Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Rastlantı Nedir?

delete

Rastlantı sözcüğünü değişik anlamlarda kullanıyoruz. Anlamlarını birbirine karıştırarak tartışılmaya çalışıldığında da mantık hataları yapılıyor, tartışma sağırlar diyaloguna dönüşüyor. Ben de bu konudaki görüşlerimi kısaca özetlemek istiyorum.

Rastlantı kavramını iki farklı kategoriye ayırabiliriz: Nedensel Rastlantı ve Ereksel Rastlantı. Bu ikisi birbirinden gece ve gündüz kadar ayrı. Birisi nedensel rastlantıyı kastedip bir şey söylediğinde ikincisi ereksel rastlantı anlayıp yanıt veriyorsa, çok ciddi bir hata yapılıyor demektir.

Nedensel rastlantı

Nedensel rastlantı, ortaya çıkmasında belirli bir neden olmayan ya da bu neden her neyse tespit edilemeyen, bazı durumlarda tespit edilmesine pratik amaçlarla bir gerek görülmeyen olay demek. Bu durumda, nedensel rastlantıdan söz ettiğimizde de iki ayrı şeyden söz ediyoruz: birincisi, epistemik anlamda, yani bizim bilgimizin yetersizliği ya da ilgisizliği anlamıyla rastlantı ve mutlak olarak hiçbir nedeni olmayan bir olayın ortaya çıkması anlamında ontik (varoluşsal) rastlantı.

Nedenselliğe göre olaylar birbirlerini zincirleme olarak belirler. Parayı havaya attığımızda paranın başlangıç konumu, verdiğimiz ilk hız, havanın direnci... bir sürü etmen, düştüğünde yazı ya da tura gelmesini belirler. Dolayısıyla, atılan paranın yazı ya da tura gelmesi mutlak anlamıyla rastlantı değil, önceki koşulların belirlediği kesin bir sonuçtur. Ancak pratik olarak bu önceki koşulların hepsini birden eksiksiz olarak bilmemiz mümkün değildir. Her şeyi bilmeye çalışmanıza rağmen en ufak bir ayrıntının eksik kalması sonucu tamamen değiştirebilir. Dolayısıyla belirli bir atılışta paranın yazı ya da tura gelmesine rastlantı deriz. Bu ontik anlamda değil, bizim bilgimizin sınırlılığı, eksikli olması yüzünden bizim rastlantı diye adlandırdığımız bir sonuçtur. Yazı tura atılması gibi, sonucu çok sayıda etmene bağlı olan ve başlangıç koşullarındaki çok küçük bir farkın sonucu büyük ölçüde değiştirdiği olaylara da kaotik deriz. Kaotik olayları kesin olarak öngöremeyiz, ancak uzun vadede istatistiksel olarak yaklaşık kestirimlerde bulunabiliriz.

Uzun vadede yazı tura atılışı yapıldığında yaklaşık olarak yarı yarıya yazı ve tura sonuçlarının elde edileceği, böyle bir istatistiksel kestirimdir. Paranın başlangıç konumu, atışta uygulanan kuvvet, para dönerken havanın direnci gibi etmenlerdeki belirsizlikler uzun vadede birbirini götürecek ve paranın geometrisi daha doğrusu simetrisi uzun vadede belirleyici olacaktır. Sonuçta ne kadar çok atış yapılırsa, %50 oranına o kadar yaklaşılacaktır.

Birbiri ile nedensel olarak ilgisiz iki olayın aynı anda ve aynı yerde bir arada ortaya çıkması da episemik anlamıyla rastlantıdır. Dünyaya bir meteorun çarpması ile dinozorların soyunun tükenmesi böyle bir olaydır. Meteor çarptığında dünyada dinozorlar olmasaydı böyle bir sonuç ortaya çıkmayacaktı. Oysa meteorun o tarihte dünyaya çarpmasını belirleyen nedenler ve o tarihte dünyada dinozorların olmasını belirleyen ayrı nedenler vardı. Her iki olay da ayrı ayrı kendi nedensellik zincirinin sonucu olarak uzay-zamanda bir araya geldiler. Nedensellik zincirlerini geriye doğru izleyebilseydik, bunların Güneş Sistemi'nin oluşumunda birleştiğini görürdük. Ya da eğer göktaşı Güneş Sistemi dışından geldiyse bile olayların zincirleri, bölgedeki bir süpernova patlamasında, Samanyolu'nun oluşumunda, o da olmazsa mutlaka büyük patlamada kesişecekti. Demek ki bu iki olayın biraraya gelmesi mutlak olarak bir rastlantı değil, bizim doğrudan ilgisini kuramadığımız için rastlantı olarak adlandırdığımız bir şey.

Ontik rastlantı ise, mutlak anlamda rastlantı demektir. Olayın neden sonuç zinciri sonucunda değil, ortada belirli hiçbir neden yokken ortaya çıkması durumundaki rastlantı gerçek anlamda ontik rastlantıdır. Gündelik sağduyumuz böyle bir şeyin olmadığı yönünde ısrarcıdır. Ama eğer kuantum kuramı doğruysa, böyle olaylar vardır. Örneğin radyoaktif bir elementin tek bir atomunun belirli bir anda bozunmasının bir nedeni yoktur. Atom, ortada hiçbir şey yokken bir anda bozunur. Neden on saniye önce değil de şimdi bozunduğunu gösterecek hiçbir şey yoktur. Belirli bir atomun belirli bir anda bozunması tamamen ve mutlak olarak rastlantıdır. Bu bilgi veya ölçüm eksikliğinin değil kuantum kuramının doğrudan gerektirdiği bir olgudur. Kuantum kuramı ise bütün gözlem ve deneylerimizle uyumlu olan çok güçlü bir kuramdır ve bu kuram doğru ise mutlak anlamda rastlantı vardır. Yine de kuantum kuramının bir son olmadığı, daha temel bir kuramın bulunduğunda bu gibi belirsizliklerin ortadan kalkabileceği öne sürülebilir. Bu yönde hiçbir kanıt elde olmamasına karşın, bu da bir olasılıktır. Böyle bir olasılık dile getirilebilir belki ama elde hiçbir kanıt olmadan bunun mutlaka böyle olduğunu öne sürmek dogmatizmdir. Yani olgulardan değil, önyargılardan sonuca ulaşmaya çalışmak demektir.

Ereksel Rastlantı

"Hiçbir şey tesadüf değil" derken mistiklerin ve teistlerin kullandığı ve kastettiği rastlantı ereksel rastlantıdır. Nedensellikle ereksellik, kimi zaman bilinçli olarak çoğu zaman da farkedilmeden birbiriyle karıştırılır. Nedensellik, önceki olayların sonraki olayları belirlemesi, ereksellik ise, bilinçli niyet ve amaçlarımızın davranışlarımızı belirlemesidir. Su içmek için elimi bardağa uzatırım. Elimi bardağa uzatmamın nedeni, beynimde başlayan elektrokimyasal süreçler sonucu sinirlerimden kol kaslarıma sinyallerin gitmesi, kol kaslarımın da gerektiği şekilde kasılıp gevşeyerek sonuçta elimin bardağa uzanmasıdır. Amacı ise, su içmek istemem. Günlük hayatta sık sık bu ikisini birbirine karıştırırız. Aslında dilimizde bunu ayırdetmek için gerekli sözcükler var. Örneğin amaç, neden ile değil, niçin ile sorulmalıdır. "Neden İstanbul'a gidiyorsun?" değil "Niçin İstanbul'a gidiyorsun?" gibi.

Amaç ve niyet, bilinçli ve iradeli eylemler için geçerlidir. Bir ölçüde hayvanların da bilince ve iradeye sahip oldukları öne sürülebilir. Ama esas olan insan eylemleridir. Bir olayın ortaya çıkması için belirli bir amaç veya niyet olmadığı zaman da rastlantı sözcüğünü kullanırız. Yıllardır görmediğim bir arkadaşıma Beşiktaş çarşısında rastlamama rastlantı derim, çünkü oraya onunla karşılaşmak için değil, başka bir şey için gitmiştim. Oysa beni ve arkadaşımı oraya götüren bağımsız nedenler ve amaçlar vardı. Ortaya çıkan sonuç önceden amaçlanan bir sonuç olmadığı için rastlantı deriz. Ama bu, nedensel anlamıyla değil, ereksel anlamıyla rastlantıdır.

Doğadaki olaylarda amaç, niyet ve hikmet aramak mistisizme ve dine özgüdür. Oysa bilim olaylarda öznel amaçlar aramaz, nesnel nedenlerini ortaya çıkarmaya çalışır. Bilimsel bakış açısıyla, ereksellik bağlamında, bilinçli insan eylemleri dışındaki her olay bir rastlantıdır; çünkü insan ve bir ölçüde yüksek memeli hayvan- eylemleri dışında hiçbir olayın amacı, niyeti, hikmeti yoktur, olayın nedeni ve sonucu ne olursa olsun.. DNA kopyalanırken çeşitli nedenlerle zaman zaman kopyalama hataları olur. Kopyalanan DNA, orijinalinden farklıdır, buna mutasyon denir, nedensel bir sonuçtur ve nedensel anlamıyla bir rastlantı değildir. Ama bunun böyle olmasının herhangi bir amacı veya hikmeti olsa bile nesnel olarak ortaya konamaz; Occam'ın usturası ilkesi gereği hiçbir dayanağı olmayan böyle bir varsayım yok sayılmalıdır. Dolayısıyla ortaya çıkan mutasyon nedensel olarak bir gereklilik olmasına karşın, ortaya çıkaracağı sonuç bir kasıt olmadığı için ereksel anlamıyla bir rastlantıdır. Yağmur, yerler ıslansın, bitkiler sulansın diye yağmaz. Yağmur yağması sonucu yerler ıslanır, bitkiler sulanır.


Rastlantı ve Kritik Etki

Bilgisev -- 24.12.2007 - 04:48

Evrende iki türlü rastlantı vardır.
1. Düzensiz rastlantılar. Bu tür rastlantıları bir kurala bağlamak mümkün olmamıştır ve ilerde bir kurala bağlanabilecekleri de şüphelidir.

2. Düzenli rastlantılar. Bunların bir kurala bağlı olarak ortaya çıktıkları saptanmış olan rastlantılardır.

Fizikçiler için “rastlantı” kavramı ancak düzenli ise araştırılmaya değer. Çünkü düzenli rastlantıların altında yatan daha temel kurallar vardır ve onların bulunup açığa çıkarılmaları gerekir. Örneğin meyve dalında olgunlaşınca düşer. Ne zaman düşeceğini bilemeyiz. Çünkü düşüşünde bir düzen (kural) yoktur. Ama her olgunlaşan meyva düştüğüne göre bu rastlantısal yapının altında bir düzen vardır. İşte bu düzeni sağlayan kurallardan bir tanesi “Yerçekim Yasası” olup Newton tarafından ifade edilmiştir. Ancak yerçekim yasası meyvanın yere nasıl çekildiği ve hangi hızla yere düştüğü hakkında bize bilgi verir, neden düştüğü hakkında bilgi vermez. Çünkü “nasıl?” sorusuna yanıt aramak kolaydır ama “neden, niçin?” sorusuna yanıt bulmak çok zordur. Deminki örnekte olgunlaşan meyvenin “neden yere düştüğü” sorusu çok daha derin bir yasadan dolayıdır. Bu yasa da "Varlığın Varlığını Sürdürme Yasası" olarak ifade edilebilir.

Yani, var olan bir nesne tümüyle yok olmaz. Ancak şekil değiştirir ve bir yolunu bulup varlığını sürdürür. Kimyacı Lavoiser “Hiçbir şey yoktan var olmaz ve var olan hiçbir şey vardan yok olmaz” demişti. Bugünkü anlayışımıza göre “Her nesne enerjidir ve enerji yok olmayıp dönüşür”, diyebiliriz. Fizikçilerin araştırma alanına Enerjinin dönüşüm ortamı da diyebiliriz. Çünkü nesnelerin etkileşimleri incelenirken, aslında enerji türleri ve onların birbirlerine nasıl dönüştükleri incelenmektedir. Fizikçi bu incelemeyi de doğayı sorgulayarak ve aldığı yanıtları yorumlayarak sürdürür. Fizikçi yorumlarını tutarlı bir yapıya dönüştürmekle kalmaz, kurduğu yapıyı sürekli sorgulayarak yeni gözlem ve deneyler karşısındaki başarısını da sınar.

Öyle anlaşılıyor ki bilimsel düşünce olaylara ve olgulara belirleyicilikle, determinist olarak, yaklaştığında neyin ne zaman oluşacağı konusunda çaresiz kalıyor. Nedeni ise doğanın temel yapısında belirsizliğe izin veren bir yasanın bulunuşudur. Bu yasaya "Kritik Etki Yasası" adını verebiliriz. Bir olayın veya olgunun (fenomenin) ortaya çıkabilmesi için kritik bir etkinin bulunması gerekir. Doğa genelde bu şekilde çalışmaktadır. Eğer bu kritik etki oluşmuyorsa olay gerçekleşmez. Yani varlığın hem oluşumunda hem de dağılımında kritik etki yasasından söz edebiliriz.

Örnek vermek gerekirse atomdaki elektron sıçramalarını düşünelim. Belli bir eşik enerjisine sahip fotonları atom üzerine yollamadıkça elektronu bir yörüngeden diğerine sıçratamazsınız. Fakat elektron, almış olduğu foton enerjisini derhal geri verip eski yörüngesine döner. Bu arada iki yörünge arasındaki enerji farkına eşit bir foton salar. Böylece atom var olmaya devam eder. Demek ki “kritik etki” hem niceliksel hem de niteliksel olarak varlığın var olmasında önemli bir rol oynar.

Mikro alemi açıklayan Kuantum Kuramı istatistiksel bir kuramdır. Yani tek bir nesneden söz etmez. Pek çok nesnenin ortak özelliklerini ortalama bir değer olarak verir. Kuantum Kuramı kritik etkilerle ortaya çıkan durumların kuramıdır da denebilir. Kuantum kuramı yukarda sözünü ettiğim mikro evrenin “Düzenli Rastlantıları” ile ilgilenir. Düzenli rastlantılar ile kritik etki arasındaki ilişkiyi göstermek açısından güncel hayattan alınan basit bir örnek sunmak istiyorum.

Bir futbol maçında izleyici olarak tribünlerde 30,000 kişinin bulunduğunu düşünelim. Bunların yarısı (15.000 kişi) A takımını, yarısı da B takımını destekliyor olsun. Maç süresince her seyirci farklı bir davranış içinde olabilir. Bir yandan maç izlerken bir yandan da sandviç yiyebilir. Veya yanındaki ile konuşabilir....vs. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Her bir seyircinin davranışı bizim için düzensiz bir rastlantı olarak tanımlanabilir. Fakat maçta bir gol oldu mu aniden o takımın taraftarları bir anda “Goool” diye ayağa fırlar. Demek ki gol olayı tüm taraftarların ortak bir tepki vermelerine neden olmuş, seyircileri polarize etmiştir. Polarize etmek kutuplaştırmak demektir. Gol olayı ile birlikte seyirci gurubu kutuplaşmış ve zaten gizli olan kutuplaşma aniden ortaya çıkmıştır. Artık bu davranış türü düzenlidir ve kurala bağlanabilir. Maç süresince golün ne zaman olacağını bilemeyiz. Fakat gol olduğu andaki tepkiyi bilebiliriz. Gol olayı hem bir kritik etki oluşturmuştur hem de bu etki düzenli bir sonuç yaratmıştır.

Bu örnekte çok parçacıklı sistemlerin davranışı incelenmiştir denilebilir. Futbol maçındaki seyirciler çok parçacıklı bir sistemi oluştururlar. Belli şartlar altında çok parçacıklı sistemlerin davranışını tahmin etmek mümkündür. Örneğin Termodinamik bilimi belli şartlar altında gaz ve sıvıların davranışını inceler. Statistik mekanik de çok parçacıklı sistemleri inceleyen bir fizik kuramıdır. Aynı şekilde Kuantum kuramı da çok parçacıklı sistemlerin kuramıdır. Kuantum kuramı mikro alemde bize bu gol anındaki tepkiden, yani “düzenli rastlantılardan” söz eder. Kutuplaşma gizli iken ölçülebilir bir durum yoktur. Ama kritik etki oluştuğunda ani ve süreksiz bir olay gelişir ki buna fizik dilinde “simetrinin aniden kırılması” denir. Futbol seyircileri örneğinde taraftarlar A ve B gurubu olarak eşit ve dengededir. Yani gizli bir simetri (bakışıklık) söz konusudur. Fakat gol olduğunda bu bakışıklık aniden kırılmış olur. Çünkü taraftarların yarısı bağırırken diğer yarısı suskun kalır.

Artık yirmibirinci yüzyıla girmiş bulunuyoruz. Bu yüzyılın fizik kuramları birçok yerleşik görüşü değiştirmekte, eski fikir ve varsayımlar geçersiz olmaktadırlar. Bu yüzyılın bakışı bütünsel bir bakıştır. Tek başına ve çevresinden yalıtık nesne inancı bir soyutlamadan ibarettir. Her nesne, içinde bulunduğu ortam ile birlikte ele alınıp incelenmesi gerekir. Daha doğrusu, tek bir nesneden söz etmek yerine nesneler topluluğundan söz etmek daha anlamlı gelmektedir. İnsan da bu açıdan yaşadığı topluluğun parçasıdır ve o toplumun değerleri ile yoğrulur. İnsanı yaşadığı kültür ortamından soyutlayıp bağımsız ve tümüyle özgür bir varlık olarak değerlendirmemek gerekir. Yani bir bakıma, özgür irade dahi tartışılması gereken önemli bir kavramdır.

Bir sanatçıyı ele alalım. Kendi özgür iradesi ile yaptığı bir sanat eseri aslında yaşadığı çağı yansıtmaktan öteye geçemez. Sanatçı için yaşadığı çağı aşan ve geçerli kültürü sorgulayan, hatta değiştiren kişi olduğu düşünülür. Oysa ki her yenilikçi sanatçı çağının yeni kültür değerlerini sezen ve o yönde eser veren kişidir. Olaya yeniden bir yumurta-tavuk ilişkisi içinde bakmak gerekir. Yani, toplum sanatçıyı etkilerken sanatçı da toplumun değişimine katkıda bulunur. Nasıl ki her nesne hem dalga hem parçacık ise, sanatçı da hem birey olarak özgürdür hem de toplumun kültüründen kopuk değildir. Aynı durum bilim adamı için de söz konusudur. Doğayı anlamaya çalışan bilim adamı doğadan birtakım veriler alırken bir yandan da bu verileri yorumlar. Yani hem doğadan etkilenir hem de doğayı etkiler. Bir yanda kendi dışında olan bir gerçeği kabullenirken, diğer yanda o gerçeği kendi bilinci ile dönüştürdüğünü bilmektedir. Zira insan hem doğanın hem de içinde bulunduğu çağın ve kültürün bir parçası olup, ne çağından ne de kültüründen kopuk ve bağımsız bir nesne değildir.

Kritik Etki Yasası hem Kuantum Kuramının incelediği mikro sistemlerde, hem de canlılardan oluşmuş makro sistemlerde geçerlidir.


Olasılık ve Rastgelelik

sonsuz -- 24.12.2007 - 08:14

Daha önce yazılan bir yazıyı yazmak yerine link vermeyi tercih ettim.
http://www.sonsuz.us/?q=node/18


Kumarbaz Aldanması

xenix -- 24.12.2007 - 08:58

Uzun vadede yazı tura atılışı yapıldığında yaklaşık olarak yarı yarıya yazı ve tura sonuçlarının elde edileceği, böyle bir istatistiksel kestirimdir. Paranın başlangıç konumu, atışta uygulanan kuvvet, para dönerken havanın direnci gibi etmenlerdeki belirsizlikler uzun vadede birbirini götürecek ve paranın geometrisi daha doğrusu simetrisi uzun vadede belirleyici olacaktır. Sonuçta ne kadar çok atış yapılırsa, %50 oranına o kadar yaklaşılacaktır.

Bu kısımda kesin yargı kullanmaktan kaçınmalıdır. Atılan paraların yazı tura oranının %50 ye yaklaşmasıda bir olasılıktır sadece. Hiç yaklaşmayabilirde. Ama tabi atış sayısı arttıkça %50 ye yaklaşma olasığıda artar.

xenix


Gerçekten

xenix -- 24.12.2007 - 09:03

Örneğin radyoaktif bir elementin tek bir atomunun belirli bir anda bozunmasının bir nedeni yoktur. Atom, ortada hiçbir şey yokken bir anda bozunur.

Gerçekten nedeni yok mudur? Nedeni varda bilinmiyor mu? Yada nedensiz olduğu kesin mi?

xenix


"""Mikro alemi açıklayan

EnkiMan -- 24.12.2007 - 09:56

"""Mikro alemi açıklayan Kuantum Kuramı istatistiksel bir kuramdır. Yani tek bir nesneden söz etmez. Pek çok nesnenin ortak özelliklerini ortalama bir değer olarak verir. Kuantum Kuramı kritik etkilerle ortaya çıkan durumların kuramıdır da denebilir."""

Klasik istatistiksel fizik ile kuantun kuramının içerdiği olasılık faktörü birbirinden biraz farklıdır. Tek bir tanecik için örneğin elektronun istatistiksel fizik açıdan anlamı yoktur. İstatistiksel fizik özünde determninistik olup sadece çok sayıda parçaçık için tek tek hareket denklemi yazıp çözmenin imkansız oldugu için ortalama değerler üzerinden hesap yapan fizik dalıdır. Oysa kuantum kuramı açısından tek bir elektron bile bir dalga fonksiyonu ile tanımlanır olasılık genliği ve olasılık fonksiyonu vardır.


"""Gerçekten nedeni yok

EnkiMan -- 24.12.2007 - 09:59

"""Gerçekten nedeni yok mudur? Nedeni varda bilinmiyor mu? Yada nedensiz olduğu kesin mi?"""

"Neden" ne demektir?
Bir olayın fiziksel bir nedeni vardır derken ne kastedilir
A olayının B olayını doğurması gibi tanımlarda anlamsızdır
Doğurmak ne demektir?
Bertrand Russel'ın dediği gibi nedensellik bir skandalmıdır?


O zaman

xenix -- 24.12.2007 - 10:07

Hiçbir olay bir başka olayın "neden"i değildir veya hiç bir olayın "neden"i yoktur deriz. Determinizm yoktur diyorsunuz yani kısaca.
Sorum şuydu. Yukarıdan bir cisim atarsınız. Ve gerekli hesaplamaları yaptıktan sonra (yerçekimi ivmesi, sürtünme vs) o cisimin ne zaman yere düşeceğini bilirsiniz.
Bu atomun bozunmasını bilemiyor olmamız. Yerçekimi, sürtünme benzeri yasaları bilmediğimizdenmi (atomların bozunması ile ilgili olanları), yoksa bilinemeyeceğinden mi? Yani teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin bu bozunmayı asla bilemeyecekmiyiz?

xenix


KK anlamak

Bilgisev -- 24.12.2007 - 10:12

KK'da tek bir elektronun yerini tanımlamak dahi bir olasılık içerir. Burada kesinlik yoktur. Bu yüzden Kopenhag yaklaşımı, Ana dalga Yaklaşımı, Paralel Evrenler yaklaşımı gibi farklı yaklaşımlar yapılmıştır. Eğer, her şey açık ve kesin olsaydı böyle yaklaşımlara gerek kalmazdı.

KK'da her fiziksel sonuç bir tek gözlemden değil, birçok benzer gözlemlerin ortak sonuçlarından ortaya çıkmıştır. Çünkü elementer parçacıkların dalga özelliklerinden dolayı "gerçek varlık alanında" tanımları dahi sorun yaratmaktadır.


"""Yani teknoloji ne kadar

EnkiMan -- 24.12.2007 - 10:15

"""Yani teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin bu bozunmayı asla bilemeyecekmiyiz?"""

Kuantum kuramı bu belirsizliği ölçüm aletlerinin yetersizliği olarak görmez
Kuantum kuramının matematiksel temeli dalga parçaçık ikiliği üzerine kurulduğundan belirsizlik dalga mekaniğinin matematiksel bir sonucudur. Kuram bize bu belirsizliğin doğanın özünde oldugunu söyler kısaca


O nu Biliyorum

xenix -- 24.12.2007 - 10:17

"Örneğin radyoaktif bir elementin tek bir atomunun belirli bir anda bozunmasının bir nedeni yoktur. Atom, ortada hiçbir şey yokken bir anda bozunur."

Bu kısımda kuantum belirsizliğine mi giriyor.

xenix


evet

EnkiMan -- 24.12.2007 - 10:25

evet
Çekirdeği bir potansiyel kuyusu gibi düşünebiliriz
bir tanecik için schrodinger denklemini yazarsak potansiyel sonsuz olmadıgı sürece potansiyelin dışındada çözümler elde edilir buna tünelleme denilir yani bir taneciğin kendi enerjisinden yüksek bir enerji engelini geçme olasılığı vardır. Radyoaktif ışıma böyledir


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -