Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Hiper Küp

delete

Her kenarı küp olan, 4 boyutlu kübe Hiper Küp denir.
16 köşesi, 32 çizgisi, 24 yüzeyi ve 8 hücresi vardır. Normal kübün, her yüzeyinin bir küp oluşturduğunu düşünün. Buna ek olarak bir merkezdeki küp birde şeklin tamamı da küptür.



Şekilden daha iyi anlayabilirsiniz.


Güzel bişey

Agnia -- 13.01.2008 - 00:24

Ne işe yarıyor acaba?


4 boyutlu

sonsuz -- 13.01.2008 - 00:28

Evrenin 3 boyutlu olmadığını biliyoruz. Hiperküpte 4. boyuttaki bir küp.


Normal küpü elime alsam

Golem -- 13.01.2008 - 00:37

Normal küpü (3D) elime alsam havada döndürsem yani hareket ettirsem o kaçıncı boyutta oluyor peki?


3. boyutta

sonsuz -- 13.01.2008 - 00:48

Dönmesiyle ilgisi yok. Kübü nasıl iki boyutlu çizdiğimizde aslında kafamızda canlandırmamız gerekiyorsa 3 boyutlu halini, 4 boyutlu kübü bu şekilde hareket ettirmelerinin sebebi daha kolay canlandırılması için. Sonuçta yine iki boyuta düşürmüşler görüntüyü. (Bilgisayar monitörüne). Tasvir etmek bize kalıyor 4 boyutlu halini.


Dönen küp

statik -- 13.01.2008 - 08:10

Aslında dönmese daha iyi canlandırılacak, verilerde sanırım bir hata var, "Eğer her yüzeyi küp ise, dıştan kendisinin küp olması imkansız. ben bunu 1 adet küpün her yüzeyine 1'er küp yapıştırılması olarak algıladım." Eğer yüzeyler farklı prizma ise bile, yinede bana göre veriler; 60 kenar,32 köşe,36 yüzey olması gerekmezmi? bu olsa olsa dış görünüşü küp, yüzeyleri farklı prizmadır.


Dort boyutlu nesnelerde

Bilgisev -- 13.01.2008 - 12:37

İç-dış ayırımı yoktur. Yani 3 boyutlu nesene gibi degildir. Çünkü 3-boyutlu kapalı bir nesneyi 2-boyutlu bir yüzey iki uzay bölgesine ayırır. Biri iç uzay, diğeri dış uzaydır. 4-boyutlu uzayda ise alt uzayların tümü 3-boyutludur. Şu halde yüzey kavramı tümüyle ortadan kalkar.

Bize yanılgı gibi görünen hala yüzey kavramını göz önüne getirmeye çalışmamızdır. Bunun bir diğer örneği Klein şişesi denen 4-boyutlu şişede görülür.

Klein şişesine baktığınızda sanki kulpu varmış görüntüsünü verir. Bu sadece bir yanıltıcı görüntüdür. Bu yanılgıyı 4-boyutlu Klein şişesini bilgisayarda programladığınızda ilginç bir görüntü karşınıza çıkmaktadır. Şişe bir an kulplu bir an sonra kulpsuz katı bir cisim olmaktadır. Yani, 4-boyutlu Klein şişesinin görüntüsü sabit değil değişkendir. Hem kulplu hem kulpsuzdur. Bu acayip durumu hareketli olarak gözler önüne seren bir sitenin adresini aktarıyorum:

http://www.maths.uwa.edu.au/~mike/PURE/gizmo1.html






Kulplu bir nesneyi, örneğin bir kahve fincanını sürekli olarak değiştirerek bir simit haline sokabilirsiniz. Ama bir küre haline sokamazsınız. Çünkü iki nesnenin arasında sürekli bir ilişki yoktur. Bizim 3-boyutlu uzayımızda ise değişimler bize sürekli imişler gibi görünmektedirler. Fakat 4-boyutlu veya daha yüksek boyutlu nesneler için böyle bir kısıtlama yoktur.


Felsefi yansımalar

Bilgisev -- 13.01.2008 - 12:57

Yukarıdaki iki örnek bize şu gerçekleri iletiyor:
1. bizim bulunduğumuz 3-boyutlu uzaydan 4-boyutlu nesneleri göz önüne getirmek mümkün değildir.
2. 4-boyutlu nesneler bize göre (bizim uzayımızdaki yansımaları veya etkileşmeleri) sürekli bir harekettir.
3. bizim uzayımızda hareketli gibi görünen nesneler 4-boyutlu uzayda sabit ve hareketsizdirler.
4. Bizim hareket diye algıladığımız yer değiştirme tümüyle bir uzayın yarattığı yanılsamadır.
5. İç-dış ayırımı 4-boyutlu uzayda bulunmadığına göre evrenin de iç-dışı diye bir ayırımı olamaz.
6. Çünkü evrende 3-uzay ve bir zaman değişkeni vardır ve 4-boyutlu bir nesnedir. Ancak varlığı 4-boyutlu uzayın içindedir.
7. nesnelerin boyutu kuantik olarak bir sıçrama içerir.
8. Her boyuttan bir üst boyuta sıçrama bir kuantum sıçramasıdır.
9. Kuantum sıçramaları süreksiz olduklarından topolojik dönüşümler süreksiz gerçekleşir.
10. Kuantum dünyasında bir kulplu fincan aynı zamanda bir balondur.
11. kulplu durumuna dalga, balon durumuna parçacık diyoruz.
12. 4-boyutlu nesnelerde dalga-parçacık ayırımı da yoktur.


çok faydalandım tşklr

Agnia -- 13.01.2008 - 15:11

"12. 4-boyutlu nesnelerde dalga-parçacık ayırımı da yoktur.
"
Bunu hiç düşümemiştim, biraz daha açabilir misin, neden böyle?


Boyut farkından

Bilgisev -- 13.01.2008 - 17:34

bizim üç boyutlu uzayımızda dalga hareketle parçacık ise duraganlıkla eşdeğerdir. Bir parçacık en küçük boya indiğinde bir noktaya benzer. Nasıl ki noktanın serbestlik derecesi sıfır ise (hareket kabiliyeti yoksa) noktasal parçacığın da yoktur ve sabit bir mekân işgal eder. Onu ölçmek için çok dar dalgalar yani yüksek frekanslı bir dalga göndermek gerekir. Frekans yükseldikçe genlik azalacağından dalga parçacık gibi davranır. Şu halde dalga özelliği tümüyle kalkar.

Öte yandan, dalganın yaygınlığı vardır ve belli bir noktasal yer kaplamaz. Bir yayılma yönü ve hızı vardır. Onu da saptamak istersek aynı özellikte bir diğer dalga ile girişim yapmasını isteriz ki özellikleri belirsin. bu durumda hem ölçen hem ölçülen yaygın dalga olacağından parçacık özelliği ortadan kalkar.

4-boyutlu nesneler ise duragan kalamazlar. Sürekli hareket halindedirler ve üç boyutlu topolojik nesnelerin tüm özelliğini gösterirler. Yani, hem dalga gibi yaygın, veya istersen üç boyutlu tek delikli bir simit, iki delikli bir sonsuz işareti veya çok delikli bir sünger gibi, hem de parçacık gibi deliksiz bir top, bir balon gibi olabilir. Biri veya diğeri değil, herbiri bir arada.

Ancak biz görsel olarak kendi boyutumuza indirgersek bu özellikleri peşpeşe görürüz ve bize hareket varmış gibi görünür. Toplojik olarak bir balon bir simite sürekli şekilde dönüşemez. ama Kuantum sıçraması ile bu değişimler anında oluşabilir.

İşte bu yüzden 4-boyutta dalga parçacık ayırımı yoktur. bizim uzayımızdaki her yoğun enerji 4-boyutlu olduğundan (zaman ve mekânda değiştiğinden) hem dalga hem de parçacık özelliğini taşır ama 3-boyutta ya biri ortaya belirir veya diğeri.


Herşey hareket halinde(mi)dir ?

Bilgisev -- 13.01.2008 - 22:20

Bizim evrenimizde her var olan nesne (canlı veya cansız) sürekli hareket halindedir. Yukardaki 2. maddeye göre:
4-boyutlu nesneler bize göre (bizim uzayımızdaki yansımaları veya etkileşmeleri) sürekli bir harekettir.

ifadesinden anlaşılması gereken hareketin zorunlu bir görüntü olduğudur. Atomlar hareket halindedir, moleküller hareket halindedir, kristaller hareket halindedir, dünya hareket halindedir, güneş hareket halindedir ve tüm gök cisimleri ne kadar uzak olurlarsa olsunlar hareket halindedirler.

Sebebi, hepsinin 4-boyutlu nesneler olmalarıdır. ama kendi 4-B evrenlerinde hareketsizdirler. Hareket etmeleri için zaman boyutu içeren 5. boyuta sıçramaları gerekir. İşte madde 3 bu durumu ifade eder.

3. bizim uzayımızda hareketli gibi görünen nesneler 4-boyutlu uzayda sabit ve hareketsizdirler.
bizim boyutumuzdaki hareket nekadar temel sanılırsa sanılsın bir yanılsamadır.
4. Bizim hareket diye algıladığımız yer değiştirme tümüyle bir uzayın yarattığı yanılsamadır.

Bu durumda özgür irade var mıdır? Vardır ama cüzi (kısmi,kısıtlı) olarak.
Buna fizik biliminde "Asemptotik bağımsızlık denir" Yani asıl kaynağa yakın hareket edersen ve fazla uzaklaşmazsan özgür hareket yetisine sahipsin. Fakat, uzaklaşırsan seni kaynağa bağlayan yay (enerjetik bağ) gerilir ve seni tekrar geri çeker. Özgürlüğünü kısıtlar. aynen, bizim küçük çocuklarımıza yaptığımız gibi.

Bu bağ Tasavvufta RAB olarak bilinir. Çünkü raptiye gibi bağlar ve seni ana kaynakla rabıta içinde tutar. Ana kaynağa nekadar yaklaşırsan o derece özgürlüğün artar. Ama, bu senin sandığın türden bir keyfilik değildir. Bu özgürlük külli (tümel) iradenin sende tecelli etmesidir. Sen de onun "tecelligâhı" (tecelli ettiği yer) olursun.

Fakat, bu sana yeni bir gerçeklik âleminin açılımını sağlar. Örtülü olan gizli ve bilinmeyen yetilerin üstünü açarak keşf eder, bir kâşif olursun. Bu durumda birtakım sırlar sana görünür ve mükâşefe gerçekleşir. sen de şahid olarak temaşa eder hayran kalırsın. Şahid olan kişi müşahid olur ve yaptığı eylem müşahede'dir.

Eğer arif ise marifet sahibi bir kişi olur. Yok, eğer ariflik mertebesine henüz ulaşamamış ise keşf ettiklerini dönüştürerek dünyada mucit olur ve icat yapar. Bu dönüşümü yapabilenlere sanatkâr, bilim adamı, teknik adam veya zanatkâr denir.



Özgürlük üzerine

Bilgisev -- 14.01.2008 - 04:52

Tüm canlılarda kısmi (cüzi) özgür irade vardır. Alt seviye canlılar bu iradelerini temel içgüdülerini tatmin etmek için kullanırlar. Dolayısıyla, hayvanlar ve küçük çocuklar ana kaynağa sıkıca bağlıdırlar. Bağları onları farklı davranışlar içlerine girmelerini engeller.

Küçük çocuklar anneleri yanlarından biraz uzaklaşsın paniğe kapılıp ağlamaya başlarlar. Çünkü, 9 ay boyunca ana kaynağa anne bedeni aracılığıyla bağ kurmuşlardır. Aracıdan bağımsız kendi bağları bulunduğunu fark etmeleri önemlidir. Aksi taktirde "ödipal bağ" oluşur ve gerçek Rab yerine insan anasını kendine "sanal rab" yapar. Belli bir yaşa ulaşmış ama hala "anama sorayım" demeden karar veremeyen pek çok insan vardır. Bu durumun oluşumunda kontrolcu anaların da payı büyüktür. Ben buna "ana tavuk sendromu" diyorum.

Bazı analar çocuklarını kendilerine öylesine kuvvetle bağlarlar ki oğlu evlense bile anasını karısından önde tutar. Hatta kendinden de önde tutar ve ana kaynakla olan asıl bağını bir türlü kuramaz.

Ancak, ana kaynaktan çok fazla uzaklaşmak da birçok tehlike içerir. bu durumu göz önüne getirmek için piyasada yeni çıkmış olan yaylı köpek kayışlarını düşünün. Köpeğinizle sokakta yürüyüşe çıkıyorsunuz ve köpek fazla uzaklara kaçmasın diye uzayıp kısalan o yaylı kayışı boynuna takıyorsunuz. Köpeğin cüzi iradesi kayışın boyu ile kısıtlıdır. Ama, kayış oldukça uzun olduğundan köpek çekiştirdikçe sizden uzaklaşır.

Uzamış bir kayış ona artmış bir cüzi irade kanısı uyandırır. Köğek de gördüğü bir ağacı koklayarak etrafında birkaç tur attı mı, kayış ağaca dolanır ve köpek hiç hareket edemez hale gelir. Yani, kendi cüzi iradesi onu eskisinden daha beter bir hale sokmuştur.

İşte, insanlar da kendi cüzi iradeleri veya ihtirasları ile hareket edip ana kaynakla olan bağlarını uzattıkları zaman başlarına her türlü bela gelebilir. Köpekle ilgili bir diğer sorun da şu olabilir. Uzamış olan kayış onu biraz ötede gördüğü köpeğe yaklaşmasına ve, genelde olduğu gibi, hırlaşıp didişmesine, hatta ciddi bir ölüm kalım mücadelesine girmesine neden olabilir. Oysa ki sahibine yakın kalsaydı sahibi onu diğer köpekten uzak tutacak, sorunu daha olmadan önlemiş olacaktı.

İnsanlar için de durum aynıdır. Tüm mücadeleler, harpler, didişmeler ana kaynakla olan bağımızı cüzi irademizle uzatmış, ana kaynaktan uzaklaşmış olmamızdan doğar.


Geldik Fraktallere

Bilgisev -- 14.01.2008 - 11:36

Matematikte boyut denince bir değişken akla gelir. Örneğin, bir çizgi (düz veya eğri fark etmez) tek boyutlu bir varlıktır. Yani çizgi içinde tek yönlü ileri veya geri hareket edebilirsiniz. Oysa ki bir çizgi pek çok noktadan oluşmuştur. En kısa çizgiye dahi sonsuz sayıda nokta sığdırabiliriz. Çünkü noktanın boyutu sıfırdır. Noktanın içinde hareket kabiliyetiniz hiç yoktur.

Demek ki nokta ile çizgi arasında yapısal bir fark vardır. Birinden diğerine sürekli dönüşümle geçemezsiniz. Bunu eminim hiç düşünmediniz. “Yanyana noktaları dizdim mi çizgi oluştururum” diye düşünmüşsünüzdür. Yanyana nokta dizmek süreksiz bir eylemde bulunmak demektir. Tesbihteki taneler yanyana olsalar da her bir ayrı olduğu gibi.

Şu halde noktadan çizgiye geçiş bir süreksizlik, yani bir kuantum sıçraması gerektirir. Keza çizgiden yüzeye geçiş ve yüzeyden hacime geçiş de kuantum sıçramaları gerektirir. Bu süreksiz durum aynen topolojide bir balondan simide, simitten sonsuz işaretine (ortada kesişmesi şartıyla) ve nihayet bir süngere geçişte vardır. Topoloji ilmi her ne kadar matematikçilerin bulduğu bir araştırma alanı olsa da fizik nesnelerle ilgilenir.

Topolojik nesnelerde en son uca (genellemelerin sonsuz limitine) ulaşıldığında fraktallere ve kesirli boyutlara gelinir. Örneğin, tek boyutlu olan bir çizgiyi küçük aralıklarla kıracak olursak sonsuz uzunlukta bir kırık çizgi elde ederiz. Çünkü her kırık çizginin boyu gittikçe kısalınca noktaya doğru yaklaşır ve bir çizgiye sonsuz nokta sığdırmak mümkündür. Sonsuz tane kırık çizgiden oluşan bir çizginin boyutu nedir?

Hâla 1’dir diyemeyiz. Çünkü kırk çizgiler arasında süreklilik yoktur. Bir kırık çizgiden diğerine geçiş süreksiz bir geçiştir. Süreksiz ise boyut değişimi olmuş demektir. Ama, iki boyuta da henüz ulaşmış değildir. Demek ki, arada bir boyuta sahiptir, bir ile iki arasında kesirli bir boyuta. İşte bu yüzden sonsuz uzunluktaki kırık çizgi bir fraktaldir. Karaların denizle birleştiği kıyılara üstten (uçaktan) bakarsak bu kıyı şeridinin bir fraktal olduğunu görürüz.

Keza, bir sünger kaç boyutludur? Uzayda yer kapladığı için 3-boyutlu bir nesne diyebiliriz. Ama, yakından bakınca pek çok delikten oluştuğu için süngerin içi ile dışı arasında ayırım yapamayız. Sürekli hereket ederek bir ucundan girip diğer ucundan çıkabiliriz. Sünger kendi üzerine katlanmış ve arada boşluklar bırakmış bir yüzey gibidir. Fakat tam olarak bir yüzey de değildir. Şu halde 2 ile 3 boyut arasında fraktal bir nesnedir.

Bir üst boyuta çıktığımızda dördüncü boyutu yani zamanı da hesaba katmamız gerekir. Bu da bizi hareketli Klein şişesine geri götürür. Hem mekânda hem de zamanda değişken bir nesne olan Klein şişesinin sonsuzdaki limiti evrenimizdir. Evren 3 ile 4 boyut arasında kesirli boyuta sahip olan, bize göre sonsuz fraktal bir nesnedir.

Evrenin bir diğer tanımı şöyledir: "Kendisi 4 boyutlu uzay içinde var olan fakat sonsuz adet üç boyutlu nesne içeren fraktal bir yapıya EVREN denir".


soru

Misafir -- 14.01.2008 - 12:33

dördüncü boyuttan nesnelerin veya şeylerin kendi 3 boyutlu dünyamızda yansımalarını görür müyüz? yani onlar bizim boyutumuza geçebilirler mi?


bizim evrenimizde

Bilgisev -- 14.01.2008 - 14:30

gördüğümüz 3-boyutlu nesneler aslında dört boyutludurlar. Bizim uzayımızda 3 boyut "mekân" denen genişlik, derinlik ve yükseklik boyutları iken hareketi sağlyan dördüncü boyut "zaman" onların da dördüncü boyutudur.

Her görünen nesne şu halde dört boyutludur. Çünkü her nesne hem mekânda hem de zamanda tanımlıdır. Aynı nesne bir an sonra farklı bir durumda, dolayısıyla farklı bir görüntüdedir. ama nesnenin özü aynıdır. Bu durumu anlamak için yukardaki hareketli 4-boyutlu nesnelere bakın. Aynı yerde hareket halindedirler. Yani bir çekici merkez etrafında hareket etmektedirler. İşte, varlık var olmakta devam etmek istiyorsa belli bir merkez etrafında, fazla uzaklaşmadan hareket etmek zorundadır.

Canlıların enerji alış-verişi nefes alıp vermeleri veya beslenip atık atmaları hep bu hareketin durmasını önlemek içindir. Çünkü hareketin durması demek bir boyut aşağı düşmek demektir. Yani, 4. boyuttan vaz geçmek demektir ki bu durumda varlık kaynağa bağlandığı çekici noktayı kaybeder ve dağılır. Ölüm denen olgu da budur. Kalbin durması ve nefes alıp-verme hareketinin sona ermesi canlılarda ölümü getirir. Yukardaki hareketli nesneleri kalbe benzetirsek, kalb da bedenin dört boyutlu enerji pompasıdır denebilir.

Kalb diğer organlardan farklı olarak 4-boyutta varlığını sürdürür. Dolayısıyla ana kaynağa olan bağı diğer organlardan daha fazladır. İşte bu yüzden Tasavvuf ehli "Kalb gözünü açtı" veya "Gönül gözü ile gördü" derler. "Kalb" arapça, "gönül" türkçedir ve her ikisi de aynı anlama gelir. Ayırım yapmak gerekirse 3-boyutlu organın adı kalb, 4-boyutlu varlığın adı gönüldür.

Sözünü ettiğim mükâşefe gönül ile olur. Şahid olunanı değiştirmeden aynen aktaramayız. çünkü temaşa edilen söze gelmez. Ama, söze dökmeye başladıktan sonra da icat başlar. Hangi benlik boyutunda isek o boyuttan icat edebiliriz. En üst boyutta arif isek icadımıza marifet denir. Bir alt boyutta sanatkâr isek ya şair, ya bestekâr, ya ressam veya herhangi bir diğer sanat insanı oluruz. Onun bir altı bilim adamı olmaktır. Bilim adamı icadında bazen yazı bazen de matematik semboller kullanır. Hem yazı (harfler) hem de matematik semboller (sayılar ve diğer işaretler) birer simgedirler. Fakat akıl ile anlaşılabilen türden simgelerdir bunlar. ayrıca bu simgeler birer "kod" dur. Çünkü her simge herkese aynı mesajı ileten bir kod içerir.

Oysa ki, sanatçının mesajında kod bulunmaz. O bir mesaj oluşturur ve her kişi kendine göre, kendi kabı kadar, o mesajdan nasibini alır. Boyutunuz arttıkça aynı sanat eserini ikinci kere izlediğinizde farklı bir mesaj alırsınız. ama bir bilim yapıtında her zaman aynı mesaj bulunur. Bu bakımdan sanatçı bilim adamından daha üstündür.

Bilim adamından iki alt boyut teknisyen ve zanaatkâr boyutlarıdır. Onların da altında asker ve tüccar boyutları gelir. Artık bu iki boyutta kişisel ve toplum egosu büyük etkendir. Yani benlik boyutu alt düzeylere doğru indikçe ego denen kişisel tercihler önem kazanmaya başlar.


Bilge kimdir?

Bilgisev -- 14.01.2008 - 16:14

Bilim adamından söz ettim. Fakat, herhangi bir eğitim görmeden bilgiye ulaşan kişiler de vardır. Onlara "bilge" demek daha doğru olur. Bilge olan kişiler olaylara katılmaktan çekinmezler. Bu katılım ‘başkasının işine karışmak’ şeklinde anlaşılmamalıdır. Daha çok içselleştirmek olarak tanımlanabilir. Eğer basit bir şekilde açıklamak gerekirse şöyle bir benzetme yapabilirim. Bilgi sahibi insan gören ve işiten kişidir. Bilge insan ise tadan kişidir. Görmek ve işitmek beden dışındaki birtakım olay ve oluşumlardan haberdar olmayı sağlar. Oysa ki tatmak, beden dışından beden içine alarak haberdar olmayı sağlar. Duymak ve görmek en genel anlamda “seyirci olmak” şeklinde tanımlanırsa, tatmak “katılmak” olarak tanımlanabilir.

Yani, katılmak “içselleştirmek” demektir. Bir olayı kendine fazlaca dert eden insanlar o olayı içselleştiriyorlar demektir. Kendilerin mal ediyorlar ve etkileniyorlar. Buna bir bakıma “bağlanmak” da diyebiliriz. Bilge kişiler hem bağlıdırlar hem değildirler. O anda karşılarında duran sorunla bütünleşirler ve bağlanırlar. Yani, empati kurarlar. Fakat gerektiğinde bu bağı koparmayı da bilirler. Daha doğrusu, bağlanmanın şart olduğunu bilirler ama bu bağ onları bağlamaz. Çünkü, onların bağı ana kaynağadır, insana değil.

Bu son ifade biraz çelişik gibi görünüyor. Ama, bilgenin mantığı çelişiklik içerir. Çünkü, o lineer (çizgisel) düşünmez. Onun bakışı bütünsel ve kapsayıcıdır. Hem kaplar hem kaplanır. Fakat kaplanması uzun sürmez. Sorunu çözdüğü anda bağı koparır ve bağımsız bir varlık halinde yoluna devam eder.

Bilgenin bilgisi “ayn-i yakin” boyutundadır. Yani varlığa ve var oluşa düşünce boyutunda yaklaşmaz. Varlık ve var oluş onun içindedir ve kendini kıstas alır. Başkalarının bilgisi ve başkalarının sözleri onun için tümüyle önemsiz olmasa da fazlaca önemli de değildir. Eğer kendi ölçüt ve kıstaslarına uymuyorsa, başkalarının dediklerine fazlaca kulak asmaz. Bizzat yaşamayı ve tecrübe etmeyi seçer.

Dolayısıyla, bilge kişi yalnızlık içinde yaşamını sürdürmeyi seçmiş kişidir. Başkalarının önem verdiği değerler onun için hiç de önemli olmayabilir. Bilge kişilere eskiler “arif” demişlerdir. Bilgine ise “alim” demişlerdir. Alim uğraştığı konu “ilim”, arifin eylemleri ise “marifet” olarak bilinir. Aradaki fark birinde (ilimde) düşüncenin bulunuşu, diğerinde ise düşüncenin bulunmayışıdır.

Marifet sahibi kişi düşünerek marifetini ortaya koymaz. Marifet, sezginin yardımıyla, bir anda ve düşünmeden ortaya çıkar. Bunun nasıl çıktığını arif olan kişi de anlayamaz. Sanat konusunda bu yetiye “ilham” diyoruz. Şair ilham bekler, ressam ilham bekler, müzik bestecisi ilham bekler. Fakat, bu “ilham” denen yeti beklemekle ortaya çıkmaz, aniden bir şimşek parlaması gibi gelir. Gelişine de hazırlık yapmak fazlaca gerekli değildir. Hazırlık, şu bakımdan faydalıdır. İlham geldiğinde onu güzel bir şekle sokup estetik bir görüntü haline getirmek için ön hazırlık gereklidir. Bu da bol çalışma ve tekrarla oluşur. Fakat bol çalışma ve tekrar bir insanı üstün bir sanat adamı yapmaz. Bunun için sezgi ve kuantum sıçraması şarttır.


Harika

Agnia -- 14.01.2008 - 16:41

Şu yazdıklarının hepsi mükemmel bilgiler, bilgiden öte mükemmel bağdaştırmalar, bunları bizlerle paylaştığın için sana minnetarım. İyi ki varsın arkadaşım.


kuantik

gumanji -- 14.01.2008 - 17:58

1. bizim bulunduğumuz 3-boyutlu uzaydan 4-boyutlu nesneleri göz önüne getirmek mümkün değildir.
2. 4-boyutlu nesneler bize göre (bizim uzayımızdaki yansımaları veya etkileşmeleri) sürekli bir harekettir.
3. bizim uzayımızda hareketli gibi görünen nesneler 4-boyutlu uzayda sabit ve hareketsizdirler.
4. Bizim hareket diye algıladığımız yer değiştirme tümüyle bir uzayın yarattığı yanılsamadır.
5. İç-dış ayırımı 4-boyutlu uzayda bulunmadığına göre evrenin de iç-dışı diye bir ayırımı olamaz.
6. Çünkü evrende 3-uzay ve bir zaman değişkeni vardır ve 4-boyutlu bir nesnedir. Ancak varlığı 4-boyutlu uzayın içindedir.
7. nesnelerin boyutu kuantik olarak bir sıçrama içerir.
8. Her boyuttan bir üst boyuta sıçrama bir kuantum sıçramasıdır.
9. Kuantum sıçramaları süreksiz olduklarından topolojik dönüşümler süreksiz gerçekleşir.
10. Kuantum dünyasında bir kulplu fincan aynı zamanda bir balondur.
11. kulplu durumuna dalga, balon durumuna parçacık diyoruz.
12. 4-boyutlu nesnelerde dalga-parçacık ayırımı da yoktur.
-----------------------------------------------------
Bunları kavramak epeyi zor. Sanırım zihnimi biraz daha zorlamam lazım. Gene de hiperküpü duyan nadir insanlardanım.


Bilgiler

xenix -- 14.01.2008 - 23:27

Bilgiler, çıkarımlar ve emek için çok teşekkür ederim kendi adıma. Çok güzel paylaşımlar.

xenix


Cûd ile mevcûd

Bilgisev -- 15.01.2008 - 05:57

Yukardaki Hiperküp’e bakarsanız sürekli bir hareket ve taşma içindedir. Bu duruma bilfiil denir. Muhiddin İbnü’l Arabinin Vahdet-i Vücud felsefesine göre Tanrısal birlik sürekli südur etmekte, yani taşmaktadır. Çokluk ile birlik arasında fark yoktur. Çünkü çokluk birliğin bir görüntüsüdür. Yani, İbnü’l Arabiye göre birlik sürekli hareket halindedir. Bu hareket temeldir ve kesret denen çokluk bu hareketten dolayı ortaya çıkmaktadır. İbnü’l Arabi görüşünde varlık, veya benim kullandığım ifade şeklinde “ana kaynak” bilfiil olup hareket halindedir.

Varlığın manasını “La mevcûd illa Huu” sözünde bulmaktayız. Yani, “Hû” ,Hüda veya ana kaynaktan başka bir şey yoktur. Huu sözü Hüve ile ilişiklidir ve “Sonsuz varlık” anlamına gelir. Bilfiil olan, yani faal olup sürekli hareket eden tek varlık “vücud” adını alır. Vücud varlığın aslı olup biriciktir. Yani “ehad”dır.

Bütünsel ve tek olan vücud kendi iç varlığını sürdürmek için “mevcut” olmak zorundadır. Mevcut olmak ise vahdetin (tekliğin) kesrete (çokluğa) dönüşmesini gerektirir. Bu duruma Kuantum Kuramında “Quantum Fluctuations” (Kuantum titreşimleri) denir. Doğadaki belirsiz durumlar ve karmaşa (Kaos) bu doğal titreşimlerden ortaya çıkar. Örneğin “Tünel olayı” (radyoaktif ışıma) bu Kuantum titreşimlerinden dolayı oluşur. Bu titreşimler sayesinde yeni oluşumlar ortaya çıkar.

Bu durum nefes alıp-vermek veya tutup-bırakmak şeklinde yorumlanabilir. Evrendeki dalgasal hareket de bir bakıma tutup-bırakmak hareketidir. İnsan boyutunda da bir kişinin diğer bir kişiye el vermesi, bilgi ve tecrübesini aktarması ve karşılığında el alması aynı temel yasanın gereğidir. Yani, kontrolü kaybetmeden ilişkinin sağlıklı bir şekilde sürmesi için almak-vermek ve tutup-bırakmak karşılıklı bir denge içinde birbirini izlemelidir. İşte o zaman “insani varlık” varlığını geliştirebilir. Eskilerin deyimi ile bu duruma “kevn” denir.

Kevn sözü “varlığın vücûd bulması” anlamına gelir. Vücûttan ise mevcût ortaya çıkar. Her iki sözde bulunan “cûd” kök sözü ise “cömertlik” demektir ki, “kerim” ile aynı anlamlıdır. Kerim sözü bir sıfattır, yani “cömert” demektir. Cûd ise isimdir. Bu sözü içeren Şeyh Galibin (1757-1799) iki mısraını aktarayım:

Sahra-i ademde eyledin cûd
Verdin yoğ iken libas-i mevcûd.

Adem = boşluk demektir ve ilk yaratılan insan olan “âdem” ile karıştırılmaması gerekir. Şu halde “sahra-i adem” = “boşluk çölü” demek olur. Bu iki mısraın anlamı da: “Boşluk çölünde cömertlik ederek varlıklara dış görüntülerini verdin”. Elbise sözü libas’ın çoğuludur. “Libas-ı mevcut” de varlık örtüsü ile onları görünür hale getirdin demek oluyor. “Boşluk çölü” kavramı daha önce sözünü ettiğim “enerji örgü alan” kavramı ile örtüşür. Örgü alan asla yokluk değildir. Şeyh Galip de “boşluk” sözünü tek başına kullanmayıp birlikte “çöl” sözünü kullanmakla, var olan fakat üzerinde hiçbir bitkinin henüz bulunmadığı bir alanı kast etmektedir.


topolojik bosluk

iso178 -- 14.02.2008 - 22:26

bence havada 3 boyutlu cisimleri yada maddeleri aslı degismicek sekilde gne 3 boyutludur yalnız bize farklı boyutlarda gelebilir oda hava nın onu ne sekilde göstericegidir şöyleki düsünün su haric baska bi sıvı ile dolu bardagın icnde bi cisme belli acılarla farklı yerlerden esit mesafelerden bakın ve aynı yerde olmasına ragmen cisim bize farklı yerlerdeymis gibi görünür buda böyle bisey


4 boyutlu nesnelerde

sonsuz -- 15.02.2008 - 13:37

Algıyla ilgili bir durum yoktur. Yani bizim algılarımızdan bağımsızdır 4 boyutlu nesneler. O yüzden bu da öyle bişey değil malesef. 4 boyutlu nesneleri 3 boyutlu canlıların algılaması değilde en azından matematiksel hesaplarını yapabilmesi mümkündür. Matematiksel veya fiziksel hesaplamalarını yapabilir olmamız tasvir etmeye geldiğinde kafamızın karışmayacağı anlamına gelmez. Şunu unutmamak gerekir, uzay 3 boyutlu değildir. Bu ne anlama geliyor, biraz açıklamaya çalışayım. Nasıl iki boyutlu bir nesne, 3. boyutta bükülebiliyorsa, (örneğin küre ve yüzeyi) bizim üç boyutlu uzayımızda 4. boyutta bükülür.


Hiperküp

Dreamcatcher -- 19.02.2008 - 08:55


Siteye Cuma gunu uye oldum.



Cuma gunun uguruna oldum olasi inanmisimdir.



Hafta sonu buradaki hiperküp konusunu yazicidan alip okudum, okudum, okudum...



doydum, tastim.



taskinlik o dereceye ulasti ki bir sure ara verip yuruyuse ciktim.



 hazmetmem gerekti.



yazi ile birlikte kafamin icinde kimselerle paylasamayacagim, elimde olmadan paylasamayacagim, ifadesi mumkun olmadigindan paylasamayacagim bazi meraklar, bilinenler hatirlandi, yerli yerini buldu, kendini gosterdi.



gok yuzune baktim.



bulutlara baktim.



gozlerime inanamadim.



simdi ben bu siteyi olusturanlara, burada yazanlara herkese diyorum ki "Tanri yolunuzu aydinlatsin."



 



Dehşet bir Konu!!!

Misafir -- 26.02.2008 - 22:44

Evet kesinlikle dehşet bir konu.Sağolun Sonsuz. Ayrıca Bilgisev sizi tebrik ederim. Çok ilginç ve orjinal fikirler üretmişsiniz. Anlamanın kolay olmadığını ve anlatabilmeninde bir hayli zor olduğunu kabul etmek gerekir. Zaten her zaman en iyi felsefeciler ya matematikçidir ya da fizikçidir bence.


Bir kaç katkı

xenix -- 21.04.2008 - 07:52





Diğerleri için
http://www.youtube.com/results?search_query=hypercube&search_type=


xenix


Evrenin boyutları

orcagada -- 28.04.2008 - 12:28

Cetin BAL'dan alıntıdır.Aralarda bazı formüller vardı ama sayfaya aktaramadım.Merak edenler için orjinal yazı:
http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/EVRENINBOYUTLARI.HTM adresindedir.

Saygılarımla...

Evrenin boyutları
Fizikçi ve matematikçilerin "boyut" dediklerinde ne kastettiklerinden başlayalım. Fizik literatüründe boyut kelimesinin en az üç anlamı vardır:
1. Bir niceliğin fiziksel mahiyeti.
Bir mesafe ister metre, ister fit (feet) isterse arşın ile ölçülsün ölçülen mesafedir ve onun boyutu "uzunluktur" denir. Bu anlamda "kütle" ve "zaman" da boyuttur. Bazen bir eşitliğin sağ ve sol taraflarının uyumlu olup olmadığını belirlemek için boyutsal analiz yapmak gerektiğinde niceliklerin boyutları (yukarıdaki sırayla L, M ve T harfleri) yazılarak karşılaştırma yapılır. Örneğin,



Bu basit bir sarkacın periyot ifadesidir. T, sarkacın aynı noktadan aynı yönde ardışık iki kez geçişi arasındaki zaman, yani periyot; d, sarkaç ipinin uzunluğu; g de yerçekimi ivmesidir. T zaman boyutunda olduğuna göre sağ taraf da zaman boyutunda olmalıdır. Bakalım:
d'nin boyutu [L], g'nin boyutu dir,  boyutsuz bir sayıdır.

Boyutsal analize göre sol ve sağ taraflar uyumludur. Tabi, bu analiz ifadenin doğru olduğunu kanıtlamaz, sadece boyutsal olarak yanlış olmadığını gösterir.
2. Ölçek.
Bu geometrik anlamda hacimsel büyüklük demek olabileceği gibi fiziksel anlamda kütlesel, zamansal vs büyüklük demek de olabilir. Aşağıdaki cümlede bu anlamda kullanılmış:
Elementar parçacık yapılarının miniminnacık boyutlarda incelenebilmesi için koskocaman hızlandırıcı ve detektörlere ihtiyaç vardır.
3. Koordinat ekseni.
Kağıt üzerindeki bir noktanın yerini, ya da yeryüzündeki bir nesnenin (örneğin bir geminin) coğrafi (matematik) konumunu belirtmek için iki sayıya ihtiyaç vardır. Bu durumda kağıt ya da yeryüzü iki boyutludur denir. Bir uçağın konumunu belirtmek için üç sayı gerekir. Bu uçağı vurmak için (güdümsüz) bir füze ateşlendiğinde füzenin isabet kaydedebilmesi için ikisinin aynı anda aynı konumda bulunması gerekir. Bu da yeni bir sayıyı gerekli kılar. Buna zaman boyutu denir. İçinde yaşadığımız dünyada herhangi bir nesnenin konumunu bu dört sayıyla belirlemek mümkün olduğundan üç uzay bir zaman olmak üzere 4 boyutta yaşıyoruz.
Genel Relativite Teorisi (GRT) uzay ve zaman boyutlarının birbirinden ayrılmasının mümkün olmadığını göstermiştir. Sadece uzay boyutlarını esas alan fakat zamanı keyfi ve önemsiz olarak kabul eden herhangi bir fiziksel teori içinde yaşadığımız dünyayı tam olarak tanımlayamayacağından, GRT uzay ve zaman kavramlarını ayrı olarak ele almanın yanlış olduğunu, doğrusunun uzayzaman şeklinde tek bir gerçeklik olduğunu dikte eder.
3+1'den ötesi? Ötesi, varsa, fiziksel gerçekliğimizin dışındadır. Fiziksel denklemlerin çözümü bazen 3+1'den fazla boyutlarda çalışmayı gerekli kılar, bu matematiksel gerekliliktir, fiziksel değil. Örneğin Herşeyin Teorisi (TOE) hülyasının[1] en güçlü adayı olan süpersicim teorisinin denklemlerini çözmeye çalışırken karşılaşılan bazı güçlükleri aşmak için[2] matematiksel olarak 10 boyutta çalışmak gerekir. Henüz test edilebilir bir sonuç alınamadığından, denklemler çözüldüğünde ara işlemlerde kullanılan boyutlara ne olacağını ya da onların ne anlama geleceğini kimse bilmiyor.
Özetle, boyut sayısının 3+1'den fazla olduğu resmen (formally) kanıtlanmamıştır. Kesin sonuç alınıncaya kadar elimizdeki 3+1 boyuttan ötesi hakkındaki fikirler spekülatiftir, fiziksel değildir. 3+1'den ötesi günlük hayat için de gereksiz ve anlamsızdır.
Boyutun matematiksel anlamı için Eric's Treasure Trove of Mathematics 'te detaylı bilgi bulunuyor. Ancak şu kadarını söyleyeyim: Matematikçiler evrenin boyutlarının sayısıyla ilgilenmezler; kendi dünyalarında her sayıda boyutla (gerekirse sonsuz boyutla bile) çalışabilirler.
Günlük hayatta fiziksel boyutlardan söz edildiğinde üçüncü anlam kastedilir, ancak bilimi bilimdışı amaçlarına alet etmek isteyenler o anlamı aşan yorumlar da getirirler: "Bilinç boyutu", "ruhsal boyut" vs gibi.
İnsanın 3+1 boyutun "ötesindeki" boyutlar karşısında durumu nedir? Onları algılayabilir, hayal edebilir, gözünde canlandırabilir ve anlayabilir mi? Şimdi bu sorulara bakalım.
Indiana Jones - Kutsal Kase'yi seyredenler hatırlayacaktır, Kase'nin bulunduğu yere ulaşmak için geçilecek sınavlardan biri bir uçurumu aşmayı içeriyordu. Uçurum atlanamayacak kadar geniş aralıklıydı ve sadece "inançlıların" oradan geçebileceğini kehanet metinlerinde Jones'la birlikte biz de açıkça okuduğumuz halde Jones ve biz seyirciler "buradan nasıl geçilir?" diye kalakalmıştık. Sonra biraz eğildi, kamera da bakış açısını değiştirdi ve önceden fonla aynı biçimde algılanan bir köprü ortaya çıktı. "Vay be!" dedik. Jones bir kaç avuç toprak atarak köprüyü fondan ayırdı ve geçti[3].
Neler oluyor? Olan şu: Algımıza yeni bir "boyut" girince daha "bilgili" oluyor ve olaylara yeni anlamlar yüklüyoruz. Bakış açımız genişliyor, ufkumuz açılıyor ve uzaklaşıyor.
Yukarıda boyut kelimesini tırnak içine aldığım gözünüzden kaçmamıştır. Niye? Çünkü bu "bilgili olma", "yeni anlamlar yükleme" ve "ufuk genişlemesi" hallerinin fiziksel boyutlarla ilgisi yok da ondan. Burada boyut kelimesinin dördüncü bir anlamı ortaya çıktı: Perspektif ya da bakış açısı. Bu bakana bağlıdır, size bağlıdır, bana bağlıdır. Hapishane hücresinde bile yaşıyor olsak çok boyutlu düşünebilir ve görebiliriz. Kısaca, boyut kelimesinin bu şekilde kullanımı sözlük anlamıyla değil mecazendir.
Biz evrene fiziksel açıdan bakarken üç mekan boyutundan bakabiliyoruz, fizyolojik olarak yapabileceğimizin en iyisi bu, böyle imal edilmişiz. Şimdi yukarıdaki sinemaya bilinçli olduğunu farz ettiğimiz "gölgemizi" götürelim ve aynı sahneyi ona seyrettirelim. Bir şey anlayabileceğini hayal edebiliyor musunuz? Gölgemizde üçüncü boyutu algılayabilecek bir reseptör yok, beyninde onu değerlendirebilecek bir teşkilat yok. Onu ne gözünde canlandırabilir ne de hayal edebilir. Üçten fazla mekan boyutu -varsa- karşısında biz de gölgemizin durumuna düşerdik.
Yoksa inanmadınız mı? Peki, şuna bakın[4]:
Dünyanın çapı boyunca kutuptan kutba bir tünel açtığımızı ve bütün olumsuz etkenleri (Dünyanın kendisi ve Güneş etrafında dönmesi, sürtünme vs) ayıkladığımızı farz edelim. Bu tünele 1 saniye aralıkla iki kabin bırakalım ve olayı izleyelim. Yol boyunca aralarındaki mesafe önce açılır, sonra kapanır, ilk bırakılan kabin tünelin diğer ucundan geri dönerken bir yerde ikisi yan yana gelir; sonra aralarındaki mesafe yine açılır, sonra tekrar kapanır ve ilk kabin yaklaşık 84 dakika sonra gelir. Bu anda öteki kabin yaklaşık 5 m aşağıdadır. Bu böylece sürer gider.
İki kabin niye her dolanımda iki kez yan yana geliyor? Çünkü içinde yaşadığımız 3+1 boyutlu uzayzaman eğridir ve kabinlerin yolları her periyotta iki kez kesişir. Uzayzamanımızın eğriliğini gözünüzde canlandırabilir misiniz? Başınızı monitörden çevirin ve uzaklara bakın. Bunu hayal edebilir misiniz? Hayır, ama dert etmeyin, kimse hayal edemiyor. Kağıt üzerinde herşeyi matematiksel olarak gösterebilirsiniz ama içinde yaşadığınız uzayzamanın eğriliğini gözünüzde canlandıramazsınız.
Tamamen umutsuz mu? Pek değil, sadece iki boyuttan bir örnek, bir benzer bulmaya, böylece de bir fikir oluşturmaya çalışırsınız. Örneğimiz yine Dünya, ancak bu kez yeryüzü. Yer yüzeyini düzgün geometrik bir küre yüzeyi olarak düşünelim. İki aracı 1 saniye aralıkla ve sabit hızla kuzey kutbundan güney kutbuna doğru harekete geçirelim. Dünyayı turlama periyotları 84 dakika olacak şekilde araçların hızlarını ayarlayalım. Dünyayı tamamen saydamlaştıralım, bir tarafına bir perde diğer tarafına da çok uzaklara ışık kaynağı koyalım, öyle ki dünyaya ulaşan ışık demetleri paralel olsun. İlk hareketleri kuzey kutbundan aynı anda başlatalım ve perdeye bakalım. Ne göreceğiz? Sadece perdedeki gölgelere bakarak yüzeyde ve tünelde hareket eden cisimlerin hangisinin hangisi olduğunu anlayamadığımızı göreceğiz.
Bu örnekten çıkan ders ne? İçinde yaşadığımız 3+1 boyutlu uzayzaman 2+1 boyutlu yeryüzü gibi eğri, ama bu ne demek? İşte bunu asla hayal edemeyeceğiz, çünkü yapımız müsait değil.
3+1'in eğriliğini bile gözünde canlandıramayan biz fanilerin daha yukarı boyutları algılayabilmesi ve anlayabilmesi mümkün değildir; çünkü 3+1 hakkında bile ancak 2+1'e bakarak bir fikir edinebiliyoruz. İçinde yaşadığı uzayzamanı gözünde canlandıramayan bilincin "ötesini" canlandırabileceğini söylemek insanla dalga geçmek ya da onu boş hayaller peşine salmaktır.
Ha, "ben hayalini kurabiliyorum ama?" Hayır, kendimizi kandırmayalım, hayallerimizdeki uzayzaman da 3+1 boyutlu, üstelik eğri de değil.
Hala, "ben canlandırabiliyorum," diye inat eden varsa şunu düşünsün[5]:
Kenarları 10 cm olan bir küp iskeletinin içine kenarları 5 cm olan bir küp iskeleti koyun (yani, telden yapılmış). Küplerin köşeleri birbirinden eşit uzaklıkta olsun. Bu köşeleri de telle birleştirin. Şimdi bunun 4 boyutlu mekandaki bir "hiperküpün" 3 boyutlu mekanımızdaki resmi olduğunu hayal edin. E, 3 boyutlu mekanımızdaki cisimlerin resmi fotoğraflarda 2 boyutlu oluyorsa 4 boyutlu bir cismin resmini ancak 3 boyutlu uzayda "yapabilirsiniz."
Şimdi 4. mekan boyutundaki esas "hiperküpü" hayal etmeye çalışın, ama unutmayın:
1. Her köşedeki 4 doğru birbirini 90 derece kesecek. Hani "bizim" uzaydaki küpün köşesinden geçen 3 doğru birbirini 90 derece keser ya, işte öyle.
2. Ayrıca, hiperküpün yan "yüzleri" düzlem değil hacim olacak.
3. Sonra, bizim uzayımızdaki resimde iki küp vardı ya, işte orijinal hiperküp tek küp olacak ve onun hiperhacmini 8 tane "bizim" üç boyutlu hacmimizle sınırlayacaksınız.
4. Nihayet, "bizim" hacimlerimizi sınırlayan düzlemlerin ara kesiti doğrudur (örnekteki teller), hiperhacmi sınırlayan hacimlerin arakesiti düzlem olacak, yani "burada" tel olarak gösterdiğimiz şey "orada" düzlem olacak.
Hadi bakalım, kolay gele.
Şair "insan bu alemde hayal ettiği müddetçe yaşar," demiş, dileyen dilediği sayıda boyut hayal edebilir, istediği boyutta yaşayabilir; ancak fiziksel gerçekliğe döndüğünüzde "öteki" boyutlardan gerçekmiş, deneysel ve gözlemsel olarak kanıtlanmış gibi söz edenlere, "bilinçsel" ya da "ruhsal" "öteki" boyutlardan bahsedenlere dudağınızın kenarında incecik, belli belirsiz bir çizgiyle bakmanızda bir sakınca yok.
... ve ben hep öyle bakarım.
________________________________________
[1] Hâlihazırda hülyadır, gerçekleştireni bütün zamanların fizikçisi yapacak bir hülya.
[2] Sözgelimi, ışıktan hızlı hipotetik takyonları.
[3] Benim gibi Tomb Raider - Lara Croft hastaları oyunun hemen hemen her sahnesinde bu durumla karşılaşmıştır.
[4] Örnek J A Wheeler'in Gravity and Spacetime, (Scientific American Library, 1990), kitabından. GRT'nin ne olduğunu ancak bu kitabı okuduktan sonra anladım. Hemen hemen her sayfasında "haa!", "yaaa!" "vay be! ulan bu bu muymuş?" dediğim bir kitaptı. Tabi, örneğe kendimden bir şeyler katıp onu zenginleştirdim.
[5] Örnek G Gamow'un One, Two, Three, Infinity kitabından. Kütüphaneden alıp okuduğum için yayın yılı ve yayınevi hakkında bir şey bilmiyorum, kitabın adını doğru yazdığımdan bile emin değilim.


Çetin Bal

xenix -- 28.04.2008 - 13:20

Hemen mevzuya el atalım yeri gelmişken.
"Bu örnekten çıkan ders ne? İçinde yaşadığımız 3+1 boyutlu uzayzaman 2+1 boyutlu yeryüzü gibi eğri, ama bu ne demek? İşte bunu asla hayal edemeyeceğiz, çünkü yapımız müsait değil.
3+1'in eğriliğini bile gözünde canlandıramayan biz fanilerin daha yukarı boyutları algılayabilmesi ve anlayabilmesi mümkün değildir; çünkü 3+1 hakkında bile ancak 2+1'e bakarak bir fikir edinebiliyoruz. İçinde yaşadığı uzayzamanı gözünde canlandıramayan bilincin "ötesini" canlandırabileceğini söylemek insanla dalga geçmek ya da onu boş hayaller peşine salmaktır.
Ha, "ben hayalini kurabiliyorum ama?" Hayır, kendimizi kandırmayalım, hayallerimizdeki uzayzaman da 3+1 boyutlu, üstelik eğri de değil.
Hala, "ben canlandırabiliyorum," diye inat eden varsa şunu düşünsün[5]:"


Hayallerimizi 3+1 sanan bir insanın yorumu bu kadar olur. Bence kendini iyi tarif etmiş ama sadece yaptığı o. Ötesi yok. Kendisinin hayalini kuramadığını ifade etmiş güzel bir şekilde. Bende küçükken herkesin en fazla benim gibi düşünebildiğini sanırdım. Oysa kaç boyutu düşünebilen insanlar var gördükçe hayrete düştüm.

xenix: Ya bu adam, sevgili agnia nın kuantum düşünceleri yazısını alıp kendi adına yayınlayan adam değil miydi? İsmi tanıdık geldi.


Hayalleriniz.

Uğur KÜLCÜ -- 04.06.2008 - 10:47

Açıkçası bu konuda orcagada ya katılıyorum ve hayalleri 3+1 in üstüne çıkabilen arkadaşa bir kaç soru sormak istiyorum.
1. Acaba hayatınızda kac kere hayal kurarken 3 boyutun yanına +1 i ni koydunuz?
2. Eğer 3+1 den daha üst düzey hayaller kurabiliyorsanız bunları en azından anlatılabilecek kadarını anlatır mısınız?
3. orcagadanın dediği gibi boyut kelimesinin mecazi anlamlarını da gercek anlamına ilave ederek mi 3+1 in üstüne çıkıyorsunuz?
4. Bahsettiğiniz 3+1 üstü düşünen kişilerin isimlerini yazabilir misiniz?
Sinir etmek ve ya ortalığı karıştırmak amaçlı değil tamamen bilgilenmek amacıyla soruyorum ben bunu ve cevap verirseniz çok sevinirim..


Soru gelmiş...

xenix -- 22.06.2008 - 15:45

1. Çok koydum. Zaten normalde 3+1 hayal kurulur. Siz durağan sadece 3 boyutlu hayalmi kurarsınız yoksa hareket edermi hayaliniz?
2. Bütün yazı bunu anlatıyor. İlk konudan başlayarak okuyabilirsiniz.
3. Gerçek anlamda efendim. Mecazi değil.
4. xenix, rieman, einstein, avaris, hawking, sagan vs vs... bunlar meşhur olanlar. O kadar çoklar ki.

xenix: Görmemiştim sorunuzu yoksa daha erken cevap verirdim.


hayal edilirmi?

Misafir -- 10.06.2009 - 10:59

arkadaşlar bu hiperküpü gerçek bir şekilde hayal edebilirmiyiz?.edebiliyorsak nasıl yapabiliriz yardım edermisiniz


hiperküpü hayal edemeyiz,

gamaro -- 01.12.2009 - 21:20

hiperküpü hayal edemeyiz, sadece nasıl birşey olabileceği üzerinde düşünebiliriz..

Carl Sagan'ın çok anlaşılır ve sade anlatımı ile konuya daha iyi vakıf olunabilir, youtube'da mevcut.

Gerçi ingilizce anlatıyor ama ben meraklıları için az biraz özetleyebilirm.

Hiperküp 4.boyuta ait bir nesnenin bizim üç boyutlu evrenimize düşen gölgesidir.Kendisi değil, sadece gölgesi.

Carl Sagan bunu en basit haliyle şöyle anlatıyor; Eline cam bir küp alıyor ve özelliklerini sıralıyor önce.Kenarlar var, ve bunların birleştiği noktalarda oluşan açılar..her kenarın uzunluğu birbirine eşit ve bütün açılar 90 derece..Ama bu cam küpün (3 boyutlu nesnenin) kağıt üzerine (2 boyutlu bir evrene) düşen gölgesinde durum çok farklı..Yine kenarlar var, ama gölge üzerinde izlenen kenarlar birbirine eşit değil, kimi daha uzun, kimi daha kısa..Ve açılar, onlar da farklı..gerçek küpte her açı birbirin eşit ve 90 derece, ama gölgede oluşan açılar farklı, kimi dar, kimi geniş açı..

Ve sonra soruyor Carl Sagan..Şimdi iki boyutlu bir evrende yaşayan canlılar küpün gölgesi üzerinden küpün gerçekte nasıl bir şey olduklarını hayal edebilirler mi?.elbette hayır..

Hiperküp de böyle..4 boyutlu evrene ait bir nesnenin bizim evrenimize düşen üç boyutlu gölgesi..Birbiri içerisine geçmiş iki küp düşünün..biri büyük, diğeri küçük.. ve sonra hayal etmeye çalışın ki, gördüğünüz bütün kenarlar birbirine eşit ve bütün açılar da 90 derece..hayal etmek mümkün değil..


cube filmini hatırlattı

sisifos -- 28.04.2011 - 18:16

cube filmini hatırlattı bana bu paylaşım :)
-------------
Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz
inanmazsa, inanmadığına inanmaz

Dostoyevski, Cinler


4. boyutu hayal

ElfOfDarkness -- 05.07.2011 - 10:55

4. boyutu hayal edemeyiz.
Biz 3 boyutlu dünyamızda , 4 boyutlu nesnenin 3. boyuta yansımış halini görebiliriz.

Carl Sagan'ın sade ve hoş anlatımında bahsi geçen bir mevzudur.


Iki boyutlu yasayan bir

G Milat -- 08.07.2011 - 06:02

Iki boyutlu yasayan bir canlinin yukari-asagi'yi hayal edememesi gibi... Diger boyutlarin varigini ve iciceliginin farkinda olmak bile bence buyuk bir basaridir. Bahsi gecen video da son derece basit bir sekilde anlatilmis.

*G Milat*


hiperküp

Misafir -- 08.02.2012 - 09:58

Arkadaşlar hiperküpü kısa ve öz bir şekilde anlatıcam ama şekilinden yararlanarak şekil sayfanın en üstünde.
Hiperküp boyları eş iki küpün iç içe girip birbirlerini içine almasıdır.4 boyutlu bir şekildir.
İnsan Vucudu Sadece 3 boyuta kadar nesneleri şekillendirdiği için 4 boyutlu bu cismi 3 boyutlu olarak görmekteyiz
Bunada 4 boyutlunun 3 boyutluya göre uyarlanmas denir.
Buraya kadar anlattığım hiperküpün özellikleriydi.

Hiperküpü anlatırken şunuda anlatmak istiyorum.
İnsanlar boyut çoğaltmak için geometrideki bir yöntemi kullanır.
Bir çizgi çizilir.Çizgi bir alta kopyalanır köşeleri birleştirilir.(Böylece çizgiden bir kare veya dikdörtgen elde ederiz.Yani 1 boyutlu bir şekilden 2 boyutlu bir şekil elde ederiz.
Bir kare çizilir.Çizgi bir alta kopyalanır köşeleri birleştirilir.(Böylece bir kareden küp elde ederiz.Yani 2 boyutludan 3boyutlu bir şekil elde ederiz.

Buraya kadar iyiydi Birde 3 boyutlu bir cismi 4 boyutluya uyarlayın Sonra hiperküpü kesinlikle anlayacaksınız.


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -