Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Zaman ve Uzay Birbirinin Aynıdır

delete

Kendimizi şaşırtıcı bir dünyada bulmaktayız. Çevremizde gördüğümüz her şeyden bir anlam çıkartmak istiyor ve şu soruları soruyoruz: Evrenin doğası nedir? Onun içindeki yerimiz ne, o ve biz nereden geldik? Evren niye böyle?

Bu sorular yüzyıllar boyu batı ve doğu filozoflarının ve bilim adamlarının en büyük uğraşı olmuştur. Ömer Hayyam “Nereye Gidiyoruz” isimli rubaisinde:
Hep bu çember, dolanıp durduğumuz
Ne önümüz belli, ne sonumuz
Kim varsa bilen, çıksın söylesin:
Nereden geldik? Nereye gidiyoruz.
diye sormaktadır.

Yüzyılımızın başlarına kadar eski Yunan’da ortaya çıkıp batıda gelişen materyalist, deterministik ve mekanistik klasik fiziğe dayalı dünya görüşü daha sonra Newton’un geliştirmiş olduğu evrensel mekanik modele dayanmaktaydı. Gerçekten de bu temel, bütün bilimleri destekleyerek kendi felsefesini ve doğa anlayışını yaklaşık üç yüzyıl ayakta tutabilmişti.

Newton evreni, klasik Euclid geometrisinin üç boyutlu uzay görüşüne dayanmaktaydı. Bu gözün tasarlayabildiği ya da beyinin bir imge ile canlandırabildiği yani alışageldiğimiz uzaydır. Çünkü gözlerimiz ve beynimiz bu uzay içinde çocukluğumuz ve insan türünün evrimi boyunca oluşmuştur. İçinde tüm fiziksel olayların oluştuğu bu üç boyutlu uzay, hiç bir biçimde değişmezdi ve bütünüyle durağan bir özelliğe sahipti. Buna bağlı olarak da, fiziksel dünyada oluşan her türlü değişim, yine kendi içinde mutlak olan bir başka boyut yani zaman ile ifade edilebilmekteydi. Zamanın, maddesel dünya ile hiç bir bağı olmadığı ve geçmişten geleceğe doğru hiç durmaksızın değişmez bir şekilde özgürce aktığı kabul edilmişti.

Newton dünyasının mutlak zamanı ve mutlak uzayında hareket etmekte olan temel öğeler, maddesel parçacıklardan oluşmakta olup Newton onları; küçük, sert ve bölünemez varlıklar olarak düşünmekteydi. Ona göre söz konusu varlıklar, evrende bulunan tüm maddenin yapı taşlarını oluşturmaktaydılar.

Düalist olan klasik mekaniğin temelleri, bütünü ile Newton’un denklemlerine dayanır. Bu denklemlerin değişmez birer yasa oldukları kabul edilmiş ve tüm maddesel noktaların bu yasalara göre hareket ettikleri düşünülmüştür. Bundan dolayı, fiziksel dünyada gözlemlenen bütün değişikliklerin kaynağında da, bu tür hareketlilikler aranmıştır. Newton’a göre Tanrı yani yaratan, zamanın başlangıcında maddesel parçacıkları, aralarında etki eden kuvvetleri ve hareketin temel yasalarını yaratmıştı. Böylece evren, bir bütün olarak harekete geçmiş ve o andan itibaren değişmez yasaların yönettiği bir makina gibi hareket etmeyi sürdürmüştür.

Bu bağlam içinde, doğanın mekanistik bir biçimde yorumlanması, katı ve kesin bir determinizme yol açmıştı. Buna göre, evrende meydana gelen her şeyin kesin bir sebebi ve ayrıca da bundan doğan kesin bir etkisi ya da sonucu vardı. Eğer belirli bir anda sahip olduğu tüm ayrıntı bilgileri biliniyorsa, bir sistemdeki her bir öğenin geleceği mutlak bir kesinlikle önceden kestirilebilir hale gelmekteydi. Bu dünyada gerçek mutlaktı ve bizim onu sorgulayış biçimimizden bağımsızdı.

Geçen yüzyılın sonları ve yüzyılımızın başlarında özellikle Einstein özel ve genel görecelik kuramıyla birlikte, Quantum fiziğindeki gelişmeler Newton’un deterministik evrenini temellerinden sarstı. Zaman ve uzay kavramlarına bakış, neden-sonuç ilişkisinin kavranışı, madde ve enerji anlayışlarının değerlendirilmesi çok farklı bir hal aldı. Bu yeni bilimsel anlayış, insanın evreni ve kendisini algılayışı ile inançlarını derinden sarsmış, onları yeni temellere göre oluşan değişik bir anlayışa sürüklemiştir.

Evrendeki tekliği ve birliği kavramaya yönelik olan bu yeni anlayış biçimi, kendisini çok değişik biçimlerde göstermektedir.

20. yüzyılda, insanların düşüncelerini etkileyen bir çok keşif yapılmıştır. Aslında keşif dediğimiz şey, evrende varolan, ama belirişi ve görünüşü ile simgelerin ardında gizlenen bilgilerin ortaya çıkarılmasıdır. Unutulmamalıdır ki gerçeğin yalnızca yaklaşık bir yansımasını ortaya koyabiliriz. Bundan dolayı da elde ettiğimiz bütün akılcı bilgiler kaçınılmaz bir biçimde sınırlı kalmaya, yani geniş kapsamlı olmamaya mahkumdur. Bu buluşlardan en belli başlıları olan ve “Yeni Çağın” bilimsel anlayış düzeyini oluşturmakta etki yaratanlar şunlardır:

Bizim duyumsal algı alanımızı aşan bir dördüncü boyutun varlığından söz eden ve zaman ile uzayın, aslında birbirinden ayrılamayacağını ve bazen de birbirlerine dönüştüklerini bize gösteren, böylece de maddenin aslında bir enerji biçimi olduğunu kanıtlayan Einstein’ın “Görecelik Kuramı”.

Atom altı dünyaya inerek, oradaki gerçekliğin kendi algı dünyamızdan çok farklı olduğunu keşfeden, böylece evrende bağımsız tek tek nesneler olmadığını bize anlatarak, evrendeki her şeyin birbiriyle bağlı ve birbirine özdeş olduğunu ortaya koyan “Quantum Fiziği”.

Bütün varedilmişlerin aynı bütünün parçaları olduğunu, dolayısıyla hepsinin özlerinin bir ve birbirine eş bulunduğunu, her birimin bütünün bilgisini içinde taşıdığını ve ona uygun gelişme sağlanırsa, bütünün tam görüntüsünü yansıtabileceğini ileri süren, bütün bilgilerin her an ve her yerde kullanıma hazır bulunduğunu söyleyen, böylece de bütün evrenin birbirinin kardeşi, hatta insanın kendisi olduğu bilgisini simgeleyen “Hologram Kuramı”.

Bu üç dev keşif te, aslında tek bir şeyi: Evrendeki tek’liği ve bir’liği göstermektedir. Evrende her şey birbirine bağlıdır, bağdaşıktır ve aynı gerçekliğin farklı yönlerini ya da belirişlerini yansıtırlar. Birbirinden ayrı ve bağımsız birimler yoktur. Madde enerjinin yoğunlaşmış bir şeklidir. Algılayabildiğimiz dünya ne madde ne de ruhtur, fakat görülmeyen enerjinin belli bir düzeyidir (buna alan da denilmektedir). Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız ve içimizde aynı özü taşıyoruz. Bilgi her an ve her yerdedir. Çünkü ilerde de görüleceği gibi görecelik ve kuantum teorilerine göre üçüncü boyutun ötesinde ve frekanslar alanında, zaman ve uzay da birbirinin aynıdır. Hem vardır, hem de yoktur. Bunları uzatmak olasıdır ama şunu da unutmayalım ki “bilgi sorumluluktur”. Çünkü bilmemek işin sezgiye teslimiyetidir. Ama bilmek ise doğası gereği düalist olan akıl karıştığından insanı yolundan saptırma eğilimindedir. Onun için, bilgi sorumluluktur.

Evrenin Sırları - Sıtkı Aytaç
(Kitaplar bölümüne eklendi, isteyen oradanda takip edebilir sırayla.)


"Kendini bilen, Rabbini

marutti -- 13.03.2010 - 17:54

"Kendini bilen, Rabbini bilir" Hz. Muhammed.

Bilgi edinmekle, bilge biri oluruz. Kendimizi bilmekle, zanlarımızdan kurtuluruz!


Bilge:bilgi edinme, idrak,

tegafüle -- 14.03.2010 - 19:31

Bilge:bilgi edinme, idrak, görgü, sağduyu ve sezgisel anlayış ile birlikte bu hususiyetleri özümseyebilme ve uygulayabilme kapasitesi. Bilginin, sağgörülü ve muhakemeli mantık ile tatbiki.

Her bilgi edinen bilge olmuyormuş.


Muhammed efendi "Kendini

iskorpit -- 15.03.2010 - 02:10

Muhammed efendi

""Kendini bilen, Rabbini bilir""
demiş.

İnsan göremediği veya dokunamadığı bir şeyin varlığı
hakkında nasıl veya ne şekilde bu kadar emin olabilir?
-Miraç ve fax görüşmelerini saymazsak-
Delilik bu!












"Kendini bilen, Rabbini

tegafüle -- 23.02.2011 - 18:46


"Kendini bilen, Rabbini bilir"

ise

ben gene tanrı oluyorum bu durumda . :D


Bir farkla

Yabancı -- 23.02.2011 - 18:50

""Kendini bilen, Rabbini bilir"

ise

ben gene tanrı oluyorum bu durumda . :D

"


Ben tanrıyım dediğimde ortaya çıkan yıkıcı 'ben' dışında, tanrı fikri de bende anlamında bence.


Tanrı fikri bende ise ben

tegafüle -- 23.02.2011 - 18:54

Tanrı fikri bende ise ben nasıl yıkıcı olur? Tanrı yıkıcı mı yapıcı mı?


Ben tanrıyım demekle

Yabancı -- 23.02.2011 - 19:29

Ben tanrıyım demekle tanrı benim fikrimdir demenin arasında epey fark var. Sen tanrı olduğunu söylersen bi süre sonra sana biat etmemiz için harekete geçersin :)

Sonrasını hepimiz biliyoruz dünyaya bakınca.


ben tanrı olunca ona biat

tegafüle -- 23.02.2011 - 21:41

Ben tanrı olunca ona biat etmekten vazgeçersin asıl :D

Tanrı benim fikrimse eğer ; fikir bende oluşundan ,beni tanımladığından ,benden olduğundan tanrı ben olur .

Asıl konu tanrının herşey olmasıdır. Gördüğün görmediğin ;canlı,cansız heryerde olur ki bu biat etme kendine sevgi ve saygı duymanla alakalıdır . Senden herşeye yayılır ve herşeyden de sana.Bütündür .Tüm bunlar algılandığında ahlak denen yapma kelime değerini yitirir.


gamaro'yu anımsadım...

-- 24.02.2011 - 07:51

gamaro'yu anımsadım... Tanrının insanlık planı ne olabilir? Bir felsefe sözlüğü edinebilmek.. gülümsedim...


" Bizim duyumsal algı

sanalmanik -- 18.12.2014 - 13:36

"
Bizim duyumsal algı alanımızı aşan bir dördüncü boyutun varlığından söz eden ve zaman ile uzayın, aslında birbirinden ayrılamayacağını ve bazen de birbirlerine dönüştüklerini bize gösteren, böylece de maddenin aslında bir enerji biçimi olduğunu kanıtlayan Einstein’ın “Görecelik Kuramı”.

Atom altı dünyaya inerek, oradaki gerçekliğin kendi algı dünyamızdan çok farklı olduğunu keşfeden, böylece evrende bağımsız tek tek nesneler olmadığını bize anlatarak, evrendeki her şeyin birbiriyle bağlı ve birbirine özdeş olduğunu ortaya koyan “Quantum Fiziği”.

Bütün varedilmişlerin aynı bütünün parçaları olduğunu, dolayısıyla hepsinin özlerinin bir ve birbirine eş bulunduğunu, her birimin bütünün bilgisini içinde taşıdığını ve ona uygun gelişme sağlanırsa, bütünün tam görüntüsünü yansıtabileceğini ileri süren, bütün bilgilerin her an ve her yerde kullanıma hazır bulunduğunu söyleyen, böylece de bütün evrenin birbirinin kardeşi, hatta insanın kendisi olduğu bilgisini simgeleyen

Bu üç dev keşif te, aslında tek bir şeyi: Evrendeki tek’liği ve bir’liği göstermektedir. Evrende her şey birbirine bağlıdır, bağdaşıktır ve aynı gerçekliğin farklı yönlerini ya da belirişlerini yansıtırlar."


durdu zaman durdu dünya girdi içeri kapıdan


Zaman ve uzay birbirinin

-- 19.12.2014 - 09:15

Zaman ve uzay birbirinin aynı değildir. Aynı madalyonun iki yüzünden biri zaman diğeri uzay olabilir veya aynı yaprağın bir sayfası zaman diğeri uzay diye de tanımlanabilir ama asla aynı değildir.

Uzay'a ait bir hacim ve kütle vardır oysa zamana ait böyle bir kavram olamaz, değil mi servi boylu sırma saçlı sonsuzcuğum.

Sen de aslında gericisin, nasıl dinci gericilik varsa sen de liboş gericisin yani seni şimdi ebuş ile bir tutmuyorum ama gericilik konusunda uzay-zaman ikilisi gibisiniz.

Liberalizmde; parası olmayan tedavi olmasın, eğitim almasın, spor ve sanata özgür ve eşit olarak erişemesin vb ilkeler geçerlidir.

Tanrı artık para olmuştur. Ateist olman ise dünyaya sol bir pencereden bakamadığın için sadece bilimsel bir gerçek olarak kalır sende, vicdan ve etik yoksunluğunu ise ömür boyu belki hiç hissetmezsin.

Hadi sana bol akçalı işler...

(Uzayzaman)


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -