Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Madde; hem “parçacık”, hem de “dalga”dır

delete

Madde, atom-altı düzeye inildiğinde, ikili bir görünüme bürünür. Yani hem parçacık, hem de dalga olarak karşımıza çıkar. Bu ikilikten hangisinin geçerli olduğu, o anki duruma bağlıdır. Yani bazı durumlarda parçacık görünümü baskın iken, diğer bazı durumlarda da parçacıkların dalga görünümü öne çıkmaktadır. İşte bu ikili doğa, ışık ya da diğer elektromanyetik ışınımda da karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, ışık “quant” ya da foton aracılığı ile emilir ya da yayılır. Fakat bu parçacıklar uzayın içinde hareket ettiklerinde, titreşen manyetik ve elektrik alanları gibi davranırlar ve dalgaların bütün karakteristik özelliklerini bünyelerinde toplarlar. Öte yandan elektronlar ise, normal olarak parçacık olarak kabul edilmesine karşın, bir elektron demeti dar bir aralıktan geçtiğinde, bir ışık demeti gibi kırılmakta, yani başka bir deyişle; elektronlar da dalgalar gibi davranmaktadırlar.

Parçacık ve dalga, Bohr’un tamamlayıcı kavramlar olarak isimlendirdiği şeylerdir. Tamamlayıcı kavramlar aynı nesnenin farklı temsilleridir. Bunlardan biri bilinirse diğerinin bilgisi dışlanır. Yani bir parçacığın aynı anda hem hızını hem de konumunu ölçebilmemiz olanaksızdır. Bunu Werner Heisenberg 1926 yılında belirsizlik ilkesiyle açık olarak ortaya koymuştur. Bir parçacığın gelecekteki konumunu ve hızını hesaplayabilmek için şu andaki konumunu ve hızını ölçmek gerekir. Bunu yapmanın en kolay yolu parçacığa ışık tutmaktır. Işık dalgalarının bir bölümü parçacığa çarpıp saçılacak ve buradan parçacığın konumu saptanacaktır. Ancak parçacığın konumu, ışığın iki dalga tepesi arasındaki uzaklıktan daha küçük bir hata ile saptanamayacağından, parçacığın konumunu daha kesin ölçmek için daha kısa dalga boylu ışık kullanmak gerekir. Planck’ın tanecik varsayımına göre ölçüm için en az bir tane tanecik kullanmalıyız. Bu tek tanecik dokunduğu parçacığın hızını önceden bilinemeyecek biçimde değiştirecektir. Üstelik konumu daha kesin ölçebilmek için daha kısa dalga boylu ışık gerekecek ve bundan dolayı tek bir taneciğin enerjisi daha yüksek olacaktır. O halde parçacık daha çok etkilenecektir. Başka bir deyişle, parçacığın konumunu daha kesin ölçebilmek için uğraştığınızda, hızını daha hatalı ölçüyor olacaksınız, ya da tersine hızını ölçerken konumunu ölçemeyeceksiniz.
Tamamlayıcılık ilkesine en güzel örnek Sofokles’ten verilebilir. Sofokles’in “Antigone” adlı eserinde “topluma karşı görev” ve “ailesel görev” kavramları tamamlayıcı kavramlardı ve bir anlamda, karşılıklı olarak birbirlerini dışlıyorlardı. İyi bir yurttaş olarak, Antigone, kralı öldürmeye çalışırken öldürülmüş olan kardeşini hain olarak değerlendirmelidir. Krala ve topluma karşı görevi kardeşini reddetmesini gerektirmektedir. Yine de ailesel görevi onun vücudunu gömmesini ve hatırasına saygı göstermesini gerektirmektedir.
Tamamlayıcılık ve belirsizlik ilkeleri Kopenhag yorumunu oluştururlar. Quantum fiziğinin en can alıcı özelliği, gözlemciye, yalnızca gözlemleme ile ilgili değil, aynı zamanda gözlemlenen özellikleri tanımlamada da büyük ve önemli roller vermiş olmasıdır. Çünkü Quantum fiziğinde bir nesnenin kendi özelliklerinden söz edemeyiz. Bu özellikler ancak nesnenin gözlemci ile giriştiği etkileşim sonucunda oluşmaktadırlar. Heisenberg’in sözleriyle “gözlemlediğimiz şey doğanın kendisi değildir; yalnızca doğanın yönelttiğimiz soruya verdiği yanıttır”. Örneğin gözlemci ölçüm araçlarını nasıl oluşturacağına karar verdiğinde, bu oluşum, sonuç olarak gözlenen nesnenin özelliklerini de belirleyecektir. Eğer deneysel düzen değiştirilirse, buna karşılık gözlenen nesnenin özellikleri de değişecektir.


Şimdi evrende algılayan

EnkiMan -- 19.12.2007 - 12:29

Şimdi evrende algılayan bir bilinç olmasaydı evren, madde aslında yok denmeliydi mi diyor kuantum kuramı bize
Alakası yok
kuramın bize şu yada bu biçimde felsefi olarak söylediği birşey yok ama ancak varlık etkileşimle anlam kazanır şeklinde yorumlayabiliriz bence burda bir parçaçığın varolması onu algılayana bir bilince değil diğer bir parçaçığa bir diğer varlığa veya bütüne bağlıdır diyebiliriz bu ne materyalizm ile çelişir nede idealizme kapı açar

Bir fiziksel kuramın geçerliliğide onun nasıl yorumlandıgından bağımsızdır
her kuram her biçimde yorumlanabilir
Kuantum kuramının hiçbir yerinde ne bilince, ne algıya vs. gönderme yoktur bunlar felsefecilerin işidir
Son derece katı matematiksel kuralları olan bir kuramdır.
Kuantum Mekaniği dersleri felsefe dersleri değildir örneğin
kesin öngörüleri vardır bu öngörüler mutlak determinist olmak zorunda değildir
bu kesin öngörüler olasılık dağılımlarının evrimi üzerinedir ve aksi bir bulguyla şimdiye kadar karşılaşılmamıştır

Pek tabi bazı limit durumlarında kuantum kuramına indirgenmesi mümkün daha "geniş kapsamlı" ve determinizmi geri getirecek bir kuram yapılabilir buna itiraz edemez kimse felsefi olarak ama görünen o ki bunun olması gittikçe daha da zorlaşmaktadır.
Son zamanlarda üzerinde çokca konuşulan sicim kuramıda alternatif bir kuram değil kuantum kuramından dayanak alan bir kuramdır


Merhabalar ben bir şey

Misafir -- 27.07.2012 - 03:09

Merhabalar ben bir şey sormak istiyorum. Şu an bilim açıklayabildiği boşlukta yer kaplayan en küçük madde nedir?
Ben şu sitede küçüğe doğru indiğimde en son "Planck length" isminde birşeye kadar gibiyor sorumun cevabı bumudur acaba?


“gözlemlediğimiz şey

sanalmanik -- 18.12.2014 - 13:37


“gözlemlediğimiz şey doğanın kendisi değildir; yalnızca doğanın yönelttiğimiz soruya verdiği yanıttır”

madde hem maddedir hem maddedir hem de maddedir;


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -