerde gözlemlenir. Askerde anlatılan olaylar ve anılar vardır. Herkes birbirine o gün yaşadığı çeşitli anıları aktarır.
Askerlik biter, herkes arkadaşlarına bu duydukları olayları sanki kendi yaşamış gibi anlatmaya başlarlar.
Hele o okunan asker mektuplarında çıkan olaylardan birisi geldi aklıma.
Adam annesine yazdığı mektupta, hergün dağa çıktığını, zorlu şartlar altında çatışmaya girdiğini, helikopterden helikoptere atladığını falan yazmış. Gelin görünki, mektubu okuyan teğmen askeri çağırmış yanına. Oğlum demiş, "sen niye insanları böyle tedirgin ediyorsun. Gerçeği yazsana, bütün gün aşcı olarak yaptığın yemekleri anlatsana" demiş.


xenix


Asker

statik -- 18.01.2008 - 10:50

Hergün dağlara çıktığını yazan askerin mektubunada annesinden şöyle bir cevap gelmiş;
- Aman oğlum, kim nereye çıkarsa çıksın.. sen çıkma.


Postacı'ya göre

grafon -- 18.01.2008 - 12:40

"Şiirler yazanların değil ihtiyacı olanlarındır!"

Orginal adıyla Il Postino filminden...

Ünlü Şili'li komünist şair Pablo Neruda'nın politik nedenlerle bir süre yaşamak zorunda kaldığı adada, onun postasını, mektuplarını taşıyan genç adamın aşık olduğu kıza Neruda'nın şiirleri ile kur yapması ve gönlünü kazanması, Neruda'nın da genç postacının foyasını yakalaması üzerine azarlanırken postacımızın umutsuz bir sinirle söylediği replik.


evet :)

Agnia -- 18.01.2008 - 13:33

O sahneyi hatırlıyorum, hoş bir enstantaneydi.
Ve bence sadece şiirler değil, söylediğimiz yazdığımız herşey ihtiyacı olanlaradır. Tabii bunlar arasında en etkilisi gerçek şiirlerdir. :)


şiirler, sözcükler ve ihtiyaç sahipleri..

lilith -- 20.01.2008 - 02:02

zaman zaman çok konuştuğumu düşünmüşümdür.
hatta bu gece öyle farklı yerleri okuyup durmaksızın bir şeyler yazdım ki, benim yazdıklarımı takip eden doğrudan gevezenin teki olduğumu görebilir:) yazarken bile gevezeyim ve yazdıklarıma/söylediklerime en azından ihtiyacı olan birini tanıyorum: kendim:))))

ikinci olarak gerçek şiirler konusu var.
malum ülkemizde çok şair var. ve tabi bir sürü de yazar. her türk gencinin içinde yatar bir şiir aslanı.. herkes bu kadar şiir yazarken okuyanlar nerededir acaba? şiir kitaplarına çok satanlar listesinde hiç rastlayamıyor olmayı salt ekonomik nedenlerle kitap alamamaya bağlayarak acıklı bir neden ortaya sürsek kendimizi kandırmış olur muyuz? o kitapçı senin bu kitapçı benim dolaşıp, ismini bile telaffuz etmekte zorlandığım enzensberger'in bir kitabını ararken yüzüme "o da kim?" der gibi bakan satıcılara "alman şairi" şeklinde açıklamalar getirip "elimizde kalmamış" yanıtını aldığımda, "ne çok satıyormuş adam" diye mi düşünmeliyim? ya da çevirisine yeterli hassasiyeti göstermediklerini düşündüğüm için rafa geri bırakmak zorunda kaldığım yannis ritsos'un bütün şiirlerini tek bir kitapta toplayıp bana hizmet sunanlara haksızlık ettiğim için üzülmeli ve bu kadir kıymet bilmezliğime kızmalı mıyım?

agnia'ya not: bunların soru olmadığını biliyorum:)))


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -