Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Pozitif Ateizm Tartışması

delete

Tartışmalarda genellikle negatif ateizmi tanittik ve onu savunduk.

Yani Tanri'nin varoldugunu dusunmek icin yeterli sebep olmadigi gerekcesiyle Tanri iddiasinin reddedilmesi gerektigini soyledik. Ozellikle benim yaptigim Tanri tartismalarinda takindigim tavir en azindan tartismalarin basinda genellikle negatif ateizm olmustur. Duruma gore, bazen, eger yeterli sebep ortaya cikarsa 'boyle bir Tanri varolamaz' iddiasinda da bulunduk. Ve bunu ben yaptigim zaman genellikle Tanri kavraminin yarattigi maktiksal paradokslara dayanarak yaptim.

Bunun haricinde, kutsal kitaplardan cikan Tanri fikrinin cocuksu, ilkel ve celiskili dogasi gundeme geldiginde de zaman zaman boyle bir Tanri'nin varolamayacagini soyledik.

Fakat bu durumlar haricinde genellikle pozitif ateist soylemlerde bulunmadik cogu kez, genel bir Tanri kavramininin varolmadigini iddia eden bir tavir takinmadigimiz gibi, ozel ve tanimlanmis Tanri'lar icin bile cogu kez negatif ateist soylem ile yetindik.

Belki bundan dolayi, belki baska sebeplerden dolayi, site ve forumumuza katilan ateist kesimde bile pozitif ateizmin yeterince taninmadigi ve anlasilmadigina tanik oldum uzun suredir. Agnostikler ve teistler kadar, siteye katilan pek cok ateist bile pozitif ateizmi de bir tur iman gibi algiladi, kanitsiz kabullere dayali bir tutum olarak gordu. Bu yuzden pozitif ateizmi tanitan ve argumanlarini ortaya koyan boyle bir yazi dizisi hazirlamaya karar verdim.

Bu yazida, pozitif ateizmin de negatif ateizm kadar tutarli, zannedildigi gibi kanitsiz kabullere dayanmayan, bir 'iman' kabul edilemeyecek, gecerli bir bakis acisi oldugunu ortaya koymayi umuyorum.

Oncelikle tanimindan baslamamiz gerek tabi. Forumumuza katilan cogu kisinin bilecegi gibi, negatif ateizm (zayif ateizm) sadece Tanri'nin varligini reddetmekle yetinir. Tanri'nin varolmadigi veya varolamayacagina dair bir iddia ileri surmez. Sadece Tanri'ya inanmak icin ortada bir sebep olmadigi gerekcesiyle, bu durumlarda takinilacak temel ve varsayilan durum 'red' oldugundan, Tanri'nin varligini reddeder.

Pozitif ateizm ise (guclu ateizm), sadece Tanri'nin varligini reddetmekle kalmaz, boyle bir Tanri'nin varolamayacagina dair pozitif bir iddiada da bulunur. Pozitif ateizmin bunu hangi durumlarda ve neye dayanarak yaptigina bu yazida deginecegiz ve belli basli pozitif ateist argumanlari sunacagiz.

Oncelikle, pozitif ateizm tartismasindan once gerekli altyapiyi olusturabilmek icin bu konuda az bilinen ya da anlasilmayan birkac noktaya aciklik getirmeyi deneyecegim. Bunu soru-cevap seklinde yapmaya calisacagim.

Pozitif ateizm akla gelebilecek her turlu Tanri fikrini mi reddeder?

Kisa cevap 'hayir'. Uzun cevap ise asagida.

Burada anlasilmasi gereken, uzerinde tartisilan Tanri kavraminin tanimidir. Pozitif ateist genellikle tartistigi Tanri tanimina onem verir. Alisilmisin disinda, sirf varolmadigi gosterilemesin diye gelistirilmeye calisilmis, felsefi muhakemelerden cikan Tanri tanimlari ile ilgilenmez genellikle pozitif ateist. Eger tartisacagi Tanri tanimini duyup, bu Tanri tanimini kabul ederse, fakat bu Tanri varolmadigi gosterilemeyecek bir Tanri ise, ateistten genellikle negatif ateist tavir takinmasi beklenir. Aksi takdirde tutarsiz bir pozisyona dusecektir. Fakat, pozitif ateizmi tutarli yapan, pozitif ateistin tartisacagi Tanri tanimlarinda secicilik gostermesidir. Teizmin Tanri'sini, ya da teizmin Tanri'sina yakin bir Tanri'yi tartismayi kabul edecektir pozitif ateist. Baska turlu bir Tanri tanimini 'Bu tanimladigin sey bildigimiz Tanri degildir' diye reddedecektir. Bunda da hakli olacaktir, cunku cani isteyen herkes, cani istedigi bir kavram uretir, adina da 'Tanri' derse, ortaya yuzlerce Tanri tanimi cikar ve bunlarin cogunun bilinen teist Tanri ile bir ilgisi kalmaz. Sonucta pozitif ateist, teizmi elestirmektedir, teizm maskesi takmis alakasiz bir felsefi fikri degil.

Bir ornek verirsek, demek istedigimiz daha kolay anlasilacaktir. Eger tartisilan Tanri, evrene sebep olmus, her seye kadir, her seyi bilen, ezeli ve ebedi bir kavramsa, fakat bu Tanri icin baska bir nitelik one surulmemisse, yani kutsal kitaplarda gecen ifadelerle muhattap olmak istenmiyorsa, boyle bir Tanri'yi pozitif ateist teizmin Tanri'sina yeterince yakin oldugu icin kabul edecek ve tartisacaktir genellikle.

Fakat eger teist, somut, doganin parcasi olan (dogaustu olmayan), evrene sebep olmus, bilincli ya da bilincsiz, sonsuz guclu olmayan ve ezeli ve ebedi olmayan bir kavram getirmisse bir Tanri tanimi olarak, pozitif ateist boyle bir tanimi bilinen teist Tanri'ya uymadigi gerekcesiyle tartismayi reddedebilir.

Bu konu o kadar ciddi bir problem degildir Tanri tartismalarinda, cunku zaten teist %90'dan bile yuksek ihtimalle, teizmin Tanri'sina yeterince yakin bir Tanri tanimi ile cikacaktir ateistin karsisina. (Tabi teistin Tanri'sini tanimlayabildigini farzederek konusuyoruz burada).

Kesinlik imkansizdir, pozitif ateizm nasil kesin bir yargida bulunabilir?

Bunun anlasilmasi icin, bir iddia ile o iddiaya baglanan guven duzeyi arasinda bir ayrim yapmamiz gerek. Cok sayida degisik konuda iddialar one surebiliriz, fakat iddianin kendisi, bu iddia hakkinda ne derece emin oldugumuza dair birsey soylemez.

Bunu anlamak icin bir ornek verelim. Imani konusunda krize girmis bir muslumani dusunun. Bu musluman hala %100 ihtimalle bir Tanri'nin varoldugunu soyleyecektir, fakat bu pozisyona ait duydugu guven eskiye gore azalmis olacaktir. Iddiasi degismedi, fakat bu iddianin dogruluguna karsi duydugu guven degisti.

Bilim de cok sayida evrensel yargida bulunur. Ornegin Newton'un cekim yasasi evrenseldir. Iki kutle arasindaki cekim kuvveti kutlelerin miktari ile dogru orantili, aralarindaki mesafe ile ters orantilidir. Bu denklem tum uzayzamana her zaman uygulanabilir. Fakat bilim, teorilerinin yanlisliginin kanitlanmasina ya da teorilerinin gelistirilip degistirilmesine acik bir alandir. Ornegin Newton'un cekim yasasinin eksik oldugu Eisntein tarafindan gosterilmistirtir. Yani Newton'un cekim yasasi, evrensel olmasina ragmen %100 guven saglayan bir yasa olmadigini gosterdi. Bilimde ya da rasyonel dusuncede hicbirsey %100 bir kesinlikle bilinemez.

Benzer sekilde 'Tanri yoktur' onermesi evrensel bir onermedir, fakat kesinlik iddiasinda degildir. Bu iddia kendisini bir bilgi olarak kanitlamamizi talep eder, bilgi alaninin herhangi baska bir iddiasi gibi.

Hicbirsey kanitlanamaz. Tanri'nin varolmadigini nasil kanitlayabilirsiniz?

Kanitlama kelimesini nasil tanimlarsiniz? Sozluge gore kanitlama, bir iddianin dogrulugunun bir delil ya da arguman ile ortaya konmasidir. Bu standarda gore, pek cok bilimsel ve teknik iddia 'kanitlanmis' durumdadir. 'Tanri yoktur' da bunlardan biri olacaktir.

Fakat eger 'kanit' sozcugu ile birseyin dogrulugunu %100 kesinlikle gostermek kastediliyorsa, o zaman imkansiz birsey istenmektedir. Bunu hickimse yapamaz. Teist veya herhangi biri, herhangi bir iddiayi %100 kesinlikle kanitlayamaz. Fakat bu, birsey bilmedigimiz anlamina gelmez. Hala rasyonel bir kanitlamadan bahsedilebilir.

Eger her seyden suphe etmeyi kafaniza koyarsaniz, mantiginizdan da suphe edersiniz, o durumda ise herhangi bir kanitin dayandirilacagi en temel zihinsel dayanaginizdan olursunuz. O durumda kanit diye birsey kalmadigi gibi, ortada herhangi bir zihinsel aktivite dahi kalmaz.

Fakat bu tur bir pozisyon, uc bir pozisyondur ve cogu rasyonel kisi, bu kadar ileri gitmeyecek ve kesinligi mantiksal kanitlamadan daha az olan bilimsel ve tumevarimsal kanitlari dahi gecerli gorecektir.

Evrensel negatifler, kanitlanmasi imkansiz onermeler degil midir?

Genellikle evrensel negatiflerin kanitlanamayacagi dusunulur. Pozitif ateizm hakkindaki temel elestiri de genellikle bu konudadir. 'Tanri yoktur' gibi bir iddianin kanitlanamayacagi, cunku bunun bir evrensel negatif oldugu soylenir. Birseyin olmadigini soyleyebilmek icin her yere gidip, her yere bakmak gerekecegi soylenir.

Fakat, ote yandan, hicbir celiskinin varolamayacagini mantik yasalari geregi biliriz. Celisik varliklari kendi zihnimizde tanimlayabiliriz, fakat gercekte varolmadiklarini biliriz. Ornegin, 'Evli bir bekar' ya da 'ucgen seklinde bir daire' yoktur, varolamaz. Dolayisiyla, taniminda celiskiler, paradokslar iceren bir varligin gercekte varolmadigi evrensel bir negatif olarak sunulabilir ve kanitlanmis olur. (Tabi eger mantiginizdan da suphe eden uc bir pozisyona cekilmeyecekseniz, ki bu konuya yukarida degindik).

Boyle bir evrensel negatifi kanitlamak icin tek gereken sey, bahsedilen varligin 'anlamsiz' veya 'celiskili' oldugunu ortaya koymaktir. Ornegin, Tanri'nin varolmadigini gostermek icin pozitif ateizmde kullanilan argumanlardan biri 'Kotuluk Problemi' (Problem of Evil)'dir. Tanimlanmis Tanri, tanimli ozellikleri sebebiyle her seye kadir, her seyi bilen ve sonsuz iyi olmalidir (hristiyanligin Tanri'sinda sonsuz iyilige daha fazla vurgu yapilir ve musluman inanclilar kotuluk problemiyle karsilastiklarinda islama gore hayir ve serrin Allah'tan oldugunu soyleyerek, bu argumanin islam icin gecersiz olacagini iddia ederler, fakat islamin Tanri'si da kendisine atfedilen diger ozellikler sebebiyle, bu ozellige de sahip olmalidir, bu gereklilik gosterilebilir, dolayisiyla kotuluk problemi islamin Tanri'sina da uygulanabilir, bu konu icin forumdaki eski 'Kotuluk Problemi' basligina ve o baslik altindaki tartismalara bakiniz).

Tanri'nin bu ozelliklleri, dunyada kotulugun varolmasi ile celiski halindedir. Kotulugun varoldugunu bilmek icin evrendeki her seyi bilmek zorunda degiliz. Bu durumu Tanri'nin tanimindaki nitelikleriyle karsilastirmak icin de boyle bir zorunluluk bulunmamaktadir. Dolayisiyla, bu durum pozitif ateist tavir takinmak icin yeterli bir gerekce ortaya koymaktadir, cunku tanimlanan Tanri'nin bildigimiz evren ile uyumlu olmadigi gosterilmistir.

Bir evrensel negatifi kanitlamanin diger bir yolu, bu negatife karsi cikan, onunla uyumsuz bir pozitif bulmaktir. Ornegin 'phlogiston' adi verilen ve eskiden yanmadan sorumlu oldugu dusunulen (tum yanici maddelerin icerdigi dusunulen) bir maddenin varolmadigi, yanmanin kimyasal maddelerin oksijen ile tepkimeleri sonucu meydana geldigi gosterilmek suretiyle kanitlanmistir.

Aslinda, bilimsel yontem sadece evrensel negatifleri kabul eder. Bilimde, birseyi sadece yanlislayabilirsiniz, tumuyle dogrulayamazsiniz. Birseyin dogrulugu, cok miktarda yanlislama cabasina ragmen yanlislanamamasi ile anlasilir. Fakat tek bir olumsuz test sonucu, test edilen prensibin terkedilmesi icin yeterlidir.

Dolayisiyla, evrensel negatiflerin kanitlanamayacagi dogru degildir. Isin ilginci, 'Evrensel negatifler kanitlanamaz' onermesi de bir evrensel negatiftir ve bunu iddia eden kisi kendi kendisiyle celismektedir.

***


Bu kadar aciklamadan sonra, sira pozitif ateizmin belli basli argumanlarini tanitmaya geliyor.

Pozitif ateizmin argumanlari:

1) Kavranamazlik (noncognitivism): Tanri kavraminin anlamsizligi, absurdlugu ve/veya kavranamazligi uzerine kurulu bir arguman. 'Tanri' sozcunun anlamsiz oldugu ve varolup olmadiginin bile tartisilmasina sira gelmeden reddedilmesi gereken bir kavram oldugunu one suren arguman. (Bu arguman en guclu pozitif ateist argumandir. Bir kez anlasildiginda, teistin normal olarak karsi cikmasi cok guctur bu argumana. Bu argumanin ayrintisini ayri bir yazi ile inceleyecegiz).

2) Materyalist 'apologetics' (apologetics, dinsel savunma/aciklama sanatinin ismidir, bu arguman, teologlarin teist apologetics'ine karsilik, materyalist bir 'apologetics' ortaya koymaktadir): Bu genellikle teistlerin 'Bir Tanri olmazsa, dunyanin, hayatin anlami kalmaz' iddialarina karsilik olarak ortaya konan, 'Asil bir Tanri varsa dunyanin, hayatin anlami kalmaz' sonucuna ulasmaya calisan bir felsefi muhakemedir. Insanin zihinsel muhakemesinin gerekli ozellikleri ile, Tanrisal bir nedenselligin uyusmazligi uzerine kuruludur. Ornegin bilinc, anlam, mantik gibi ozelliklerin, Tanri varsa anlamsiz hale gelecegi, cunku Tanri varsa bunlarin dahi ustunde olacagi, dolayisiyla dayandigimiz ve dayanmak zorunda oldugumuz bu zihinsel yetilerin anlamsizlasacagi ve gereksiz hale gelecegi, fakat bu yetilerin bizi biz yapan ve dusunmemizi saglayan yetiler olmasi sebebiyle, ya Tanri'dan, ya bu yetilerden vazgecmemiz gerektigi turunde bir muhakeme uzerine kuruludur bu arguman.

3) Dogru secim argumani (Argument from Correct Choice): Tanri eger varsa, evrende varolan hersey ona bagli olmak zorunda oldugundan, evrensel mutlaklar ve prensipler mumkun olmayacaktir, herhangi bir secim dogru secenegin varoldugu prensibi altinda yapilmaktadir, fakat Tanri varsa, teistin dogru prensibi sectiginden emin olmasi mumkun degildir, vs turunde bir argumandir.

4) Transendent ('askin') olusun absurdlugu ve bunun 'kisi' olma kavrami uzerine etkileri: Uzay ve zamanin ayrilamazligi ve bunun uzantisi olarak Tanri'nin bir 'kisi' olmasinin imkansizligi uzerine kurulu bir argumandir.

5) Olcek argumani (Argument from Scale): Teist dunya gorusune gore evrenin insan icin yaratildigi, dolayisiyla insan olceginde yaratilmis olmasi gerekirken, insanin bu evrende onemsiz bir ayrinti olmasi, vs uzerine kurulu bir argumandir.

6) Occam'in usturasi (occam's razor): Tanri kavraminin aciklamaya birsey katmayan fazlalik bir faktor oldugu ve bilimin tutumluluk ilkesi geregi terkedilmesi gerektigi uzerine kurulu bir arguman. (Bu daha cok negatif ateizmin argumani olarak ortaya konmasina ragmen, pozitif ateistler de kullanir).

7) Kotuluk problemi: Dunyada kotulugun varolmasinin, mutlak ve sonsuz guclu bir Tanri fikriyle bagdasmadigi uzerine kurulu bir arguman. Daha once forumumuzda bu konuyu 'Kotuluk Problemi' basliginda incelemistik. Burada bu konuya tekrar ayrintili bir sekilde deginmeyecegiz.

8) Inancsizlik argumani (Argument from non-belief): Inancsizligin mumkun olmasinin teist Tanri fikriyle celiskili oldugu ve ozgur irade kavraminin bu problemi cozmeye yetmeyecegi uzerine kurulu bir arguman.

9) Big Bang kozmolojisine dayali arguman: Big Bang tekillik anidir ve tekillikten ongurulebilecek birsey cikmayacagi bilinen bir gercektir. Tanri'nin bu evreni icinde insanin varolmasini saglayacak bir sekilde bilincli olarak yaratmis olmasi gerekir, dolayisiyla tekillik gibi sonucu belirsiz bir mekanizma bu maksat icin kullanilamaz. Tekillikten insani barindiran bir evrenin cikmasi garanti olmadigindan, bu durum evrenin sebebinin bilincsiz bir mekanizma olmasi gerektigini gosterir diyen bir argumandir.

10) Termodinamigin 2. yasasindan arguman: Evrende entropi artar, dusuk entropinin ortaya cikmasi ancak onceki durumun daha dusuk entropili olmasi, veya yuksek entropi ortaminda olusan istatistiksel dusuk entropi bolgeleri ile aciklanabilir. Dolayisiyla, evrenin ortaya cikmasindan onceki durum ya ya daha dusuk entropili bir durum olmalidir, ya da evren daha yuksek entropili bir durumun istatistiksel dusuk entropili kisimlarinden biridir. Tanri duzenlidir, yani dusuk entropilidir. Evrenin big bang anindaki entropiden daha dusuk entropi ile aciklanmasi (yani Tanri ile) sonsuza dek geri giden daha dusuk entropili durumlar gerektireceginden, gecerli bir aciklama degildir. Dolayisiyla evren yuksek entropili bir ortamin istatistiksel bir dusuk entropili durumu olmalidir, bu ise evrenin duzenden (Tanri) degil kaostan (yuksek entropi) gelmesi gerektigini gosterir seklindeki bir akil yurutme uzerine kurulu bir argumandir.

11) Kuantum fiziginden arguman: Kuantum fiziginde, parcaciklarin ozelliklerinin, tum olasi durumlarin superpozisyonu halinde bulundugu dusunulur. Gozlem bu superpozisyon durumunu cokertmektedir. Dolayisiyla, her seyi ve her yeri goren bir Tanri varolsaydi, hicbirsey onun gozunden kacmayacagindan, kuantum superpozisyonlarinin cokmesi gerekirdi diyen bir arguman.

12) Evrim teorisinden arguman: Evrim surecinin, zekaya yol acan, bildigimiz tek surec olmasindan yola cikan bir arguman.

***


Pozitif ateizmin argumanlari bunlardan ibaret degildir. Fakat bu listenin belli basli argumanlari kapsadigi soylenebilir.

Yukaridaki liste sadece fikir vermesi icin hazirlanmistir. Bu baslik altinda, yukarida bahsettigimiz bazi argumanlari ayri birer yazi ile daha ayrintili bir sekilde inceleyecegiz.

Bu argumanlarin bir kismi Tanri'nin varolmadigini, akil ve mantigimiza dayanabildigimiz duzeyde kesin olarak kanitlamakta, bir kismi ise olasiliksal kanit ortaya koymaktadir (yani Tanri'nin varolmamasinin varolmasina gore daha olasi oldugu, Tanri'nin varolmamasi durumunun daha iyi bir aciklama oldugu, vs turunde bir kanit). Bu listedeki argumanlarin bir kismi belli oncullerden cikan mantiksal kanitlamalar, bir kismi ise bilimsel ve/veya tumevarimsal kanitlardir. Fakat ilk kanit (kavranamazlik, ya da noncognitivism), herhangi bir onculden degil, Tanri'nin tanimindan cikan aksiyomatik bir mantiksal kanittir ve teistin bunu karsilamasi icin kendi mantigini reddetmekten baska caresi yoktur.

Firsat buldukca bu argumanlarin bazisini aciklayan yazilar asacagim bu baslik altinda.


Tüm bu savlar

Bilgisev -- 05.01.2008 - 07:36

Görüşler, iddialar ve karşı fikirler ya-veya mantığından kaynaklanır. "Bir şey ya vardır veya yoktur" görüşü Aristo mantığı olarak bilinen ikilemli (dialektik) mantığa dayanır. Oysa ki Tanrı kavramı bu dialektik mantığın ötesine geçer. Materyel dünyada her varlığın bir doğum (oluşum) sebebi vardır. Yani nedensellik ilkesi geçerli kabul edilir. Oysa ki Tanrı kavramında "doğmamış ve doğurmamış" kavramları bulunur. Dolayısıyla, ikilemli mantığı aşan bir durum söz konusudur.

Bir diğer mantık hem-hem mantığı olup karşıtların birliği mantığıdır. Bu mantık Hegel'in tez-antitez-sentez görüşünden farklıdır. Çünkü, tez ve antitez ayırımı suni (yapay) bir ayırımdır. Hem tez hem antitez aynı birlik içinde bulunur. Bu bakımdan, Tanrı söz konusu olduğundan size Yunus Emrenin şu sözlerini aktarmakla yetineceğim:

Yunus değil bunu diyen, kendiliğidir söyleyen.
Kâfir olur inanmayan, evvel, ahir, heman benem.


http://forumeydan.ipbfree.com

Golem -- 05.01.2008 - 10:57



Kavranamazlik (noncognitivism) argumani

Tanri fikrinin ve buna bagli olarak dinsel dusuncenin anlamliligini sorgulamak basindan beri onemli bir tartisma konusu olmustur. Burada sozkonusu argumani su sekilde formulize edecegiz:

1) Varolan seylere ait bizi ilgilendiren 3 cesit ozellik bulunmaktadir. Bunlar:

A. Ana ozellikler
B. Ikincil ozellikler
C. Iliskisel ozellikler

2) Yukaridaki maddede yer alan B ve C anlamli olabilmek icin varolan seyin A'sina (temel ozellikleri) baglanabilmelidir
3) Tanri kavrami icin pozitif olarak tanimlanmis bir 'A' (temel ozellikler) mevcut degildir
4) Bu yuzden Tanri kavrami ne A, ne B, ne de C'ye sahiptir.
5) A, B ve C'nin tumunden yoksun olan bir kavram anlamsizdir
6) Demek ki Tanri kavrami gecersizdir

Birisi "Guzel bir elbise" diye bir yorum yaptiginda, biz ona "Elbise nedir?" diye sorarsak, kendisinden "Guzel bir dizayni var" ya da "Rahat" gibi bir cevap duymak istemeyiz. Elbisenin ne oldugunu soruyoruz cunku. Temel ozelliklerini, elbiseyi elbise yapan seyi soruyoruz. Bu kisi bize elbise 'kirmizi'dir dese, 'yazlik bir elbise' dese ya da elbise hakkinda herhangi baska birsey soylese, bunlarin hicbiri hala "Elbise nedir?" sorusunun cevabi degildir. Elbise nedir sorusunun cevabi, elbisenin sozlukte veya ansiklopedide gecen ayrintili tanimidir.

Elbise hakkinda soylenen yukaridaki turde seyler, elbisenin 'ikincil' ozellikleri (yukarida bahsedilen 'B') ya da elbisenin 'iliskisel' ozellikleridir (yukarida bahsedilen 'C'). Elbisenin ne demek oldugunu bilmeden, bu ozelliklerini bilmenin bir faydasi yoktur. Bu ozellikler bize elbiseyi tanimlamaz, elbise hakkinda gercek anlamda bize birsey soylemez.

Tanri hakkinda soru sordugunuzda teistten aldiginiz cevaplar da bu tur cevaplardir. Tanri nedir diye sordugunuzda soylenen seyler:

- Herseyi bilen
- Her seye gucu yeten
- Ezeli ve ebedi
- Yaratici
- Bagislayici
- Kisi (insan degilse bile bir 'birey'dir Tanri)
- Mukemmel
- Askin
- Maddesel olmayan

Bu listeye baska seyler de eklenebilir. Fakat ne eklerseniz ekleyin, teizmin Tanri konusunda verdigi cevaplar, Tanri'ya ait 'ikincil' ya da 'iliskisel' ozellikler olmaya devam edecektir. Bu niteliklerin hicbiri "Tanri ozunde nedir?" sorusunu cevaplamaz.

Bir kavram icat etsem ve adina 'unie' desem, sonra da ona bazi insasi ozellikler atfetsem, ornegin 'bilgelik' gibi, sonra da eklesem, desem ki ama bu bilgelik insanin bilgelidinden farklidir, ve de 'unie' dogasi geregi bilinmezdir, bu durumda 'unie' hakkinda soyledigim hicbirsey, bizim 'unie'yi anlayisimiza birsey katmaz.

Tanri 'iyi' ya da 'bilge'dir demek, bilinmez bir varligin, bilinmez bazi ozelliklere, bilinmez bir sekilde sahip oldugunu soylemekten farksizdir.

Bazi teologlar, Tanri hakkinda hicbirsey soyleyemeyecegimizi iddia ederler. Ornegin, bir hristiyan teologun ifadesi:

"Tanrı hakkında hiçbir şey söyleyemeyiz. çünkü Tanrı hakkında birsek söylemek, Tanrıyı 'sınırlamak' demektir. Tanrı için A özelliğine sahiptir demek, Tanrının non-A (A olmayan) özelliğine sahip olmadığını söylemek olur. Dolayısıyla her turlu sınırlamayı asan bir kavram olması gereken Tanrı için hiçbir şey söyleyemeyiz."

Bir elma hayal edin. Ve sırayla elmadan bütün niteliklerini çıkarmaya başlayın. Rengini çıkarın, büyüklüğünü çıkarın, kütlesini çıkarın, seklini çıkarın. Geriye ne kalır? Konu elma olunca geriye bir şey kalmaz ama konu Tanrı olunca teist icin belli ki geriye "var" olması ve de "bir" olması kalıyor.

Bu düşünce tarzı aşağıdaki diyaloga benzer:

Teist: Tanrıya inanıyorum.

Ateist: Tanrı nedir?

Teist: Bilmiyorum.

Ateist: Fakat inandığın şey ne o zaman?

Teist: Onu da bilmiyorum.

Ateist: Öyleyse inancını inançsızlıktan ayran faktör ne?

Dolayısıyla bu düşünce tarzının absürdlüğü açıktır. Bu yüzden de teist Tanrıyı tüm niteliklerinden soyutlamak istemez. Tanri ile ilgili yukarida bahsettigimiz ikincil karakterlerin sozunun edilmesi bu sebeple ortaya cikmaktadir. Bu yolla, Tanri hakkinda sanki kismen birseyler soylemis gibi gorunmek ister teist.

Halbuki yukarida bahsettigimiz gibi, bu soylenen seyler, Tanri'ya ait ikincil karakterlerdir ve Tanri'nin ne olduguna dair aslinda birsey soylemezler.

Yani sonucta teist, tum cabasina ragmen Tanri hakkinda hicbirsey soylememis olur. Tanri'dan bahseden herhangi bir aciklama, ne kadar cok sozcuk icerirse icersin, anlamsiz bir laf salatasidir.

Soylenenler anlamsiz oldugundan, Tanri hala tanimsizdir.

Tum bunlar isiginda, pozitif ateistin cikardigi sonuc, Tanri denen bir kavramin kesin olarak varolmadigi, cunku ortada Tanri diye bahsedilen birseyin olmadigidir.

Pozitif ateizmin bu argumanina yapilan itirazlardan biri, Tanri'yi 'anlamsiz' olarak nitelendirmenin, teizm kadar pozitif ateizmi de gecersiz kilacagidir. Denir ki, 'Tanri' sozcugu eger birsey ifade etmiyorsa, o zaman Tanri'nin varligini iddia etmek kadar, yoklugunu iddia etmek de gecersizdir.

Bu bakis acisini bazi filozoflar kabul etmekte ve 'noncognitivism'i ateizmden ayri bir dusunce bicimi, ya da bakis acisi olarak ele almaktadirlar.

Fakat pek cok baska filozof, 'noncognitivism'e dayanan bir ateizmi mumkun gormektedir. Eger 'Tanri' sozcugu birsey ifade etmiyorsa, o zaman 'Tanri'yi bir kavram degil, sadece bir 'kelime' olarak algilamak ve gercek dunyada varolmadigini iddia etmek mumkundur demektedirler.


Tanrı'nın Tanımlanması

Golem -- 05.01.2008 - 11:00



Tanrı'nın ne olduğunu anlayabilmek ve Tanrı'yı tanımlayabilmek için önce çeşitli soruların cevabini vermek gerekir. Örneğin:

Tanrı doğaüstü mudur, doğanın bir parçası midir?

Fiziksel bir kısmı var midir? (Bu yukarıdaki noktayla da ilişkili).

Yoksa sadece evrenin varoluşuna sebep olan kor bir etken, bir sanal parçacık, ya da boşlukta simetri kırılımına sebep olan önemsiz bir küçük faktör mudur?

Zeki midir?

Bir "kişi", ya da "birey" midir?

Olan bitenin ne kadar bilincindedir?

Hala var mıdır? Yoksa evrenin varlığına sebep olduktan sonra ortadan kalkmış mıdır?

Yer kaplar mı?

Yer kaplamazsa, somut dünyayla nasıl etkileşim kurar?

Tanrı anlaşılabilir, kavranabilir bir şey midir?

Ne derece anlaşılır, ne derece kavranırdır?

Sonsuz iyi ve sonsuz bağışlayıcı mıdır?

Her şeye kadir midir?

Her şeyi bilir mi?

Tanrı'nın sıfatları var mıdır? (Bir şeyin hem sıfatları, yani nitelikleri olup, hem de o şey her şeye kadir olabilir mi? Eğer olursa, peki o sıfata sahip olmamaya da kadir midir?)

Tanrı, herhangi bir sıfatına (Tanrı'nın 99 ismi olan esma-ül hüsna'da geçen tüm isimleri birer sıfatına karşılık olduğuna göre) aykırı şekilde davranabilir mi? Davranabilirse, ve davranırsa, o zaman bu sıfatı nasıl hak eder?

Hem vardır ve birdir, hem de her şeye kadir midir? (O zaman varolmamaya ve birden fazla olmaya da kadir midir?)

Her şeye kadir olmamaya da kadir midir?

Hem her şeyi bilir, hem de değiştirebilir mi? (Değiştirirse bildiği şey yanlış olmaz mı?)

Hem her şeyi bilip, hem de özgür iradeye sahip olabilir mi? (Her şey biliniyorsa, bastan bellidir. Her şeyin belli olduğu bir evrende insanin veya Tanrı'nın özgür iradesinden söz edilebilir mi?)

Tanrı mantık ilkelerinin üzerinde midir? Aynı anda hem doğru olan hem de yanlış olan bir şey yaratabilir mi örneğin? Ya da daire şeklinde bir kare?

Tanrı düşünebilir mi? (Düşünme geleceğe ve geçmişe dairdir. Tanrı geleceği ve geçmişi bildiği için düşünememelidir. Düşünmeye kalktığında kendini yalanlamış olmaz mı?).

Allah insan gibi "Efendi" (Rabb) midir?, "Kral" (Melik) midir?, "Ev"i (Kabe) var midir, "Tahtı, Sarayı" (Arş) var midir?. "Güçlü" (Aziz) midir?, "Zorba" (Cebbar) mıdır?, "Sevecen" (Vedud) mudur?, Dost, düşman kazanır mı?,vs. (Bunların hepsi kurandan).

Allah gökte midir? (Mülk 16-17).

Ayrıca Allah insan gibi görür, işitir, konuşur, yatışır, düşünür, acır, bağışlar mi? (Hepsi kurandan).

Elleri ("iki eli") var midir? (Maide 64, Sad 75). "Yüz"ü (vech) var midir? (Bakara 115).

Arsı su üzerinde midir? (Hud 7-11)

Arşını meleklere mi taşıtır? (Zumer 75, Mumin 7)

Allah'ın cismi var mıdır? (Bazı kuran yorumcularının düşündüğü gibi).

Nerededir, nasıldır, ne zamandır vardır?

Zamanda mıdır? Dışındamıdır?

Ezeli ve ebedimidir?

Madde midir? Enerji midir?

Evrenin içinde midir? Dışında mıdır?

Her yerde midir?

Geçmişi ve geleceği bilir mi?

Allah için geçmiş ve gelecek var mı?

Allah izin vermeden bir şey olabilir mi?

Cereyan eden her olaydan Allah mı sorumludur?

Allah'ın kaderi var mı?

Allah'ın özgür iradesi var mı?

Allah her istediğini yapabilir mi?

Allah kendisini yok edebilir mi?

Ya da baştan yaratabilir mi?

Bu sorular daha da arttırılabilir. Bu kadar çok soru üzerinde düşünülünce, aslında ortada Tanrı diye anlaşılan net bir şeyin olmadığı ortaya çıkar. Çünkü Tanrı hakkında söylenen şeylerin bir kısmı birbiriyle çelişir. Hatta bazısı kendi kendisiyle çelişir.

Teizmin Tanri'sinin anlamsiz oldugunu zaten noncognitivizm'den bahsederken gosterdik. Bu yuzden aslinda boyle bir Tanri kavrami, tartisilmasina gerek kalmadan reddedilebilir. Fakat bu baslik altinda bahsedecegimiz diger argumanlar hakkinda soz soyleyebilmek icin bir Tanri tanimi ortaya cikarmamiz gerekiyor.

Ne de olsa, basligin konusu pozitif ateizmin argumanlaridir ve bunlari tanitabilmek icin Tanri kavramini anlamli farzedip ona gore argumani sunmamiz gerekecek bazi noktalarda. Cunku Tanri konusunu tartisirken, noncognitivizm yerine diger argumanlardan birini kullanmak isteyebilir ateist arkadaslar.

Dilerseniz once mumkun olan, akla gelen cesitli tanimlari siralayalim, sonra da bunlar arasindan teizmin Tanri'sina yakin olan ve bu baslik altinda kullanabilecegimiz birkacini secmeye calisalim.

Tanri tanimlari:

1) Dogaustu, herseyi bilen, her seye kadir, ezeli ve ebedi bir varlik.

2) Dogaustu, transendent ve bilinemez bir varlik (bu yuzden herseyi bilen, her seye kadir, ezeli ve ebedi olup olmadigi bilinemeyecek bir varlik)

3) Doganin disinda, bilinen ve algilananin otesinde kalan belirsiz bir faktor. Ezeli, ebedi olup olmadigi ve sonsuz guclu, her seyi bilir olup olmadigi mechul. Bir kisi degil bu faktor. Hatta bilincli olup olmadigi da mechul.

4) Doganin icinde kalan, dogaustu olmayan bilincsiz bir faktor. Ornegin bosluktaki sanal bir parcacik, ya da simetri kirilimina sebep olan bir kuantum fenomeni

5) Somut evrenin 'tumu', 'butunu'. (Panteizmin Tanri'si).

6) Tanri 'mutlak gerceklik'tir.

7) Tanri 'en yuce', 'en mukemmel' ve mutlak olandir.

8) Evrenin bir yerlerinde yasayan somut bir varlik. Madde ve/veya enerjiden yapilma, gucu sonsuz degil ama bize gore gucu ve yetenegi o kadar fazla ki, bize neredeyse sonsuz gibi gorunuyor. Kendisi baska bir evrenden gelme, bu evrene sebep olmus ama ezeli degil. Ebedi de degil. Varligi uzun zaman sonra sona erecek.

Belki dusunulurse daha da akla gelir ama amacimiz acisinda bu kadari yeterli.

Bu tanimlar arasinda hangileri bizi baglar? Hangileri teizmin Tanri'sina yeterince yakindir?

1 numarali tanim teizmin Tanri'sina en yakin tanim elbette. Hatta teizmin Tanri'si denebilir bu tanim icin. Fakat bu anlasilmaz, noncognitivizm'in elestirilerine tabi bir tanim. Fakat bazi argumanlarin tanitiminda bu tanimi kullanmamiz gerekecek. (Ozellikle 'materyalist apologetics' ve 'argument from correct choice' icin. Bunlar icin 8 numalari tanimi da kullanmayi deneyecegiz bir egzersiz olarak, fakat tam uymazsa, asil tanimin bu 1 numarali tanim oldugu akildan cikarilmamali). Nitekim bu baslik altinda amac, argumanlarin tanitimi. Maksat Tanri'nin varligini tartismak olsaydi ve noncognitivizmi anlayan ve kabul eden biri ile tartisiyor olsaydik (recutioTR gibi), o zaman bu tanimi kullanmazdik. Zaten Tanri'nin anlamsizligi konusunda anlastigimiz icin, asil soru bu durumda ne tavir takinilmalidir sorusu olurdu.

2 ve 3 numarali tanimlar fazla belirsiz. 2 numara, teizmin Tanri'sina nispeten yakin bir tanim ama noncognitivizm'den kacabilecek tanima benzemiyor. 3 numara ise bir 'kisi' olmadigi icin teizmin Tanri'sina yeterince yakin degil.

4 numara, teizmin Tanri'sina cok uzak bir tanim. Bu tanimda bahsedilen seyi bazi 'deist'ler Tanri olarak niteleyebilir belki ama bir 'teist' boyle birseyi Tanri olarak ifade ediyorsa, tartismada cok koseye sikismis demektir.

5 numara, yani panteizmin Tanri'si, yine teist Tanri fikrine uzak bir fikir.

6 ve 7 numaralar, bazi teologlarin soz sanati kullanarak ve Tanri fikrini zihinsel muhakemelerden korumaya calisarak ortaya koymayi denedikleri, curutulmesi zor olacaktir gerekcesiyle kullandiklari belirsiz tanimlar ve yine teizmin Tanri'si degil bu tanimlarda ifade edilen seyler. (Her ne kadar bunlari kullanan din adamlari bunlar sanki teizmin Tanri'sini ifade ediyormus gibi soylemde bulunup dinleyicilerini uyutmaya kalkissa da).

8 numara geriye kalan son secenek. Her ne kadar bu da teizmin Tanri'sina tam benzemese de bazi acilardan benzer oldugunu dusunuyorum. Noncognitivizm tuzagina dusmeyecek, cunku bir kavram olmayi basarmis, hatta oldukca somut bir varlik tasviri haline gelmis bir tanim bu. Bu bazi argumanlari incelerken dayanilabilecek gecerli bir tanim olabilir, fakat elbette ki aklimizin bir kosesinde tutmakta fayda var ki bu tanim da teizmin Tanri'si degil.

Tabi her ne kadar 8 numara teizmin Tanri'si olmasa da, zaten isin basinda yaklasik bir tanim pesinde kostugumuzu, teist Tanri'nin tam taniminin zaten tutarli birsey ifade etmedigini soylemistik. Anlamsiz bir Tanri tanimini dikkate almak istemeyen, yani isin bu yonunu kavramis, fakat yine de din ve Tanri kavraminin toplumdan gelen izlerinden kurtulamadigi icin bu tarz kavramlara sempatisi olan, fakat noncognitivizm'in hedefi olacak turde gercek teist Tanri'larini tartismayi anlamli bulmayan, konuya daha bilimsel ve induktif gostergeleri dikkate alir sekilde yaklasan biri icin, bu tanim da benimsenebilecek secenekler arasinda kalabilir bana kalirsa.

Kisacasi, kullanacagim tanimlar 1 numara ve 8 numara olacak.

1 numaranin anlamsiz oldugunu biliyorum ama kendisine atfedilen ikincil niteliklerin bile problemlere yol actigi gosterilebilecek bir Tanri kavrami bu. (Daha dogrusu kavram olma cabasinda bir kelime). Bu basligin konusu argumanlari tanitmak oldugundan, teizmin Tanri'sina noncognitivist argumanla degil, baska argumanlarla saldirmak isteyen ateistlere kullanabilecekleri baska araclar vermek maksadiyla, sanki anlamliymis gibi bu tanimi kullanacagim.

8 numara ise bence ozellikle sunacagimiz bazi induktif argumanlari islerken isimize yarayabilir. Induktif argumanlar, mantiksal kesinlik degil, olasiliksal kanit veren argumanlar olacak. Yani Tanri'nin varolmama ihtimalinin varolma ihtimaline gore cok daha dusuk oldugunu gosterecek. Argumanlarin bu Tanri'nin varolmadigini kesin bir bicimde gosterememesi de bizi rahatsiz etmeyecek, cunku zaten bu tanimin aslinda teizmin Tanri'si olmadigini biliyoruz. Sadece yaklasik bir tanim kullandigimizin bilincindeyiz. (Peki o zaman boyle bir tanim ile ugrasmanin mantigi nedir denirse, gostermek istiyorum ki, sozunu edebilecegimiz bazi argumanlar, evrenin aslinda bu tarz Tanrisal figurlerden arinmis aciklamalarla daha bile iyi aciklanabilecegine isaret edecek, insanlarin bu tur Tanri figurlerine olan duskunluklerinin gereksizligini baska bir acidan gostermis olacak).


Materyalist 'Apologetics'

Golem -- 12.01.2008 - 10:57

Bu arguman, teist dunya gorusunun tutarsizligini ve kendi ic celiskisini cok guzel bir bicimde ortaya koyan bir pozitif ateist argumandir.

Arguman basit bir bicimde su sekilde formule edilebilir:

F, insanin zihinsel kavrayis yetenegi ile ilgili temel ozelliklerden biri olsun (ornek: mantik, bilinc, tumevarimsal induksiyon, vs).

1) F gereklidir, ya da gerekli bir kismi vardir
2) Eger teizm dogruysa, tum maddi evrenin yaraticisi olan ve tum evren uzerinde mutlak kontrolu olan bir Tanri vardir
3) Eger teizm dogruysa, tum maddesel evren bagimlidir (bir Tanri'nin arzusuna) ve hicbir kismi zorunlu olarak gerekli degildir
4) Eger teizm dogruysa, maddesel evrende gerekliligi zorunlu olan herhangi bir ozellik, veya bir ozelligin parcasi olan bir gereklilik mevcut degildir
5) Teizm yanlistir (1 ve 4'ten)

Teizmde, doganin simdiye kadar devam etmis sekliyle devam edeceginin bir garantisi yoktur. Buna 'induksiyon' problemi denir. (Induksiyon denen yontem, bir sey daha once n kere belli bir sekilde olduysa, n+1 inci ornekte de oyle olacagini beklemeye hakkimiz vardir diyen bir dusunce seklidir. Ornegin, simdiye kadar her sabah gunes dogduysa, yarin da dogmasini beklemem dogaldir). Eger bir Tanri varsa, induktif yontem gecerliligini yitirir. Tanri'nin oldugu bir evrende, yarin gunesin dogacaginin da bir garantisi yoktur, bir saniye sonra cevremizdeki herseyin yok olup, sadece bizim kalmayacagimizin da garantisi yoktur.

Yalnizca 'self contained', yani kendi icinden ibaret, materyalist bir evren doganin mantigini ve devamliligini garantiler. Cunku bu evren kendi icinden ibaret degilse, dis etkilere aciksa, ve disinda bu dogayla istedigi sekilde oynayabilecek bir Tanri varsa, doganin duzeni, surekliligi ve bildigimiz sekilde devamliligi garanti altinda degildir. Teist evren indeterministtir.

Teist evren sadece 'self contained' (kendinden ibaret) olmayan ve indeterminist bir evren olmakla kalmaz, ayni zamanda tamamen subjektiftir (Tanri'nin arzusuna bagli olarak). Boyle bir evrende herhangi bir bilgi, 'Tanri vardir' bilgisi de dahil olmak uzere, tamamen 'kurgu'dur. Bu evrende bir teistin bir Tanri'nin varligini bildigi ya da varligina inandigini soylemesi de absurddur, cunku bu teistin herhangi birseyden bahsetmesi ve ne dedigini bilmesi bile olanaksizdir.

Tanri, eger varsa ve bu evrene icindeki herseyle birlikte sebep olduysa, mantik yasalarinin da ustunde olmalidir. Eger oyleyse, bu Tanri'nin mantiksal celiski yasasini ihlal edebilecegi anlamina gelir. Bir seyin ayni anda hem A, hem de non-A olmasini saglayabilir boyle bir Tanri. (Evli bir bekar, ya da daire seklinde bir kare gibi). Bu ise absurddur.

Eger Tanri varsa, ahlaksal kurallar da Tanri'nin onceden tahmin edilemez ve hicbir kurala bagli olmayan arzularina ve tercihlerine bagli olur, dolayisiyla, ornegin 'zalimlik' sirf Tanri iyi olmasini istiyor diye iyi olan birsey haline gelebilir.

Mesele, Tanri'nin A'yi non-A yapmasi veya zalimligi iyi yapmasi degildir burada dikkat ederseniz, Tanri bunlari yapmamayi secse bile, asil mesele bunun prensip olarak mumkun olmasidir. Bu bile tek basina, teist evrende mantik dahil herhangi birseyin gerekliliginin reddine yeterlidir.

Boyle bir durumda ne 'bir sey ayni anda hem kendisi hem de zitti olamaz' diyebiliriz, ne cevremizdeki dunyanin varligindan emin olabiliriz, ne kendimizin varligindan, ne de hatta dusunmekte oldugumuzdan emin olabiliriz. Boyle bir evrende hicbir kural yoktur, hicbir mutlak yoktur. Sadece sonsuz guclu ve subjektif bir varligin onceden ne olacaklari belirsiz arzulari vardir.

Boyle bir evrende, dusunmemiz, herhangi bir sonuca ulasmamiz, Tanri'nin varligini tartismamiz ya da herhangi birseye inanmamiz mumkun degildir.

Materyalist ve ateist bir evrende, bilgi vardir, deger ve amac vardir. Determinizm vardir, beklentiler vardir. Belli kurallar vardir. Karar vermede kullanilabilecek, dayanilabilecek birseyler vardir. Teizmin indeterminist evreninde ise bunlarin hicbiri mumkun degildir. Dusunme ve karar verme dahi mumkun degildir. Teist birinin "Tanri'ya inaniyorum" diyebilmesi icin bile yeterli bir dayanagi yoktur, eger dedigi gibi bir Tanri varsa.

Teistler, hem bilginin, degerlerin, amaclarin oldugu bir evren isterler, hem de nedenselligin dahi olmadigi, subjektif, kanunsuz, kuralsiz, indeterminist bir evren fikrine yol acacagini gormedikleri bir Tanri fikrine inanmak isterler. Bu ikisi ise birada olmasi mumkun olmayan seylerdir.

Teistler farkinda olmadan, dusunup hissedebilecegimiz, objektif bir evren yerine, indeterminist ve subjektif bir evren istemektedirler. Inandiklari sey, kacmak istedikleri seyin ta kendisidir. Tanri'ya evrene anlam ve amac kazandirmak icin inanmak isterler, fakat farkinda olmadan bunun tam tersine sebep olan bir inanci benimsemis olurlar.

Bu argumana teist teologlarin verdigi bir cevap, hicbirsey bilmelerinin mumkun olmadigini her ne kadar kabul etseler de, bu bilgiyi Tanri'nin onlara direk olarak verdigidir. Ya da kutsal kitaplarinin bu bilgiyi verdigi savi da getirilebilir teist tarafindan. Her iki durumda da, ayni problemden kacis yoktur, cunku bu dediklerinin dogrulugunu nasil bileceklerini de aciklayamazlar.

Goruldugu gibi, teizm biraz irdelendiginde, sacmaliklarla dolu oldugu acikca gorulen, kendi icinde tutarsiz, anlamsiz, akil ve mantik yoluyla kabul edilmesi olanaksiz bir dunya gorusudur. Bu yuzden inanc, ancak akil ve mantiga dayanmayan surecler ile yasamaya devam edebilir. Surekli soyleyip durdugum gibi, inancin akil ve mantikla ilgisi yoktur. Inanc, mantik disidir, fakat buna ragmen inanilir. Cok zeki insanlar da inanir, cunku olayin ne zekayla, ne akil ve mantikla ne de bilgiyle ilgisi vardir. (Sonucta bu satirlari yazan bizlerin de cogumuzun bir zamanlar inancli oldugu unutulmasin). Bu saydiklarimiz arasinda, sadece bilgi bir istisna, cunku bilgi arttikca aslinda inanc ihtimali azalacaktir, fakat onun haricinde saydigimiz diger faktorlerin etkisi daha az. Sonucta inanca sebep olan asil onemli faktorler, duygusal, psikolojik ve sosyal faktorlerdir. Bunlar ise bu basligin konusu degil.


Non-cognitivism'e cevap

Misafir -- 19.08.2008 - 17:05

Zatını kavrayamıyor oluşumuz, Allah'ın varlığını biliyor olmamıza engel değildir. Ben elektriğin tam olarak ne olduğunu bilmmiyorum diye elektriği inkar edemediğim gibi... Bildiğim kadarıyla İslam'da Allah'ı isim ve sıfatlarıyla tanımamız isteniyor, zatının aslı ile değil. Bu Allah'ın izni ile Cennettekilere nasip olacak.
Neyse, Elektriği elekronların akışı olarak tanımlarlar basitçe, elektron nedir? Negatif elektrik yüklü parçacık. Elekrtik nedir, elekrtonların akımı...
Matematikte de nokta'nın doğru'nun, düzlem'in tanımlarında tutarsızlıklar, paradoks ifadeler vardır, ama kimse düzlem diye birşey yoktur diye ortaya çıkmaz, çıkamaz...
Her neyse, benim kafam basmadı ya da birileri tanımını yapamadı diye lambamı yaktığını gördüğüm elektriğin, veya sonsuz tane "boyutsuz" noktanın biraraya gelerek 1 boyutlu doğru'yu oluşturmasındaki paradoksa (sonsuz x 0=0) bakıp doğru'nun vs vs gerçeklerin yokluğunu ispata çalışmam pek mantıklı olmasa gerek...
Elektriğin varlığını 1000 yol deneyip ispat edemeseniz, 1001. yolla bana elektriğin kendini veya bir eserini gösterseniz bana onun -özelliklerini olmasa da en azından- varlığını kanıtlamış olursunuz.
Allah'ın varlığını ispat eden sonsuz delilden birini görseniz, geri kalanı anlamasanız da bu Allah'ı inkara yol açmaz, açmamalıdır.
Kainata baktığımızda maddeleri görürüz, maddenin var oluşu, bir sebebi, yaratılmış olmasını gerektirir. Eğer bunu gerektirmese idi, her yerde hiçbir sebep olmaksızın madde olmalı idi. Niçin bazı yerlerde madde var? Niçin bazı yerlerde oksijen değil de hidrojen, karbon ya da demir vs var? Maddenin varlığı kendiliğinden olabilir mi? Veya başka bir madde tarafından yoktan var edilebilir mi? Hangi maddenin nerede ne miktarda var olacağına kim, hangi irade ile karar vermiştir? Nasıl, hangi kudretle var etmiştir? Bazı yerlerde madde var ve bazı yerlerde yoksa, bu, bir irade ile varlığının tayin edildiğini göstermez mi?
Sonra, bir sanat eseri nasıl sanatkarının varlığını ve sanatını ve o sanatı yapacak kadar kudretini, vs sıfatlarını ispatlıyor ise, bu kainatta gördüğümüz tüm sanatlı varlıklar, hepsinin sanatkarı olan Allah'ın varlığını ispatlar.
Bir sanatın meydana gelmesi için ilim gerekir. Örneğin bir canlı, kendi bünyesinde var olan sanatın binde birini bile bilmez. İnsan olarak, acizane tıp okurken -emanet olarak verilmiş olan- vücudumda benden habersiz işlettirilen sistemleri öğrendikçe sanatkarına hayran kalmamam elimde değil. Bu sanatı kime isnad edebilirim? Sebep olarak anne ve babamın birlikteliğini görebiliyorum ama buradaki fiilde bulunan irade ve ilim bende tezahür eden sanatın milyarda biri etmez. Anneme sorsam bir alyuvar'ın şeklini bile bilmez. Ben de okulda duymamış olsam "bikonkav disk" ifadesinden hiçbir şey anlamazdım. Bunların şekli gibi iç iskeleti, içerdiği maddelerin oranı günümüz tıbbının bildiği, ve bilmem kaç katı kadar da bilmediği ilim, sanat, kimin eseri? Tabiatın, doğanın mı? Yoksa kör tesadüfün mü? Bir ressamın resmine bakıp, "aa, ne güzel resim olmuş" deyip sanatkarını düşünmemek, boyasının maddesine bakıp fırçaların tesadüfen bunu yaptığına inanıp, resimdeki anlamdan, sanattan gaflet etmek nasıl birine yakışırsa(soruya cevaben "x sıfatına haiz birine yakışır" denmiş olsun), insanın sanatkarından gaflet etmek de insan vücudunun resme olan üstünlüğü oranında "daha x" birine yakışır.
Ömründe ressamlık sanatını görmemiş, böyle bir mesleği bilmeyen bir adam ressamı aklına sığıştıramasa, kavrayamasa, bu onun ressamı inkar etmesine sebep olabilir, ama ressamın yokluğunun ispatı olmaktan gayet uzaktır.

İnsan (ya da diğer canlılar/kainat) nasıl var oldu?

1-Kendi kendine
2-Sebepler ile
3-Tabiat (doğa) yarattı

4-Allah yarattı.

Burada benim nefsimin Allah'ı inkar etmek için en çok sığındığı kale 2. şık idi.
Ancak, görünen sebeplerin adiliği, ilimden, iradeden yoksunluğu 4. şıktan başka seçenek bırakmadı.
Örnek: Bir şeker makinesine para atarsınız, kolu çevirirsiniz, şeker verir. Ne lezzetli şeker, "teşekkür ederim makine." demezsiniz, bilirsiniz ki o makine o şekeri üretecek ilme sıfata kudrete sahip değil. Sizin yaptığınız iş (para atıp kolu çevirmek) de o şekeri netice verecek bir irade ilim kudret içermiyor, bilirsinz, ya da anlarsınız ki, o makineyi şeker yapmayı bilen, gücü yeten biri(leri) sizin hizmetinie sunmuş.
İnsan bir anne babanın birlikteliği sonucu dünyaya gelir. Anne baba bilmez yavrusunun kanında ne kadar adrenalinin hangi koşulda salgılanacağını, beyninin dış etkilere karşı nasıl korunacağını, akyuvar hücre çeşitlerinin (lenfosit, nötrofil, bazofil, eozinofil, monosit) birbirine oranının ne olması gerektiğini, şeklini, şimalini, içeriğini, vs... Anne babanın anne babaları daha cahildir bu konuda.. Silsileyi uzatın, sonuç nedir? Yaratılış.. Haydi size bir torpil yapayım, diyelim ki evrim var, maymun mu planladı bizdeki sanatı, şebek mi, karga mı, yoksa amip mi, terliksi hayvan mı, öglena mı, E. coli ya da Campylobacter jejuni mi? Canlı dışında çoğalmaktan aciz virüsler, ya da prionlar mı? Amino asitler ya da proteinler mi?

Yemeğe gitmem gerekiyor. Bunların tamamına tatmin edici cevap gelirse inancımı her zamankinden daha çetin bir sorgulamaya gireceğim demektir.
Kolay gelsin demeli miyim bilmiyorum. Allah'ın hidayeti, selamı, rahmeti ve bereketi tüm inananların üzerine olsun...
Mevlana'dan: "Kafirleri (ateistleri) hor görmeyiniz, Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü." ya da bu mealde bir sözdü... Size de -tabi ki Allah'tan- hidayet, selam, rahmet ve bereket dileklerimle...


sayın misafir

EnkiMan -- 19.08.2008 - 21:56

İlgili tartışma aslında bu adreste uzun uzun yapıldı

http://forumeydan.ipbfree.com/index.php?showtopic=900

eminim bir çok sorunuza orada cevap bulacaksınız

Ayrıca sonsuz forumda din tartışmaları pek hoş karşılanmıyor ve rağbet görmüyor forumeydana bekleriz sizi

http://forumeydan.ipbfree.com


Mevlana'dan: "Kafirleri

hur.irade -- 19.08.2008 - 22:43

Mevlana'dan: "Kafirleri (ateistleri) hor görmeyiniz, Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü."


Bu da Mevlana'dan:

Mesnevi 1.cilt 2956:
"Kadınlarla konusun, ne derlerse aksini yapın. Şüphe yok ki onlara aykırı hareket etmeyenler helâk oldular."

Sonra, bir sanat eseri nasıl sanatkarının varlığını ve sanatını ve o sanatı yapacak kadar kudretini, vs sıfatlarını ispatlıyor ise, bu kainatta gördüğümüz tüm sanatlı varlıklar, hepsinin sanatkarı olan Allah'ın varlığını ispatlar.


Bir sanat eserini meydana getiren biri vardir. Yani bir sanatcisi vardir. "Ve bu ressamin yaratici da Allah'tir" diyorsunuz.
Buraya kadar ne demek istediginiz anladik da....

Kainat da bir sanat eseri ise, ortada bir sanatci (Allah) var ise, bu sanatciyi kim yaratti?

Yok o ayri, oteki ayri derseniz, bu demektir ki verdiginiz ornek dandik bi ornek olmus.
Ama merak etmeyin, yalniz degilsiniz.
Bu tur laf salatasi yigini basliklar her yil 5-10 kere acilir.
Siz ne ilksiniz ne e sonuncu.

SAYGILAR


Evrenin oluşumundaki

miridli -- 19.08.2008 - 22:46

Evrenin oluşumundaki sırları ortaya çıkarmayı hedefleyen CERN’de, kurulumu yıllar süren "atomaltı parçacık çarpıştırma cihazı" çalıştırılma aşamasına geldi. 10 Eylül’de, ilk proton demetinin 27 kilometrelik halkada devri sağlanacak

ANKARA - Evrenin oluşumundaki sırları ortaya çıkarması hedeflenen Centre Europeen pour la Recherche Nuclearie-Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde(CERN) yapılacak büyük patlama deneyinde 10 Eylülde önemli bir adım atılarak, "atomaltı parçacık çarpıştırma cihazı" çalıştırılacak.

CERN’deki araştırmalara Türkiye’den katılan 50 bilim insanından biri olan ve bir süre önce Türkiye’ye dönen TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saleh Sultansoy, CERN’deki bilimsel gelişmeleri ve izlenimlerini anlattı.

12 Avrupa ülkesi tarafından İsviçre-Fransa sınırında bulunan Cenevre’de 1954 yılında kurulan CERN’in, bugün dünyanın en büyük yüksek enerji fiziği laboratuvarı olduğunu belirten Sultansoy, bu merkezin Avrupa’nın nükleer fizik alanında ABD ve Rusya ile rekabet eder düzeyde olmasını sağlamak amacıyla kurulduğunu anlattı.

1999 yılında Bulgaristan’ın katılımı ile CERN’e üye ülke sayısının 20’ye yükseldiğini ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinden 6 bin 500 dolayında bilim insanının buradaki araştırmalarda yer aldığını ifade eden Sultansoy, "Türkiye, maalesef, halen gözlemci statüsündedir. Ancak son üç yılda yetkililerin çabalarıyla büyük bir canlanma başlamıştır" diye konuştu.

Kuruluşundan itibaren CERN hızlandırıcıları sayesinde pek çok yeni parçacık bulunduğunu aktaran Sultansoy, özellikle 1970’lerde nötr zayıf akınlar ve zayıf etkileşmeleri taşıyıcısı olan elektromanyetik etkileşmelerin taşıyıcısı fotonun büyük kütleye sahip benzerleri, 1980’lerdeki W ve Z bozonların CERN’de yapılan bulgular arasında olduğunu ve bunların Nobel Ödülü aldığını belirtti.

10 EYLÜLDE DENEYİN ÖNEMLİ BİR ADIMI ATILACAK

8 Ağustos 2008’de ilk protonların ön hızlandırıcıdan ana hızlandırıcıya başarılı bir şekilde aktarıldığını anımsatan Sultansoy, 10 Eylülde ilk proton demetinin ana hızlandırıcıda devrinin sağlanması çalışmasının yapılacağını bildirdi.

Sultansoy, böylece yapımı yıllar süren "atomaltı parçacık çarpıştırma cihazı"nın çalıştırılma aşamasına geldiğini söyledi.

Bu deneyin ardından Ekim ayının başında da 5 teraelektronvolt (TeV) enerjiye sahip proton demetlerinin çarpıştırılmasının öngörüldüğünü anlatan Sultansoy, CERN’deki çalışmalarda evrenin oluşum sırlarıyla ilgili yeni bilgilerin de 2009 yılının sonlarından itibaren alınmaya başlanmasının öngörüldüğünü aktardı.

Sultansoy, "Son araştırmalara göre, 2009’un sonlarında deneyler sonunda mini kara delikler görme olasılığı ortaya çıkacak. Ancak büyük patlama henüz olmayacak. Evrenin oluşmasıyla ilgili bilgilere bu tarihten sonra ulaşılmaya başlanacak. 10 Eylüldeki deneyde de büyük bir adım atılacak. Protonların 27 kilometrelik ana halkada dönmesini göreceğiz" diye konuştu.

Bu çalışmaların Kasım ayı ortalarında tamamlanmasının ardından gelecek yıl da asıl amaç olan 7 TeV’lik proton demetlerinin çarpıştırılmasının planlandığını aktaran Sultansoy, "Bu durumda ilk bilgilerin 2009 yılının yaz döneminde fizik camiasına aktarılması söz konusu" dedi.




Bu bilimsel cevap yeterlimi senin inancını sorgulamana.


Sevgili Misafir

Golem -- 19.08.2008 - 23:09

Ben Tanrı'nın varolduğuna inanmadığım için yazımda kullandığım bazı sözler seni kırabilir, ama sabırla okumanı temenni ederim.

Yazın içinde tanrı kavramında "Allah" biçiminde söz etmen önce İslam'ın tanrı olan Allah'ı ele almamızı gerektiriyor.

"Allah" kendisine atfedilmiş sıfatların "bu dünya" da geçerli olanlarının hiç birini yerine getirmeyen bir tanrı. Gönderdiği iddia edilen kitap ve o kitabı getiren kişinin hayatı da göz önüne alındığında "Allah" karakterinin uydurma olduğu açıkca görülüyor. Bu ayrı bir tartışmanın konusudur. Ben daha önemli olduğunu düşündüğüm Yaratan, sevk ve idare eden Tanrı kavramı üzerinde duracağım. Böyle bir tanrıya atfedilebilecek hesap sorucu, cezalandırıcı ve ödüllendici özellikleri ise mantık çerçevesinde yapılacak tartışmaların dışındadır.

Yaratan, sevk ve idare eden bir Tanrı bir ilüzyondur, tanımı itibariyle paradoksaldır. Bu konuda bu tanrıyı pöstüle edenlerin tek sığınakları tanımsızlıktır. Tanımsız, belirsiz, kendini gizleyen fakat bir yandan yaratan, sevk ve idare eden olunamaz. Tanrı bu evrende tanımlı değilse bu evrene etkisi olamaz.

Tanrıyı tesbit etmenin bir yolu yoksa onu aramanın bir mantığı yoktur. Ben de hemen şu anda sebebini bilmediğimiz fiziksel fenomenler için tesbiti mümkün olmayan etmenler uydurup senin yaptığın savunmanın aynısını yapabilirim. Çürütülemeyen bir iddia, iddia değildir.

Örnek vereyim; “ben bir sayı tuttum senin tuttuğun sayıdan büyük” diyorum. Sen ne yaparsan yap benim tuttuğum sayıyı asla geçemezsin. Zira tanımsızlık faktörü senin elini kolu bağlıyor. Ayrıca her denemende ben sayımı yükselterek seni daima geçiyor –aslında geçtiğimi- söylüyorum. Tanımsız bir tanrı böyledir. Asla çürütemezsin. Sen de benim sayı oyununda hile yaptığımı anladığın an oyunu bırakırsın.

Bu oyun zaten hilelidir, ya da hileye son derece açıktır. Sen sonsuz denemede benim sayımı geçemezsin. Ama birgün geçeceğim umuduyla sayı üretmek yerine hayatını daha verimli işlere harcamayı seçersin.

Bilimin attığı her adım “tanrıcıların” sayılarını yükseltmelerine neden oldu. Bir zamanlar canlıların nasıl üreyip geliştiklerini örnek veren tanrıcılar, canlılık hücre seviyesinde tanım bulunca çıtayı hücreye yükselttiler. Sonraki yıllarda bu seviye biyomoleküllere yükseldi. Bilim argüman ürettikçe, tanrıcılar akıllarındaki sayıyı yükselttiler.

Bazı tanrıcılar bu yükseltme oyununun kuralını çok erken farkettikleri için peşinen sonsuz bir sayıyı tuttular. Böylece, tanrı tanımsız ve her türlü argümana karşı immün hale geldi.

Artık aklı başında kimse tanrıcılarla sayı oyunu oynamıyor. Zaten bilimin amacı tanrıcıların kafasında tuttuğu sayıyı bulmak değil... Bu oyunu tanrıcılar artık kendi kendilerine oynuyorlar.

İkinci argümanına gelelim; Sebep...

İnsan nedensellik ilişkisi ile düşünür, oluşlar için sebepler arar. Burada ince bir nokta vardır. Bilimsel yöntem, karmaşık oluşlar için basit sebepler arar; karmaşayı indirgeyip, parçalara bölüp anlaşılabilir hale getirmeye çalışır. En karmaşık sistem bile işleyişi anlaşılabilir süreçlere indirgendiğinde anlaşılır hale gelir. Organizmayı anlamak için organları, dokuları, hücreleri ve nihayetinde molekülleri inceleriz.

Yaratılışcı yaklaşım ise bunun tam tersidir. Anlaşılabilir süreçleri postüle edilebilecek en karmaşık yapıya; tanrıya yükseltger. Bu insan aklının düşebileceği en büyük tuzaktır; bilineni bilinmeyene bağlamak.

Yaratılışcıların en büyük yanılgısı bilimin açıklama getiremediği her alana tanrıyı yerleştirmeye çalışmak. Bu yerleştirme çalışması tanrıcının bilgi seviyesine göre gerçekleşiyor. Kimi yanardağları, kimi tsunamiyi, kimi depremi tanrı işi olarak görürken birazda bilgili olanları bunların altında yatan doğal nedenleri biliyor ve o kendine göre daha bilinmez alanlara tanrısını koymaya çalışıyor. Bugün bu atomdur, elektrondur, yarın stringler olacak... Bu oyun tanrıcılar bıkıncıya kadar kendi kendilerine oynadıkları bir oyun olarak sürecek.

Ben insanlara evrim anlatırken çoğunluğun canlıların evrimleştiğine itiraz edemediklerini ama ilk canlının spontan formasyonunu kabul edemediklerini tespit ettim. Ben onlara kendi kendini eşleyen protein yapılarını gösterdiğim zaman onlar nükleik asitleri sormaya başladılar hep... Bu sana neyi hatırlatıyor? Sayı oyunu... Çıtayı yükseltiyorlar, başka birşey değil...

Canlılık bilinçsiz süreçler üzerinde yürür... Kimse bir biyomolekülün diğerine olan affinitesini tanrı işi olarak görmez. DNA sentezi gibi karmaşık işlemler bile çok iyi çalışılmış ve anlaşılmıştır. Tüm biyomoleküllerin birbirleri ile etkileşimlerini şimdilik bilemiyoruz ama bildiklerimizin tamamı hiçbir tanrısal sevk ve idareye gerek kalmaksızın çalışabiliyor.

Evrim konusu da böyle... Basitten karmaşığa doğru ele aldığımızda hiçbir sistem anlaşılmaz değil. İnsan beyni gibi karmaşık bir sistemi bir anda anlayamazsınız, ama böceklerin, balıkların, reptillerin beyinlerini anladığınızda insan beynini nereden gelmiş ve nasıl bu derece karmaşık hale gelmiş olabileceğini anlarsınız. Aynı şey göz için de geçerlidir... Işığa duyarlı birkaç hücreyi göz olarak kullanan canlılar vardır, bu hücrelerin bir oyukta toplandığı örnekler vardır... Basit, çok ilkel lens örneklerini görürsünüz, ve insan gözünün nasıl evrimleşmiş olabileceğini anlarsınız.

Şu anda bazıları için insan gözü tanrı ürünü olabilir. Sadece göz bile tanrıyı ispatlar, başka delile bile gerek yoktur...

Ancak bu ağır lafı edenler hayatlarında başka bir canlı grubunun gözlerini görmemişlerdir. Yumuşakçaların gözlerini görmeden göz olayında ahkam kesmemek gerekir.

Şu videolara mutlaka ama mutlaka izle... İngilizce bilmiyorsan söyle, hiç üşenmeden hepsini çevireceğim sana...

http://www.youtube.com/watch?v=lEKyqIJkuDQ
http://www.youtube.com/watch?v=ZPcwLyJ0hGU
http://www.youtube.com/watch?v=Y2MmYBMOXj0

Canlılar üzerinde yaptığımız sayısız araştırma bize bilinçsiz süreçlerin nasıl kompleks sistemleri oluşturabildiğini göstermiştir. Evrim imkansız değil, canlıların özelliklerini düşünüldüğünde kaçınımazdır.

Sana tavsiyem sen de bilimsel yöntemi uygula ve karmaşık sistemleri anlaşılabilir süreçlere indirgemeye ve anlamaya çalış.

Türkçe'de bir laf var “japonlar yapmış” diye... İnsanlar anlamakta güçlük çektikleri herşeyi “biz anlayamayız” diye böyle etiketliyorlar.

Yaratılışcılık,“japonlar yapmış” demekten başka birşey değildir...


Misafir;

EnkiMan -- 20.08.2008 - 07:37

Siz nonkognitivizm argumaninin ne dedigini anlamamissiniz. Bu arguman "Ben Tanri'yi kavrayamiyorum, demek ki Tanri yoktur" anlamina gelmez.

Elbette icyuzunun ne oldugunu tam kavramadan da birseylerin varolup olmadigini bilmem mumkundur gunluk hayatta.

Fakat bu tur seylerin tumunde, sozkonusu seyi algilarsin, varoldugunu bilirsin, ondan bir suphen yoktur.

Tanri konusunda ise, kendisini hickimsenin hicbir yerde gormedigi birseyden bahsediyoruz. Ve de varoldugunu bilmiyoruz, varolup olmadigini anlamaya calisiyoruz.

Algilama yoluyla varoldugu gosterilemeyeceginden (tam tersi algilanmadigi icin yok kabul etmemiz gereken birsey oldugundan), varoldugunu iddia edenlerin neye dayanarak var dedigini anlamaya calisiyoruz.

Kendilerini dinliyoruz, diyoruz ki "Hickimsenin gormedigi, varoldugunu dusunmek icin ortada hicbir somut veri olmayan birseyin varoldugunu iddia ediyorsunuz". Onlar da "Evet" diyorlar.

Peki diyoruz, varolup olmadigini nasil bildiginize gecmeden once, neyin varolup olmadigini tartisacagimizi bize bir soyler misiniz?

Ve daha bu soruya bile cevap alamiyoruz. Dikkat et, olay varolup olmadigi tartismasina gelmedi.

Yani ortada anlamsiz bir kelime var, kavram haline bile gelmemis. Kelimeyi duyunca, ne anlama geldigini anlamiyoruz. Yani kelimenin "mogombo" ya da "ubli" gibi anlamsiz baska bir kelimeden bir farki yok.

Soyle bir diyaloga donusturulebilir bu konu:

T - Tanri vardir.
A- Tanri nedir?
T- Tanri yaratandir.
A- Peki ama Tanri nedir?
T- Tanri alemlerin rabbidir.
A- Iyi de, nedir o?
T- Tanri insani yaratmistir
A- Bunlari anladim, fakat bunlarin hepsi ikincil karakterler. Tanri'nin ne oldugunu bana soylemiyor, ne yaptigini soyluyor. Ben Tanri'nin tam olarak ne oldugunu merak ediyorum.
T- Ne oldugunu bilmiyoruz.
A- Peki o zaman siz yaptiklari haricinde bu varligin ne olduguna dair bir fikre sahip degilsiniz
T- Evet.
A- Yani "Bir sey evrene sebep olmustur" ve "Birsey insani yaratmistir" diyorsunuz, hakkinda baska birsey demiyorsunuz
T- Evet.
A- Peki bunun "Bilinmeyen seylerin, bizim bilmedigimiz bir sebebi vardir" demekten farki ne?
T- Farki yok
A- Peki o zaman Tanri bunun neresinde? Bilinmeyen seylerin, bizim bilmedigimiz bir sebebi oldugunu yeri gelince biz de soyluyoruz. Ama siz araya bir de 'Tanri' diye bir kelime sikistiriyorsunuz. Tanri denen bu kelimenin anlami nedir deyince, tanimlamiyorsunuz. O zaman o kelimeye ne gerek var? Dogrudan bu bilinmeyen seylerin sebebini bilmiyoruz desenize?

Kisacasi, nonkognitivizm argumani, Tanri'nin tanimlanmadigini, ne anlama geldiginin bile kimse tarafindan anlasilmadigini soyler. Zaten varligini gorup algiladigimiz birseyden de bahsedilmediginden, varoldugunu anlamak icin gerekli zihinsel analizleri bile yapacak bir durum ortaya cikmiyor. Cunku neyin zihinsel analizinin yapilacagi belli degil.

Buradan da, Tanri denen kelimenin bir anlam ifade etmemesi yuzunden, zihnimiz disinda herhangi birseye tekabul etmedigi ortaya cikar. Kelimeler dis dunyada birseyleri temsil ederler. Bu seyler somut varliklar olabilir, soyut kavramlar ve iliskiler olabilir. Fakat sonucta, her kelime bir cisme ya da kavrama takabul eder. Hicbir cisme ya da kavrama tekabul etmeyen bir kelimenin ise insan zihninin disinda temsil ettigi birsey yoktur. Yani, nonkognitivizm baglaminda Tanri ile ilgili olarak bunun anlami, Tanri denen kelimenin temsil ettigi birsey olmadigi, yani Tanri'nin varolmadigidir.

Not: Tabi Tanri kelimesini bir kavrama tekabul edecek sekilde tanimlayabilecegini iddia edenler icin durum farkli. Nonkognitivizm argumani onlari baglayacak bir arguman degildir. O zaman onlari dinleyip, Tanri'yi nasil tanimladiklarini, Tanri'dan ne kastettiklerini ogrenmek isteriz.

Ornegin bir makina gordunuz diyelim. Makinanin buyuklugunu, agirligini, hatta kac kolu, kac dugmesi oldugunu bilirsin. Makinanin varligindan bir suphen yoktur. Fakat makinanin ne is yaptigini ve nasil calistigini kavrayamiyor olabilirsin.

Bu konu Tanri tartismasindan ve nonkognitivizm argumanindan farkli. Tanri konusunda zaten ortada algilanan birsey yok. Varolup olmadigini anlamak icin geriye kalan tek sey, varoldugunu iddia edenlerin getirecegi zihinsel muhakemeler. Fakat bu muhakemeleri duymadan once, bu muhakemelerin muhattabi olan kavramin ne oldugunu, kabataslak olarak bilmek gerek. Yoksa ortada sadece bir X vardir. X hakkinda hicbirsey bilinmez, hakkinda hicbir ipucu yoktur. Tanimli degildir, bir kavram bile degildir. Ve de sonra bu X'in dis dunyada varolup olmadiginin tartisilmasi istenmektedir. Bu durumda once sormaz misiniz, nedir bu X diye? Bir dogal sayi midir? Bir cisim midir? Yukarida nahsettigimiz gibi bir makina midir? Arkadaslik, sevgi gibi soyut bir kavram midir? Enerji midir? Madde midir? Tinsel bir varlik midir? (Eger oyleyse, tinsel varliktan ne kastedilmektedir?)

Kisacasi, nasil calistigi hakkinda bir fikre sahip olmadigin makina icin en azindan su buyuklukte, su renkte, bilmemkac dugmesi olan birsey diyebiliyorken, ya da denklem cozerken degerini bulmak istedigin X degiskeninin en azindan bir reel sayi mi, rasyonel sayi mi, kompleks sayi mi, yoksa bir kume mi, vs oldugunu bilirken, Tanri'dan bahsedildiginde, ortadaki X degiskeninin hicbir tanimi yok. Yani bu degiskenin tekabul ettigi bir 'fikir', bir 'kavram' bile yok. Zaten algilanan birsey de degil. Ortada sadece ici bos bir kelime var. Fakat bu kelimenin dis dunyada tekabul ettigi bir gerceklik yok. Hatta kelimenin insan zihninde tekabul ettigi bir anlam bile yok.

Dolayisiyla, bu kelimenin temsil ettigi iddia edilen seyin varolmadigi soylenebilir. Nonkognitivizmin dedigi budur. Yoksa 'kavrayamiyoruz, demek ki yoktur' demez nonkognitivizm.

Matematikte de nokta'nın doğru'nun, düzlem'in tanımlarında tutarsızlıklar, paradoks ifadeler vardır, ama kimse düzlem diye birşey yoktur diye ortaya çıkmaz, çıkamaz...

demişsiniz

Nokta'nin, duzlemin tanimindaki paradokslari, tutarsizliklari ogrenebilir miyiz?


Bence Mevlana

xenix -- 21.08.2008 - 13:50

doğru söylemiş...

Bu da Mevlana'dan:

Mesnevi 1.cilt 2956:
"Kadınlarla konusun, ne derlerse aksini yapın. Şüphe yok ki onlara aykırı hareket etmeyenler helâk oldular."



xenix


Yemeğe gitmem gerekiyor.

EnkiMan -- 27.08.2008 - 15:26

Yemeğe gitmem gerekiyor. Bunların tamamına tatmin edici cevap gelirse inancımı her zamankinden daha çetin bir sorgulamaya gireceğim demektir.

Nerelerdesiniz sayın misafir?
Sorgulama sürecinde misiniz?
Bizimlede paylaşın


NEY TANRIMI YOKMUŞ ? :) BU

caz -- 01.07.2009 - 01:53

NEY TANRIMI YOKMUŞ ? :) BU ZAMANDA BÖYLE SIĞ BİR DÜŞÜNCE BİÇİMİ OLAMAZ SİZLERE ACIYORUM KENDİNİZE YAZIK EDİYORSUNUZ
DAYATMAYA ÇALIŞTIĞINIZ BİLİMSELLİK VE KAVRAMLAR HER YÜZYILDA DEĞİŞİYOR SİZ HERALDE QUANTUM FİZİĞİNİ HİÇ DUYMADINIZ 1 ASIRDIR BULUNAN FİZİK KANUNLARI OLDUĞU GİBİ ÇÖPE GİDİYOR FARKINDAMISINIZ ?
ASLINDA YAPTIĞINIZ EN BÜYÜK HATA TANIYI BU ZAMANA VE MEKANA SIĞDIMAYA ÇALIŞMANIZDAN KAYNAKLANIYOR TEK BİR SORU SOAYIM CEVABINI VERİN O ZAMAN ACABA ELEKTRONLAR ÇEKİRDEĞİN ETRAFINDA DÖNMESİ İÇİN GEREKEN ENERJİYİ NEREDEN ALIYOR ? BU NÖTRİNOLAR NEREDEN GELİYOR ACABA ? SORU AĞIR KAÇTIYSA BİRAZ FİZİK MATEMETİK OKUYUN
A BENİM CAHİL HALKIM KENDİ TEZİNİZ BİLE MANTIK HATALARI İLE DOLU OKURKEN ÇOK GÜLDÜM :)ÇOK YAZIK SİZLERE...


Kuantum Fiziği

xenix -- 02.07.2009 - 08:37

Kuantum fiziği ile çöpe giden, evrende herşeyin bilinebilir olmasıdır. Kuantum fiziği bize der ki: "bazı şeyleri tanrı bile bilemez". Einstein'ı bu yüzden rahatsız etmiştir. Tanrı'nın zar atmaması lazım demiştir.

Tek sorunun cevabıda şu, "hızlarından alıyorlar". Elektronlar ışık hızına yakın hızlarla ilerler. Bu da onların kinetik enerjisini çok fazla arttırır.

Olur sayın misafir, "MATEMETİK" diye yeni bir şey keşfettiğiniz an okumaya başlayacağız. Şimdilik "matematik" ile idare ediyoruz.

xenix


SİZ NEDEN BAHSEDİYORSUN

Misafir -- 02.07.2009 - 22:08

SİZ NEDEN BAHSEDİYORSUN YAA QUANTUM FİZİĞİ DAHA EMEKLEME AŞAMASINDA ATOMALTI PARÇACIKLARIN KEŞFİYLE ORTAYA ÇIKMIŞTIR VEDE BİLİNEN FİZİK KANUNLARININ ÇOĞUYLA ÇELİŞİR BİZE ELEKTRONLARIN BİLİNÇLİ HAREKET ETTİĞİNİ YAPILAN DENEYLERLE İSPAT ETMİŞTİR DAHA YAZILACAK ÇOK ŞEY VARDA NEYSE BİR TANESİ YETERLİDİR BİLİNÇ OLAYI

Kuantum fiziği bize der ki: "bazı şeyleri tanrı bile bilemez". Einstein'ı bu yüzden rahatsız etmiştir. Tanrı'nın zar atmaması lazım demiştir

KUANTUM FİZİĞİ ÖYLEMİ DİYOR:) PEKİ YUKARIDA TANRIYA BİR TANIM GETİREMEMEKTEN BAHSEDİYORSUNUZ TANRIYI REDDEDİYORSUUZ SONRA KUANTUM FİZİĞİ TANRININ HERŞEYİ BİLEMEDİĞİNDEN BAHSEDİYORSUNUZ ÇOK BÜYÜK BİR ÇELİŞKİ :) EİNSTEİN O LAFININ GERÇEĞİ (TANRI ZAR ATMAZ)OLACAK BUNUDA EVRENİN İNANILMAZ BİR DENGE VE BİLİNÇLE İŞLEDİĞİ İÇİN SİZİN GİBİ İNSANLARIN TESADÜF DEDİĞİ İÇİN SÖLEMİŞTİR BURADA TERECİYE TERE SATMAYIN

Tek sorunun cevabıda şu, "hızlarından alıyorlar". Elektronlar ışık hızına yakın hızlarla ilerler. Bu da onların kinetik enerjisini çok fazla arttırır.

BU SORUYA VERDİĞİNİZ CEVAPLA BİLGİNİZİN NE DERECEDE YETERSİZ OLDUĞUNU GÖRÜYORUM ELEKTRONLARA HAREKET ENERJİSİNİ VEREN NÖTRİNOLARDIR VE ELEKTRONLARIN NOTRÜNOLARLA İLŞKİSİ YAPILAN DENEYLERLE ORTAYA ÇIKMIŞTIR SES OLARAK KAYDA GEÇMİŞTİR DAHA NÖTRÜNOLARIN NEREDEN GELDİĞİ BİLİNEMEMEKTEDİR SİZİN SALLAMASYON KİNETİK ENERJİ :) ÇOK KOMİKTİR ZATEN EYLEMSİZLİK PRENSİBİYLE ÇELİŞİR ADAMI GÜLDÜRMEYİN
YUKARIDA UZUN UZUN YAZDIĞINIZ SAÇMALIKLARIN HEPSİNİ TEK TEK ÇÜRÜTÜRÜM YALNIZ ZAMANIM YOK
SADECE ŞUNU SÖYLEYEYİM ( BİLMİYORSANIZ YOK DEĞİLDİR DAHA KEŞFEDEMEMİŞSİNİZDİR)


Sen sandığımdan

xenix -- 02.07.2009 - 23:20

Daha komik çıktın. :))

1- Cümlelere çoğul özne ile başlayıp, tekil yüklem ile bitirilmez. (Örnek vermeden anlayamayacaksın. "Siz neden bahsediyorsunuz" veya "Sen neden bahsediyorsun" olmalı.)

2- Fizik kanunlarıyla çelişmez, sadece determinist (yani tesadüfün olmadığı) anlayışla çelişir. Yani kuantum fiziği içinde olasılık uzayları barındırır.

3- Elektronlar bilinçli falan hareket etmez, deneyle ispat falan da edilmemiştir. Nerenden uyduruyorsun bilmiyorum ki bunları.

4- "Tanrının zar atmaz" sözünün sebebi, tanrının bilemeyeceği şeyler oluyor anlamına gelir. Ve bu Einstein i son derece rahatsız etmiştir. Bu yüzden kuantum teorisini benimsememiştir. Çünkü kuantum teorisinde "belirlenemezlik ilkesi" vardır. (Tereciyseniz (ya da mesleğiniz her neyse) bırakın bilmediğiniz fizik konularını, işinizi yapın)

5- Elektronların kinetik enerjisinden başka enerjileri yoktur (durgun hallerinde potansiyel enerjileri 0 kabul edilir) Hareketlerinin sebebi de nötrinolar falan da değildir. (Nötrino, Nötrüno, hepsini yazmışsınız hangisi tutarsa.. :) )

6- Ses atomların titreşmesinden ortaya çıkar. Hatta atomların değil çok daha büyük madde parçacıklarının titreşmesinden ortaya çıkar. Bir nötrino ile elektron arasında ki ilişki asla ses veremez. Burada en çok ses getiren şey sizin, fiziğin f sinden bile anlamamanız olabilir.

7- Nötrinoların nereden geldiği bilinmektedir. Genellikle Yıldızlarda, Radyoaktif parçalanmada ve nükleer tepkimelerde ortaya çıkarlar.

8 - Eylemsizlik prensibinin ne olduğunu bilmediğinize, hadi bu yazıyı okuduktan sonra araştırıp öğrendiğinizi, anladığınızı (zor ama.. ilköğretimde öğretiliyor gerçi) varsayarsak kinetik enerji ile nasıl çeliştiğini anlatamayacağınıza bire on bahse girerim. :)

xenix: Ha birde, büyük yazınca yazınızda bir şey anlata bildiğinizi de düşünmeyin. Sadece böğrünen birini görüyorum ben karşımda.


Misafir

oik0s -- 03.07.2009 - 08:08

Bilimin karşıtı olan tanrı düşüncesinin bilimi arkasına almaya kalkması oldukça şaşırtıcı...

Öne sürdüğün argümanlar hala tanrının varlığını kanıtlamaz, üstelik bilim dünyası quantumdan tanrıya varma iddialarını şiddetle reddeder. Kılıf uydurma çabalarınızı takdirle karşılasam bile Zeus'un da bir zamanlar herşeye kadir olduğunu unutmamanı rica edeceğim. (Hani nereden çıkarttıysan 50 senede bir bilim değişir demişsin ya! Ya yarın quantumun asparagas olduğu ortaya çıkarsa ?)

Ayrıca bilimle çelişmeyen dediğin kuran bilimle çelişir. Fakat konumuz bu değil...

Diğer yandan ateistler tanrıyla kavgalı değildir. Tanrının olup olmaması onlar için bir sorun teşkil etmediğinden din ve dogma'nın kendi yıkıcı potansiyeli üzerine düşünürler. Zira tarih boyunca din ve dogma aydınlanmanın karşısında yer almıştır. Socrates'i baldıran zehiri içmeye yönelten vahşi düşünceye karşıdır ateistler... Neden derler, neden bu vahşet???

Yazılarında bu öfkeyi ve riyayı sezmek mümkün: Eğer sen cennete gitmek istiyorsan, Git... Seni kim engelliyor?


Din dogma

emine -- 06.07.2009 - 09:53

Din dogma değildir.Açıklamayı illaki aklımla alacam diye tutturmak dogmadır.Akıl lüzumludur lakin o denizde damladır.

"Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır."


Şu yazdığın bile,

oik0s -- 06.07.2009 - 10:09

Şu yazdığın bile, dogmanın sesini nasıl benimseyip işittiğinin delili değil mi?
Akıl demişsin... Siz akıllılar cennete gidiniz sizi tutan yok... Ha! dogmanızı yanınızda paketlemeyi unutmayın belki lazım olur.

oik0s: Din dogmadır. Dogma, öne sürülen görüşün, değiştirilemez hakikat oldğunu kabul etmek değil mi? Ya kavramı öğren ya da başka yerde polemik yap...


Bu saygısızlığın sebebi

emine -- 06.07.2009 - 10:18

Bu saygısızlığın sebebi nedir?


Konunun başlığına tam

yunus -- 06.07.2009 - 11:04

Konunun başlığına tam uyuyor mu bilmem ama...

Belki varolmayan bir tanrıya inanıyoruz ve inanarak onu yaratıyoruz, der Kazancakis.
Tagore'un da çok sevdiğim bir öyküsü vardır bu konuda.
Yıllardır, dere, tepe, köy , kent demeden, yalnızlıklarda ve de kalabalıklarda tanrıyı aradım. Hiç durmadan ve yorulmadan hep onu aradım...Bir gün bir ormana düştü yolum. İçlerine doğru ilerledim , birden bir kulübe gördüm. Küçük bir kulübeydi , biraz bakımsız ama şirin bir kulübe ve üzerinde tanrının evi yazıyordu. Heyecanla kapıya yöneldim. Tam çalmak üzereydim ki, durdum; ve vazgeçtim. Geri döndüm. Ormandan çıktım.
Tanrı'yı aramaya devam edeceğim ömrüm oldukça.


bir şeyin varlığını

didi_babu -- 06.07.2009 - 11:33

bir şeyin varlığını inkar etmek onun yok olduğu anlamına gelmez,daha keşfedememiştir....


Allah bizleri bu aleme

emine -- 06.07.2009 - 11:54

Allah bizleri bu aleme sadece yiyip içip,zevku sefa edelim diye yaratmadı.Vermiş olduğu nimetlerden bir kapı bularak ona yönelelim ve onu bulalım diye yaratmıştır.


dogma

açparantez -- 06.07.2009 - 11:56

Keşke eminenin dediği gibi dinler dogma olmasaydı ve her yaşanılan çağa göre kuralları ve içeriği değiştirilseydi. Ne güzel olurdu...

)kapa parantez


Evet yunus

xenix -- 06.07.2009 - 16:30

Hepimiz bir şeyleri arıyoruz. En çok aranan da tanrı sanırım. Bilimin bile ortaya çıkış sebeplerinden birisidir tanrıyı aramak. Ve felsefenin. Bulunduğu anda tanrılığını kaybedeceği de bir gerçektir.

O zaman aslında kimse bulunmasına göz yummuyor. İzin vermiyor. Tartışmalar sürüp gidiyor. Tek fark birileri aramaya devam ediyor, birileri aramanın faydasız olduğuna inanıyor artık.

Hiç bulunamayacak bir şeyi aramak bir yolsa, aramayı bırakmakta başka bir yoldur.

xenix


"Birisi "Guzel bir elbise"

aron -- 04.09.2009 - 21:04

"Birisi "Guzel bir elbise" diye bir yorum yaptiginda, biz ona "Elbise nedir?" diye sorarsak, kendisinden "Guzel bir dizayni var" ya da "Rahat" gibi bir cevap duymak istemeyiz. Elbisenin ne oldugunu soruyoruz cunku. Temel ozelliklerini, elbiseyi elbise yapan seyi soruyoruz. Bu kisi bize elbise 'kirmizi'dir dese, 'yazlik bir elbise' dese ya da elbise hakkinda herhangi baska birsey soylese, bunlarin hicbiri hala "Elbise nedir?" sorusunun cevabi degildir. Elbise nedir sorusunun cevabi, elbisenin sozlukte veya ansiklopedide gecen ayrintili tanimidir.

"

Birisi; "güzel bir elbise" diye yorum yaptığında siz! o'na "elbise nedir" diye sorarsanız, "güzel bir dizaynı var" veya "rahat" gibi bir cevap duymak istemezmiş " ateist" olan kişi öyle yazmış ve kabul etmiş.
NEDEN! sebebi belli "ATEİST'İN İSTER POZİTİFİ, İSTER NEGATİFİ" evvela kendir pişir,kendin ye mantığından hareketle sorulacak olan soru'nun önünü keser,sonra kendi sakat mantığından hareketle, kendi önyargılı absürd görüşünü ortaya koyar, şimdi buradan hareketle "ELBİSE'NİN NE OLDUĞU, TEMEL ÖZELLİKLERİ" rengini,dizaynı'nı,rahatlığını'da kapsar, bu itibarla "elbise nedir" dendiğinde; ELBİSE'Yİ, ELBİSE YAPAN TEMEL ÖZELLİKLER OLARAK,EVVELA, KİM YAPTI? "NEDEN", RENGİ NEDİR, "NEDEN",RAHATMI,"NEDEN" gibi bir bütün anlaşılır...
Ve;Elbise Alm. Kleidung (f), Fr. Habiller, İng. Dress. Çamaşırın üstüne giyilecek her türlü eşya. Arapça libasın çoğuludur.
Anlaşılmıştır umarım...

"Teist: Tanrıya inanıyorum.

Ateist: Tanrı nedir?

Teist: Bilmiyorum.

Ateist: Fakat inandığın şey ne o zaman?

Teist: Onu da bilmiyorum.

Ateist: Öyleyse inancını inançsızlıktan ayran faktör ne?"


Yine kendin pişir kendin ye mantığı...
Kendin'ce sormuş, absürd mantığı ile cevaplamış...
Şimdi; ateist sormuş, teist cevaplamış, ama ateist, kendi istediği cevapları yazarak, kendine haklılık payı çıkarmış buradan hareketle bende bir inanan (teist) olarak,ateist'e soruyorum,
İRADE NEDİR...
İNSAN VE MADDE NEDİR...
EVREN'DE TESADÜF VARMIDIR...
Şimdilik...
Ve; "Hiç bir şey kendi kendisinin nedeni olamaz. Çünkü, nedenin kendisi, oluşandan öncedir." (Farabi)görüşü ne demektir.

Yine şimdilik...
Saygılar.


Siz koyun kendinizi teist yerine

xenix -- 04.09.2009 - 22:32

Ve tanrı nedir? Tanımlayın... Siz tanrı hakkında epey tanım yapabilecek bir kişiye benziyorsunuz bence.

Yüzyıllardır, insanların sorularına da cevap olmuş olur yazacağınız yorum.

xenix


"Ve tanrı nedir?

aron -- 04.09.2009 - 23:03

"Ve tanrı nedir? Tanımlayın... Siz tanrı hakkında epey tanım yapabilecek bir kişiye benziyorsunuz bence.

Yüzyıllardır, insanların sorularına da cevap olmuş olur yazacağınız yorum.

xenix
"


19. yüzyıl pozitivist ateist absürd mantığı? neymiş efendim tanımlayınmış, yüzyıllardır tanımlanamamış "TANRI" inancı ve tanımını...
Bir kere, ateist'in yazdığı ve ileri sürdüğü yorumun,safsata bile olmayacak lafazanlığına yazılmış bir yazıdan hareketle, her zamanki absürd ben ne dersem o olur kolaycılığı ve sanki bilimsellik ve felsefe materyalist kafanın ürünü bir uğraş ve bilmişliği ile cevap ver bakalım lâkayd düşüncesi...
Geç...
Evvela yazdıklarıma cevap bekliyorum...
Sonrası kolay...


:) Rahatsızlığınızın sebebi

xenix -- 04.09.2009 - 23:14

:) Rahatsızlığınızın sebebini çözemedim. Ateist, teist konuşması hoşunuza gitmemiş, tamam. Bunu anlayabiliyorum. Demişsiniz ki teisti, ateist konuşturmuş o yüzden absürd olmuş. Bende size bir fırsat veriyorum ve teist birisi olduğunuzu düşünerek diyorum ki, teist i siz konuşturun... Ateist kişi kafasından değil, teist kişilerin verdiği cevaplardan bu yazıyı yazmış. Size de sorsak aynı soruyu, o bilinmez, bilinemez, tanımlanamaz, benim aklım ermezden başka birşey çıkmayacak belli ki.

Bu arada sorduğunuz soruların cevapları bu sitede mevcut. Yukarıda ki arama kutusunu kullanarak benim de yazmış olduğum bir sürü yoruma ulaşabilirsiniz.

Hoşgeldiniz. Sonrası kolaysa, okuyun tartışalım.

xenix


Rahat ol.

aron -- 04.09.2009 - 23:51

"Rahatsızlığınızın sebebini çözemedim. Ateist, teist konuşması hoşunuza gitmemiş, tamam. Bunu anlayabiliyorum. Demişsiniz ki teisti, ateist konuşturmuş o yüzden absürd olmuş. Bende size bir fırsat veriyorum ve teist birisi olduğunuzu düşünerek diyorum ki, teist i siz konuşturun... Ateist kişi kafasından değil, teist kişilerin verdiği cevaplardan bu yazıyı yazmış. Size de sorsak aynı soruyu, o bilinmez, bilinemez, tanımlanamaz, benim aklım ermezden başka birşey çıkmayacak belli ki.
Bu arada sorduğunuz soruların cevapları bu sitede mevcut. Yukarıda ki arama kutusunu kullanarak benim de yazmış olduğum bir sürü yoruma ulaşabilirsiniz.
Hoşgeldiniz. Sonrası kolaysa, okuyun tartışalım. "






Hoşbulduk.

Rahatsızlık yok, bu böyle biline...
Yazdığınız cevap, yazdıklarımı haklı çıkarıyor... (kolaycılık,çok bilmiş tavrı)
Demişim'ki; (yazmışım) teist'i ateist konuşturmuş, (aksi'ni yaz)...
Sizin verdiğiniz fırsatı? (çok bilmiş olarak yazmışsınız, zaten) “ Bu arada sorduğunuz soruların cevapları bu sitede mevcut. Yukarıda ki arama kutusunu kullanarak benim de yazmış olduğum bir sürü yoruma ulaşabilirsiniz” kullanacağımdan emin olabilirsiniz ve âlicenaplığınıza teşekkür ederim...
Ve; teist'i; ateist yerine konuşturup üzerine ucuz yorum yapmam... (kolaycılık)
Bilgim ve kapasitem ölçüsünde hasbelkader bir şeyler yazarım acizane...
Kabul buyurursanız, nezdinizde, ne dersiniz.


Rica ederim

xenix -- 05.09.2009 - 09:13

Tabii ki yorumlarınızı bekliyorum. Kimse kimseden daha üstün, daha bilgili veya daha zeki olmaya çalışmıyor, biz bize bir şeyler yazıyoruz işte. Katılmanız sevindirici.

xenix


Kategori hep ayni

Misafir -- 05.09.2009 - 11:11


Kategori:Putperest
Alt Kategori:Ateist
Yozlastirdigi kitap:Evren,Doga,yasam veya baska tanimiyla El -Kitap
Kavramsal Tapinak:Enerji,Eter,Evren,Bilim,Matematik
Nesnel Tapinak:Madde,düz mantik,labarutuvar verileri,bilimsel yayinlar
Öznel Tapinak:bilim adamlari,felsefeciler,kuramcilar vb.
Sözlü Tapinma/zikir cekme:laf atma,satasma,asagilama,kendini yeterli görme
Fikir: Bunlara tapinmakla,tapinma dinlerine karsi bir hareket(ama aslinda hic bir seye tapinmama ilüzyonu yaratip kendini kandirma..

asil ana kategori her defasinda putperestliktir..

"ha seyhin mendili ha tarkanin gömlegi
insan bir kere sallamaya görsün
yok haluk leventin konseriymis
ya da aczimendilerin zikri
fark ediyor mu sanki..(alinti)

slm.


katalanya

aron -- 05.09.2009 - 14:13

Her şeyi katagorize edenler kendilerini nereye "KATAGORİZE" eder
onu merak ederim ve yukardaki "katagorik" yazının neresini tutarsan liğme,liğme katagorize olduğu görülüyor cevap yazmaya bile değmez.


damarina mi bastim?

Misafir -- 05.09.2009 - 15:15

sayin aron,
aciklamaniz "damari"niza basilmis gibi geldi bana..
"cevap yazmaya degmez" damgasini vurdugunuza göre benim size sormam gerekir,
siz hangi katagoriye dahilsiniz?
beni soruyorsaniz merakinizi gidermek icin yorumlarimi okumaniz yeterli..
ama
ben yinede bir ip ucu vereyim;

bir Tommy Hilfiger var orjinal..
birde Mahmutpasa´da satilan Tommy Hilfiger(!?)var..

bir Islam var orijinal..
bir de tekkede,zaviyede,sokakta,piyasada satilan cakma Islam var..

bütün "yollar" ahirete cikiyor..
bu yollardan bir tanesinden gelenler "cennet" ile müjdeleniyor..
cennet ile müjdelenen yol "sebilillah"..

Islam : baglilk
Din : Ilke
Müslüman : baglanan

Allah katinda belirlenmis "ilke" baglilktir..
bu baglilik ancak vahy tarafindan belirlemis bir yol ise bu baglilk gecerlidir..

("sebilillah" anlamini ögrenmek isterseniz bir TIK(google)yaninizda..)

"..Iste ahiret yurdu!
-biz onu,
-yeryüzünde üstünlük taslamayanlarla
-bozgunluk pesinde kosmayanlara veririz..
-sonuc,
-TAKVA sahiplerinindir..(kasas/83)

slm.


Keşke.

aron -- 06.09.2009 - 00:15

Sayın (doğrulanmayan) misafir,

Damarıma basılması eğer bizi "TAKVA" üzere "katagorize" edilmeden doğru'ya götürecekse Amenna ve Saddakna
fakat olay sizin öbür yazınızdaki "SUİ ZANNIN'IZ" gibi bu yazınızda'da daha baştan çıkma İslam ve
sokakta,tekkede,zaviye'de öğrenilmiş bilgilerle karşındakini "KATAGORİZE" edip, yaftayı yapıştırıp kendizide "ORJİNAL
İSLAM" vede TAKVA sahibi Sebilİllah bir Mümin yapmak nedir...

Ve;gerçekten değmez ulufe dağıtır gibi fikirleri bile "KATAGORİZE" edip ahkam kesenlere cevap yazmak,dolayısı
ile,benim sorup eleştirdiğim "KATAGORİZE" edip fırkalara ayırarak eleştirme kolaylığını birde beni;
"katagorize" ye dahil etmeye çalışmak yanlış bu itibarla,

Kasas- 83- İşte ahiret yurdu; Biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere -
(armağan) kılarız. (Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir.
Amenna ve Saddakna...

Şimdi; yazdıklarımda eğer kırıcı veya kendini üstün görme gibi bir durum varsa (istemeyerek) özür dilerim,
amacım kendini üstün görüp "AHKAM" kesenlere'dir bilgim nisbetince,dolayısı ile İslam bellidir ve İslam'ı
da; "orjinal İslam,çıkma İslam" diye "katagorize" edip,tekke,zaviye,sokak,piyasa lafazanlığı yapmak mümin ve
Takva sahibi Müslüman'a uymaz...

Bismillahirrahmanirrahim

Kasas- 70- O, Allah'tır, Kendisi'nden başka İlah yoktur.İlkte de, sonda da hamd O'nundur. Hüküm O'nundur-
ve O'na döndürüleceksiniz.



Selam.


"cakma islam"ateiz´min malzemesi

ebubekir -- 06.09.2009 - 18:44

sayin aron,

Kalbine ve beynine vahyin isimlerini kazimayan kendi heva ve hevesine uymanin
kolayligini yasar..
Son mesaj(Qur´an)insana taraf-larin isim-lerini vermistir..
mümin
münafik
hizbullah
hizbusseytan
mustazaf
müstekbir vb.
bir de genel adlandirma vardir..
o da müslim-müsrik..
Qur´an bize yani Vahyi kendine temel aldigi´ni iddia edenlere "müslüman" ismini verdigini beyan etmektedir..(hac/78)

Burada Vahyi kendine temel alanin yapacagi sey bu isimleri kendinde anlam-landirmaktir..
onlarin yerine kendince isim ikamesi Vahyi kendinde mezc etmemislerin yasadiklari bir CELISKIdir..

Vahyin
bildirdikleri
sectikleri
isimler
adlar
birer heva ve heves sonucu degildir..

Son mesaj(Qur´an)okuyani,inanani,kendine kulak vereni,gönül baglayani
DÜSÜNmeye AKLETmeye cagirir..

Vahyin disinda kalindiginda ISMlendirmenin,ANLAMdirmanin göreceligi mutlaktir..
cünkü o ISIMlendirmeler,ANLAMdirmalar SANilara,HEVA ve HEVESlere göre sekil alacaktir..
nihayetinde burada ölcü insan tekidir..
Var edeni kendilestir-diginde kendi EKSIKliklerini de var eden de görür
ve var eden-in EKSIKleiklerini kendi USusunca tamamlar ve Tamamlama eyleminde bulunur..
Tamaladigini sanir..
Bu sani-yi Qur´an araf/71´ayetinde söyle
zikrediyor;
".."haklarinda Allah´in hic bir DELIL indirmedigi,sadece sizin ve ATAlarinizin kuru isimler hususunda benimle tartisiyormusunuz?..

Vahyi kendine temel alan ise Vahyin dogrultusunda duyu ve duyumsayisini temellendirir..
bu temel üzerine tavrini belirler..Vahyi iletinin(elciler)bildirdigi temel isimlere,
kavramlara yeni anlamlar yükler..
Kavramlarin,isimlerin EKSIKligi gibi bir inanc asla gönlüne düsmez..
Gönlüne düsse bile onun IBLISin(lanetullah) bir vesvesesi oldugunu bilir ve ona göre tedbirini alir..
Vahyi ölcü alan kisi,
kendinde EKSIK olani tamamlama ameliyesinde "vahyin bildirdigi isim ve kavramlar da eksiklik görme" gibi bir halet-i ruhiyeye düsmeyecektir..
Orijinal islam(vahiy) ile cakma piyasa islami(tekke/zaviye) arasindaki fark bu..

sunuda untmamak gerekir ki,
ateist-ler,cakma islam takipcilerinin ürettigi defolu kültürden(cakma islam)beslenmektedir..
slm.


Qur´an.

aron -- 07.09.2009 - 00:49


Sayın Ebubekir,

"VAHY"...
Başım gözüm üstüne...
Ama; merak ettiğim olay şu, Muhkem,Müteşabihat,hakkında'ki düşünceniz nedir...
Şizin KUR'AN'İ "VAHY"i yorumlama,anlamlandırmanız şahsi'mi yoksa
bir alimden faydalanıyormusunuz...
Ve; KUR'AN'mı yoksa " Qur´an" mı...
Merak ettim,yazar bilgilendirirseniz teşekkür ederim...
Ne dersiniz.

Selam.


ögüt alan yok mu?

ebubekir -- 07.09.2009 - 09:26

sayin aron,

Qur´an mi yoksa Kur´an mi ?
inanin bu konuda ülkemin insani-nin kafasi karisik..
yazdigim degisik forumlar da da buna benzer tepkiler geliyor..
teferruatlarla ugrasirken öze(vahiy)inmeyi IskalamIs bir millet olmusuz vesselam..

Ben Qur´an yazdigimda siz ve herkes Allah´in kitabi Kur´an´i kastettigimi anliyor aslinda..
kastedilen ayni sey ama gözü kör olasi teferruat hastaligi iste..
malumunuz arabca-da kalin ve ince harfler vardir..
Vahiy´de "Qur´an" kalin (K)ile yazildigindan dolayi bende kalin (K)harfini en dogru
(Q) harfinin karsiladigina kanaat getirdigim icin Kur´an cümlesini alisilmisin disinda
(Q) harfiyle yazmayi tercih ediyorum o kadar yani özel bir sey yok..

Muhkem ayet-ler:
"hüküm iceren"demektir..
icerisinde insanlari kargasadan ve zulümden engelleyen ILKE-lerin bulundugu ayet-ler demektir..bu ayet-ler aciktir,nettir ve tek bir anlam ifade ederler..bu ayet-lerden ikinci,ve ücüncü...baska bir anlam cikarilamaz..

Mütesabih ayet-ler:
birden cok,
birbirine benzer,
birbirinden gözel
her biri acik acik anlasilan ayet-ler demektir..
bu ayet-ler mecaz,kinaye ve diger edebi sanatlarin da kullanildigi ancak yapilan benzetme
ve örneklemelerden dolayi kültür seviyesi en alt seviyede olanlarin bile anlayacagi ayet-lerdir..

Muhkem ve Mütesabih iddia edildigi gibi birbirinin karsit anlamlisi degildir..

bir tevil örnegi:

Bakara/222.ayet-te"..de ki O ezadir..." buyrulur..
hayiz-li ani-n ve hayiz-li esle cima-nin "eza" oldugu bildirlir..
(bu ayetin hükmünün erkekler lehine nasil delindigi bahsi diger!)
nedir bu "eza"?
kanser yapar..
(vs.)

uzman bir tabip burda devreye girer "eza"nin anlaminin önceliklisini tespit eder
ve bildirir..
böylece bir cok anlami olan "eza" sözcügünün dölayisiyle de mütesabih bir ayetin
tevilini yapar..

devre disi birakmayan fakih ve dev imam Hanife ekolü/mektebi olusuyor..
söylemek istedigim elbette her seyin bir evveli var..

bana gelince,
tabir caizse abur cubur ama elestirel okuyorum..
Qur´an basucu ve el kitabimdir gelenegin bize yutturmaya calistigi gibi abdest merasimlerine
ihtiyac olmadigini düsünürüm..nitekim abdest ayeti bir tanedir o da maide/6.ayeti-dir ve yalnizca "namaza duracaginiz zaman.."diyerek abdestin yalnizca namaz icin devreye
girecegini belirtir..
Vahiy disinda hic bir kimseye bagliligim yoktur..
Qur´an ile saglamasi yapilamayan hic bir seyi kalbime/gönlüme indirmem..
bilgi-nin evrensel olduguna ve kim sahip cikarsa onun mali olduguna inanirim..
az da olsa bilgi-lerinden faydalandigim bilgi yüklü insanlar var..
bilgin de olsalar insan/beser olduklarini ancak Vahyin koruma (ilahi garanti(hicr/9)
altinda oldugunu unutmamak gerektigini söylemek isterim..

Qur´an:
Bizleri dogruya ulastiran bir rehber (huda)
dogruyu yanlistan ayiran bir ölcü(furkan)
ihtilaf icinde bocalayanlara bir delil (ilim)
düsünenlere bir bilgelik kaynagi (hikmet)
müslümanlar icin kiyamete dek yasayan bir önder (imam)
tüm insanlara bir ögüt ve hatirlatma (zikr)
her seyi detayli olarak aciklayan bir yasa (mufassal)


"bugün dininizi (ilke) kemale erdirdim,üzerinizdeki nimetimi tamamladim ve sizin icin
din (ilke) olarak ISLAM-i sectim.."(maide/3)

Qur´an´mesaj icin kolaylastirildi
yok mu ögüt alan..?

slm.















Anlaşıldı.

aron -- 07.09.2009 - 13:41


Sayın Ebubekir,

Benim açımdan olay kapanmıştır...

Size İki Dünyada'da afiyet ve sıhhat dilerim...


aron size de arkadasim..

ebubekir -- 07.09.2009 - 16:33


keske kapattiginiz olayi (hangi olay-sa?) bir citlatsaydiniz..
olsun
caniniz sag olsun
benim icin dilediklerinizin bir fazlasini bende Rabbim´den sizin icin niyaz ederim..
slm.


2008-2009

gamaro -- 20.10.2009 - 19:09

Golem'in ocak 2008'de, çok özenli ve seçkin bir anlatımla açtığı forumun zaman içerisinde nasıl bulanık bir dereye dönüştüğünü görmek üzüntü verici..Onkoloji kongresine konuşmacı olarak katılan kuaförler derneği başkanının, kemoterapi yöntemleriyle ilgili olarak sarfettiği sözler salonu karıştırdı..Biraz böyle olmuş gibi sanki..Bulun bakalım bu cümlenin neresinde kaç tane "yanlış" var..


Dil ve vucud.

aron -- 27.10.2009 - 15:56

Halkın artık eksiğini gördüğümüz yoktur bizim

Kimseye tan etmeğe hiç dilimiz yoktur bizim

La-mekandan gelmişiz biz ilimiz yoktur bizim

Bu fena gülzara asla meylimiz yoktur bizim

Her seher bülbül gibi nalan olan anlar bizi

Niyazi Mısrı


görmek sonsuzun içinde hiçbirşey görmediğini görmektir.

-- 21.12.2009 - 10:05

ben tanrının kendisiyle çelişmeyeceğini düşünüyorum çünkü .
mesela tanrı başka bir tanrı yaratabilir mi derken
tanrıyı bizim mantığımızın içine sokarız
bizim mantığımız zaman içinde neden-sonuç mekanizmasıyla çalışır.
zamanı kaldırınca mantığımızda yerlebir olmuş olur.
tanrı zaten tanımı gereği zamanın içinde olamaz çünkü
tanrıdan önce bir zaman gerekir hep.(örn:tanrı bunu yapmadan önce napodu gibi sorular gerekir sonsuza kadar.tanrı sonsuz zamandan beri varsa,zamanda sonsuzdan beri var ama tanrı herşeyden önce vardı ilkesiyle çelişir .)
demek istediğim birşey zamanın dışındaysa mantığında dışındadır(yani biz mantığımızı zamanın dışında olan birşeye uygulayamayız
tanrıda zamanın dışındadır
o halde mantığı tanrıya uygulayamayız(tanrıyı zamanın içine sokamayız).çünkü saçma sorular çıkar örn:
tanrının nedeni ne?
tanrı başka bir tanrı yarata bilir mi?



hepsi doğru.saçma sorular

kirpi -- 23.12.2009 - 12:22

hepsi doğru.saçma sorular da doğru.

Ama mesele de bu değil mi zaten?

anlayamayacağımız bir şey bu tanrı, mantığa sığmıyor, zamana sığmıyor, kavranamıyor.

şu sorunun cevabı nasıl verilecek öyleyse?

anlaşılamayan ve kavranamayacak olan, zaman ve mantık ötesi bir şeyin varlığına neden ve nasıl inanmamız gerekir? Ya da neden bu sonuca ulaşmakla mükellef tutuluruz?

pentium II taşıyan bir bilgisayarım var, playstation çalıştırmıyor.Çalıştırması mı gerekirdi?


Anlam

aron -- 26.12.2009 - 19:17

"AKIL" anlaşılırmı?
"İRADE" anlaşılırmı?
"BİLİNÇ" anlaşılırmı?

Yukarda yazılanları,kişi isterse tek "BİLİNÇ" olarakta anlayıp öyle karar versin...

Evren ve var olan bütün canlılık "ANLAŞILIRMI"...

Sonuçta;olayı " pentium II taşıyan bir bilgisayarım var, playstation çalıştırmıyor.Çalıştırması mı gerekirdi?" buraya getirdinmi zaten bir şey anlamıyor,veya anlaman o kadar denilebilir.



Anla.


AN-la

Bilgisev -- 27.12.2009 - 11:08

aron diyor ki:
"AKIL" anlaşılırmı?, "İRADE"anlaşılırmı?, "BİLİNÇ" anlaşılırmı?

Evet, anlaşılır ama bir şartla, o da AN'da bulunmakla.

Anlaşmak aslında AN-laşmak, yani an içinde birlikte bulunmaktır. An içinde bulunmak ise katılım gerektirir. Eğer an içinde katılmayı, bütünleşmeyi başarırsak hem AN-layabiliriz hem de AN-laşabiliriz.

AN-layana sivri sinek saz, AN-lamayana .......


Kelime oyunları ve hitabet

Misafir -- 27.12.2009 - 12:14

Kelime oyunları ve hitabet gücüyle bir tartışma kazanılmış görünebilir.Ama yaşanan gerçeklik yine de bambaşka olabilir ve sizin galibiyetinizi ilan ettiğiniz karşılaşmalar gerçekte olanın şeyin umrunda dahi değildir.

Karşılaştım diyebilmek için en az iki kişi gereklidir.An-laşmak da anı bir kenara bırakırsak yine iki taraf arasında olur.

Bendeki pentium II. Bir cd koyuyorum ve okumuyor.Cd mutlaka ki boş olmak zorunda değildir ve ben de zaten çalışmayan her diskin boş bir cd olacağını iddae etmiyorum.

Ama içerisinde playsitation mı yoksa hiçbirşey mi olduğunu bilmekle yükümlü tutulmam adalet olmaz.


Gerçek

aron -- 27.12.2009 - 21:13

"Öyle sanırdım ayriyem,dost gayridir ben gayriyem
Benden görüp işideni bildim ki ol canan imiş "
Niyazi Mısrı


Burada;kişi şöyle düşündümü;(Karşılaştım diyebilmek için en az iki kişi gereklidir.) olayı; "Bendeki pentium II. Bir cd koyuyorum ve okumuyor.Yahu, kardeşim,sen olayı bilgisayar düzeyine indirdinmi,nerede "BİLİNÇ" nerede,"ANLAMAK" olay bitmiştir...

Ve;" Derman arardım derdime derdim bana derman imiş
Burhan sorardım aslıma aslım bana burhan imiş "
Niyazi Mısrı


Bu yazılanı biraz düşümek gerekir.




Niyazi'yi anlamak

Bilgisev -- 28.12.2009 - 07:09


Niyazi Mısri örneğini veren aron ne yazık ki o şiirde verilen mesajı AN-lamamış.

Öyle sanırdım ayriyem,dost gayridir ben gayriyem
Benden görüp işideni bildim ki ol canan imiş.


Burada ne ifade ediyor şair? Dost ile bütünleştim, birleştim diyor. Yani gözlemci olmayıp katılımcı oluyor. Bu da AN içinde bütünleşmek anlamını taşır. "Dost" ve "canan" ile kastedilen kişi değil, tanrıdır.

AN-layana sivrisinek saz AN-lamayana .......


Taraflardan birinin

Misafir -- 28.12.2009 - 11:13

Taraflardan birinin varlığının meçhul olduğu durumlarda anlaşmak ve karşılaşmak..

Çok katı ve soğuk konuşmak istemiyorum.Ama böyle bir durumda anlaşmak ve karşılaşmak süreçlerine konu olan herşey aynı zamanda sadece bir ZAN da olabilir, bu ihtimal dışlanamaz.Kimse bütün çelişkilerinden arınmış ve evrenin sırrına ermiş değildir,herşey bir iddaadır özünde.

Ama işin ironik tarafı da şudur ki...CD'nin boş mu dolu mu olduğu konusunda tereddütleri (ama aynı zamanda hassasiyeti) olanların kulağı, çoğu kez CD'nin ısrarla dolu olduğunu düşünenlerden daha yatkın ve yetkindir müziğe...Ben bunu defalarca tecrübe ettim hayatımda.


Sayın bilgisev bir fizikçi

Misafir -- 28.12.2009 - 16:28

Sayın bilgisev bir fizikçi olarak söyleyebilirmisiniz lütfen,

şu evrenin hiçbir yerinde ve hiçbir anında aslında ne bir anlam ne de bir an-laşma bulunmama ihtimali yok mudur??


Şinasi

aron -- 29.12.2009 - 04:12

Niyazi Mısri'dan verilen örneği bana açıklayan bilgisev (anlamadığımı)hükmedip,kendince sanki bir sırrı ifşa eder gibi "AN'IN" tasavvufi boyutunu açıklıyor'ki pekte olmamış.
Peki,bilgisev benim anlamadığıma nasıl karar verdiniz,yani; hangi yazımdan o intibayı çıkardın...
Artık şu kanaate vardımki! her önüne gelen,her konuda allame olmuş fikir beyan ediyor,bu itibarla bundan sonra gayri ciddi yazılara mümkün mertebe yazmayacağım...
Sağlıcakla.


işari

aron -- 29.12.2009 - 05:11

" Taraflardan birinin varlığının meçhul olduğu durumlarda anlaşmak ve karşılaşmak..Çok katı ve soğuk konuşmak istemiyorum.Ama böyle bir durumda anlaşmak ve karşılaşmak süreçlerine konu olan herşey aynı zamanda sadece bir ZAN da olabilir, bu ihtimal dışlanamaz.Kimse bütün çelişkilerinden arınmış ve evrenin sırrına ermiş değildir,herşey bir iddaadır özünde."

Aslında "MANTIK" örgüsü içinde bu yazılanda bir nebze tutarlılık var,var ama neye göre,maddi dünya nın materyalist görüşü bunu kabul eder,doğru,fakat misafirin yazdığı bir kelime varki o'da "ZAN" nerede oluşur,tabii ki zihnimizde,şimdi; misafirin veya "Bilinç" sahibi her kişinin zihninde oluşan bu "ZAN" nasıl oluşur,sebebi nedir,neden'i nedir,kaynağı nedir,nerden gelir vs vs buradan hareketle dışlanmayan ihtimalin " SUİ ZAN" belki "HÜSNÜ ZAN'DIR" buda dışlanamaz ve burada çelişkilerden arınmış "KALB,ZAN,BİLİNÇ" zaten Evrenin sırrına o'da müsade verildiği kadar erer, herşeyin bir iddia olduğu da,zaten bu kanıya kendini kaptırmış olanların "İDDİA" sıdır,"NEDEN" denirse Evren ve bütün mahlukatın oluşması,HİÇ BİR TESADÜFE MEYDAN VERMEYECEK ŞEKİLDE TASARLANMIŞ "Külli İrade" nin tasarrufu neticesidir, bu tasarruf ta "BİLİNÇ" var bu bilinç te "ZAN" dır ama SUİ ZAN, DEĞİL, HÜSNÜ, ZAN, DIR.
Burada "AN" ı yakalayan " ZAN" nı yaşayabilen "CÜZİ İRADE" ye ne mutlu.
Bunu da herkes idrak edemez...
Ancak iddia eder.

Ama işin ironik tarafı da şudur ki...CD'nin boş mu dolu mu olduğu konusunda tereddütleri (ama aynı zamanda hassasiyeti) olanların kulağı, çoğu kez CD'nin ısrarla dolu olduğunu düşünenlerden daha yatkın ve yetkindir müziğe...Ben bunu defalarca tecrübe ettim hayatımda.

CD'nin boşmu,dolumu olduğu tereddütü yaşayan bir kimse,CD'nin dolu olduğunu düşünenlerden daha yatkınmış müziğe,olayın ironi tarafı buymuş,misafirin nezdinde.
Burada olan şey,maddeci zihniyetin örneği,yine madde olan CD'den örneklemeyle açıklıyor,ama o CD'nin içinin doldurulmasının bir "BİLİNÇ" neticesinde "İRADİ" olarak doldurulması ve eğer doldurulmasa, (boş olursa)kulağına gelecek olan ses dalgalarının da olmayacak olmasını ve burada da bir "İRONİ" nin olduğunu bile anlamaya yarayacak "BİLİNÇ" ten yoksun olması değilmidir,yani CD'nin ısrarla dolu olduğunu söyleyen,var sayan "CÜZİ İRADE" nihayetinde var olandan hareketle bir beklenti içinde,ama CD'de ne olduğunu dahi bilmeyenin kulağı değil müziğe yatkın olması,ironiye bile gerek duyulmamasını gerektirir,çünkü kafasındaki "SUİ ZAN" dan hareketle yorum ve kanaat,YUNUS EMRE den şu dörtlüğü hatıra getirir;

Balık kavağa çıkmış
Zift turşusun yemeğe
Leylek koduk doğurmuş
Baka şunun sözünü

Yunus

Bismillahirrahmanirrahim
Onlar (yani kalpleri Allaha karşı haşyet içinde olanlar) öyle kimselerdir ki, Rablerine kavuşacaklarını ve ona döneceklerini yakinen bilirler. (S. Bakara, 46)


İyi ve mutlu yaşamlar.


Anlam üzerine

Bilgisev -- 29.12.2009 - 05:43

Misafir soruyor: "şu evrenin hiçbir yerinde ve hiçbir anında aslında ne bir anlam ne de bir an-laşma bulunmama ihtimali yok mudur??"

Anlam yaratan insan veya eşdeğer olarak yaratıcı olduğu görüşündeyim. Veya "hem insan hem yaratan" da denebilir. Çünkü AN'da birliktedirler. Buna yaratma değil de "keşf" de diyebiliriz. "anlam" birleşmenin ve bütünleşmenin sonucunda AN'da farkına varıldığında ortaya çıkar. Evrende anlam varmıdır? Bence vardır. Çünkü evren bizden tümüyle ayrı değil. Evrene biz gözlemlerimizle ve kuramlarımızla anlam katıyoruz ama evren de bizim var olmamızı sağlıyor. Şu halde etkileşim karşılıklı.

Kuantum Kuramı "gözleyen ve gözlenen birbirlerini etkiler" görüşünü savunur. Çünkü bu kurama göre ancak gözlem yapıldığında var olanlar hakkında birşey söylemek mümkündür. Gözleme dayanmayan anlamlandırma düşünce ürünü zan veya hayal olur, genellikle. Tefekkür denen felsefi düşünce şekli dahi çevreyi, insanları ve dünyayı izledikten sonra anlam kazandırabilir. Felsefe yapabilmek için yaşanılan dönemin biliminden haberdar olmak gerekir. Yani evren nasıl işliyor? kuvvetler nasıl birbirlerini dengeliyorlar? gibi sorulara yanıt vermek için pozitif bilimin son gelişmelerini bilmek gerekir.

Gelelim aron arkadaşımızın dediğine: "Burada;kişi şöyle düşündümü;(Karşılaştım diyebilmek için en az iki kişi gereklidir.)"

Benim AN-ladığım sanki o şiirde iki kişi yokmuş gibi yorumladığı. O bakımdan Niyazi bir kişi Dost (Tanrı) ikinci kişi oluyor. Yani An-lamak için daima iki varlık gerekli. Bunlardan biri İNSAN diğeri EVREN veya YARATAN olabilir.



Anlama

aron -- 29.12.2009 - 06:21

Gelelim aron arkadaşımızın dediğine: "Burada;kişi şöyle düşündümü;(Karşılaştım diyebilmek için en az iki kişi gereklidir.)"

Benim AN-ladığım sanki o şiirde iki kişi yokmuş gibi yorumladığı. O bakımdan Niyazi bir kişi Dost (Tanrı) ikinci kişi oluyor. Yani An-lamak için daima iki varlık gerekli. Bunlardan biri İNSAN diğeri EVREN veya TARATAN olabilir.


Karşılaşma veya karşılaştım diyebilmek için en az iki kişinin olması gereklidir,doğru...
Benim yazımdaki kinaye; CD'ye idi ve yazıyı buraya alıntılıyorum;

Burada;kişi şöyle düşündümü;(Karşılaştım diyebilmek için en az iki kişi gereklidir.) olayı; "Bendeki pentium II. Bir cd koyuyorum ve okumuyor.Yahu, kardeşim,sen olayı bilgisayar düzeyine indirdinmi,nerede "BİLİNÇ" nerede,"ANLAMAK" olay bitmiştir... meramımı belki tam ifade edemedim,olay;" "Bendeki pentium II. Bir cd koyuyorum ve okumuyor" buradaki pentium ve CD,gönderme var.


Yanlış AN-ladıysam

Bilgisev -- 29.12.2009 - 06:48

bağışlayın, sayın aron. AN-lam veremedim sizin CD göndermenize. Zira konu ile ilgisi yokmuş gibi geldi bana.

Niyazi Mısrinin ardından CD tartışması bana "ne bu perhiz ne bu lahana turşusu" tadı verdi..:=))


Yapay zeka

Bilgisev -- 29.12.2009 - 07:07

CD demişken konuyu bilgisayar düzeyine indirgediğimizde anlam bulmak mümkün mü? Kendi kitabımın 250'ci sayfasından kısa bölüm aktarıyorum:

Yapay zekâ sahibi bir sistemin insana benzeyebilmesi için, veri tabanında bulunmayan ve sisteme öğretilmemiş olan “ben, kendim” kavramını içkin (öz) mantığının yardımıyla oluşturabilmiş olması gerekir. Bunun için de kendi varlığını diğer varlıklardan ayırma yeteneğine sahip olması gerekir. Yani, Kuantum kuramının terminolojisini kullanacak olursak, bütünsel enerji dalgasını çökertmiş olması gerekir. Acaba bir makine bunu yapabilir mi?

Nesneye yönelik programlama yaklaşımında sisteme belirli birtakım nesnelerin tanımı önceden veri tabanına yerleştirilir. Peki ama, bir bilgisayara “kendilik” nesnesi veri tabanına nasıl yerleştirilecektir? Bana göre bu mümkün değildir çünkü “kendilik” bir nesne değildir. Birçok nesneleri tanımlayıp “kendilik bu nesneler kümesinin dışındadır” demek de olmaz. Zira kümenin dışında kalan bir nesne hem sonsuz hem de tanımsız olacağından veri tabanında sonlu bir varlık şeklinde yer alamaz. Bu durumda yapay zekâ sistemlerinde kendilik kavramları gelişmeyecek, insan gibi kendi varlıklarının bilincine ulaşmaları mümkün olmayacaktır. Buna rağmen verilen görevleri insanlardan daha hızlı, daha etkin ve daha doğru olarak başaracaklardır.


Yapay zeka içeren bir bilgisayar kendi ile kendi olmayan ikiliğini kavramadığı sürece anlam üretmesi mümkün değildir. Burada önemli olan kavramak yeteneğidir. Yoksa bilgisyara "ben / sen / biz / siz" diyecek şekilde programlamak değil.

Bir bebek dünyayı anlamlandırmaz, çünkü onun için kendisi ile kendisi dışında olan ayırımı belli bir yaşa kadar gelişmez. Genelde bu ayırım 5 veya 6'cı ayda oluşur.


"Anlam vermek" olayını bilgisayar düzeyine indirmenin bir yarar sağlayacağı görüşünde değilim.


Kendi'lilik

xenix -- 29.12.2009 - 07:57

Ya insanın kendililiği, bütünden ayıran bir yanılsamaysa. Bu yanılsama bilgisayarlara verilemez mi? Elbette verilebilir. Bir fonksiyon tanımlanır ve kendinin ayrı bir program olduğunu sanmaya başlar. İnsanın durumu bundan farklı değildir. Ademin bilgi ağacında ki elmayı yemesi bunun temsilidir. Bütünsel olarak cennette yaşarken, "kendi" olarak dünyaya düşmüştür.

xenix


Kendilik tanımlanmaz

Bilgisev -- 29.12.2009 - 08:42

Bilgisayara verilen her "tanımlama" dıştan bir zorla kabul ettirmedir. Oysa ki insandaki "kendilik" fikri zorla kabul ettirilerek oluşmaz. Bebek 5 veya 6 aya ulaştığında kimse ona "sen çevrenden farklı bir varlıksın" diye dayatmaz, öğretmez, programlamaz. Bebek kendi kendine bu ayırımın farkına varır.

Eğer bir robot da bu ayırımı dıştan programlama şeklinde değil de, kendi kendine farkına varırsa o zaman anlam da verebilir, veya anlam üretebilir. Yukarıdaki yazımda dedim ki:

"'anlam' birleşmenin ve bütünleşmenin sonucunda AN'da farkına varıldığında ortaya çıkar.

Bir robot acaba AN'da birleşip bütünleşebilir mi? Yani hem ayırımın farkına varacak hem de tekrar bütünleşerek anlam üretecek. Ne sadece ayırım ne de sadece bütünleşme yeterlidir.

Bu konu gerçekten çok derin ve üzerinde tefekkür etmeye uygun.


Hocam

xenix -- 29.12.2009 - 08:51

İnsanda ki kendiliği dışardan, tüm dünya ortak bilinci olarak dayatmadığımızı nerden biliyoruz. Belki erenlerin arasında büyüyen bir çocuk hiç "kendi" veya "benlik" bilinci olmadan bütünsel bir şekilde kalacak. Bence doğan her bebek başta "benlik" bilinci olmadan başlar dünyaya. Biz insanlar ona herşeyi öğretttiğimizi düşünerek aslında kendi zihnimizi ikram ederiz.

Düşünüldüğünde sırf bütünsellik te olan bir varlık, bir "benlik" olamaz.

xenix: Evet konu güzel.


biraz da benim alanıma

Misafir -- 29.12.2009 - 08:57

biraz da benim alanıma giriyor, bilgisev'in söyledikleri üzerine bir kaç şey de ben eklemek isterim.

yenidoğan bir bilgisayarsa onun merkezi sinir sistemi de bu bilgisayarın işlemcisidir.

Renk, ısı, temas, koku, ses, herşey sisteme giren bilgilerdir.

Bilgisevin dediği gibi, en başta, yani bebek dünyaya adımını attığı anda çok fazla sayıda bilgi sisteme giriş yapmaya başlar.Tam da bu aşamada bebek hangi bilginin kendi bedeninden hangi bilginin bedeni dışındaki evrenden kaynaklandığını ayırt edecek donanımda değildir, çünkü kendi bedeniyle dış evrenin ayrı nesneler ve kaynaklar olduğunun farkında
değildir.

Bu bakımdan o küçücük bebek aynı zamanda tüm evrenin kendisidir, çünkü ben ve öteki arasındaki sınır karakolları henüz algılanamaz durumdadır.

Yani yenidoğan,kendi varlığı ve benliği dışında var olan ayrı bir evrene adım attığı temel bilgisine sahip olmadan doğar.

Ve bu aşamada bebek zihninde oluşacak ilksel düşünce tıbbı etik ve deontolojide şu şekilde ifade edilir;

"BİR ŞEY VAR"

Her şey bu cümleyle başlar..."BİR ŞEY VAR"..Daha sonra bu BİRŞEY çeşitlenir, farklılaşır ve sınırlar çizilip ben ve öteki ayrımı gelişir.

Olay dönüp dolaşıp işlemcide bitiyor..

Ben işin silikon vadisi boyutunu bilmiyorum, program yazılımlarında benlik kavramı oluşur mu,böyle bir işlemci tasarlanabilir mi, yoksa imkansız mı, o kısmı benim haddimi aşıyor, uzmanları dinlemek lazım.


Cep telefonu

Bilgisev -- 29.12.2009 - 08:58

Size bir örnek sunayım. Hemen herkesin bir cep telefonu var günümüzde. Şarjı bitmeye yakın olunca ceryana takıp pilini şarj ediyoruz. Telefonun şarjı bitmeye yakın olunca "bip..bip.." diye ötüp bize haber veriyor.

Şimdi telefon kendisinin var olması için şarj olması gerektiği sonucuna kendi mi ulaştı? Hayır, onu programlayan "şarj şu seviyeye inince şu sesi çıkar" diye programladı. Eğer o sesi çıkarması gerektiğini hiç kimse programlamadan bulsaydı, o zaman cep telefonu kendilik bilincine ulaştı ve yaşamına anlam kattı diyebilirdik. Bu durum bir gün gerçekleşir mi? Orasını bilemem ama bana pek mümkün değil gibi geliyor.


verdiğiniz örnekte itiraz

Misafir -- 29.12.2009 - 09:18

verdiğiniz örnekte itiraz edilecek bir taraf yok bilgisev.

Ama ben hayal etmek istesem daha büyük bir örnek tasarlardım.

Ben bilinci, çok yönlü ve kompleks milyarlarca bağlantının varlığında ortaya çıkması ihtimal dahilinde olan bir "şey" olarak görüyorum.

Beyinde çok fazla sayıda sinir ucu bağlantıları vardır ve düzen de oldukça karışıktır.Örneğin bir merkezden çıkan sinir liflerinin bir kısmı bir başka merkeze giderken, bir kısmı da karşıt etkili daha başka merkeze giderler.Karşıt etki yaratacak merkezden bazen transit geçiş yapar, bazen de geri çıktığı merkeze ya da daha başka bir merkeze yönelirler. Artı çoğu kez kendi üstlerine oto-bağlantılar kurarlar.Bu durum tüm süreci bazen hesaplanamaz kılar.

Parasempatik sistem- genel inhibitör ve baskılayıcı sistem diyelim- nisbeten daha düzenlidir ve yol bağlantıları nisbeten daha basit ve takip edilebilir olduğundan oluşacak etkilerin büyük kısmı önceden tahmin edilebilir.

Ama sempatik sistem (genel aktivasyon sistemi diyelim) öyle karışıktır ki, yol işaretçileri üzerinden hesap yapmaya kalkarsanız bulacağınız sonuç sizi yanıltır.Onun içindir ki, farmakoloji derslerindeşöyle denilir;

"Sempatik sisteme etkili ilaçların nihai etkisini ilgili sistemler ve yollar üzerinden hesaplamaya çalışmayın, sadece ezberleyin ve bilin"

Yeterince kompleks bir işlemci inşa edilememesi yapay zeka yaratabilmenin önünde duran asıl sorun gibime geliyer benim.


kendilik belki

Misafir -- 29.12.2009 - 09:25

kendilik belki tanımlanamaz, katılıyorum.

Ama bir yazılım ile kendiliği özellikle tanımlamadığınız sürece kendilik denilen şeyin oluşmayacağını söylemek daha başka bir şey..

Bir sistem kuracaksınız ve yan etkisi kendilik olacak...bunu denemekten vazgeçmemek lazım.


Öğrenen sistemler

xenix -- 29.12.2009 - 09:41

Öğrenen bilgisayar sistemleri var. Kimse bir şey öğretmeden, sadece nasıl öğrenileceğini öğreterek bir bilgisayar programı çok şey öğrenebilir. Bu "benlik bilinci" nin olduğu anlamına gelmez, fakat insanda ki benlik bilinci nin ne olduğu üstüne de düşünmek gerekir.

xenix


Verdiğim CD örneğinin

Misafir -- 29.12.2009 - 10:38

Verdiğim CD örneğinin nerelere gittiğini görmek başımı ağrıtıyor, kasıntı veriyor..

Demek ki insanlar yazarak dahi anlaşamayabiliyor.....

Tanrı sorusu tek bir şekilde sorulamaz....

İlk insandan bugüne kaç insan yaşayıp ölmüştür yeryüzünde? Trilyon olmuş mudur?

Kimi tunç devrinden, kimi antik çağlardan, kimi yakın geçmişten, kimi günümüzden...

Her devir farklı bilgi ve donanım, farklı anlayışlar...O da yetmez, aynı devir içerisnde dahi farklı bilinç ve zekalar..bilim adamları, sanatçılar, düşünürler, ortalama insanlar, ortalamanın altında insanlar, okumuşlar, okumamışlar, okumadan bilge olanlar, okuyup cahil kalanlar, hem okumamış hem cahil olanlar, kör kütük cahil olanlar, hem kel hem fodul olanlar...

Ve bunların hepsine sorulan soru, ve hepsinin bulmakla mükellef tutulduğu cevap aynı....inanılır gibi değil.....

Fiziğin ya da biyolojinin bile ortaokul düzeyinde sınav sorusu vardır...lise düzeyinde vardır...mühendislik fakültesi düzeyinde vardır...asistan düzeyi, uzman düzeyi, doçentlik düzeyi, profesörlük düzeyi vardır..

Ve soru herkesin anlayacağı basitlikte dahi olsa,herkesin ulaşması beklenen cevap düzeyi aynı tutulamaz...Bazen bilgi çok şeydir, bazen de cahillik en büyük erdem...Bu bir harmonidir, eğer bir yaratıcı varsa onun bile dışlayamayacağı bir büyük inceliktir..hiç bir cevap ve hiç bir soru bir değişmez sabite bağlanamaz...o zaman ne incelik kalır ne de denge....

İşte bunun tersini iddaa ederseniz, o zaman ne olur biliyor musunuz?

pentium II ile diğer işlemcilerin bir farkı da kalmaz..ve siz de haliyle her işlemcinin her CD yi çalıştırması gerektiğini düşünürsünüz.....


Biz farklı konuya geçtik

xenix -- 29.12.2009 - 11:14

O yüzden başınızın ağrıması normaldir.

xenix


Benlik bilinci

Bilgisev -- 29.12.2009 - 11:19

"Benlik bilinci" üzerine düşünelim. Acaba bu benlik bilinci öğretilmiş bir şey midir? yoksa her varlıkta (canlı veya cansız) var mıdır?
Bence doğal veya yapay her varlıkta bu bilinç olsa da onu ifade etmek ve yaşamına (varlığına) anlam vermek bambaşka bir yetidir. Bu yeti de kanımca sadece insanlarda bulunur. Bir makineye öğrenmeyi programlayabilirsiniz ama ona anlam üretmeyi programlayamazsınız. Anlamsız sayılar kusabilir (random number generator) ama o sayılardan cebiri veya aritmetiği icat edemez. Hatta en basitinden iki sayının toplamını dahi kendiliğinden bulamaz. Onu dahi programlamanız gerekir.

Olay sadece benlik bilincine kavuşmak değil, ayrıca yaşama anlam verebilmektir. Konumuz aslında "anlam nedir" veya "doğada anlam varmıdır?" sorusuna yanıt aramaktır. Doğada anlam vardır dedim. Fakat o anlamı sadece insan ortaya çıkarabilir. Ne hayvanlar ne de makinalar (robotlar) anlam üretebilir.


doğada anlam var

Misafir -- 29.12.2009 - 11:53

doğada anlam var mıdır...

diyelim ki vardır...

ama bu durum doğanın kendi içinden çıkarılıp damıtılmış bir anlam mıdır, yoksa doğaya eklektik olarak iliştirilmiş bir anlam mıdır....asıl sorulardan birisi de bu değil midir?

bu işi yapabilen tek canlının -şimdilik- insan olduğu konusunda itirazım yok.

Ama var olanı keşfetmek ile olmayanı icat etmek ayrımı hala belirsizliğini koruyor gibi geliyor bana.

Evrende bizden başka zeki canlıların bulunma ihtimallerini hesaplama amacıyla üretilmiş denklemlerle ilgili olarak okuduklarımdan aklımda kalan birşeyler var...

Yanılmıyorsam deniliyordu ki, "Eğer bildiğimiz tek zeki yaşam bizimkisiyse, mevcut şartlar dahilinde evrenimizin en az BİR zeki uygarlığı üretmiş bulunduğu verisi denkleme dahil edilemez.Kendimizi istatistiki bir veri olarak kullanamayız, çünkü eğer biz olmasaydık, zaten bu soru da olmazdı ya da bu sorunun da bir anlamı kalmazdı."

Başka anlam üreticileriyle tanışıp temas kurmadığımız, veya teknolojik olarak onları üretemediğimiz sürece "belirsizlik" durumu devam edecektir.

Her kabul ve inanış bazal bir saygıyı hakeder.Ama zamanında bir yorumcu yazmış, neyi bilmediğini bilmek de bir erdemdir.


Doğada anlam yoktur

xenix -- 29.12.2009 - 12:09

Doğada var olan enerjidir. Biz o enerji akımlarını anlamlandırırız. Bir yarasanın, bir yılanın dünyasından doğa bizim hiçte algıladığımız gibi değildir. Belirli ışık dalgalarını, belirli ses frekanslarını duyan, duyduğu gördüğü ile de doğayı anladığını sanan canlılar olma ihtimalimiz bana çok fazla geliyor.

xenix


Var olan enerjidir

Bilgisev -- 29.12.2009 - 12:25

diyor xenix, tamam ben de aynen onaylarım. Fakat sorum şu: "O var olan enerji tamamen tesadüfi ve anlamsız olarak mı orada bulunuyor? Yoksa bir amaç için mi orada bulunuyor?

Eğer tamamen tesadüf eseri orada oluşmuştur, dersek anlamsızlığı onaylamış oluruz ama hiç bir fikir üretmemiş veya hiç bir yorum yapmamış oluruz. "Herşey tesadüften ibarettir" sonucuna ulaşırız ki bu düşünce bizi boş materyalizme, kısır pragmatizme ve oportünizme götürür. Nitekim, batıda üretilmiş olan bu felsefe akımları dünyadaki mevcut durumu büyük çapta oluşturmuştur.

Öte yandan "enerji vardır ve anlam içerir, tesadüfen oluşmamıştır", dersek hem yaşama kalite gelir hem de amaç. Seçim bize ait, bence her iki görüşün artıları ve eksileri var.


Doğa insan ilişkisi

Bilgisev -- 29.12.2009 - 12:44

Bilinç ve anlam konusunda "Görelilik Kuramı ve zaman genleşmesi" başlığı altında bir açıklama yapmış, Antropik İlkesini anlatmıştım. O yazıdan alıntılıyorum:

Antropik ilkesini 1961 yılında Robert Dicke ileri sürdü ve evrenin yaşı hakkında birtakım görüşler ileri sürdü. Onun fikrini Paul Dirac daha bilimsel sayılarla savundu. Bu ilke Zayıf ve Kuvvetli Antropik ilkeleri şeklinde ikiye ayrılır. Zayıf olanı: "Evrenin başlangıç durumu bir gözlemcinin varlığına izin vermek için oluşmuştur" der. Kuvvetli olanı ise: "Evrenin başlangıç durumu bir gözlemcinin varlığını ortaya çıkarmak için oluşmuştur" der. Birincisinde olasılık ikincisinde kesinlik bulunuyor.

Ben şu görüşteyim: "Gözlemcinin insan olması gerekli değil. Evrenin temel yapısında bir canlı varlığın ortaya çıkması kaçınılmaz olarak mevcuttur". Yani, benim görüşüm ikincisine (Kuvvetli Antropik ilkesine) yakın olsa da "gözlemci" kavramını insanla kısıtlamıyorum.


Her gözlemci anlam üretmese de "insan" denen tür (varlık) evrende anlam bulmak zorundadır. Aksi taktirde kendisi de anlamsız bir tür olur. Anlamsız yaşam boş yaşamdır.


Gerçekliğin anlamsız

Misafir -- 29.12.2009 - 13:19

Gerçekliğin anlamsız görünüp hakikatin anlam ihtiva etmesi bir olasılık ise...

Gerçekliğin anlamlı kabul edilip hakikatin anlam dışı olması da olasıdır...

Bu ikinci durumu kabul etmek bize ne kadar ağır gelirse gelsin ve ne kadar kanımıza dokunursa dokunsun, yine de her zaman ihtimal dahilindedir ve bu olasılığı tümden dışlamayı ben anlayamıyorum..evet anlayamıyorum...

İnsan anlam bulmak zorundadır, sonuna kadar katılıyorum.Zaten de hep bulmuştur ve hep bulacaktır.Bu konuda kimin itirazı var ki zaten?

Bazen olmayacak duaya amin demek bile olumlu psikolojik süreçleri tetikler ve hem iç gerginliğimizi yumuşatır hem de huzur verir insana...

alın size anlam..


Bilgisev, "Her gözlemci

oik0s -- 29.12.2009 - 14:16

Bilgisev,

"Her gözlemci anlam üretmese de "insan" denen tür (varlık) evrende anlam bulmak zorundadır. Aksi taktirde kendisi de anlamsız bir tür olur. Anlamsız yaşam boş yaşamdır." demiş.

Evrende anlam bulmayı, "tanrısal güç bulmak" olarak anlıyorum. İster enerji, ister madde veya madde ötesi olsun bir büyük güce inanan bu dünyayı anlamlandırmış mı olacak?

İlginç...

Ben de tam aksini söyleyebilirim, kendinden daha büyük güce inanan her birey ya kendine yalan söylüyordur ya da "ben" bilinci ona maskelerin ardında bir oyun oynuyordur. Belki de kendini ifade etmenin en kolay yolunu seçiyordur. Evrende anlam bulmak eyleminin, basitçe ben ölmeyeceğim demenin kısa yolu olduğunu düşünüyorum.

Karanlıktan korkmayın dostum, karanlıktan geldiniz! hiçliğe yolculuğunuzu hiçlemeyin.


Sn. Oikos'un vatansever biri

kutadgubilig -- 29.12.2009 - 16:04

Sn. Oikos'un vatansever biri olduğuna inanıyorum. Yurtseverlik, ulusalcılık konularında aynı düşündüğümüz ortadadır. Ama olay din konusuna, metafizik konulara gelince aynı düşünmediğimiz, aksine tam tersi düşündüğümüz de ortada.

Ben oikosa sormak istiyorum. Çok iyi niyetle kendisiyle, veya onun gibi düşünenlerle, diyaloğa girmek istiyorum:

Sn. Oikos'a sormak istiyorum; Sizi ve sizin gibi düşünen ateistleri, veya ne derseniz deyin, Allahı inkar etmeye, dini reddetmeye sevkeden neden nedir? Gerçekten çok merak ediyorum ve gerçek, samimi düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.

Neden Tanrı, Allah yok sizce? Allahın göndermiş olduğu din, özelde İslam, neden size uymuyor?

İslamın nesi size uymuyor? Hoşlanmadığınız şey nedir? Müslümanların davranışları, görüşleri mi? Namaz kılmanın anlamsızlığı veya zorluğu mu? İslamın, size göre, bilim karşıtı olması mı? nedir?

Yani normal olarak Kutsal kitabı açtığınızda Allahın emirleri çok basit!: komşuna sahip çık, fakirleri gözet, zina yapma, hırsızlık yapma vb. gibi kimsenin karşı çıkamayacağı ahlaki değerler! O zaman sizi dini reddetmeye götüren sebep nedir? Bunu anlamaya çalışıyorum.

Yani Allah neden olamaz, veya olmasın? Peki bu Evreni kim yarattı, bu hale getirdi? Kendi kendine olmuş olabilir mi? Dünyadaki her bir eşyanın bir ustası yok mudur? Bir saati ele alalım; o kadar komplike mekanizma tesadüfen bir araya gelmiş denebilir mi? O zaman bu kadar komplike Kainat, evren, hayvanlar, bitkiler, insanlar, tesadüfen bir araya gelmiş olabilir mi? Bütün bunları bir araya getiren adına sen ne dersen de bir güç yok mu?

İşte Allah bütün bunlar nasıl olmuş, kim yapmış diye şaşıran insanoğluna din gönderiyor, peygamber gönderiyor, kitap gönderiyor ve kendisini tanıtıyor. Peki sen açıp bu Kitabı; yav bu kitap ne diyor? Allah varmış ve kitapta neler söylüyor bir bakayım, acaba doğru olabilir mi dedin mi hiç hayatında? İnanmasan da neden bir kez açıp ta ne yazıyor bu kitapta deyip, kendi mevcut bilgilerinle test etmiyorsun? 1450 yıl önce, okuma yazması olmayan bir insan, Allah'tan geldiğini söylediği kitapta neler anlatmış acaba diye, bilimsel bir merak da mı yok içinizde hiç? Arap çölünde okuma yazma bilmeyen bir kişi, nasıl oluyor da gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin ve kavimlerin hayat hikayelerini anlatabiliyor ve İnsanlara gelecekten haber veriyor? Nasıl oluyor da 1450 yıl önce yaşamış bir İnsanın hayat hikayesi en ince ayrıntısına, saatine varıncaya kadar kaydediliyor ve anlatılabiliyor? diye neden düşünmüyorsunuz? Neden yav bir bakayım acaba bilime ters neler varmış bu kitapta demiyorsunuz?

Yaptığınız sadece hiç kitabı okumadan, sadece bazı ayetleri ele alarak diyelim, etraftan duyduklarınız ve müslümanlar!dan gördüklerinizle ve karşıt görüşlerle beslenerek yargıya varmak ve öyle inanmak ve iman etmek. Yanılıyor muyum?

Peki aciz bir İnsanoğlu olarak gücünüzü, desteğinizi nerden alıyorsunuz? Eğer Allaha inanmıyorsanız. Çünkü insan çok zayıf yaratılmıştır ve desteksiz, yardımsız, tek başına yaşayamaz. En basitiyle herkesin bir dert ortağı vardır, kankası vardır. Canı daraldığında onun yanına koşar. Her insan sıkıştığında, Allah bir yana, dünyada annesini arar ilk önce, kaç yaşında olması hiç önemli değildir. Sıkıştığımız zaman anne diye bağırırız!

Yani insan Allah gibi sonsuz bir yaratıcı ve ilaha sığınmadan, güvenmeden, dua etmeden, ondan güç almadan nasıl yaşayabilir? Benim aklım almıyor. Siz bu gücü nereden alıyorsunuz çok merak ediyorum doğrusu? Çok güçlü biri olmanız lazım, yaratıcıyı reddetmek için çünkü.

Peki bütün her şeyin yaratıcısı olana bu kadar güçlü Allah'ın gücünü yanınızda hissetmeyi ve çok güçlü hissetmenin ne demek olduğunu hiç hayal ettiniz mi? Neden böylesine bir gücü yanınızda hissetmek aklınıza gelmiyor? Oysaki Allah; "bana bir kulaç atana ben 10 kulaç atarım, beni bir ananı ben 10 kez anarım, ben kuluma şah damarından daha yakınım" demiyor mu? Neden hiç yav inanmıyoruz ama, Allah var olamaz mı? diye tefekkür etmiyoruz? Allaha inanmak bize ne kaybettirir? Neden hiç denemiyoruz? Neden inanmaktan korkuyoruz? Bundan bir şey kaybeder miyiz acaba?

Cevabınızı bekliyorum.

Saygılarımla

http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm


Bu kadar yazıdan ve bu

Misafir -- 29.12.2009 - 17:33

Bu kadar yazıdan ve bu kadar algılama ve keşfetme çabasından sonra hala ne söylenmelidir, ben de onu anlamıyorum.

Tanrı sorusu benim için önemli bir sorudur.Öyle ki, inansam ne kaybederim,ya varsa o zaman nice olur halim gibi bir tüccar zihniyetiyle ele alınamayacak kadar önemli bir sorudur.

Yani burada tanrı kavramına şüphe ile yaklaşan onca insanın yazdığı onca şey size hiç ama hiçbir açılım sunmuyor,hiç ama hiçbir şey ifade etmiyorsa....daha ne söylenebilir, ben onu da bilmiyorum...


ilgi

aron -- 29.12.2009 - 20:18

"


Karanlıktan korkmayın dostum, karanlıktan geldiniz! hiçliğe yolculuğunuzu hiçlemeyin."


Hiçliğe yolculuk? Şimdi; bu önermenin karşılığıda "hiçlikten" geldik,hiçliğe gidiyoruz,o zaman "HİÇ" in neyi,nasıl,ürettiği,üretebileceği bir "ANLAM" varmıdır veya nedir.
Hadi diyelimki, (varsayım)İnsan, kendinden daha büyük güce inanıp kendini avutup kendini böyle ifade ediyor ve kendine yalan söylüyor,peki,İnsan, neyi var etmişki? Evreni mi,değil, o zaman İnsan var olanda,var olanı meydana çıkarmak işi bu, ve; kendinde olan "BİLİNÇ" te ne Evrende var nede ortaya çıkardıklarında,buradan şu akla gelmezmi! madem Evrende yanlız "bilinç" İnsanda var, Evrenin de tesadüfen meydana gelmediği malum,bu itibarla Evreni de bir var eden var.
Burada yapılan,felsefik takılıp bilgisayar,CD, örneği verip,veya yapay zeka,kuantum, derken,sanki bunlar,Evrende olanlardan değil de İnsanın anlamları,anlamlandırdıkları sonucu Hiçlikten veya hiç yoktan ortaya çıkmış şeyler gibi sonuca varmak,hatalıdır...
Şimdi; Fârâbî’ye göre bir şey (varlık) ya mümkündür ya da vâciptir, üçüncü bir şık düşünülemez. Mümkün statüsünde olan bir varlığın, var olabilmesi için kendinden önce mevcud olan bir illete ihtiyacı vardır. Bu illetler silsilesinin bir noktada durması zorunludur. Bu nokta ise Vâcibü’l vücûd (varlığı zorunlu ve kendinden) olan mevcuttur ki, bu da Allah’tır. Fârâbî bu konuda şöyle der: “Zorunlu varlığı bir an için yok saydığımız zaman, bu durum mantıkî imkânsızlığa (muhâl) yol açar. O’nun varlığının hiçbir sebebi yoktur; varlığının başkasından olması da mümkün değildir. Var olan her şeyin ilk sebebi O’dur. O’nun varlığının ilk olması ve her çeşit eksiklikten uzak olması gerekir. Şu halde O’nun varlığının tam; madde, fâil ve gâye gibi sebeplerden uzak, en mükemmel varlık olması gerekir.” Fârâbî’ye göre, O’nun bir illete ihtiyacı yoktur. O ezelden beri fiil halindedir ve en yüce kemâl sahibidir. Saf akıl, saf hayırdır. O’nun varlığına delil gösterilemez, bizzat kendisi her şeyin delili ve ilk illetidir. Mükemmelliğin son derecesindedir. Bir ve Tek’tir. İşte bu vücûd, Allah’tır.
Alıntı.

Klasik bir anlatım...
Kısaca.



Allah´i konusmak icin önce

ebubekir -- 29.12.2009 - 20:56

Allah´i konusmak icin önce kavramlarda anlasamak ve anlamak gerek..

kainata baktiginizda bir kaos göremezsiniz
hersey yerli yerincedir inanilmaz bir düzen/sistem islemekte..

eksiklik
yipranma
zamana
ve
insanlara mahsus bir özellik..

degismek
eskimek
ölmek
yemek
icmek
yorulmak
birseye muhtac olmak
acizlik bize mahsustur..

bu vasiflara sahip olan zaten yaratici olamaz..

isterse insan Yaraticiyi cok rahat bulur
istemezse ?

gözü olmayana görmeyi izah edemezsiniz hatta izaha gerek yok anlamaz..


"..Sen, ölülere işittiremezsin.
-Eğer dönüp giderlerse, sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.."(neml/80)

slm.




Anlam üzerine

Bilgisev -- 30.12.2009 - 07:15

Galiba iki farklı kavram üzerine konuşuyoruz ve bu iki kavramı birbirine karıştırıyoruz. Bu iki kavramdan biri Allah (Yaratıcı) diğeri ise Anlam. İnsan yaşamına anlam veren varlıktır ve bunu ta ezelden beri en eski mağara çağlarından beri yapmaktadır.

İlk çağlarda mağara içlerine ve kaya üstlerine çizilen resimler ve simgeler yaşama anlam vermek amacını taşıyordu. Daha sonra Panteizm, çok tanrılı dinler ve nihayet tek tanrılı dinler. Demek ki insanlık dünyada nerede yaşam sürmüşse orada yaşamına anlam katmaya çalışmış. bu bir çeşit sorgulama ve yanıt bulma gayreti olarak görülebilir.

Günümüzde ateist olan pek çok kişi var. Onlar bir yaratıcıya inanmıyorlar ama gene de anlam aramaktan geri durmuyorlar. Bilim doğayı anlamaya çalışmak ve yaşama anlam katmak değil midir? Teist evreni Allah yarattı diyor, Ateist ise evren Big Bang sonucu oluştu diyor. Her ikisi de bir şekilde bir başlangıç noktası arayarak evrenin varlığını anlamlandırıyor.

Peki ama sorulmazmı: "Ey Teist, Allahı kim yarattı", Yanıt: "Tövbe tövbe, Allah doğmadı ve doğurmadı, hep vardı"

Dönüp de sorulmazmı: "Ey Ateist, Bing Bangdan önce ne vardı?" Yanıt: "Big Bangdan önce hiç bir şey yoktu, o başlangıçtır".

Buyrun, burdan yakın. Her iki görüş de anlam arıyor ve kendince yanıt buluyor. Ben de dedim ki: "Her gözlemci anlam üretmese de "insan" denen tür (varlık) evrende anlam bulmak zorundadır. Aksi taktirde kendisi de anlamsız bir tür olur. Anlamsız yaşam boş yaşamdır."

Herkes ister Teist ister Ateist olsun bir şekilde anlam üretiyor. Bilmem derdimi anlatabildim mi?


"


Bende bekleyeyim

xenix -- 30.12.2009 - 07:41

" Neden hiç yav inanmıyoruz ama, Zeus var olamaz mı? diye tefekkür etmiyoruz? Zeusa inanmak bize ne kaybettirir? Neden hiç denemiyoruz? Neden inanmaktan korkuyoruz? Bundan bir şey kaybeder miyiz acaba?

Cevabınızı bekliyorum."


sn kutadgubilig. Bende sizden cevap bekliyorum.



xenix


big-bangciler ne zaman

Misafir -- 30.12.2009 - 07:58

big-bangciler ne zaman ateist oldular?.-)


Misafir

Bilgisev -- 30.12.2009 - 11:51

Bilime körü körüne inananlar, daha doğrusu sorgulamadan ordan burdan duyduğu ile yetinenler şöyle mantık yürütürler: "İşte gördünüz mü, Büyük Patlama (BB) olmuş ve evren ordan oluşmuş, Tanrı inancına gerek yok". Ben onları kastederek "ateistler" dedim.

Bunu anlayacak kadar zekisin dostum. Acaba yanıt bulamadın da nasıl bir soru sorayım ki onu zor durumda bırakayım? diye mü düşündün. Bir dahaki sefere biraz daha akıllı sorular sor.


Kutadgu

oik0s -- 30.12.2009 - 12:34

Varsay ki bir çinliyim. Ve sen bana yukarıda yazdığın ilkokul 3. sınıf mantığındaki söylemini yaparak beni islama davet ediyorsun. Ben de sana Konfüçyüs okumadın okumalısın diye baskı yapıyorum. İşte yazdıkların benim için bu kadar absürd ve bir o kadar da akıldışı. Ne bir sunu ne de herhangi bir felsefe içermiyor, hele hele entellektüel bir birikim gözükmüyor yukarıdaki yazıda... İnternet alıntılarıyla oluşmuş, çapraşık bilgilerin yeni sentezlerinin geleceğin dünyasını şekillendireceğini düşünmek beni gerçekten endişelendiriyor.

Ben 48 yaşında akademik kariyerli ayrıca özel merakı okuma olan biriyim. Kutsal kitapların tamamını daha küçük yaşlarda karşılıklı inceleme yaparak okumuş biri olarak, yazdırıldıklarına değil yazıldıklarına ikna olmuş biriyim. Ve zaten bu tür inceleme sonucunda oluşacak birikimin çoğu kez yerleşik inançları zedeleyecek nitelikte olduğunu biliyorum. Somut tarih bilgileri ile dinsel bilgiler sürekli çelişir ve birbirlerini tamamlamazlar. Bu yüzden gerekli okumaları yapmadığınızı varsayıyor ve kendi açımdan bu tartışmayı bitiriyorum.


İlginç.. "Bazen bilgi çok

Misafir -- 30.12.2009 - 12:43

İlginç..

"Bazen bilgi çok şeydir, bazen de cahillik en büyük erdem...Bu bir harmonidir, eğer bir yaratıcı varsa onun bile dışlayamayacağı bir büyük inceliktir.." demiş birisiyim.

Benim sizi zor durumda bırakmak gibi bir niyetim hiç olmadı ki..Aksine cevaplarınızı hep merak ve sabırsızlıkla bekledim.

Nasıl sorusu ile neden sorusu farklı sorulardır, onun karikatürize edilmiş haliydi benim yazdığım.Sempati ile sorulmuş gülümseyen bir soruyu köşeye sıkıştırma güdüsüyle ilişkilendirmeniz ilginç.

ne yapalım, bir dahaki sefere daha dikkatli olurum.


Bilgisev

oik0s -- 30.12.2009 - 12:56

"Anlam"ın etimolojisini zaten kavramlar oluşturur, kavramlar ise bilinç(şuur) tarafından kafamızda şekillenir. Herşey ama herşey bu anlamda! SİBERNETİKTİR.

İlişki kuran akıl, her kavrama yeni bir kavramla cevap verebilir. Aslında yaptığı geçmişle olan bağlarına (TÜM ÖĞRENDİKLERİ) yeni bir şekil vermektir. Şekiller çoğalır, akıl kaos içinde seçim yapmaya zorlanır. Tam bu noktada herşey yer değiştirmiştir.

Eğer bu kaosla yaşamayı seçmemişseniz bir anlam vermek zorunda değilsinizdir. Ve Zoraki anlamların içinden hangi anlamı seçtiğimizi dürüstçe ifade ediyorsak BELKİ dürüst bir insan olma şansını elde etmişizdir. Hepsi de bu...

Şöyle ki:

Bigbang keskin bir son değildir. Yarın yeni bir bilgi sonucu evrenin genişlemeyip aksine küçüldüğü savunulabilir bunun sonucunda oluşacak etkinin benim üzerimde yapacağı hiçbir yeni tepki olmayacaktır.KUANTUM görüşleri için aynı şeyi söyleyebiliriz.

Kısaca ya yarın yeni bir bilgi gelirse... Ki geleceği şüphesizdir.


Okuyun dediğimi

Bilgisev -- 30.12.2009 - 14:04

Hem misafir hem de oikos kendi yanıtlarını verirken benim ne dediğimi okuyup anlama zahmetine katlanmamış. Ben dedim ki:
"Bilime körü körüne inananlar, daha doğrusu sorgulamadan ordan burdan duyduğu ile yetinenler...." bu sözlerle ifade ettiğim belli bir kesim. Bunlar "bilimci" takılırlar ama bilimden haberleri yoktur. "Tanrıtanımaz" takılırlar ama dinden haberleri yoktur.

Yarın bilgi gelse ne olur gelmese ne olur? Evrenin tüm sırları çözülecek mi? Şu CERN deneyini bile "Big bang" deneyi olarak (evrenin başlangıcı yaratılıyor) şeklinde tanımlamadılar mı, yarı cahiller.

Bir de şu bilimci takılanların bir görüşleri vardır ki, ne kanıtı bulunur ne de ret edilebilir. Derler ki: "Bugün için yanıtlanmamış soruların yanıtını bilim yarın bulacaktır" Bilmiyorlar ki yanıtlanamayan sorular daima olacaktır. Ne kadar yanıt bulunursa o kadar yeni soru, hatta sorun oluşur.


titri bilim insanı olan bir

Marsseh -- 30.12.2009 - 14:22

titri bilim insanı olan bir insanın bu denli bilimden uzak "ne olacak kardeşim, bilgi gelse ne işe yarar" tavrı ilginç ve absurd. Bilim sonsuza dek şüphe ihtiva edecektir bunda bilime olan inancınızı zedeleyen şey ne?


sorularin

ebubekir -- 30.12.2009 - 14:22

bittigi yerde hersey bitmistir zaten herseyin bittigi yerde uygarlik mi olurmus !

sorularin ve sorgulamanin bittigi
dindasini öldüren dindaslar cografyasinda olup bitenler size bir sey anlatmiyormu?


slm.


Acaba yanıt bulamadın da

Misafir -- 30.12.2009 - 15:28

Acaba yanıt bulamadın da nasıl bir soru sorayım ki onu zor durumda bırakayım? diye mü düşündün. Bir dahaki sefere biraz daha akıllı sorular sor.


tamam,ben bir dahaki sefere daha dikkatli olurum dedim, hala mı anlaşamadık?


nakarat

aron -- 30.12.2009 - 16:02

Buyrun, burdan yakın. Her iki görüş de anlam arıyor ve kendince yanıt buluyor. Ben de dedim ki: "Her gözlemci anlam üretmese de "insan" denen tür (varlık) evrende anlam bulmak zorundadır. Aksi taktirde kendisi de anlamsız bir tür olur. Anlamsız yaşam boş yaşamdır."

Herkes ister Teist ister Ateist olsun bir şekilde anlam üretiyor. Bilmem derdimi anlatabildim mi?


Yakalım bakalım? "her gözlemci anlam üretmese de" burada "İNSAN "dışında olan gözlemci kim,varmı ki "İNSAN " denen "TÜR" Evrende anlam bulmak zorundadır yazılmış,tamam o zamanda "AKLA" şu geliyor bu "İNSAN" anlama,anlam yükleme yetisi nasıl var olmuş,anlamsız bir tür olanlar kimler,bunlarda "GÖZLEMCİ" mi,yahut niye hiç bir şeye anlam yükleyemiyorlar,onun içinmi bunlar anlamsız...

Teist ve ateist'in olaylara anlam yüklemelerini(üretmeleri) aynı kefede değerlendirmek doğrumu, ateist, Evrendeki canlılığın oluşumunu bilinçsiz bir süreçten (madde) bilinçli bir oluşum olarak alır (evrim) ve daha hala madde nin ezeliliğinden (Evren) bahsedip,Big Bang olayını bile sulandırmaya çalışır, vs vs, Teist ise Evren ve Canlılığın (Mahlukat) bir başlangıcı vardır ve bir "YARATICISI" vardır der, burada 21. yüzyıl bilimsel verileri eşliğinde teist'in ileri sürdükleri ateist in ileri sürdüklerini siler süpürür.

Şimdi;olayları alıp kısır döngüye hapsedip bak teist ve ateist bir şekilde anlam üretiyorlar yazmak,bir şekilde üçüncü bir görüş olarak bu ikisine bakıp (teist ve ateist) "ANLAM" üretmek olurki buda bir nevi kaçış olur,burada aslolan " BU GÜNE KADAR,BİLDİKLERİMİZ,ÖĞRENDİKLERİMİZ,EŞLİĞİNDE EVREN VE CANLILIĞA,HANGİ ANLAMI,YÜKLÜYORUZ"...

Dolayısı ile burada ortaya şöyle bir beklenti de çıkıyor doğal olarak, "İNSAN" kimdir,nasıl oluşmuştur,Evren ile bağlantısındaki "RABITA" nedir,ve Evrende "BİLİNÇ" varmıdır...
Yoksa! her zaman olduğu gibi bir sürü nakarat ve avara kasnak gibi davranmak çözüm değil,bilimsellik her yeni buluştan sonra,eskisini kaldırır, ve bilmediğimiz daha çok şey var,var ama burada ateist ve bilimselliğin de kaldıramayacağı bir gerçek,termodinamik kanunlar var bu durumun bize anlattıkları nedir? vs vs
Kısaca.


Kaosla yaşamayı tercih

Misafir -- 31.12.2009 - 09:52

Kaosla yaşamayı tercih etmemek gibi bir seçenek olamaz diye düşünüyorum.

Yaşanılan şey zoraki anlamların arasından birini tercih etmekten ibarettir sadece.

Kaosla yaşama seçeneğinin tercih edilebileceğini felsefe ima edebilir.Ama aslında bu bile paradokstur.Kavramlar ve anlamlar üzerine düşünmeye başladığınız anda siz de bir anlam üreticisi olursunuz.

Herkes dizi manyağı olmuş, ben sadece avrupa yakasını seyrediyorum demek gibi birşey...


İrade

aron -- 31.12.2009 - 19:00

Külli İrade.
Cüzi İrade.
Yaşam.
Kader.
Seçme hakkı.

Evren.
Kodlanmış,Tabiat.
Ve; Anlam üretme,anlamlandırmak.

Birde bu açıdan yaklaşmak gerekir. Bakar veya bakmaz!
ama, İnsan fıtratı ve gayesi bunu gerektirir,yoksa Madde mi anlam üretecek.

Dolayısı ile Evrende,İnsan nevi şahsına munhasır bir canlı olduğundan (bilinçli) vazifesi bu,anlam verecek,anlamlandırılacak (hemcinsi tarafından)ve; İlim,bilim, felsefe,buradan yeşerecek.

Seç,seç al, "kaderini yaşa" istediğin anlamı da yükle.




Yapay zeka

aron -- 05.01.2010 - 04:30



Bilim kurgu filmlerine konu olan yapay zekayla tanışmaya hazır olun. IBM’in desteğini alan İsviçreli bir grup bilim adamı 8 yıl içinde düşünen makineyi hayata geçirecek

İsviçreli bilim adamı Profesör Henry Markram, yıllardır Hollywood filmlerine konu olan yapay zekanın 2018’de tasarlanacağını duyurdu. İsviçre hükümeti ve IBM’in sponsor olduğu 4 milyon sterlinlik ‘Mavi Beyin Projesi’nin ilk aşaması olan fare beyninin elementleri başarıyla simüle edildi.

DÜŞÜNECEK HATTA AŞIK OLACAK

Yeni hedeflerinin yapay insan beyni yaratmak olduğunu söyleyen Prof. Markam, “Sekiz yıl içinde makine içinde insan gibi düşünen beyni faaliyete geçireceğiz” dedi. Markam, hammaddesi silikon, altın ve bakır olan yapay zeka hakkında, “Düşünecek, hissedecek hatta aşık olacak” açıklamasını yaptı. Yapay beyin için insan beynindeki 10 bin nöron ayrı bir bilgisayar tarafından incelenecek. Toplanan verilerin silikon beyine kaydedilmesiyle, beyin çalışmaya başlayacak. Bilim dünyasında yankı uyandıran proje, akıllara 1970 yapımı Frankenstein filmini getirdi. Prof. Markram, basının ‘Frankestein deneyi’ olarak lahse ettiği çalışmasının zihinsel sorunları anlamak konusunda tıbba hizmet edeceğini anlattı.

URL: http://www.stargazete.com/dunya/frankenstein-deneyi-basladi-236101.htm


Diyelim ki

xenix -- 05.01.2010 - 08:42

Makineler düşünmeye, duygu yaşamaya, karar vermeye vs başladı. Bunlar da öldüklerinde sorgulanacaklar mı? Günahlara-sevaplara tabi olacaklar mı?

Nedir bunların ahirette ki durumları? Yoksa herşeyden muaf mı olacaklar bir insan kadar düşünebildikleri halde.

xenix


NORON

aron -- 07.01.2010 - 05:36

İnsan beyni kraniyal sinirler ve omurilik sayesinde merkezî sinir sistemini kontrol eder, çevresel sinir sistemini yönetir ve hemen hemen insanın tüm işlevlerini düzenler. Kalp atışı, soluk alma ve sindirim gibi istemsiz eylemler, otonom sinir sistemi yoluyla farkına varmadan beyin tarafından yönetilir. Düşünce, mantık ve soyutlama gibi daha karmaşık zihinsel eylemler ise bilinçli olarak beyin tarafından yönetilir.

Anatomik olarak beyin üçe ayrılır: ön beyin, orta beyin, ve art beyin; ön beyinde üst düzey işlevleri kontrol eden serebral korteksin çeşitli lobları bulunur, orta ve art beyin ise daha çok bilinçdışı, otonom işlevler ile ilgilidir.

Beyin oluşumu sırasında insan beyninin kütlesi vücut kütlesine göre diğer türlere nazaran artış göstermiştir. Bu süreç özellikle beynin dil ve bilinç ile ilgili olan bölümü olan neokortekste çok belirgindir. Neokorteks insan beyninin kütlesinin yaklaşık %76’sını oluşturur. Diğer hayvanlara göre çok daha büyük neokorteksi olan insan, daha ilkel türler ile benzer nöroanatomisi olmasına rağmen benzersiz zihinsel kapasiteye sahiptir. Uyaranlara karşı insanı uyaran, çevredeki olayların farkına varmasını sağlayan ve homeostazı sürdüren temel sistemler basit omurgalılar ile benzerdir. İnsan bilinci modern neokorteksin genişlemiş kapasitesi kadar beyin sapının gelişmiş yapıları üzerine de kurulmuştur. Örneğin insan beyni 100 milyar'dan fazla nöron içerir ve bu nöronların her biri, kendi gibi 10.000 tanesiyle bağ yapar.Vikipedi.


8 milyon

Normal bir insan vücudunda her saniye 8 milyon hücre ölür ve aynı anda o kadar yenisi yapılır.


12 trilyon

Yetişkin bir insan vücudunda, sayıları 35 milyarı bulan çekirdeksiz hücreleri saymazsak, yaklaşık 12 trilyon hücre vardır. Bunu şöyle açıklayabiliriz: İnsan vücudundan her saniye bir hücre ayrılsa, vücudun ordan kalkması 30.000 senede ancak gerçekleşirdi.


NE MAKİNA AMA.


Dedik

aron -- 07.01.2010 - 05:39

Aynen tahmin ettiğim gibi,bir forumdaş "FİKRİNİ" beyan etti.
Ve; konuyu "AHİRETE" getirip sorgu,sual faslını "SARAKAYA" aldı.Fırsat bu Fırsat.
Neyse,Prof. Markam;“Sekiz yıl içinde makine içinde insan gibi düşünen beyni faaliyete geçireceğiz” demiş.
Sayın xenix de "MAKİNA" kısmını atlayıvermiş,birde;İnsan beyninden On bin NORONU alıp bilgisayar vasıtası ile toplanan verilerin slikon beyine yerleştirilmesi ile "ÇALIŞMAYA" başlayacağını da es geçmiş.
Acaba İnsn beynindeki "NORONLARIN,ÖLDÜĞÜNÜ" profosör ve sayın xenix biliyorlardır muhakkak, ve "NORON" vazifesini yapacak yapay beynindeki ((hammaddesi silikon, altın ve bakır) olan maddeler kaç bin tane olacak veya kaç bin Noron'un işlevini görecek,üstelik prof,Markam birde şöyle demiş;basının ‘Frankestein deneyi’ olarak lahse ettiği çalışmasının zihinsel sorunları anlamak konusunda tıbba hizmet edeceğini anlattı. MIŞ.

Dolayısı ile makina'ya bir vebal yok,istediği "haltı" edebilir,sorun makina'dan "MEDET" uman bilinç sahibi "İNSAN"
Ahiret! acaba varmı,yokmu diye, beklenti'YE başlamış...
İyi beklemeler.




Valla beklenti yok

xenix -- 07.01.2010 - 06:55

"Ya varsa" diyenler düşünsün. :)

xenix


Beklenti

aron -- 07.01.2010 - 18:42

Çok doğru bir söz; "YA, VARSA".
Mesela; Ya varsa, diyenlerin yine bir kaybı olmaz.
Yok diyenler, iki taraflı kayıp içinde,hem bu Dünya da,hem Ahiret te.
Nihayetinde" İNSAN" denen nevi şahsına munhasır bir varlıkta "BEYİN" gibi bir organ ve "BİLİNÇ" var.
Dolayısı ile kabahati "YAPAY ZEKAYA DA ATAMAZLAR" ve tumba.



açtım kapadım aron

yalanci_zerre -- 18.01.2010 - 08:24

her yerde aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorsun aron..görüyorum ki bu muthiş gelişime bile karşısın.biliyor musun insanlık yakın zamanda süper bir insan-makine yapacak ve sen de umarım inançlarının anlamsızlığını göreceksin.ummuyorum.


Ateizm bana hiçbir şey sağlamıyor

xenix -- 04.07.2011 - 23:30



xenix: Takiplerim


videodaki

denge -- 06.07.2011 - 00:01

"Hayatın yaşamaya değer olduğunu size düşündürmüyor" sözüne katılmıyorum.
Bence ateist bir insan böyle düşünmez. şu anda yaşadığı hayattan başka bir hayat olmadığına inanan birisi hayatını en iyi şekilde yaşamaya çalışır.


peki çok bilgili ve

Misafir -- 30.09.2011 - 21:08

peki çok bilgili ve kültürlü şahıs topluluğu size bir soruu bunu mantıksal ve bilimsel olarak antırsanız inanıcam sizin bilgili ve kültürlü olduğunuza evrende herşeyin bir doğumu vardır diyorsunuz ya peki ilk insan neden oluştu maymun diyecekseniz de maymun neden oluştu hadi diyelim maymuna da bir ham madde buldunuz çok akıllısınız ya o bakımdan o ham madde nerden geldi bunu açıklayın lütfen ...


Misafire

xenix -- 30.09.2011 - 22:46

Hepsini FSM, sarhoşken yarattı. Ama kimileri göremez bunu.

xenix: Takiplerim


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -