Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

NEDENSELLİK - BELİRLENİMCİLİK, RASTLANTI VE ÖZGÜR İRADE

delete

Sık sık inananların ruhun varlığı kabul edilmeden özgür iradenin varlığı olanaksızdır savıyla karşılaşmaktayız. Bu savı temellendirmek için de, maddi dünyada her olayın bir nedeni vardır, rastlantısal hiçbir olay yoktur, olaylar zincirleme olarak birbirini belirlerler, dolayısıyla, duygu ve düşüncelerimiz beynimizdeki elektriksel ve kimyasal olayların sonucundan ibaretse, özgür irade olanaksızdır argümanı kullanılmaktadır.

Önce, tarih boyunca sonu gelmez tartışmalar yaratan şu rastlantı sorunsalını irdeleyelim. Rastlantı nedir? Elimdeki İngilizce sözlüğün coincidence maddesi, rastlantıyı, şans (chance) sözcüğüne gönderme yaparak açıklıyor: olayların şans eseri ortaya çıkması... Chance sözcüğüne baktığımızda ise, olayların görülebilecek ya da anlaşılabilecek herhangi bir neden olmaksızın ortaya çıkması olarak tanımlandığını görüyoruz... Metin yazarı da, birazdan savunacağım, rastlantı olarak değerlendirilen her olayların gerçekte nedenlerinin olduğu inancını paylaştığından olsa gerek, altını çizdiğim sözcükleri tanımda kullanmış.

Bu noktada, rastlantı sözcüğüne ait temel iki anlamsal ayrımdan söz etmek istiyorum. Bizim rastlantı diye adlandırdığımız olay, görülebilecek ya da anlaşılabilecek olmayan bir nedenden ötürü ortaya çıkmış olabilir. Bizim mevcut algı ve bilgi yeteneğimizi aşan -belki de bizim hiçbir zaman bilemeyeceğimiz- bir nedenden dolayı ortaya çıkan bu olayı rastlantı olarak nitelediğimizde epistemik (bizim bilişimize özgü) rastlantıdan söz ediyoruz. Oysa, olayın gerçekte hiçbir neden olmaksızın ortaya çıkması durumunda, bu ontik (varlığa özgü) bir rastlantı olacaktır. Aşağıda, evrende ontik rastlantının olmadığını, olsa bile bunun özgür irade konusuyla bir bağlantısı olmadığını savunacağım.


Nedensellik ve Belirlenimcilik

Golem -- 06.01.2008 - 21:40

Evet, klasik fiziğe göre, her olayın bir nedeni vardır. Olaylar, biz gerçek nedeni anlamasak bile, büsbütün nedensiz olarak ortaya çıkamaz. Her olayın bir nedeni ve etkisi olduğu savına nedensellik (casuality), önceki belirli olayların (neden), sonraki belirli olayları (etki) belirlediğini savunan bu görüşe belirlenimcilik (determinizm) diyoruz. Belirlenimcilik, nedenselliği mantıksal olarak içerirken, nedensellik belirlenimciliği mantıksal olarak gerektirmez. Belirlenimciliğin en aşırı ucunu, Laplace'ta buluruz:

"Evrenin şimdiki durumunu, bir önceki durumunun etkisi ve bir sonraki durumunun da nedeni olarak kavramamız gerekir. Doğa'ya canlılık veren tüm güçleri ve onu oluşturan varlıkların bütün konumlarını bilebilen bir zeka olsaydı ve ayrıca bu zeka tüm bu veriyi çözümleyecek ölçüde büyük olsaydı, evrendeki en büyük cisimlerden en ufak atomlara değin her şeyin devinimini bir formül içinde toplayabilirdi.Onun için hiçbir şey kesinlik dışında kalmaz, geçmiş de gelecek de gözünün önünde serili olurdu."

(A Philosophical Essay on Probabilities, 2. Bölüm)

Laplace'ın buradaki ikinci savını, yani evrenin geleceğinin hesaplanabilir, formülize edilebilir olduğu savını, hem de klasik fizik yasaları dışına çıkmadan, çağımızın en büyük matematik ve fizikçilerinden Roger Penrose, matematiksel olarak çürütmüştür. Buna göre, birinci sav, yani nedensellik ilkesi doğru bile olsa, ikinci sav geçersizdir. Yani bırakın evrenin tamamını, belirli ölçüde karmaşık bir kaotik sistemi bile hesaplayabilecek sonlu bir formül, duran (sonsuz döngüye girmeyen) bir algoritma yoktur. Yani -mantığı bildiğimiz matematiksel kurallar dahilinde işleyen- hiçbir varlık geleceği hesaplayamaz.

Arda Denkel, Belirlenim, Neden ve Değişim başlıklı yazısında (Düşünceler ve Gerekçeler II, Göçebe Yay. 1997, sf 61-93) belirlenimciliğin üç derecesinden ve üç savından söz ediyor: (Yukarıdaki Hume'a ait alıntıyı da aldığım bu makaleden, bu bölümde yararlanacağım)


A.1) Her olayın bir nedeni (cause)vardır.

A.2) Her olayın belirli bir nedeni vardır.

A.3) Her olayın zorunlu olan belirli bir nedeni vardır.

B.1) Her olayın bir etkisi (effect) vardır.

B.2) Her olayın belirli bir etkisi vardır.

B.3) Her olayın zorunlu olan belirli bir etkisi vardır.

C.1) Evrende (dizgede - sistemde) önceki olaylar sonraki olayları belirler.

C.2) Evrende önceki belli olaylar sonraki belli olayları belirler.

C.2) Evrende önceki belli olaylar sonraki belli olayları zorunlu olarak belirler.

Burada, 3'lerin 1 ve 2'leri gerektirdiği açıktır: 3'ler doğru ise, 1 ve 2'ler de doğrudur. Elbette, aynı şey ters yönde geçerli değil. 1'leri, 2 ve 3'lerin doğruluğunu savunmaya yükümlü olmaksızın öne sürebiliriz. 1'lerin yadsınması, 2 ve 3'lerin de sonuç olarak yadsınmasını gerektirirken, 3'leri yadsımak, 1 ve 2'leri de yadsımayı gerektirmez.

İzninizle burada, bir şey anımsatmak istiyorum: nedensellik zorunlu olarak doğru olması gereken bir ilke değildir. Mantıksal zorunluluktan söz ediyorum; hiçbir olayın neden olmadığı bir olayı düşünürken -bu fiziksel, eşdeyişle olumsal (contingent) bir olanaksızlık olsa da-, mantıksal bir çelişkiye düşmeyiz. Nedensiz hiçbir olay olmaz önermesi, dört köşeli bir üçgen olmaz önermesi gibi mantıksal bir zorunluluğu dile getiren bir önerme değildir. Üçgen önermesi analitik (tanımla ilgili), zorunlu ve a priori (doğruluğu deneye başvurmaksızın saptanan) bir önermeyken, nedensellik önermesi, sentetik (bilgi ifade eden), olumsal ve a posteriori (doğruluğu ancak deneyle sınanabilen) bir önermedir. Bunu ilk ifade eden düşünür, David Hume olmuştur. Hume, nedensellik ilkesini, sürekli bir arada gözlemlenen (constant conjunctions) olgulardan tümevarım yoluyla çıkardığımızın altını çizmiştir.

Şimdi, nedensellik ilkesinin mantıksal olarak zorunlu olmadığı gerçeğinden hareket ederek, yukarıdaki 3 önermelerinin doğru olmadığını söylemeliyiz. Bunlar, fiziksel dünyaya ait önermelerdir. Fiziksel dünyadan, soyut matematik dünyasındaki kesinliği ve zorunluluğu beklememeliyiz.

Burada, 2 ve 1 önermeleri arasındaki ayrımı çizmeliyiz: bu ayrım, düzenli olan ve düzenli olmayabilen evrenler arasındaki ayrımdır. Çünkü 2'lerin içerdiği ve nedenselliği yasallaştırılabilirliğe (genele yayılabilirliğe) bağlayan belirli neden - ya da etki- 1'lerde gerekli kılınmamaktadır. 1'leri herhangi bir neden -ya da etki- doğrulayabilir. Yani belli bir olayın alışılagelmiş, onu geçmişte düzenli olarak doğurmuş olan nedeninden farklı olan herhangi bir nedenin varlığı da 1'leri doğrulamaya yeterlidir. Aslında, nedenler bağlamında, bunu gözlemleriz: örneğin ders çalıştığımız için sınıfı geçtiğimiz gibi, kopya çekerek de geçebiliriz!

İçinde bulunduğumuz evren -gözlemlediğimiz kadarıyla- hemen her yerinde büyük bir düzenliliğin geçerli olduğu bir ortamdır. Bundan ötürü, yalnızca 1 önermelerini evrenin geneline ilişkin olarak öne sürmek yanlış bir şey olmasa da eksik bir şey söylemek olacaktır. 1 önermeleri ile doğada bulunduğu biçimdeki nedenselliğin kavranamayacağını onaylamalıyız. Peki 2'ler de biraz fazla sıkı kaçmayacak mıdır? Her olayın belirli bir tek nedeni olduğunu savunmak, yukarıdaki örneğimizde olduğu gibi, biraz güç Bundan dolayı, nedensellik üzerine düşünce geliştiren felsefeciler neden alanlarından, neden öbeklerinden, birlikte sağlanan nedensel koşullardan söz ediyorlar. Öbür koşulların yerine gelmiş olmaları durumunda, bu koşullar arasında herhangi birinin neden sayılabildiğini göz önüne alıyorlar. Dolayısıyla burada salt olarak 2'lere değil, 2'lerin 1'lere doğru kayan daha yumuşak bir yorumu geliştirmek gereği var. Burada gereken, genelleştirilebilir oluşları yanı sıra sayıca birden çok olabilen nedenlerden söz edebilmeye izin verecek bir dile getiriştir ve böyle bir şeyi geliştirme yönünde, örneğin John Mackie tarafından çok başarılı adımlar atılmıştır. Dolayısıyla, dile getiriliş biçimleri (nedensel koşulları veya fiziksel zorunlulukları saptamak gibi) çeşitlilikler gösterebilse de "nedensel yasa" dediğimiz şeylere uymadıkları, onlara aykırı düştükleri söylenebilecek düzensiz ve tekil nedenlerin -ontik rastlantıların- varlığını ileri sürmeye gerek yoktur.

Yeri gelmişken, burada bir parantez açarak, kısaca ortaçağ skolastik felsefesinin konusu olan ve günümüzde ancak parmakla gösterilebilecek sayıda savunanı olan ereksellik (teleoloji) konusuna da değinmek istiyorum: Ereksellik, olaylar arasında nedenselliğin kurduğu bağı, ters yönden kurar: neden etkiyi belirlemez, etki nedeni belirler; etki, nedenin sonucu değil, amacıdır erekselliğe göre. Örneğin nedensellik cisimlerin yere düşmesini yerçekimiyle (ya da genel görecelilik kuramına göre kütlenin uzayı eğmesi sonucu cisimlerin jeodezik çizgiler üzerinde hareket etmesi) açıklarken; erekselliğe göre, yerçekimi, cisimler yere düşsün diye vardır!


Kuantum Fiziği ve Nedensellik

Golem -- 06.01.2008 - 21:42

Yukarıda, klasik fiziğe göre (burada Roger Penrose'un ayrımına katılarak, özel ve genel göreceliliği de klasik fizik başlığı altına katıyorum) doğada ontik anlamda rastlantının olmadığını, her olayın bir nedeni olduğunu söylemiştik. Peki kuantum fiziğinde durum ne? Kuantum fiziğinin en temel ilkesi olan Heisenberg belirsizlik ilkesi rastlantıyı, nedensiz olayları gerektirmez mi?

Bu soruya yanıt vermeden önce, belirsizlik ilkesini kısaca anımsayalım:

Belirsizlik ilkesi, kısaca, parçacıklar üzerinde yaptığımız ölçümlerin hassaslığına teorik bir limit tanımlayan ilkedir. Yani buna göre, bir parçacık üzerinde ne kadar titiz bir ölçüm yaparsak yapalım, belli bir hata oranının ötesinde bir kesinlik elde edemeyiz. İlkenin formülasyonu, bir parçacığın (örneğin elektron) konumu ve momentumunun ölçümündeki hata oranlarının çarpımının bir sabitten daha küçük olamayacağını bildirir. Yani bir elektronun konumunu ne kadar büyük bir hassaslıkla ölçüyorsak, momentumunu da o kadar büyük bir belirsizlikle ölçebiliriz. Momentumunu kesin ölçmeye kalktığımızda da konumu elimizden kayar. Dolayısıyla, hiçbir zaman kuantum dünyasının kesin bir görüntüsünü elde edemeyiz. Elde edebileceğimiz şey, yalnızca olasılıklardır. Daha da ilginci, bu dünya onu gözlemleyenin eyleminden sanki haberliymiş gibi davranır gözükür; yapılan deney ya da gözlem, bizzat sonucu etkiler.

Belirsizlik ilkesi nereden kaynaklanmaktadır? Bu belirsizlik maddenin özüne mi aittir, yani maddenin en küçük parçacıkları gerçekten kuralsız bir biçimde mi davranır, yoksa bu bizim parçacıkları bilişimizdeki, gözlemleyişimizdeki kısıtlamalardan mı doğar? Maddenin doğasında mı belirsizlik vardır, yoksa bizim kurduğumuz -kurabildiğimiz- matematiksel modelde mi?

Bilindiği gibi, kuantum fiziğinin çıkış noktası, enerjinin ancak, frekansı ile Planck sabiti dediğimiz bir katsayının çarpımı büyüklüğünde belli bir niceliğin tamsayı katları durumunda paketlerle salınabileceğidir. Yani enerjiyi -dolayısıyla maddeyi de- sözü edilen sabit nicelikten daha küçük bir niceliğe bölemezsiniz. Örneğin bir fotonun enerjisi, frekansı (yani ışık hızı / dalga boyu) ve Planck sabitinin çarpımına eşittir. Oysa, yaptığımız her gözlemde, gözlemleyeceğimiz parçacığın boyutu ile orantılı olacak şekilde küçük dalga boyunda (yüksek frekansta) foton kullanmak durumundayız; dolayısıyla hiçbir gözlem, kullandığımız fotonun dalga boyunun izin verdiğinden daha yüksek bir duyarlılıkta olamaz. Bu durumda örneğin bir elektronun yerini yüksek bir duyarlılıkla belirlemek için kullanacağımız bir fotonun dalga boyu çok küçük, frekansı da çok büyük olmalıdır. Böyle bir fotonun enerjisi o kadar yüksektir ki, ölçümden hemen sonra elektronu, momentumunu arttırarak yerinden zıplatır. Maddenin ve enerjinin kesikli niceliklerden (kuantum) oluşan doğası, ölçümlerimize teorik bir hassaslık sınırı getirmektedir.

Kuantum fiziğinin geliştirildiği yıllarda parlayan felsefe akımı pozitivizmdi. Pozitivizm, kuantum fiziğinden etkilendiği gibi, kuantum fizikçileri de pozitivizmden etkilendiler. Kuantum fiziği, pozitivizmin ve daha sonra ondan daha keskin sonuçlara ulaşan epistemizmin savlarına, fiziksel taban sunuyordu. Giderek fizikçilerin çoğunluğu da pozitivist yorumları benimsediler.

Pozitivizm, doğrulanamayacak daha doğrusu yanlışlanamayacak önermeleri, felsefe dışına atma yolunu izler. Örneğin bilincimizin dışında gerçekten bir nesnel dünyanın varolduğu, ya da gerçekte varolmayıp onun zihnimizin bir yanılgısı olduğu yolundaki tüm ontolojik (varlığa ilişkin) önermeler pozitivizme göre metafiziğin önermeleridir. Varsa dış dünyaya ait bilgimizin kaynağı algılarımız olduğundan, nesneleri doğrudan değil, ancak duyum organlarımızda bıraktığı etkiler dolayısıyla bilebildiğimizden, onların algılarımız dışında gerçekten varolduğuna -ya da olmadığına- ilişkin bir kanıtımız yoktur pozitivizmin temel savına göre. Pozitivizmden yola çıkan epistemizm ise daha uç sonuçlara vardı; ontolojik önermeleri felsefe dışına çıkarmakla yetinmeyen epistemizm, varolmanın ön koşulu olarak algılanabilir olmayı koydu. Epistemizme göre, yukarıda ayrımını çizdiğimiz epistemik ve ontik ayrımı geçersizdir; epistemik olan, aynı zamanda ontik olandır; bizim bilişimize, algımıza ait olan neyse, varlığın özüne ait olan da odur.

Burada, çözemediği bir çok sorun yanı sıra ek sorunlar getirmesi dolayısıyla günümüzde modası geçmeye başlayan pozitivizm ve epistemizmi tartışmayacağım; ancak, pozitivizmin kuantum fiziğine getirdiği yorumu vermek istiyorum: ölçmemizde teorik bir belirsizlik olmak zorundaysa ve madde ve enerjiye ilişkin söyleyebileceğimiz tüm önermeler söz konusu belirsizlik dolayısıyla ancak belli bir duyarlılığa kadar ve istatiksel olarak doğru olabiliyorsa, söz konusu belirsizliğin madde ve enerjinin özüne ait olmadığını öne süremeyiz. Madde ve enerjinin kendinde gerçekte bir belirsizlik yoktur savı, ne doğrulanabilir, ne yanlışlanabilir bir savdır, dolayısıyla metafizik bir savdır pozitivizme göre. Epistemizm ise, bunun ötesinde, belirsizliğin madde ve enerjinin özüne, kendisine ait bir nitelik olduğunu savunur.

Kendimi pozitivizmle bağlı hissetmiyorum, pozitivist değilim. Ancak şunu da itiraf etmem gerekiyor: Belirsizliğin ölçmemizdeki kısıtlamalardan ortaya çıktığı, dolayısıyla maddenin özüne ait olmadığı inancımı kanıtlayabilecek gözlemsel/deneysel olanaktan yoksunum. Ancak, belirsizliğin maddenin özüne ait olduğu savı da tıpkı benimkisi gibi bir inançtır. Benim savım metafizikse, savımın karşıtı olan epistemist sav da metafiziktir. Ayrıca, maddenin özüne ait belirsizliğin gerçekte olmadığı savı, büsbütün dayanaksız bir sav da değildir: kuantum ölçeğini biraz aşmaya başlayınca, belirsizlikler hızla kaybolur, madde bir anda düzene girer. Üstelik kuantum ölçeğinde bile istatistiksel anlamda bir düzenlilik vardır, madde hiçbir ölçekte tümüyle düzensiz değildir. Ölçek limite doğru küçüldükçe, 0'a yakınsadıkça gözlemlenen düzensizlik artar artmasına da hiçbir zaman tümüyle düzensizlik olmaz. Alabileceğimiz bilgi kuantum boyutunda ancak istatistiksel bir bilgi olsa da, nedense ortaya çıkan eğri, aslında ortada bir düzen olduğunu açıkça gösteren bir çan eğrisidir!

Kuantum fiziğinin küçükler dünyasını ancak yaklaşık olarak betimlediği, ondan daha temel kuramların mümkün olduğu, henüz göremediğimiz saklı değişkenler aracılığıyla, kuantum fiziğinin öne sürdüğü belirsizliklerin aşılabileceği yolundaki görüş, -Einstein'ın görüşü- aradan yüz yıla yakın bir süre geçtiği halde henüz doğrulanamamıştır. Ama bu son yüzyılda fiziğin vardığı noktanın varılabilecek son nokta olduğu, kuantum fiziğinin mutlak anlamda bir son olduğu da insafsız bir savdır.


Özgür İrade Rastlantı Temelinde Açıklanamaz

Golem -- 06.01.2008 - 21:42

Yukarıda, nedensiz hiçbir olayın olmadığı, ölçme ve gözlem sınırlarımızı aşsa da gerçekte her olayın bir nedeni olduğu düşüncesini öne sürerek nedensellik ilkesini ve dolayısıyla -Laplace'ın ortaya attığı kadar katı olmayan bir- belirlenimciliği savundum. Peki ontik anlamda rastlantıyı ortadan kaldırarak özgür iradeyi olanaksız hale getirmiş olmuyor muyum?

Önce tekrar rastlantı konusuna dönerek, ontik anlamda rastlantıların varlığını savunmakla özgür iradenin olanaklılığını öne sürmenin birbiriyle ilgisi olmadığını görelim:

Önce, beyinlerimizin çalışma düzeneğinde kuantum süreçlerini olmadığını anımsatmak istiyorum. Beyinlerimiz kuantum belirsizliğinin söz konusu edilebileceği tek tek elektronlarla ve hele fotonlarla çalışmaz. Her bir sinaps, her ateşlemede -beyin hücrelerimizin bağlantısı- kuantum belirsizliğinin etkisinin ancak bir pinpon topunun dünyamızın momentumuna edebileceği ölçüde olabileceği milyarlarca kere milyar elektron -daha doğrusu yüklü atomlar olan iyonlar- ile çalışır. Dolayısıyla kuantum ölçeğindeki belirsizliklerin gerçek anlamda belirsizlikler olduğunu kabul etsek bile, bu belirsizliklerin beyin süreçlerimizde söz sahibi olabileceklerini kabul etmeye olanak yoktur.

Öte yandan, beyin, her biri binlerce -hatta beyin kabuğunda on binlerce- başka nöronla bağlantılı milyarlarca nöronun oluşturduğu kaotik bir sistemdir. Böyle bir kaotik sistem, Roger Penrose'un gösterdiği gibi, hesaplanamaz bir kaotik sistemdir. Başka bir ifadeyle, bir beynin girdisi tümüyle bilinse bile, çıktısını hesaplayabilecek sonsuz döngüye girmeden duran bir algoritma olamayacağını Roger Penrose matematiksel olarak kanıtlamıştır. Bu durumda, nedenlerin değil sonuçların -epistemik anlamda - belirsiz olduğunu söyleyebiliriz ancak.

Yine de bir an için mutlak anlamda rastlantıların olduğunu ve bu rastlantıların karar alma süreçlerimizi etkilediğini, etkilemenin de ötesinde karar alma süreçlerimizin -kısmen de olsa- rastlantılar tarafından belirlendiğini varsayalım. Bu durumda ortaya çıkan her neyse ona özgür irade diyebilir miyiz? Özgür iradenin özgürlüğünü kör rastlantıya bağlayabilir miyiz? Benim kişisel yanıtım, kesin bir hayırdır! Hayır, temelinde rastlantıların olduğu bir özgür iradeden söz edilemez. Rastlantı gerçekte varsa bile, rastlantı sayesinde değil, ancak rastlantıya rağmen özgür olunabilir. Rastlantılar ontik anlamda varsalar bile, bizi özgür kılmak bir yana, bilgimizi zaafa uğratarak özgürlüğümüzü sakatlar. Çünkü bu yazının devamında özgürlüğün ancak bilmekle mümkün olacağını ve ancak daha çok şey bildikçe daha özgür olabileceğimizi savunacağım.


Özgür İrade Ruhun Varlığıyla Açıklanamaz

Golem -- 06.01.2008 - 21:43

Peki maddenin belirlenimci yasalara bağlı olduğu, özgür iradenin maddi bir temeli olamayacağı, dolayısıyla özgür iradenin ancak maddeden apayrı bir töz olan ruhun varlığıyla olanaklı olabileceği savı için neler diyebiliriz?

İşin tuhaf yanı, insan varlığının özünü ruha bağlayan dinler, ruhun nasıl bir şey olduğuna ilişkin hiçbir şey söylemezler. Ruh, ruhtur, neyse odur; dokunulamaz, anlaşılamaz, üzerinde fazla düşünülmesi ve söz söylenmesi pek hoş karşılanmayan ne olduğu belirsiz bir şeydir dinlere göre.

Parapsikoloji gibi kerameti kendinden menkul -bana sorarsanız şarlatanlıktan başka bir şey olmayan- anti-bilimsel disiplinlerin ruh betimlemeleri daha trajiktir: ruh, enerji, ışık, nur vs gibi etkisi hissedilen, soğukluğu, sıcaklığı algılanan, hatta duruma göre görülen, zaman zaman fotoğrafı bile çekilebilen (!) gaz, sıvı ya da jöle kıvamında bir şeydir onlara göre. Pozitif enerji, negatif elektrik, aura gibi saçma sapan terimleri pek severler. Buna göre, ruhun maddeden ilkesel olarak pek farkı olmadığı çıkar ortaya. Her neyse bu savları burada ciddiye alıp irdelemenin hiç gereğinin olmadığı, sayın okuyucular için açıktır sanıyorum.

Tüm varlıkların maddesel ve ruhsal olmak üzere iki ayrı kategoriye ayrıldığını savunan felsefe akımına dualizm (ikicilik) diyoruz. İlk olarak Descartes'ın formüle ettiği dualizme göre, madde ve ruh, birbirleriyle örtüşmeyen, birbirlerine indirgenemeyen, birbirlerine dönüştürülemeyen, birbiri ile hiçbir ortak noktası olmayan, tümüyle iki ayrı varlık alanı, iki ayrı tözdür. Dualizme göre, madde uzayda yer kaplarken, ruh uzayda bile değildir. Görülen, dokunulan, algılanan şey maddedir; fizik yasaları yalnızca maddeye ilişkindir. Ruh ise, maddeye hayat veren şeydir; ruhlarımız sayesinde algılarız, düşünürüz, duygulanırız. Dış dünyadaki fiziksel olaylar, kendileri de maddesel olan duyu organlarımızı etkiler, imgeleri oluşturur. Fiziksel, yani maddesel olan imgeler ise, ruhumuzca algılanır; ruhumuz karar verir; ruhumuz organlarımıza hükmederek fiziksel dünyada iş yaptırır... Descartes, sinir sistemimiz ve beynimizin işlevini, dış dünya ile ruhumuz arasında aracılık etmek olarak açıklamıştır. Yani burada maddesel dünyadan ruhsal dünyaya ve ruhsal dünyadan da maddesel dünyaya karşılıklı etkileşim söz konusudur. Fiziksel olaylar ruhsal olaylara neden olur, ruhsal olaylar da fiziksel olaylara neden olur. Kısacası dualizm madde ve ruh arasında neden sonuç ilişkileri olduğunu savunur.

Dualizmin en büyük sorunu, birbiri ile hiçbir ortak noktası olmayan, tümüyle iki ayrı tözün nasıl birbiriyle etkileşebildiğinin açıklanmasıdır. Öyle ya, iki nesne birbiriyle etkileşiyorsa, aralarında mutlaka bir ortak nokta, paylaşılan bir şey vardır. Ya uzay içinde birbirlerine komşu konumdadırlar, birbirlerine değerler, ya da aralarında yine maddesel bir alışveriş olur, bir sinyal, foton gibi... Oysa ruh, maddeye değmek bir yana, uzay içinde bile değildir! Aralarında bir alışveriş varsa değiş tokuş edilen şey eğer madde ise, ruh o maddeyi nasıl alır? Yok eğer ruhsal bir şeyler değiş tokuş ediliyorsa, bu sefer o ruhsal bir şeyler için aynı soru sorulacaktır.

Dualizmin, ya da genel olarak özgür irade ve bilinci ruh ile açıklamaya çalışan tüm düşüncelerin tek sorunu bu değildir? Çok daha büyük bir sorun vardır ruh için: Ruh nasıl bir şeydir? Maddenin yasaları gibi ruhun da tabi olduğu kendine özgü yasaları var mıdır? Ruhsal olaylar birbirleriyle neden - sonuç ilişkisine girer mi? Ruhsal olaylar da madde gibi belirlenir karakterde midir? Yukarıdaki açıklamaya göre, dualizm bu sorulara evet yanıtı verme eğilimindedir. Öyle ya, ruhsal olaylar fiziksel olaylarla neden - sonuç ilişkisine giriyorsa, etkileşiyorsa, birbirleriyle de etkileşebilmelidir. Ancak, burada yalnızca dualizmle hesaplaşmadığımızı unutmamamız gerek; esas olarak, ruhun varlığını ve özgür iradenin ancak ruhun varlığıyla mümkün olduğunu savunan tüm düşüncelerle hesaplaşıyoruz. Her neyse, yukarıdaki sorulara verilen evet yanıtı açık bir çelişkiye yol açar: eğer maddenin tabi olduğu yasalar yüzünden, fiziksel olayların neden - sonuç ilişkileriyle belirlendiğinden ötürü, özgür iradenin varlığının maddesel temelde olanaklılığını yadsıyorsanız ve ruhun da tabi olduğu kendine özgü yasaları ve nedenselliğinin bulunduğunu kabul ediyorsanız, yine aynı nedenlerden ötürü, özgür iradenin ruhun varlığı temelinde olanaklı olduğunu da yadsımalısınız!

Yukarıdaki sorulara hayır yanıtı vermek ise hiç kolay değildir. Anılarımızın, önceki deneyimlerimizin arzularımıza, isteklerimize, kararlarımıza neden olmadığını kim tutarlı olarak savunabilir ki? Arzularımızın ve kararlarımızın kendiliğinden, tümüyle nedensiz ve hiçbir kurala, yasaya bağlı olmaksızın ortaya çıktığı savının yanlış olacağı, sanırım herkes için açık olsa gerek. Burada şimdilik tutarlı olarak savunulabilir görünen tek şey, ruhsal denilen olayların da kendine özgü kuralları ve nedenleri olduğu, ancak iradeyi özgür yapan şeyin, bu olayların başka birileri tarafından, dahası iradenin sahibi tarafından bile, önceden hesaplanamayacağı, kesinlikle öngörülemeyeceği olabilir ancak. Bu ise, konumuzla şu anda ilgisi olmayan, ruhsal süreçlerin ilkesel olarak bilinemez olması ek savı dışında, yukarıda ilk bölümde betimlemeye çalıştığım Laplace'çı olmayan belirlenimci yorumun da paylaştığı bir şeydir zaten. Bu konuya ileride daha ayrıntılı değineceğim.

İşin ilginci, hayır, ruhun tabi olduğu yasa yoktur, ruhsal olaylar nedensiz olarak, kendiliğinden ortaya çıkarlar yanıtı da, geçersizlikle malul olması bir yana, ruhçuluğu kurtarmaz. Eğer ruhsal olaylar hiçbir nedene bağlı olmadan kendiliğinden ortaya çıkıyorsa, bunun rastlantıdan farkı nedir? Yoksa söz konusu olan ruh olduğu için bu kör değil de gözü açık bir rastlantı mı?! Özgür irademizi hiçbir yasaya tabi olmadan kendi kendine işleyen ruhumuza bağlamanın, nedensiz ve belirsiz maddesel rastlantılara bağlamaktan ne farkı vardır? Oysa yukarıda rastlantının özgür iradeye temel alınamayacağını göstermiştik.

Konumuza bir örnekle devam edecek olursak, üniversite sınavına girmeden önce tercih listesinin 1. sırasına Cerrahpaşa Tıp Fakültesi yazan bir öğrencinin bu tercihinin hiçbir nedene bağlı olmaksızın oluştuğunu kimsenin öne sürebileceğini sanmıyorum. Öğrenci, tercihini yaparken, tıp mesleği hakkında bildiklerini, bildiği sandığı şeyleri, yakın arkadaşlarının, ailesinin görüşlerini, kendi yetenek ve eğilimlerini, yani o güne kadarki formasyonunu, üniversite hayatını İstanbul'da geçirmenin artı ve eksilerini, Cerrahpaşa'nın konumunu, ulaşım ve diğer olanaklarını ve bunun gibi hemen akla gelebilecek onlarca -belki de bir alt kademeye inildiğinde yüzlerce, binlerce- şeyi zihninde tartacak ve ona göre karar verecektir.

Öğrencinin tercihini -iradesini- belirleyen binlerce etmenin arasında bir kaç tanesinin nedensiz olarak ortaya çıktığı ilk anda düşünülebilir. Hatta şöyle bir örnek de verilebilir: Çocukluğu aynı koşullar altında geçmiş, üniversite sınavına gelinceye kadar aynı okullara birlikte gitmiş, aynı kişilerle arkadaşlık etmiş, aynı kitapları okumuş, aynı saatte uyanmış, aynı saatte uyumuş, birbirlerinden hiç ayrılmamamış iki tek yumurta ikizi kardeş, tüm bu ortak deneyimlere karşın, üniversite tercihlerini farklı belirleyebilirler. Bu durumda onların tercihlerini belirleyen saydığımız ortak deneyimlerin yanı sıra ortak olmayan etmenlerin de bulunduğu ve bu ortak olmayan etmenlerden kimilerinin ikisinin ayrı olan ruhlarından kaynaklandığı ve bunların da nedensiz (rastlantısal diye de okuyabilirsiniz) olarak ortaya çıktığı öne sürülebilir mi?

Bence bu sav dayanaksızdır. Yukarıdaki örnekten ancak tercihleri belirleyen ortak olmayan etmenlerin kimilerinin nedenlerini bilemediğimizi öne sürebiliriz. Buradaki belirsizlik de ilkesel olarak yukarıda tartıştığımız gibi epistemik türdendir bana kalırsa.

Sonuç olarak, gösterdiğimiz gibi özgür iradeyi ruh gibi maddeden ayrı bir töze bağlamak durumu kurtarmamaktadır. Yukarıda irdelediğimiz gibi, maddesel temelde bir özgür iradeyi tanımlarken karşılaşacağımız bütün güçlükler, aynen ruh için de geçerlidir. Ek olarak, ruh kavramı bir çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bilinmeyeni bilinmeyen başka bir şeyle açıklamaya çalışmak ancak safdillik olacaktır. Böyle bir tutum bilinmeyen sayısını en az ikiyle çarpmaktan, çözülmek istenen bir düğümün önüne daha da büyük bir düğüm atmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Görüldüğü gibi, ruh her ne kadar elle tutulamasa bile Ockham'ın usturasıyla kesilmekten kurtulamamaktadır!


Özgür İrade ve Belirlenimcilik

Golem -- 06.01.2008 - 21:43

Peki belirlenimci maddesel bir dünyada özgür irade nasıl olanaklı olabilir? Bu gerçekten çetin bir sorundur; öyle ki kimi filozoflar bu konuyla hiç ilgilenmezler, psikolog ve nörologların çoğu da özgür irade terimini pek ağızlarına almamaya çalışırlar. Ultra-materyalist (kaba-materyalist diye de okuyabilirsiniz) çoğu bilim adamı ve düşünür, özgür iradenin bir yanılsama olduğunu savunur. Bilincin maddesel tabanını çok başarılı bir biçimde açıklayabilen Francis Crick (James Watson ile DNA'nın moleküler yapısını keşfederek 1962 Nobel Ödülünü almış İngiliz fizikçi ve biyokimyacısı) bile, özgür iradenin bize varmış gibi geldiğini belirtmektedir:

İlk varsayımım insan beyninin bir parçasının gelecekteki eylemler için planlar yapmakla görevli olduğuydu. Beyindeki bu yerin planları yerine getirmekle ilgilenmesi gerekmiyordu. Bir de kişinin bilincinde olduğunu varsaydım bu planların

Doğrusu, özgür irademizi öylesine içten hissederiz ki, bunun bir yanılsama olduğunu kabul etmemiz tümüyle sağduyumuza aykırı. Elimizde görecelilik kuramının anlaşılmasında olduğu gibi, sağduyumuzun bizi zaman zaman yanılttığına ilişkin veriler olsa da aslında en dolaysız olarak varlığını bildiğimiz şeylerden biri olan özgür irademizi reddetmemiz neredeyse olanaksızdır.

Kaynaklar ve Okuma Önerileri:

Roger Penrose, Kralın Yeni Usu 1 ve 2, TÜBİTAK Yayınları, 1998

Roger Penrose, Küçük, Büyük ve İnsan Zihni, Sarmal Yayınları, 1998

Douglas R. Hofstaedter, Gödel, Escher, Bach: An Eternal Golden Braid, Vintage Books, 1980

Douglas R. Hofstaedter - Daniel C. Dennett, Mind's I, Penguin Books,

Arda Denkel, Düşünceler ve Gerekçeler II, Göçebe Yayınları, 1998

Francis Crick, Şaşırtan Varsayım, TÜBİTAK Yayınları, 1997


Şimdi sizce

sonsuz -- 07.01.2008 - 06:28

Özgür irade var mı?


Özgür irade diye birşey

EnkiMan -- 12.01.2008 - 10:01

Özgür irade diye birşey yoktur aslında. İdealist açıdan olsun materyalist açıdan olsun tutarlı bir tanımı yapılamaz özgür iradenin. Ama tabi bunu bir suçlu mahkemede kendini savunmak için öne sürse de pek faydası olmayacaktır :)


özgür olmayan iradeye

enanti -- 22.11.2008 - 00:30

özgür olmayan iradeye irade denir mi? :)


ÖZGÜR OLMAYAN İRADEYE İRADE DENİR Mİ ?...

Misafir Büyücü Çırağı -- 17.01.2009 - 09:03

Benim özgür iradem öyle...Hiç özgür değil...Her an her kararımda, tamamen, hiçbir şekilde değiştirmeme imkan olmayan mutlak kaderime uygun hareket ediyorum...Millim şaşsam, zaten ortada, mutlak kader diye birşey kalamyacak...

Diğer yönden , tamamen özgür... Şu anda kelimeleri istediğim gibi seçiyorum. Ama tüm bunları kaderimde yazılı olduğu için yapıyorum...

Ben bu akılalmaz, göz önüne getirilemez saçmalığın, iç danyamda seneler ve seneler boyu yarattığı huzursuzluğu, ışık sayesinde çözdüm.

Işık, nasıl ki, aynı anda, hem parçacık hem de dalga, yyani ne parçacık ne de dalga, ben de her an aldığım özgür kararımla, mutlak kaderimin çizdiği yolda ilerlemekteyim...

Kader ve özgür irade içiçe, kader yönündenden baktığımda kaderi, özgür irade penceresinden baktığımda ise irademi görüyorum...

Tıpkı kuantumda, gözlemci bakışıyla olan çökme gibi...

Diğer bir değişle,alnımda yazılı olan mutlak kaderimi, özgür irademle yaratmaktayım...

Dediğim gibi, ben rahata kavuştum...Darısı dileyenlerin başına...

Suç ceza ,iyilik kötülük, günah sevap, cennet cehenmem?... Tabii ki apayrı konular...


nedensellik

nergiz77 -- 19.05.2010 - 11:24

bir cok arastirmalarimave en esasi fikrimce hic bir zaman ama hic bir zaman ilkten baska hic bir sey yoktur ki nedensellik iliskisine tabi olmasin.her turlu evrende nedensellik kendini korur.bence en gercekte zaten budur:nedensiz sonuc yoktur.olamazda


Raslantısallık

farabi -- 04.09.2010 - 17:34

Golemin anlattıkları güzeldi,eleştirim şu (ki bunu yaparken asla ruhun varlığını savunmadığımı,yalnızca varsayım olarak Golem inde incelediği açıdan söyleyeceğim)

Nedenselliğin(kuantum fiziğine rağmen) özgür iradeyi zora soktuğu yazıda inandırıcı kanıtlarla anlatılmış,buna katılmakla birlik te aynı şey,ruh için yapılmamıştır.Yani ruhun varlığı durumunda da özgür iradenin zora gireceği yargısının oluşması için söylenen savlar güçsüzdür.

Yazıda bununla ilgili en çarpıcı yer "nedenselliği dışlayan ruhun öyleyse raslatısal olması gerektiği iddiasıdır".Bu iddia nedense,nedensel olmayan birşeyin raslantısalda olamayabileceği,olasılığını hesaba katmamaktadır.
Hayatımızdaki seçimlerde örneğin biz,nedensel olmayan ve aynı zamanda raslantısalda olmayan seçimler yapmıyormuyuz.Yapıyoruz.
Ruhun kabul edilmesi bence özgür iradeyi kurtarır ama başta dediğim gibi bundan ruha inandığım sonucunu çıkartmayın.


Özgür irade

xenix -- 04.09.2010 - 21:32

"Özgür irade" dediğimiz şey bizim yanılsamamız olamaz mı? Belki sadece seçim yaptığını sanan varlıklarız.

xenix


özgür irade

aram -- 04.09.2010 - 21:40

özgür irade belirlenmişlik içinde nedeni sonuca ulaştırmak için bir ara aşama-güç olmasın?


Özgür irade ve tanrı

sonsuz -- 10.07.2011 - 00:15






Özgür irade neden sonuç

bwallace4ever -- 11.07.2011 - 07:03

Özgür irade neden sonuç ilişkisi içerisinde olmaz mı?
Sayısız neden içerisinden birini seçen bir üniversite öğrencisi aslında kendi sonucunu seçmiş olmaz mı?

Diğer bir değişle, özgür irade aslında bir yaratım değil (Golem'in bahsetmeye çalıştığı), bana göre bir seçim meselesidir. Neden sonuç ilişkisi içinde kısıtlı bir özgürlüktür. En azından hangi nedenin hangi sonucu yaratacağını söyleyen bir aracı kurumdur özgür irade.

Unutmadan; yazı çok itinayla yazılmış. Teşekkür ediyorum.


Bana

parçuket -- 12.11.2011 - 22:57

Özgür iradeyi tutarlı bir şekilde tanımlayabilecek olan var mı allah rızası için?


Özgür irade denilen şey,

gamaro -- 12.11.2011 - 23:19


Özgür irade denilen şey, zaruret ve özgürlük ilişkisinin bir fonksiyonudur parçuket.

Ben sana bu bağlamda belli başlı felsefi akımların tutum ve yaklaşımlarını özetleyeyim, sen tekrar düşünürsün sonra, bi çay demliim geliyorum:)


Dur dur gamaro sen hiç

parçuket -- 12.11.2011 - 23:32

Dur dur gamaro sen hiç akıma falan girme şimdi, ben sorayım direk hiç karışmasın kafam :)

Şimdi

.. zaruret demişsin ya, bide yanına özgürlük. Zarureti anladım da özgürlük nedir? Yeni öğrendim daha "a prori" denen şeyle mi ilgili yoksa?




Bu iki kavram (zaruret ve

gamaro -- 12.11.2011 - 23:56

Bu iki kavram (zaruret ve özgürlük) insan faaliyeti ile tabiatın ve toplumun kanunları arasındaki ilişkiyi belirleyen kategorilerdir parçuket.

Ama neyse:)

Bi ara sessiz sedasız yazarım, sen de keyfin olursa bakarsın, geç olmuş hakkaten herkese iyi geceler.


Bu iki kavram (zaruret ve

oik0s -- 13.11.2011 - 00:35

Bu iki kavram (zaruret ve özgürlük) insan faaliyeti ile tabiatın ve toplumun kanunları arasındaki ilişkiyi belirleyen kategorilerdir parçuket.

Bi an Ali K. yazmış sandım:)

İnsanın doğayla olan tek geçerli ilişkisi hayatta kalmaktır. O veya bu herhangi bir kavram (özgürlük gibi) sıralamada son sırada bile yer almaz. Bir kavram lafazanlıktan başka bir halt değildir. İnsanın en edebi, en söylemci, en yapmacık hallerini açıklamaya yarar. (bakınız felsefe demedim)


Gecenin bir vakti "belirten"

gamaro -- 13.11.2011 - 10:41

Gecenin bir vakti "belirten" yerine "belirleyen" yazmışım, önce onu bi düzelteyim.

Gerisi bal gibi de felsefedir.

Ve hatta o kadar felsefedir ki; Özgürlük kavramını doğa ve topluma ait zaruretlerden etkilenmeyen bir ruhun (yani dış şartlara bağımlı olmayan bir iradenin) kendisini belirlemesi ve tecelli ettirmesi olarak gören idealizmin aksine, ilk defa Spinoza "bilincine varılmış ve anlaşılmış zarurettir" şeklinde tanımlamıştır.


Parçuket

gamaro -- 13.11.2011 - 14:44

Parçuket,

Sorduğun özgür (hür) irade, idealist felsefenin insan faaliyeti hakkında hüküm verirken bu faaliyetin doğa ve sosyal kanunlar karşısındaki ilişki biçimlerini betimleme/tanımlama ve formalize etme noktasında "özgürlük" gibi çok daha genel bir kavramı getirip tıktığı kaba ve komik bir deliktir aslında.

Yani tek başına "özgür irade" nedir diye sormak, kökleri çok eskiye dayanan ve zaruret ve hürriyet gibi çok daha genel kavramlara ait felsefi tartışmaların "unutulmuş" genelliğinden, ama aynı zamanda din içinde türlü kılık ve isimlerle taşına taşına bugüne ulaşan kimi idealist kıymıkların "unutturulmamış" özel'liğinden kaynaklanan (ve biraz da bu nedenle insanı sorarken dahi şaşırtan veya şaşırtmaya müsait olan) bir durumu açıklamayı/ hatırlamayı gerektirir.

Benim sana zaruret ve hürriyet ilişkinden bahsetmem de bu nedenledir.

Şimdi sorunu aynen alıyorum;

"Özgür iradeyi tutarlı bir şekilde tanımlayabilecek olan var mı allah rızası için?"

Bu soruya verilebilecek en tutarlı cevap, özgürlük veya hürriyet kavramının espistemolojik olarak asli, insan bilinci ve iradesinin ise tali olduğunu kabul etmekle mümkündür.

Daha da sadeleştireyim...

Epistemoloji bilgi teorisidir. İnsanın realiteyi bilme yeteneği, bilme'nin kaynakları, formları ve metodlarını içerir ve bu sayede bilginin kökenini ve gelişmesini, bilgi olmayandan bilgiye geçişi inceler ve genelleştirir. (Diyalektik materyalizm açısından bir parantez açmak gerekirse, incelediği ve genelleştirdiği konuya aynı zamanda tarihi açıdan da bakması gerekir.) İşte senin sorduğun soru, (özgürlük ve özgür irade meselesi) bu bağlamda aslidir, ama soruyla ilişkilendirmeye ve enstrümanlaştırılmaya çalışılan insan bilinci ve iradesi değildir. Çünkü zaruret denilen şey doğada ve toplumda nesnel bir takım kanunlar halinde vardır ve var olur. Ayrıca kör zaruret denilen ve kanunları henüz bilinmeyen zaruretler de vardır. Tüm bunlar insanın hürriyetini zaten sınırlılandırırlar. Ama özgürlüğün sınırlılığı sadece bu ve benzeri tabiat kuvvetleriyle değil, aynı zamanda insanların bağımlı olduğu sosyal kuvvetlere de bağımlı oluşuyla değerlendirilir.

Al cevapla hadi, öldürecek misin, öldürmeyecek misin? Tabiat kanunlarını geçtim, ama her halukarda bağımlı olduğun ve olacağın bir kısım sosyal kuvvetlerin varlığında şimdi sen "özgür iradeli misin?" (ne demiştik yukarda; "özgürlük veya özgür irade" epistemolojik anlamda aslidir, ama insan bilinci ve iradesi aynı anlamda değildir, talidir)


Veya daha da

gamaro -- 13.11.2011 - 14:48

Veya daha da genelleştirelim; karar alma süreçlerinde olan biten nedir?

Hah işte zurnanın zırt dediği ve bu konunun kendi tarihselliği içinde "özgürlük" gibi genel bir kavram ve kategoriden "özgür irade" gibi abidik gubudik bir noktaya evrildiği yer de tam burasıdır zaten.

Evet; Etik.

Ve bunu böyle evirip çeviren de, insan faaliyetinin doğa ve toplum kanunları karşısında durumunu enteresan yollarla ele alan, daha doğrusu kendi osuruğunda gül kokusu arayan idealist filozoflardır.

Neden biliyor musun?

Çünkü idealistlere göre, ancak sınırsız ve mutlak bir özgürlük, insanın sorumluluğunun, dolayısıyla da etik'in temelini meydana getirebilir. (Öyle ya, karar alma süreçlerinde mutlak bir özgürlüğü yoksa neyle ve nasıl yargılanabilir insan?)

Ha işte burda devreye ne girer?

Tabi ki RUH.

Ya da İRADE.

(Golem de bunu işliyor zaten başlığın altına eklediği diğer yorumlarda)

Peki ya nasıl bir ruh, nasıl bir iradedir bu?

Buraya dikkat: Elbette ki dış şartlar tarafından kat'a belirlenemeyecek, her türlü doğa ve sosyal kanunların getirdiği zaruretlerden asla etkilenmeyecek, yani harici bütün etken ve zorunlulukların dışında kendini kendi kendine belirleyebilecek ve tecelli ettirebilecek bir ruh veya irade!

Tanıdık geldi mi?

Hani insanın imtehanı, doğruyu ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü, eğriyi ve doğruyu her halukarda "özgürce" seçebilecek yetenekte oluşu, çünkü nedir efenim ruhun* fonksiyonu ve özellikleri filan... Hani şu meşhur kulli irade cuzzi irade meselesi.. Bi yanda özgürsündür, adaletlice imtehan edilebilmen ve davranışlarından sorumlu tutulabilmen için mutlak özgür olman gerekir, ama öte yanda tanrı olmuş ve olacak herşeyi bilir, falan filan.. debelen dur işte. Doğa kanunlarının tanrı iradesiyle geliştiğini söyleyip geri adam atar gibi yapsa da, din denilen garabetin temel dinamiklerini anlamak noktasında tam bir "hödük" olduğu insan faaliyeti ve irade'sinden anladığı budur.

E noolcak, özgürsün tabi koçum kim tutar seni:)


Doğanın yasalarına

oik0s -- 13.11.2011 - 21:36

Doğanın yasalarına karşı çaresizliğimiz aslen bir özgürlüğümüzün olmadığının tanıtıdır. Ve fakat bahsedilen kavram bir isim tamlamasıdır: Özgür + İrade

Bu tamlama kavram kargaşasının tam ortasında yer aldığından kendi bir kaostur buna rağmen doğada varolmayan bu kavramı açmak için biraz da felsefenin yıkıcı etkisinden uzaklaşarak olumlamacı olalım. Yoksa işin işinden çıkılmaz zaten...:)

Uyumlu ve düzenli evrende; insan, evrenin sırlarıyla başa çıkabilir. Kanıtı Einstein'dır.

Einstein'ın yolu bir ÜÇÜNCÜ YOLDUR. O özgür iradenin varlığını kendiliğinden ispatlamıştır. Bilimi deneysel ve gözlemsel kullanmamıştır. Tüm bunların dışında, özgür iradesinin yürütücüsü olarak AKLI seçmiştir.

Hatta insan kendine benzeyen tanrılardan vazgeçerek daha soyut tanrılara yönelmiştir. Bunu da bal gibi özgür iradesiyle yapmıştır.


Her insan (ve her bilim

gamaro -- 13.11.2011 - 22:24

Her insan (ve her bilim adamı) ait olduğu dönemin, zamanın, toplumun bilgi bilim birikimi ve o topluma egemen olan sosyal kuvvetlerle öyle ya da böyle şartlanmış olan bir irade içinde "özgür" olabilir.

Burdaki şartlanmış terimi bir çerçeve çizer ama tutsaklık mahiyeti taşımaz. Dünyanın tercihlerimiz ve eylemlerimizle dönüştürülüp değiştirilemeyeceği gibisinden bir anlam da içermez. Sadece dış şartlardan ve tabiat ve sosyal kanunlardan tümüyle bağımsız ve kendini kendi kendine belirleyip tecelli ettirebilecek "mutlak bir irade"nin (veya ruhun) olmadığını/olamayacağını ifade eder.

Yani sarayda doğup büyüyen saraylı gibi, köyde doğup büyüyen köylü gibi düşünür ama bu durum insana tarihsel anlamda kör kaderci bir gelecek tayin etmez. Sarayda doğup büyüyen de birgün köylülerle birlik olup saraya karşı savaş yönünde iradesini "özgürce" kullanabilir. Ama o irade de yine ait olduğu dönemin bilgi birikimi ve sosyal kanunları ve kuvvetleriyle şartlanmışlıklar içeren bir iradedir. Yani vahiy değildir, ya da tüm harici kanunlardan bağımsız olarak beyinde yanan bir ampul misali ruhun ve aklın saf bir yaratısı filan da değildir.

Buna karşın "mutlak iradecilik" diye birşey vardır. Ve bu iradecilerin tarihe ve önemli işler başararak tarihin akışını değiştirmiş gibi görünen şahsiyetlere bakışı da yine özgür irade başlığı altında bal gibi sakattır.


Özgür İrade yoktur.

xenix -- 14.11.2011 - 22:22

Özgür İrade yoktur. Dağılabilirsiniz.

xenix: Takiplerim


"Özgürlük kavramını

Hüseyin AKTAŞ -- 15.11.2011 - 07:08

"Özgürlük kavramını doğa ve topluma ait zaruretlerden etkilenmeyen bir ruhun (yani dış şartlara bağımlı olmayan bir iradenin) kendisini belirlemesi ve tecelli ettirmesi olarak gören idealizmin aksine, ilk defa Spinoza "bilincine varılmış ve anlaşılmış zarurettir" şeklinde tanımlamıştır."

Marks da özgürlüğü tanımlarken; "Zorunlulukların bilincine varmaktır" demiştir.
Nazım'ın ise şöyle bir dizesi vardır:

"dövüşebilmek hürriyetidir/ en mühimi hürriyetlerin"

Toplarsak; bilincine vardığın zorunlulukları kendi lehine dönüştürebildiğin oranda özgürleşirsin, özgürlüğün hacmini sınırlarını, ağırlığını çoğaltırsın. Buna gücün yetmese de bu yolda dövüşebiliyorsan kendini yine özgür duyumsayabilirsin...

"Özgür İrade yoktur. Dağılabilirsiniz." demiş xenix... Bunu söylerken sanırım insanın kesin bir şekilde bir dizi zorunluluğa bağlı oluşundan dolayı söylüyor. Ancak zorunluluğa bağlı olmak insanı tutsak yapmaz. Onun bilincinde olmamak ya da bilincinde olup ona karşı bir şey yapamıyor olmak insanı tutsak eder...

Ayrıca iyi ve güzel olmak bir zorunluluksa ve buna bağımlı olmak da zorunluluksa, bu durum özgürlüğü yok eden bir olgu mudur? Bazen belki... Ama genel olarak bu anlamdaki bağımlılık tutsaklık değildir. Buradaki bağımlılık bireyin var oluş alanıdır. yaşam için beslenmeye bağımlısın, beslenme seni tutsak mı ediyor, özgürlüğünü mü kısıtlıyor? Hayır... Değiştirmek istediğin şeye karşı hiç bir şey yapamıyorsan, özgür irade o zaman yaralıdır, kan kaybediyordur...


Sanırım o dizeyle şartlı

oik0s -- 15.11.2011 - 07:52

Sanırım o dizeyle şartlı refleks diyor.


Nasıl yani oikOs? Biraz

Hüseyin AKTAŞ -- 15.11.2011 - 08:55

Nasıl yani oikOs?
Biraz açar mısın? Anlamadım dediğini...


dalma modu:)

gamaro -- 15.11.2011 - 09:03

"Marks da özgürlüğü tanımlarken; "Zorunlulukların bilincine varmaktır" demiştir."


Eee?

Ben ne demişim, Spinoza bunu materyalist bakış açısına en uygun olacak tarzda ve ilk defa dile getiren filozof olmuştur demişim.

Sanki yanlış bişey yazmışım gibi gelip de altında yok efendim şu da şöyle demiştir demekle ne elde edeceğinizi zannediyorsunuz? Nedir yani felsefe Marks'ın babasının malı mı, herkes suscak sadece o mu konuşucak, bu nasıl magribi bir anlayıştır yahu ?

Siz önce bi yazılanı doğru okumayı öğrenin Sayın Hüseyin, ondan sonra gidin kimle dövüşecekseniz dövüşün ama burda yemezler.

:))


"Eee?" Sanki sana bir şey

Hüseyin AKTAŞ -- 15.11.2011 - 09:10

"Eee?"
Sanki sana bir şey mi demişiz?
Seni desteklemişiz!...
Sen yeme gamaro, ihtiyacın yok, olana verirsin, olmaz mı?

"Sayın Hüseyin" ha?:))
Bu sayının bi tarafında saylanmayan bir şey var, az eğreti duruyor ama neyse konu bu değil:)


Ben yazıyom anlamıyon,

gamaro -- 15.11.2011 - 09:22

Ben yazıyom anlamıyon, oikOs yazıyo anlamıyon... E ondan sonra da açar mısınız, açar mısınız?

Hayret bişisin valla:))


Ben anlamadığıma

Hüseyin AKTAŞ -- 15.11.2011 - 09:28

Ben anlamadığıma "anlamadım" derim, ya sen?
Sen açma, sıkı sıkıya kapat, emi, öteki dünyaya kadar götür:)
Sen "nöbetten" falan mı çıktın?:)


Hea, hastalarım vardı

gamaro -- 15.11.2011 - 09:42

Hea, hastalarım vardı özgür iradeli, onlarla ilgilendim:))


Gamaro diyor ki, (hangi

oik0s -- 15.11.2011 - 10:33

Gamaro diyor ki, (hangi felsefecinin ne dediğinin önemi yok), şartlı refleks;

Yani, doğanın, tarihsel koşulların hatta aile çevre gibi unsurların şartlandırdığı bir insan özgür olamaz.

Ben de diyorum ki: irade yani şuur (bilinç) tüm bu yapının dışında çalışan bir mekanizmadır. Şartlanmışlıklara rağmen üretici, yaratıcı ve yenilikçidir. Bu haliyle tamamen özgürdür. Hatta özgündür.

Az yukarıda demiştim ki: Özgürlük ve özgür irade iki ayrı kavramdır. (Öyleyse diye başlayan cümleler kurmak gerekir.)

Felsefeye dönersek, Descartes'a kadar indiğimizde bile felsefeci özgür olmadığımızı söyleyecektir.

Descartes, "ne kadar özgürsün sevdiğinin kolundan bir parça ısırabilir misin?" diyecek kadar bu konuyu irdelemiş zattır ve sonucunda tanrıya varır. Kastettiği vicdandır. Tözün tanrısal dolayısıyla vicdanın da insan ruhuna konmuş bir özellik olduğunu söylemeye getirir.

Aynı kanaatde iseniz diyecek bir lafım yok.


Felsefeye kadar

gamaro -- 15.11.2011 - 11:47

Felsefeye kadar indiğimizde... Bize söylenecek tek şey "özgür iradeli olmadığımız" değildir.

Felsefe olduğumuzu da söyler, olmadığımızı da söyler, ortaya karışık da yapar.

Örneğin kimileri insan ve insan faaliyetinin doğa ve toplumla olan ilişkisini "etik" (yani aslında doğada olmayan birşey) üzerinden kurgulayıp "elde etmesi gerektiğine inandığı" sonuçları bu tümel'in klavuzluğunda aradığından, basbayağı özgür iradeliyiz demiştir ve der. Daha doğrusu bu kimilerinin "özgürlük"ten anladığı sadece ve sadece budur. Ve bu da ruh (veya irade, veya şuur) gibi, sözüm ona her şart altında kendini belirleyebilecek, veya hiçbir doğal ve sosyal zaruretten etkilenmeden kendini tecelli ettirebilecek niteliklerle donatılmış kavramlar aracılığıyla yansıtılır. (Detaylar için bknz: Ebubekir'in vicdan'ı ele alışı:)

Buna karşın başka birileri "özgürlük veya özgür irade" diye birşeyin hiçbir zaman ve asla bulunmadığını/ bulunamayacağını, çünkü beşeri faaliyet ve davranışların tümüyle dış şartlar tarafından belirlendiğini ileri sürerler. (xenix de bunu arasıra ve farklı bir seviyede yapıyor aslında:)

Ya da Jaspers ve Sartre gibi varoluşlar, bu konunun bir orasında bir burasında aşırı bir subjektivizmle dolaşırlar.

Benim özetlediğimse diyalektik materyalist bilgi teorisinin konuya yaklaşımıdır.

Bilinç veya iradenin tarih ve tabiat kuvvetleriyle göreli şartlanmışlığı, bilincin özgün, yaratıcı ve yenilikçi olmadığı anlamına gelmez.

Sadece, iradeyi sosyal ve doğal kuvvetlerden bağımsız üst bir evrendeki bir idenin yansımasıymış gibi mutlaklaştırmaz. Ya da daha basit ifade etmek gerekirse; vicdan gibi kavramları ebubekir gibilerin eline bırakmaz. Tarihi de süpermenlerin iradesiyle kurmaz.


Ben determinist

xenix -- 15.11.2011 - 12:21

Ben determinist olduğu için değil, indeterminist olduğu için de özgür iradenin olmadığını savunuyorum. Rastlantısal şeyler bizim özgür irademiz değildir.

Daha açığı (aktaş için açıyorum) ortadaki "biz" (ben) dediğimiz şey bir yanılsamadır zaten. Yanılsama olan bir şeyin bırakın özgürünü, iradesi olsun.

xenix: Takiplerim


Evet, istidatlı çocuksun

gamaro -- 15.11.2011 - 12:30

Evet, istidatlı çocuksun, güzel bir noktaya parmak basmışsın, oraya da gelcez hiç merak etme:)


Gamaro yazdıklarını

parçuket -- 15.11.2011 - 12:39

Gamaro yazdıklarını okudum. Ama anlama konusunda pek verim aldığım söylenemez:) Sebebide anlamını bilmediğim kelimeler... Neyse bu konuyla ilgili daha derine inmeye karar verdim. Kuyudan bidaha yazacam ilerde.

reserved.


"Rastlantısal şeyler bizim

Hüseyin AKTAŞ -- 15.11.2011 - 16:19

"Rastlantısal şeyler bizim özgür irademiz değildir."

Rastlantısal şeyler de benim irademin pek umurundaydı yani!...
Ha üstüme mi geldi?
Gelsin, geleceği varsa göreceği de var.
Ben tam bu anda var oluyorum işte!
Hayır, başka zaman da varım da,
Beklenmedik misafirler daha bir hoşuma gidiyor!
Ben
benim
içim ile
dışımın ilişkisinde
çatışma, barışma, uzlaşma, ayrışmadan ibaret bir varlık olduğumu biliyorum!

Evet, gamaro "yemeyecek" ama, "dövüş" diyeceğim yine de... O tabi bunu sokak kavgası ile karıştırıyor o ayrı:)

oiKos, teşekkür ederim... Yine döneceğim... Serseri iradem unutmazsa:))


Evren ereksel olsa bile bu

parçuket -- 24.02.2012 - 21:47

Evren ereksel olsa bile bu asla ispatlanamaz. Öyleyse biliminde ilk şartı evrende yasalar olduğu "önyargısı" denilebilir.


'Yargı' genelde kişiler

sangre -- 24.02.2012 - 22:23

'Yargı' genelde kişiler için kullanılır.. Bir insanın başka bir insan hakkında yargısı olur vs.

Biz ona 'varsayım' dersek daha doğru olabilir.

Bilim araştırdığı, ortaya koyduğu bir çok konuda 'varsayımlardan' hareket eder zaten.. Hatta bu konuyu Teistler süistimal edip, 'Tanrı'nın bilimin varsayımlarından biri olabileceğini iddia etmişlerdi.. Hala da iddia ediyorlar aslında.

Yorumların hepsini okumadım, şöyle bir göz gezdirdim.

Bence 'Özgür irade mutlak olarak var' demek kadar, 'Özgür irade mutlak bir şekilde yoktur' demek de doğru değil.

Şu 'mutlaklık' kavramından kendimizi kurtarabilirsek süper olacak aslında.

Bu konuda 'nispi' bir durumdan söz edebiliriz belki.. Evet kararlarımızı etkileyen çevresel faktörler çeşit çeşittir.. Hatta bizzat o kararların çıktığı yerde dahi mutlak bir kontrolümüz olduğunu iddia etmek bilimin bir çok araştırmasıyla çelişmektedir.. Ama özgür iradenin tamamen reddedilmesi de olanaksız.. Çünkü biliyoruz ki insanlar istedikleri zaman kararlarında 'iyi, olumlu' değişiklikler yapabiliyorlar.. Sadece kendisi dışında kalan nesnel dünyaya bağımlı değiller.. Bu yüzden 'göreceli' olarak özgür iradenin var olduğu daha mümkün gözüküyor.

Örneğin özgür iradenin var olmadığı savunulursa, suçluların aslında suçsuz olduğunu da savunmak gerekir.

Veya 'doğru' kavramının mutlak bir şekilde göreceli olduğunu savunursak, Hitler'in dahi 'haklı' olduğu iddia edilebilir.. Veya hiç kimse yaptıklarından dolayı suçlanamaz, tutuklanamaz vs.


Sevgili sangre, özgür

parçuket -- 24.02.2012 - 22:30

Sevgili sangre, özgür iradeyi kısaca tanımlayabilir misin bana? Genellikle tartışmaların kilitlenmesine, ya da yanlış kişilerin birbirini yanlış anlamasında ki en önemli faktörün tartışılan konunun muğlak olması yani farklı tanımlarının olmasıdır.


Yasalar önyargı değildir.

xenix -- 25.02.2012 - 17:32



Yasalar önyargı değildir. Sadece birer genellemedir. Bu genellemelerin farkında olduğun sürece bir mahsuru yok. Dogmatikleştirmek zorunda değilsin yani.


Yasalar önyargıdır

parçuket -- 25.02.2012 - 20:49

Yasalar önyargıdır demiyorum zaten. Evrende yasalar olduğu fikri bir önyargıdır. Ve bence de "yararlı" bir önyargıdır, bu kötü veya yanlıştır diye demiyorum.


Önyargı, bir konu

xenix -- 25.02.2012 - 22:59



Önyargı, bir konu hakkında bilgimiz olmadan o konuyu yorumlamak, bir fikre inanmaktır. Ama yasalar hakkında epey bilgi topluyoruz. En azından gözlemlerimize dayalı oluyor. Ve bu gözlemleri genelleştirerek yasa diyoruz. Evrende yasalar olduğu fikri de bir önyargı değil yani. Ha konu hakkında hiç bir bilgisi olmayan birinin böyle sanması elbette bir önyargıdır. Ama sen bilimin böyle bir önyargısı olduğunu iddia ettiğine göre, o kısmı es geçiyorum.


"Ve bu gözlemleri

parçuket -- 26.02.2012 - 01:09

"Ve bu gözlemleri genelleştirerek yasa diyoruz."


Aynı şeyi söylüyoruz. Gözlem, bir anda yapılır. Genelleme yapmak ise bu anda belli şartlarda olan olayın aynı şartlar altında tüm anlarda olacağını söylemektir. Şimdi işi matematiğe dökelim. Bir aksiyomu ispat etmek için sonsuz deneme yapmamız gerekiyor ise o aksiyom ispat edilemez. İspat edilemeyen bir olguya ise ancak inanılır ya da varsayılır. Bu ise önyargıdır. Çünkü bilmiyoruz, sadece farz ediyoruz.

Yani elimizdeki taşı bıraktığımızda her zaman yere düşeceğini söyleyebilmemiz için o taşı tüm zamanlarda yere bırakıp denememiz gerekir. Oysa bu imakansızdır çünkü sonsuz deneme yapılamaz. Bundan dolayı evrende bir yasa "olsa bile" bu asla ispat edilemez. Ve ispat edilemeyen birşeye ancak inanılabilir, öyle olduğu varsayılabilir, sonuç olarak bu da bir önyargıdır.


"Sevgili sangre, özgür

sangre -- 26.02.2012 - 13:40

"Sevgili sangre, özgür iradeyi kısaca tanımlayabilir misin bana?"


'Özgür irade' kavramının tanımı bellidir aslında.. Sözlük anlamı neyse, ben de o şekilde tanımlıyorum.. Extra bir anlam vs. katmıyorum.

İnsanın belli arzu ve amaçlarını gerçekleştirmek adına kararlar alması, fakat bu kararların kendisinin dışında olan başka faktörlere bağlı olmaması, kısaca bağımsız olma durumu.

Ben mutlak bir bağımsızlıktan ziyade, nispi bir bağımlılığın var olduğunu düşünüyorum.


Parçuket. Evet haklısın

xenix -- 26.02.2012 - 16:55



Parçuket. Evet haklısın varsayımdır, yine haklısın inançtır fakat bunlar önyargı olduğu anlamına gelmez. Önyargı bir konu hakkında bilgin olmadan yargılamandır. Ama sen gözlem yapıp böyle böyle oluyorsa böyle böyle oluyor diye genellemeler yaparsan - bu genellemeler yanlış olabilir ama- önyargı değildir.


Ruhu tartışmaya burdan

Misafir -- 17.05.2012 - 13:10

Ruhu tartışmaya burdan devam edebilirsiniz.


arkadaşlar bu da bir

sanalmanik -- 18.07.2015 - 22:53

arkadaşlar bu da bir yorum-düşünmek üzere sadece

"
Ozgur iradenin, temeli olan free will deki free ozgur degil, serbest demektir. Dolayisi ile irade ozgur olarak degil; serbest olarak degerlendirilir.
Iste o yuzden de ozgur dusunce degil, serbest dusuncedir, yani freethought.
Dolayisiyle kullanilan taban, liberty, liberal degil; free ve freedom tabanidir.

http://www.felsefe.net/106880-post19.html"


" Daha once bir cok konu ve kavram bazinda serbestlik ile ozgurluk kavramlari arasindaki algi ve anlam icerik farkini, dini uygulamalar, yonlendirimler ve yaptirimlar uzerinden aciklayacagim.

Ozgurluk kavrami genelde sosyo-politik bir kavram olup; getirilen her turlu yonlendirim ve yaptirimlara zorlama mudahele ve yasaklara karsi verilen bir mucadeledir.

Serbestlik kavrami ise, beyinde yer etmis her turlu ideolojik inancsal ve izm iceren etik ve metafizik her turlu dogmatik ve sabit, kisinin icinde bulundugu ulke ve toplumun temelinde dogumdan itibaren verilen ve kisinin kimlik kisilik degeri yaptigi her turlu veri ve tabulardan ve ONLARIN ZIHNI SINIRLADIGI corefaith denilen bilincaltina yerlesmis ve uygulamasi kabulu otomatiklesmis sadece karsi cikisa olanak taniyan DUVARLARDAN KURTULMAK ARINMAK demektir.

Iste bu temelde bir uygulama yonlendirim ve yaptirim araci olan dinden ozgurluk demek, iste bu ozgurlugu engelleyen yasaklara baskilara zorlamalara karsi verilen sosyo-etik mucadele ve savasim demektir. Kisaca ozgur olmak adina insan haklari evrensel hukuk temelinde din ile ilgili ve de dini icermeyen yasam ve iliskiyi talep etme ve uygulama hakkini kullanmaktir.

Iste yine bu temelde bir uygulama yonlendirim yaptirim araci olan dinden serbestlik demek; KISININ KENDI SERBEST IRADESI ILE FARKINDA VE BILINCINDE OLARAK BU DINI UYGULAMALARA YASAM VE ILISKISINDE YER VERMEMESI ve her turlu dini yonlendirim ve yaptirimun ne oldugunun farkinda ve bilincinde olarak bu yonlendirim ve yaptirimlardan zihin olarak arinmis kurtulmus olmasi ve ihtiyac duymamasidir.

Bir yerde ozgurluk din ile mucadele iken, serbestlik dini olmayan din icermeyen dusunce ve davranisin getirdigi yasam ve iliskidir.

Gen elde serbestlik birey temelli bir farkindalik ve bilinc gerektirir. O yuzden "gelismemis" toplumlarda dinden ozgurluk mucadelesi gundem de iken, "gelismis" toplumlarda dini olmama dine gerek duymama dinsiz bir dusunce ve davranisin getirdigi yasam ve iliski gundemdedir.

Ulke ve toplumumuz acisindan bakildiginda, gundem de olan diinlerden uygulamalarindan yonlendirim ve yaptirimlarindan ozgurluk mucadelesidir.

Bu mucadeleyi verenler farkindalik ve bilinc olarak dinlerden serbest olup olmadiklari ise gozlem olarak bir degerlendirme konusudur. Sonucta bu farkindalik ve bilinci verecek ne bir yetistirim ne bir egitim/ogretim soz konusu olmadigi gibi, ustelik dinlerden ozgur olmas mucadelesi verebilmek toplumsal algi ve baski temelinde de bir cesit "cesaret" isidir. Iste bu "cesaret" kisinin birey bilincinin duzeyi ile paraleldir.

http://www.felsefe.net/125226-post1.html"


değerlendirme;


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -