Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Postmodern yaklaşım

delete

Postmodern felsefeyi geliştirmiş olan Derrida, Lyotard, Faucault ve diğerleri , anlam dünyamızı (modernizm bağlamında) sarsacak çözümlemelere giriştiler. Kuhn ve Feyarebend de postmodern düşünceye birçok katkıda bulundular. Postmodern yaklaşım bir sorgulamadır. Bu doğru. Fakat neyi sorguluyor? 200 yıla yakın bir süredir batı toplumlarına kesin doğru imiş gibi pompalanan birtakım önyargıları ve varsayımları.

Bunların sorgulanması birinci aşama. İkinci aşama ise bu sorgulamaya bir yanıt bulma gayreti. Yani, anlamsızlıkta israr etmek yerine, anlamsız gibi görünen olgularda gizli olan anlamı ortaya çıkarabilmek önemlidir. Modern bilim kuramları, Kuantum Kuramı ve onun daha ileri modelleri, Özel ve Genel Görelilik Kuramları ve en son Karmaşa Kuramı anlam arayışına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu kuramlar klasik fizik görüşlerini alt üst etmiş durumdalar. Şu halde elimizde malzeme hazır.

Bakış açımızda açılımlar oluşması için öncelikle birtakım varsayımlardan kurtulmak gerekir. Bu varsayımlardan Yerel Gerçeklik varsayımı bizleri en çok bağlayan ve yorumlarımızı kısıtlayan bir yaklaşımdır. Bu varsayımla birlikte Süreklilik ve Özdeşlik varsayımları bizim olaylara bakış açımızı kısıtlamaktadır.

Önce, Fransız felsefeci Jacques Derrida’nın meşhur ettiği “Yapı bozumculuğu” (decontruction) kavramından söz etmek isityorum. “Yapı bozumu” yıkım değildir, nihilizm ile ilgili değildir, analiz hiç değildir. Daha çok batı düşünce sisteminin aşkın durumları açıklamakta karşılaştığı zorlukları çözebilmek için başvurulan bir bakıştır.

Bu bakımdan hem Aristo mantığının kabulleri hem de batı metafiziğinin temel varsayımları yeniden yorumlanıp farklı ufuklara doğru yelken açmalarına izin vermek gerekmektedir. Derrida’nın esas saldırı hedefi ikili (karşıt) kavramlardır. Yani, ikili karşıt kavramların ayrılığına dayanan yaklaşımın kısıtlayıcı olduğunu iddia etmiştir. Derrida bilimsel bir açıklamada kullanılan terimlerin anlamlarının yeni açıklamalarla genişletilmeleri gereği üzerinde durmuştur. Bu sav “Postmodern yaklaşımın” temel iddiasıdır.

Örneğin, “Gerçek nedir?” sorusu postmodern düşünürler tarafından yeniden ele alınmış ve tartışılmıştır. Jean Baudillard’a göre “Gerçek var olma özelliğini yitirmiştir”. Baudillard’ın sorgulaması Leipnitz’in sorgulamasından farklıdır. Leipnitz: “Neden varlık vardır?” şeklinde soru yöneltir. Baudillard ise: “Acaba yokluk var mıdır?” şeklinde sorar.

Bu sorgulamadan kasıt varlık-yokluk ikileminin özüne inmek ve bu ikili bakışın getirdiği birtakım sonuçların yapısını bozmak.
Varlık-yokluk ikilemi olduğu sürece ben ve öteki ayırımı da bulunmaktadır. Ben-Öteki ikilemini aştığımızda, yani bu ikili yapıyı bozduğumuzda, ben ile öteki yakınlaşmakta, biri diğerini kabul eder duruma gelerek bütünleşmektedir. Ancak yapı bozumculuğu kesin çizgilerle tanımlanabilen bir yöntem değildir. Kendini sürekli yenileyen “Yaşayan bir felsefe” modeli olarak tanımlanabilir. Yaşayan Felsefe, tanımını da ilk olarak ileri sürmüş olan düşünür, Jaques Derrida’dır.

Yaşayan felsefe içinde yapı bozumculuğu, Heidegger ve Nietzsche tarafından ileri sürülmüş olan “yıkım” veya “tersine çevirme” kavramlarından daha az negatif bir yaklaşımdır. Ancak, yapı bozumculuğunun kesin olarak tanımlanmaması felsefe ile uğraşanları rahatsız etmektedir. Çünkü, felsefe kesin kavramlarla çalışmak zorundadır. Bir bakıma felsefeye “Kavram matematiği” de denebilir. Dolayısıyla, açık ve kesin tanımlı olmayan kavramlar felsefenin ilgi alanının dışındadır, şeklinde bir görüş bulunmaktadır.

Ancak, felsefi kavramlar ortamın ve kültürün ürünü olmak zorundadırlar. Her dönemde ortaya atılmış olan kavramlar hem o dönemin bilimsel görüşlerinden etkilenmiş hem de o dönemin varsayımları üzerine inşa edilmiştir. Şu halde, 20. yüzyılda ileri sürülen bilimsel kavramlarla postmodern görüşün örtüşmesi hem doğal hem de gereklidir.


Bu yazınızdan

sonsuz -- 15.12.2007 - 15:27

Bu yazınızdan, ya-veya mantığından hem-hem mantığını kullanmaya yönelik işaretler gördüm. "Yaşayan felsefe" metaforuda ilgimi çekti, gayet güzel oturmuş. Bu konu hakkında düşüncelerimi, derleyip toplayıp tekrar yorum olarak yazacağım.


Alıntıdır...

narin -- 15.12.2007 - 17:35

"Bu görüş, tamamen benim burada göstermeye çalıştığım klasik dialektik mantığın yetersiz olduğu görüşü ile uyum halindedir. Hem-hem mantığı dialektik (ikili) mantığı aşmak amacını güden, daha esnek bir yapı sergilemektedir. Evreni ve insanı anlamak istiyorsak ikili mantığı aşmamız gerekiyor. Yeni mantığın öngördüğü yaklaşımda şu tercihler öncelik kazanıyor:

- Gözlem yerine katılım,

- Tikel yerine tümel,

- Boşluk ve yokluk yerine varlık,

- Anlamsız yerine anlam,

- Mutlak yerine göreli,

- Bağımsız yerine bütünsel,

- Nesne yerine enerji,

- Sürekli yerine süreksiz.

Burada belirttiğim ikili kavramlar tam olarak birbirlerinin karşıtı değiller. Amaç ikilemli mantığı geri getirmek değil, aksine onların kısıtlayıcı yapısını bozmaktır. Derrida bilimsel bir açıklamada kullanılan terimlerin anlamlarının yeni açıklamalarla genişletilmeleri gereği üzerinde durmuştur. Bu sav “Postmodern yaklaşımın” temel iddiasıdır."

Kavramlardan örnekler verilerek "postmodern yaklaşım" da varılmak istenen düşünce anlatılabilir mi?


KK hepsini içeriyor

Bilgisev -- 15.12.2007 - 20:39

Benden alıntı olduğunu belirtmedin, ama sanırım anlaşılıyor, Narin.
Evet, Kuantum Kuramı (KK) Postmodern yaklaşımla örtüşen bir doğa yorumu sunmaktadır. KK gözlenen ile gözleyenin birbirlerini etkileyip değiştirdiklerini savunur. Şu halde gözlem yapan kişi aslında gözlediği nesne ile bütünsel bir ilişkiye girmekte, katılımla olayı değiştirmektedir.

Nesneleri tek başlarına bağımsız ve tikel bireyler olarak tanımlamak yerine çevreleri ile birlikte tümel bir ilişkinin ürünü olarak görmek gerekir. İnsanların dünyaya gelmiş bağımsız varlıklar olmadıklarını ve çevrelerini etkileyen, aynı zamanda çevrelerinden etkilenen canlılar olduklarını anlıyoruz.

Bu bakımdan yaşantı anlamsız değil, anlamlıdır. Yapı bozumu görüşü ile anlam vermek insana ait bir çabadır. Dolayısıyla, artık mutlak olan hiç bir şey yoktur ve insan söz konusu olduğunda görelilik geçerlidir.

Nesneler süreksiz enerji paketlerinden oluşmuşlardır ve bu gerçek tüm evren için de geçerlidir. Bu kavramların örneklerini genellemek sanırım pek de zor olmasa gerek. Önemli olan bu yaklaşımı içselleştirmektir.


Haklısınız...

narin -- 15.12.2007 - 21:27

Nasıl olsa yazının kime ait olduğu biliniyor düşüncesi ile belirtmeye gerek duymadım bunun için özür diler,verdiğiniz bilgiler içinde ayrıca teşekkür ederim :)
Süreksizikten kastınız nedir? Zaman sürekli değilmidir?


Süreksizlik

Bilgisev -- 16.12.2007 - 05:59

Öncelikle süreksizliği tanımlayalım. Bir matematik fomksiyonun süreksiz olması demek belli bir noktada ani bir sıçrama yapması, yani türevinin alınamaz oluşudur. Örnek olarak merdiven basamaklarını gösterebiliriz. Bir basamağın ucunda üst veya alt basamağa doğru ani bir dikey değişim vardır. İşte o iki noktada süreksizlik vardır.

Kuantum sıçramaları da süreksizlik içerirler. Evrende her değişim bir enerji aktarımı olduğuna göre ve enerji de kuantik olarak süreksiz bir şekilde aktarıldığından her değişim süreksizdir. Zaman dahi süreksiz sıçramalarla değişir. Bir saati düşünün bir çark ile veya digital olarak çalışsa dahi her saniyede ani bir sıçrama bulunur.

Evren tüm canlılar gibi nefes alıp vererek varlığını sürdürür. Bu nefes alıp-verme olayı bir anda oluşur. Yok olma anlarında zaman durur. Sadece an kalır. An ise o kadar kısa bir süredir ki asla ölçülemez. Bu kısa süreye Planck süresi denir. Ve hesaplandığı şekliyle 10 üzeri eksi 43 saniyedir. Anlaşılması bakımından şöyle yazayım: Bir saniyenin
1/1000000....................................0000 (43 adet sıfır)
de biri kadar kısa bir süre.


Dirac delta fonksiyonu

Bilgisev -- 16.12.2007 - 06:17

KK'da süreksizlik vardır ama aynı zamanda matematik bir kuramdır. Bu bakımdan sürekli fonksiyonlarla (sinüs kosinüs gibi) uğraşması gerekir. Peki, hem süreksizlik içerecek hem de sürekli fonksiyonlarla çalışacak. Bu bir çelişkidir. Bu çelişkiyi kim ve nasıl aşmıştır?

Bu çelişkiyi Paul Dirac adlı İngiliz dahi fizikçi aşmıştır. Nasıl mı? Bir hile ile. Hilesi şu. Bir dalga düşünün. Dalganın genliğini daraltın. Yani iki yandan dalgayı bastırın. Ne olur? Sonuçta tek bir çizgi olur değil mi? İşte bu tek çizgi olduğunda dalga süreksiz hale dönüşmüş olur. Dirac'ın hilesi şu:

Öyle bir fonksiyon tanımlıyor ki, buna "Delta fonksiyonu" diyor. Bu bir dalga fonksiyonu olup mümkün olduğu kadar dar hale sokulabilir, ama asla düz bir tek çizgi haline sokulamaz. Yani siz istediğiniz kadar bastırın iki ucu biraraya gelemez. İşte bu sayede süreksizlik ortadan kaldırılıyor. Bu hiledir ama eskilerin dediği gibi "Hile-i şeriye"

Hile-i şeriye şeriyata uygun hile demektir. Yani öyle bir hile ki hem sorunumuzu hal ediyor, hem de KK aykırı düşmüyor. Çünkü biliyoruz ki enerji küçük bölünmez parçalar halinde aktarılır. Şu halde Dirac delta fonksiyonu sayesinde tek bir "kuanta" tanımı yapılabilir.

Bilmem şimdi biraz anlaşılır oldu mu? Fazlaca fizikçi ağzı ile konuşmadım umarım.


KK'da zaman sorunu

Bilgisev -- 16.12.2007 - 09:35

Zaman süreksiz ise ve sadece an denen son derece kısa bir süre geçerli ise, KK parçacıklar arası etkileşmelerde zamanı nasıl tanımlmıştır?

Diyelim ki iki proton çarpışıyor ve çarpışma sonrasında birçok parçacık ortaya çıkıyor. Yani E=mc^2 denklemine göre Kinetik enerji (hareket enerjisi) maddeye dönüşüyor. KK bu etkileşmede önce-sonra tanımını nasıl yapıyor?

Yine bir "Hile-i şerie" ile. Yani, anlık sonsuzluğu kitabına uydurarak. Şöyle ki, "zamanda sıra operatörleri" tanımlayarak. Bunlar peşpeşe yazıldıklarında önce hangisi gelirse onun zamanı önce olmuş oluyor. Örnek olarak:
O(2).O(1)|D> denkleminden şunu anlamamız gerekiyor. Elimizde bir |D> durumu var. Bu iki protonun çarpışmadan önceki hali olsun. Bu duruma anlık bir O(1) etkisi oluyor. Bu etki diyelim ki tam çarpışma anında O(1)|D> olur. Bu yeni bir durum demektir. O(2)[O(1)|D>] durumu ise çarpışmadan sonraki yeni ortaya çıkan durum olur. Şu halde O(1) operatörü zaman olarak O(2) den öncedir.

Fakat iki operatörün yerini değiştirirsek O(1).O(2)|D> şekli zamanda tersine gidişi tanımlar. Şu halde KK göre zaman tersinirdir çünkü "O" zaman operatörleri yerlerini değiştirdiklerinde sonuç değişmez (komütatiftirler). İfadesi de şöyle olur. O(1).O(2) = O(2).O(1)

Oysa ki yer operatörü ile momentum (hız) operatörleri komütatif değildirler. Anlamı da, ikisinin yerini değiştirirsek durum da değişir. X yer operatörü ve P momentum operatörü olsun, XP-PX = sıfır değildir. Ya nedir peki? XP-PX = d.h (Dirac delta fonksiyonu çarpı Plank sabitidir). Bunun anlamı da siz aynı anda bir parçacığın yerini ve hızını ölçemezsiniz. Veya daha basit bir anlatımla, eğer bir parçacığın önce yerini sonra hızını ölçmekle önce hızını sonra yerini ölçmek aynı sonucu vermez.

Buyrun, kafanız biraz karıştı galiba. Ama, fizikçi olmak böyle bir şey işte.


Bu güzel bilgiler

xenix -- 16.12.2007 - 19:32

Bu güzel bilgiler eşliğinde şöyle birşeyi merak ettim. Zaman süreksiz ve kesikli dedik. Bu aynı zamanda evrende herşeyin plank sabiti kadar bir sürede yok olup, tekrar oluşması anlamına geliyor aynı zamanda. Peki bir elektron, belirli bir yolda giderken (oldukça hızlı olduklarını biliyoruz.) planc sabiti süresinde yok olduktan sonra, yeni oluşacağı bölgeyi belirleyen nedir. Yani aradaki bilgi aktarımı nasıl olur?
Daha farklı sorarsam, ben kolumu sağa doğru oynatırken, benim kolum her saniyede 10^43 (10 üzeri 43) defa yok olup oluşuyor. Üstelik hareketin devamı için nerede oluşacağını biliyor. (Tabii burda kolum bilmiyor, hareketin ve zamanın bir özelliği olarak bilen birşey var.) İşte bu bilgi aktarımı bu boşluklarda nasıl iletiliyor?


xenix


Bütünsel ilişkiler geçerli

Bilgisev -- 16.12.2007 - 23:08

Evrende "her şey" derken evrenin kendisi de saniyede 10^43 kere yok olup var olduğunu kabul edelim. Bu durumda hareket halinde olan bir nesne (mikro veya makro boyutta olması farketmez) yok olduğu kısa an içinde sadece çevresi ile değil, aynı zamanda tüm evrenle birlikte bütünsel bir ilişki içine giriyor. Burada "yok oluyor" derken kesikli bir sıçrayışla farklı bir evrene geçiş söz konusu. Aslında yok olan bir şey yok. Çünkü enerji korunuyor ve mevcut kinetik enerji kaybolmuyor.

Planck süresi sonunda tüm evren bir bütün halinde yeniden oluştuğunda her parçacık (nesne) çevresinden edindiği etkilere bir tepki vererek hareketini sürdüryor. Yani, yer değiştiriyor. Çünkü unutmayalım ki hareket sürekli değil, kesikli. Şu halde yeni bir yer derken yeni bir sıçrayış anlaşılmalı. Her yeni an yeni bir bütünsel fotoğraf. Bütünsellik de evrenin her noktasından gelen etkilerden oluşuyor.

Yani, yerel olmayan (non-local) etkiler de bulunuyor. Bu yerel olmayan etkilerin ışıktan hızlı gerçekleştikleri deneysel olarak ölçülmüş. 1982 yılında Alan Aspect ışıktan hızlı etkileşmelerin varlığını kanıtladı. Yalnız onun deneyi başlangıçta korele (birlikte) olan sistemleri (parçacık çiftlerini) içeriyordu. Daha sonraki yıllarda polarize laser ışığı ile de aynı sonuçlar elde edildi.

Benim burada kendi iddiam (görüşüm, varsayımım) genel olarak fizikçiler tarafından kabul edilmiş değil. Çünkü evrenin Planck süresindeki var olup yeniden oluşması deneysel olarak kanıtlanmış değil. Ama ışıktan hızlı etkileşmeler söz konusu ise bu durumda sonsuz hız (veya çok yüksek hız) da mümkün olabileceğinden evrende bilgi kaybı olmadan bir andan diğerine bütünsel etkilerin ulaşması pek ala mümkün olabilir.


Fizikten Metafiziğe

Bilgisev -- 17.12.2007 - 05:34

Fizik biliminde her yeni fikir veya model bir sorunu çözmek amacıyla ileri sürülür. Keyfi ve "laf olsun torba dolsun" türünden fikirler kısa zamanda çöplüğün yolunu tutar. Benim burada ileri sürdüğüm evrenin saniyede sayılamayacak kadar çok kere açılıp kapandığı görüşü de birçok soruna çözüm getirmektedir. Bu sorunların ne olduklarını kendi blog sayfamda yazdım. Bu bakımdan tekrarlayacak değilim. İsteyenler http://bilgisev.blogcu.com/page23 adresinden okuyabilirler.

Fakat, asıl ilginç nokta şimdi başlıyor. Ölçülmesi mümkün olmayan bir "farklı evren" varsa artık fizik değil metafizik (fizik ötesi) alana girdik demektir. İnsan aklı metafiziği kavrayabilir mi? Bu konuda Şeyh-ül Ekber Muhiddin İbn-ül Arabi metafizik konusunda zirvelerin en zirvesine ulaşmıştır. Onun yaklaşımından biraz söz etmek istiyorum.

Fizik ile Metafizik arasında hudutta duran ve arabinin "Berzah" adını verdiği "Hayal Alemi" vardır. Bu alem insana açıktır. Sezgileri ile bu hayal alemine girebilir. Buradan fikirler ve görüşler alır. Arabi bu sezgisel algılamaya "Mükaşefe" (keşf etmek) diyor.

İnsan keşf edince şahid olur. Bu yetiye de "Müşahede" diyor. Şahid olmanın yolu duyular sayesinde olur. Ama sadece 5 duyu olması gerekmiyor. 5 duyu ötesi algılama da söz konusu. Telepati, duru görü vs...gibi yetiler de mümkün.

Üçüncü aşama "Tecelli" aşamasıdır. Yani, ortaya maddeten çıkış. Bu konunun da insandan bağımsız olmadığını söylüyor, Şeyh-Ül Ekber (Şeyhlerin en büyüğü). Demek istiyor ki tecelli eden (görünen) alem bizim keşfimizin sonucu olup bizden ayrı, bağımsız değildir. İşte bütünsel ilişki bu şekilde ifade buluyor.

Peki ama, insan keşf ettikten sonra dönüştürüp icat ediyorsa, "keşf ettiği alem" nasıl bir şey? M. Arabi bu Metafizik alemi de 3 ayrı bölge şeklinde anlatıyor. 1. Gayb alemi, 2. Lahut alemi, 3. Ceberrut alemi.

Gayb alemi insanlara kayıptır. Orası hakkında bir şey söylenemez çünkü orası "Ayırımsız Teklik" alemidir. Yani sonsuz ve bütünsel teklik. Bu tekliğe Arabi "Heyüla" veya "Ehadiyet" diyor.

Lahut alemi "Ayırımlı birlik" alemidir. İnsanların Allah, Tanrı, Çalap, Dost....gibi isimlerle tanımladıkları yücelik bu alemde bulunur. Bu alemdeki varlık tektir ama sıfatları vardır. Esma-ül Hüsna denilen sıfatlarla tanımlanabilir.

Ceberrut alemi ise ayırımlı birlikten farklı olarak "Ayırımda aracılar" şeklinde tanımlanabilecek olan Rab alemidir. Rab veya Rablar insanlarla iletişime giren, haber veren ve bir miktar şekilli olan enerjilerdir. İşte Cebrail bu aleme ait bir melektir. "Cebren" sözü de "zorla oluşmuş" demek olup bu alemdeki varlıkların üst alemden zorla oluşmuş oldukları anlamını taşır.

Aklıma, Agnia'nın "kontrat bitti" hikayesi geldi. Orda da bir melek vardı ve kendisine kontrat zorla (hile ile) verilmişti. Bu parantezi geçelim.

İşte size Muhiddin İbnül Arabi'den bir kısa özet sunmuş oldum. Bu noktaları da size böyle özetleyecek çok az sayıda adam bulabilirsiniz :=))


Teşekkürler sevgili H...

Agnia -- 17.12.2007 - 10:57

Bu verdiğin son bilgiler benim için çok aydınlatıcı oldu; şu manadaki, gördüğüm (gözüm olmayan bşeyle)şeylerin daha önce konmuş isimlerini bilmiyordum. Gerçi Akın bana hep Muhiddin Arabi okumamı önerirdi, hatta söylediğim herşeyin orda yazılı olduğunu yıllardır defalarca söyledi. Ve fakat ben inatla onu okumadım, galiba etki altında kalmaksızın bizatihi deneyimlemek istiyordum. Pişman da değilim, bu sürecin nasıl çalıştığını artık bir nebze biliyorum.
İlgilenenler için küçük bir ipucu verebilirim;
1.Neyle karşılaşacağını bilmemekten doğan korkuyu içinden atmak. (bunu Don Huan sayesinde yendim sanırım, çünkü o ölümle anlaşmadan geçebileceğin yeni bir hal olmadığını açıkça söyler.)
2.Mevcut keyfini feda edebilmek (ki birinci maddeyle hemen hemen aynı anlama da gelebilir bu) Bu madde sözkonusu bölgelere gönül rızanla girebilmek için geçerli. Eğer vakit geldiyse ve sen bu maddeyi hiçe sayıyorsan, hayat bunu senin için mecburiyet haline getirebilir, feleğin şaşar!


Muhiddin İbn-ül Arabi

Bilgisev -- 17.12.2007 - 13:04

MUHİDDİN İBN-ÜL ARABİ 1165'de bugün İspanya sınırları içindeki Murcia'da doğdu, 1240'da Şam'da öldü. İslam düşüncesinin batini boyutunu eksiksiz bir felsefi anlatıma kavuşturan ilk mutasavvıf ve düşünürdür. Eğitimini İslam kültürünün seçkin merkezlerinden Sevilla'da tamamladı. 1198'de doğuya gitmeye karar verdi ve bir daha doğduğu yerlere dönmedi. Tüm kuzey Afrika kıtasını aşarak Anadolu'ya, Konya'ya yerleşti.

İlk önemli durağı Mekke'de en önemli yapıtı Fütuhat-ül Mekkiye'yi yazmaya başladı, kitabı daha sonra Şam'da bitirdi. Bu eser, 38 cilt ve 560 bölümlük bir dev yapıt olup, bütün batini İslam bilimlerini kendi anladığı ve yaşadığı biçimde ele alan, ayrıca M. Arabinin iç dünyasıyla ilgili önemli bilgiler içeren kişisel bir ansiklopedidir.

Mısır'dan sonra Anadolu'ya da geçen Muhiddin Arabi'nin, Konya'da karşılaştığı Sadreddin Konevi, Arabi'nin manevi evladı, doğudaki en önemli müridi ve ardılı oldu. Konevi'nin annesi ile evlenen ünlü düşünür uzun süre bu kentte yaşadı. Uzun gezilerinin ardından Şam'a geldiğinde ünü bütün İslam alemine yayılan Muhiddin Arabi, yine bu kentte öldü. Muhiddin Arabi'nin düşüncelerini onaylamasalar bile, sonraki dönemlerde ondan etkilenmemiş mutasavvıf yoktur.

Arabinin en önemli diğer eseri Vahdet-i Vücud felsefesini işlediği "Füsus-ül Hikem" adlı esridir. Bu eser de oldukça kapsamlı okunması zor bir felsefi eserdir. Bu bakımdan, sevgili agnia, okumadığına üzülme. Onun yerine İbnül Arabi ile Lao-Tzu'yu karşılaştıran ve Tasavvuf düşüncesi ile Taoist düşünceyi birlikte inceleyen, "Tao'culuktaki anahtar Kavramlar" ve İbn-ül Arabi'nin Füsus'undaki Anahtar kavramlar" adlı eserleri okumanı öneririm. Yazarı Japon Toshihiko İzutsu ve çeviren de, benim gibi bir fizikçi olan, Ahmet Yüksel Özemre (Kaknüs yayınları, 2001)


Teorik olarak ölçülemeyen

EnkiMan -- 19.12.2007 - 11:04

Teorik olarak ölçülemeyen evrenler tanımlayıp metafizik için alan genişletmekte neyin nesidir
Evren varlık ile yokluk arasında salınım içinde olabilir bunu daha önceleri bende düşünmüştüm (bende fizikçiyim) ama burdan metafizik yorumlara gidilmesi zorlama oluyor
Doğada nedensiz şeyler olabildiğini kuantum kuramı ve deneyler sonucu biliyoruz.
Nedensizlik ve indeterminizm metafiziksel kavramlar değildir
bilakis metafizik ile çelişirler bile diyebiliriz
"neden" kavramının kendisi bile aslında iyi tanımlı bir kavram değildir

Niels Bohr'dan bir söz aktarayım
kopenhag yorumununda öncülerinden olur kendisi bilirsiniz

"Kuantum Mekaniginin, dinsel, mistik, ya da parapsikolojik kurgular icin sicrama tahtasi olarak kullanilmasi, yararsiz bir cabadır"


Felsefenin Kuantum

EnkiMan -- 19.12.2007 - 11:54

Felsefenin Kuantum Mekaniksel Temelleri

Bilim ve Teknik Makalesi

http://rapidshare.com/files/77621881/Felsefenin_Kuantum_Mekaniksel_Temelleri.pdf.html


http://devfizik.blogspot.com/


Metafizikten korkmayın

Bilgisev -- 19.12.2007 - 17:51

EnkiMan,
Fizikte metafizik kavramlar yok mu sanıyorsunuz. Metafizik fizik-ötesi demek olduğuna göre, ölçülemeyen ve gözlenemeyen her türlü nesne veya yapı metafizik alana girer. Örneğin, Kuark denilen parçacıklar hala ölçülebilmiş değildirler. Doğada kesirli yük sahibi olan hiç bir bağımsız parçacık yoktur. Şu halde, Kuarklar, Glüonlar, Sicimler ve Membranlar metafizik alanına ait varlıklardır.

Kuantum kuramının felsefi açılımı sadece fizik alana ait olmayıp, insan-evren ve insan-nesne ilişkilerine kadar uzanır. Örneğin, Schrödinger'in kedisi düşünce deneyi şuurlu bir gözlemci ile gözlenen varlık arasındaki yakın etkileşmeye örnektir. Ayrıca Alain Aspect tarafından gerçekleştirilmiş olan ışıktan hızlı ve yerel olmayan korelasyonlar fizik ile metafizik arasında bir bölgenin varlığına işaret etmektedirler. Niels Bohr o sözü günümüzden 70 sene önce söylemiştir. artık yeni bir çağ başlamış olup farklı açılımlara gerek vardır.

Benim görüşlerimi daha ayrıntılı olarak okumak isterseniz sizi www.bilgisev.blogcu.com adresine yönlendirmek isterim. Umarım görüşlerinizde bazı açılımlar oluşur.


KK'da nesne kavramı

Bilgisev -- 22.12.2007 - 03:39

KK göre “her gözlemde gözlemcinin payı vardır”. Yani gözlenen varlık bir miktar gözlemcinin ürünüdür. Varlık sadece nesnelere indirgenemez. Ama “gerçek hayal ürünüdür” şeklinde bir ifade de diğer uca kaçmak demektir. Doğru yaklaşım “varlık hem nesneldir hem de düşünce ürünüdür” demektir. Bu ifadenin anlamını biraz açayım.

Elementer parçacıklar yüksek hız ve enerjilerde çarpıştıldıkları vakit kinetik enerjinin maddeye dönüşmesi sonucu birçok yeni parçacık oluşur. Bunlardan bazıları son derece kısa ömürlüdür. Var olmaları ile yok olmaları an meselesidir. Fizikçiler bu yeni parçacıklara "rezonans" adını vermişlerdir. Yani uzayın rezonansı gibi düşünülebilir. Rezonans, "uyum içinde titreşim" demektir. Enerji bir an için titreşir ve bir noktada yoğunlaşır. İşte o yoğunlaşma anında oluşan parçacığa rezonans deniyor.

Fakat titreşen uzay enerjisi ise, oluşan ara parçacık kısa ömürlü bir dalgadır. Bazı ara dalgaları asla gözlemek dahi mümkün değildir. Örneğin, proton ve nötronların 3 adet kuarktan oluştukları kabul edilir. Fakat bu 3 kuarktan hiçbiri gözlenmiş değildir. Çünkü bu kuarkların yükleri elektron yükünün 1/3 veya 2/3 'ü kadardır. Doğada ise asla kesirli yük sahibi parçacığa rastlanmamıştır. Demek ki olayı açıklamak için insan aklına uygun bir parçacık tanımlayabilir. Bu parçacık gözlenmese dahi, etkileşmelere bir izah, bir neden, getiriyorsa kabul görür.

İnsanlar nedenselliğe aşırı bağlıdırlar ve bu nedensellik mutlaka "yaratılmalıdır". Yaratma derken akılda, düşünce boyutunda insan pekala yaratıcıdır. İşte varlığın hem nesnel hem de düşünce ürünü olması bu anlama gelir.

KK nedenselliğe klasik olarak bakmıyor. Yani, belirlilik (determinizm) ilkesine inanmıyor. Kuramda indeterminizm var. Ama buna rağmen nedensellikten de vazgeçemiyor.


"""Fizikte metafizik

EnkiMan -- 23.12.2007 - 23:36

"Fizikte metafizik kavramlar yok mu sanıyorsunuz. Metafizik fizik-ötesi demek olduğuna göre, ölçülemeyen ve gözlenemeyen her türlü nesne veya yapı metafizik alana girer. Örneğin, Kuark denilen parçacıklar hala ölçülebilmiş değildirler. Doğada kesirli yük sahibi olan hiç bir bağımsız parçacık yoktur. Şu halde, Kuarklar, Glüonlar, Sicimler ve Membranlar metafizik alanına ait varlıklardır."

Kuarklar teorik olarak ölçülebilir niceliklere sahip varlıklardır fiziksel açıdan
Henüz dolaylı yada dolaysız olarak ölçülememiş olmaları birşeyi değiştirmez
Kuram hiç özelliği dolaylı yada dolaysız teorik olarak bile ölçülmesi mümkün olmayan bir varlık tanımı yapamaz. Ölçülebilir demek bir şekilde etkileşime girebilen demektir
Kaldıki kuarklar örneğin, bir çok nicelikleri parçaçık hızlandırıcılarda tespit edilmiştir tamamen spekülatif değildirler sadece serbest halde gözlenememişlerdir.
Sicim kuramınında öngörüleri olmalıdır aksi takdirde fiziksel bir kuram olmaz felsefe olur


"Kuantum kuramının felsefi açılımı sadece fizik alana ait olmayıp, insan-evren ve insan-nesne ilişkilerine kadar uzanır. Örneğin, Schrödinger'in kedisi düşünce deneyi şuurlu bir gözlemci ile gözlenen varlık arasındaki yakın etkileşmeye örnektir."

Şuurlu gözlemci ile ilgisi yoktur bu bir yanılsamadır
Orda dalga fonksiyonunun çökmesine neden olan insan aklı veya bilinç değildir
Bir elektronu gözlemek demek onunla başka birşeyi fiziksel etkileşime sokmak onu bir potansiyel alan içine sokmak demektir ki ancak bu durumda dalga fonksiyonu daha belirli bir duruma çöker. Öyle maddeden bağımsız bir bilinç değildir dalga fonksiyonunu çökerten
Transa girerek hidrojen atomunun yarıçapını değiştiremezsiniz mesela
Schrodingerin kedisi de evrenden yalıtılmış çevresiyle hiçbir etkileşimi olmayan bir sistem değildir serbest elektronu düşündüğün gibi düşünemezsin bir kediyi. Burdaki yanılsama burdadır.

Hidrojen atomunu düşünelim
Bunun kararlı durumunda elektronun bulunma olasılığının en fazla oldugu kabuğun çekirdekten uzaklığını kim ölçerse ölçsün aynı sonucu buluyor mu?
Peki dalga fonksiyonunu belirli duruma çökerten gözlemcinin bilinci ise neden böyle oluyor?
Fizikçi iseniz size kuantum mekaniği dersin de ne anlattılar?
Potansiyel engelleri, potansiyel kuyuları yerine insan şuuru'nun dalga fonksiyonunu nasıl çökerttiğini mi anlattılar?

Ortada bir kesinsizlik görünce metafizik, tasavvufi bagajlarınızı koyabileceğiniz bir vagon buldugunuzu sanmayın.


İnsan her şeyin ölçütüdür

Bilgisev -- 24.12.2007 - 05:36

Bilimi geliştiren de, tasavvufu geliştiren de insandır. İnsan olmadan ne dalga fonksiyonu çöker ne de deneysel yaklaşım olur. Eğer insanlar aynı sonuçları buluyorlarsa başlangıçta aynı görüş ve varsayımlardan hareket ettikleri için buluyorlar. Bir kuram olmadan bir deney yapılmaz. Her deney bir kuramı doğrulamak veya yanlışlamak için yapılır. Düşünce boyutunda üretilen veya varsayılan nesneler, parçacıklar veya dalgalar yine insan akılının ürünüdürler.

Bu dediklerimi sakın her şey boş hayaldir ve dış dünya yoktur şeklinde algılamayın. Dış dünyayı yorumlayan ve ona anlam katan insandır. Bu dünyada ölçülen ve ölçülmeyen ayırımı yapılmıyorsa o zaman metafizikten korkmanın anlamı nedir?

Anlaşılan, metafizik veya tasavvuf deyince uçuk kaçık, mistik ve saçma sapan fikirler akla geliyor. Lütfen bu modası geçmiş, 19uncu yüzyıl yaklaşımından vazgeçin. Günümüzde hem metafizik hem de tasavvuf yeniden incelenip anlaşılması gereken konulardır.

Burada fizik felsefesi konuşmaya çalışıyoruz. Yoksa kimseye fizik dersi vermeye niyetimiz yok. Felsefede ise hem fizik hem metafizik açıkça, korkmadan konuşulmalı ve karşı fikirlere saygılı olunmalıdır. Çünkü, düşüncenin gelişmesi kısıtlamalardan ve yasaklardan uzak ortamlarda oluşur.


Bu Başlık Altından

sonsuz -- 24.12.2007 - 08:20

Yorumlarınız gittikçe sağa doğru kaydığından, bu başlık altından tartışmaya devam edebilirsiniz.


Yukarıdaki son iki yorum

xenix -- 24.12.2007 - 09:12

Aklıma bir zen koanını getirdi, "Ormanda bir ağaç devrilse ve o nu duyacak kimse yoksa, o ağaç ses çıkarır mı?" Yani olan bir olayın gözlemcisi yoksa ve bundan hiçkimse etkilenmiyorsa o olay olmuş mudur gerçekten. Olayın gerçekten olduğunu kabul etmek için mutlaka bir gözlemciye yada etkileşime ihtiyacı vardır. Koandaki ağacın ses çıkardığını kabul etmek demek, o nu duyacak birinin kabulunden geçer.
Bu noktada teistlerin tanrı inancında sorgulanması gereken bir nokta vardır. Hiçbir gözlemcinin olmadığı, başka hiç bir şeyin olmadığı yerde bulunan tanrı gerçekten var mıdır?

xenix


Sonsuz ve xenix

Bilgisev -- 24.12.2007 - 09:48

Sevgili sonsuz, "sağa doğru kayıyor" sözünü önce sağcı bir yorum mu yaptım? diye sorguladım. Sonra da gerçekten sayfanın sağını kastettiğini anlayınca rahatladım. Çünkü, benim yorumlarımda ideoloji, sağcılık solculuk gibi ön yargılar bulunmaz.

Sevgili xenix, haklısın. Herşeyin ölçütü insandır. Uzay ve zaman dahi, sanma ki insandan bağımsızdırlar. Örneğin, dün, geçen yıl, yarın, gelecek sene, gibi kavramlar ve tanımlar tamamen insan ürünüdürler. Gerçekte sadece AN vardır. Şu halde, ağacın devrildiği AN'da onun şahidi olacak biri yoksa gerisi varsayımdır. "Duyduğum ses bir ağacın devrilme sesine benziyor" denebilir. Ama şahit olmadıkça kesin konuşulamaz.

M. İbnül Arabi de önce "Mükaşefe" sonra "Müşahede" oluşur, der. Önce keşf etmek gerekir. Bu keşif merak ve istekle olur. Yani irade gerektirir. Fakat keşif etmek yetmez. Onun şahidi olmak gerekir. Yani gözlemci olmak gerek. fakat o da yetmez. Ardından "Tecelli" etmesi gerek. Yani senin, insanın, şahit olduğunun ortaya çıkması, belirgin hale gelmesi gerekir. Burada da "Dönüştürmek" önem taşır. Her ortaya çıkış bir dönüşüm sonucu ortaya çıkar. Bu duruma da eskiler "Mazhariyet" demişler.

Mazhar ile zuhur aynı kökten türer. "Mazhar" bir şeyin göründüğü, ortaya çıktığı yerdir. Yani zuhurun belirgin hale dönüşmesi. Mazhar sözünün diğer anlamı "şereflenmek" şeklindedir. Eğer zuhur edeni dönüştürme yetisine sahipseniz o size bir şereftir. Fakat insandan insana verilen şeref değil, manevi gücün insana bahşettiği "bağışladığı" şereftir.


Muhiddin Arabi'nin panteist

EnkiMan -- 24.12.2007 - 16:48

Muhiddin Arabi'nin panteist olduğunu okumuştum.
Bu konuda ne diyorsunuz?


M. İbnül Arabi

Bilgisev -- 24.12.2007 - 21:44

batıni (içsel) bilgi ve sezgileri mantıklı bir bütün halinde ifade etmiş en büyük düşünürlerden biridir. Bu yüzden kendisine "Şeyh-ül Ekber" denmiştir. Batılı felsefecilerin asla ulaşamdığı zirvelere çıkmış bir feylesof ve bir sufidir. Yani, bilgisini sadece akıl ve mantık boyutunda tutmayıp bizzat içselleştirmiş ve yaşamıştır.

Arabi bugün için imkânsız gibi görünen binlerce sayfalık eserler yazmakla kalmamış, aynı zamanda içsel dünyasında da dönüşümler yapmıştır. Felsefesi olan "Vahdet-i Vücut" görüşü asla panteist bir görüş değildir. Vahdet-i vücud, varlığın tekliği demektir. Yani "Allah her yerdedir" demez o. "Allah'tan başka bir şey yoktur" der. Çünkü teklikten başka bir şey yoktur. Bunun anlamı, varlığın Allah'tan ayrı olmadığıdır. Allah denen enerji "südur" eder. Yani, taşar. Sürekli hareket halindedir ve asla aynen kalmaz.

Fizik dilinde enerji sürekli "kuantum flüktüasyonları" ile madde halinde görünür. Ama, aslı dalgasal olarak titreşen ve dönüşen sonsuz ve bütünsel enerji alanıdır. Bu görüşü hem Görelilik kuramı hem de KK destekler.

Şu halde M. İbnül Arabi panteist değil, monoteisttir.


"""Felsefesi olan "Vahdet-i

EnkiMan -- 24.12.2007 - 21:52

"""Felsefesi olan "Vahdet-i Vücut" görüşü asla panteist bir görüş değildir. Vahdet-i vücud, varlığın tekliği demektir. Yani "Allah her yerdedir" demez o. "Allah'tan başka bir şey yoktur" der. Çünkü teklikten başka bir şey yoktur. Bunun anlamı, varlığın Allah'tan ayrı olmadığıdır. Allah denen enerji "südur" eder. """"

Allahtan başka şey yoktur demek ile Allah heryerdedir demek arasında fark nedir?
Bu sözlerin monoteizm ile alakasını kuramadım
monoteizmde yaratan ve yaratılan ayrımı vardır
Varlık bir değildir ikidir
Yaratan ve Yaratılan


Sevgili EnkiMan

Bilgisev -- 24.12.2007 - 22:18

Galiba yazılanları okumak yerine kendi kafanda olan varsayımlara tutunmayı çok seviyorsun. Diyorsun ki: "Varlık bir değildir ikidir, Yaratan ve Yaratılan".

Ama, M. İbnül Arabi "Varlık birdir" demiş. Yaratan ve yaratılan ayırımı yoktur demiş. Sana onun görüşünü yazdım, hala "bir değil ikidir" diyorsan onun dediğini değil, kendi kafandakini kabul ettirmeye çalışıyorsun demektir. Ben ise kendi kafamdaki inancı değil, Arabi'nin görüşünü aktardım.

Belki de "monoteist" kavramına takıldın. Bu da batı tanımıdır. Aslı "Varlığın tekliği" görüşüdür. Buna ne isim vermek istersen ver.


Birde

xenix -- 24.12.2007 - 22:22

Tanrının hadi daha özel konuşursak Allah'ın kendi varlığı dışında birşey yaratması sözkonusu olabilir mi? Yani yoktan var edebilir mi? Edemez. Eğer kendi varlığından ayrı birşey varsa, O'ndan ayrı birşeyler var demektir. Buda ne tekliğine, nede sonsuzluğuna sığar. Yani bu yaratan ve yaradılan konusu ayrıca bir muammayı oluşturur.

xenix


"""Ama, M. İbnül Arabi

EnkiMan -- 24.12.2007 - 22:25

"""Ama, M. İbnül Arabi "Varlık birdir" demiş. Yaratan ve yaratılan ayırımı yoktur demiş. Sana onun görüşünü yazdım, hala "bir değil ikidir" diyorsan onun dediğini değil, kendi kafandakini kabul ettirmeye çalışıyorsun demektir. Ben ise kendi kafamdaki inancı değil, Arabi'nin görüşünü aktardım."""

Sayın bilgisev
Bu kavramları ben tanımlamıyorum
açın bakın felsefe sözlüklerine
monoteizmde varlık ikidir yaratan ve yaratılan ayrımı vardır. Bu ikisi öz itibari ile birbirinden farklıdır aynı özden gelmez
"Varlık birdir" diyen adam panteist olur monoteist olmaz


Arada fark var

Bilgisev -- 24.12.2007 - 22:39

Batılı görüşün savunduğu Panteizm ile Arabi'nin savunduğu Panteizm aynı değildir. Fark şudur: "Evren, İnsan bir ve aynıdır. Aşkın bir Tanrı var olmadığı gibi, her hangi bir yaratmadan da söz edilemez. Spinoza’nın bu görüşü, ailesinin göç ederek ayrıldığı Endülüs İspanya’sındaki ünlü mutasavvıf Muhiddin-i Arabî’nin etkisiyle oluşmuştur. Bilindiği gibi Arabî’nin görüşü "Vahdet-i Vücut" olarak ileri sürülmüştü. Ancak bir çoklarının sandığının aksine, Spinoza’nın Panteizmi ile Arabî’nin Vahdet-i Vücut anlayışı birbirinin aynı değildir. Spinoza’da Tanrı evrendedir ve evren kadardır. Arabî’de ise Evren Tanrı’dadır ve bu durum Tanrı’yı sınırlamamaktadır".

Kaynak: Wikipedia'da Panteizm konusu. Bu noktaya dikkatleri çekerim.


"""Spinoza’da Tanrı

EnkiMan -- 24.12.2007 - 22:42

"""Spinoza’da Tanrı evrendedir ve evren kadardır. Arabî’de ise Evren Tanrı’dadır ve bu durum Tanrı’yı sınırlamamaktadır"."""

bunun adı yinede monoteizm değil pan-enteizmdir ve islamla uyuşmamaktadır


Olabilir

Bilgisev -- 25.12.2007 - 04:40

Ben batılı kavramlarla Muhiddin İbnül Arabi'yi tanımlamaya karşıyım. Arabi kendine ait bir yorum ve yaklaşım yapmıştır. "Vahdet-i Vücut" görüşü "Tanrı'nın birliği" ve aynı zamanda "Varlığın birliği" demektir. Çünkü Tanrı varlıkla sınırlı değildir. Ama varlık sonsuz ve bütünsel olan Tanrı enerjisinin yoğunlaşması sonucu oluşur.

Panteizmde Tanrı evrenin içindedir. Arabi görüşünde "Tanrı evrenin hem içinde hem dışındadır". Burada iç-dış ayırımı ya-veya mantığı ile değil hem-hem mantığı ile anlaşılmalıdır. İç-dış tartışmasına Newton ile Leibnitz aralarında mektuplaşarak, Arabi'den 5 yüzyıl sonra yeniden girmişler ve bir sonuca ulaşamamışlardır.

Newton şu mantığı yürütür: "Tanrı evrenin dışında olmalıdır. Çünkü onu yaratmıştır". Leibnitz ise "Tanrı evrenin içinde olmalıdır ki onda değişiklikler yapabilsin" der. Yani, tartışma bir ya-veya mantığı tartışmasıdır.

Aynı şekilde Newton "ışık parçacıktır" der. Leibnitz ise "ışık dalgadır" der. Bu da aynı şekilde sürüp giden bir ya-veya tartışmasıdır. Oysa ki "ışık hem dalga hem parçacıktır".

Monoteizm-panteizm tartışmasına isterseniz son verelim de Arabi'nin ne demek istediğini anlamaya çalışalım.


bunu söyleyenler kimler.

Misafir -- 25.12.2007 - 09:27

bunu söyleyenler kimler. yani bu sarfettiğiniz cümlenin kaynağı ne. kim mevlanayı, arabiyi, yunusu islamdan saymaz.


ben saymıyorum yetmez mi?

EnkiMan -- 25.12.2007 - 17:24

ben saymıyorum yetmez mi? :)

İslama göre Allah yaratılmış hiçbirşeye benzemez
Allah ve yaratılmış olan yani mahluk olan aynı özden gelmez
Evren Tanrıya içkindir onun bir parçasıdır argümanı doğu mistisizmidir islamla alakası yoktur
Varsa destekleyen ayet verin


Böyle

karia -- 25.12.2007 - 17:58

birşeyi destekleyen ayet olamaz çünkü bu durum şirk'e girer.


İşte ayet

Misafir -- 25.12.2007 - 18:35

Nisa Suresi
(126) Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır.

Bunun benzeri bir çok ayet bulunabilir Kur'an da. Defalarca tekrarlanmıştır. Siz kimsinizki bu insanları müslüman saymıyorsunuz? Ortaçağ kilisesinde aforoz eden rahipmi sanıyorsunuz kendinizi. İslam'da inançların değerlendirilmesinde bu yetkili merci insanlar değildir.


Bu arada bir müslüman

EnkiMan -- 25.12.2007 - 19:21

Bu arada bir müslüman olarak konuşmuyorum ve doğru yanlış kriterim ne islam nede başka bir dindir


"""Nisa Suresi (126)

EnkiMan -- 25.12.2007 - 20:11

"""Nisa Suresi (126) Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır."""

Bu ayetten bütün maddi varlıklar ile Allah'ın aynı özden geldiğini mi anlıyorsunuz acaba ?
Allah hepsinin yaratıcısıdır, herşey onun eseridir diyor. Allahın iradesidir herşeyi kapsayan Allahın zatı değil. Herşey Allahın parçasıdır demiyor


İyi de

karia -- 25.12.2007 - 20:14

verdiğiniz ayet herşeyin sahibinin Allah olduğunu söyler,vahdet-i vücudu desteklemez ki.Vahdet-i vücutta herşey Allah'ın bir parçasıdır,O'nun zahiri görüntüsüdür.İbni arabinin savunduğu da budur.Ama 'O gökleri ve yeri yoktan yaratandır... O'nun benzeri hiçbirşey yoktur' ayetinden görüyoruz ki; Allah'ın yaratan ,kendisinin dışındaki herşeyin yaratılmış olduğunu üstelik bunların hiçbirinin kendisine benzer olmadığını belirtir.


karia ve enkiman

xenix -- 25.12.2007 - 20:25

Misafirimizin yaptığı yoruma tepkilerinizi dile getirmişsiniz ama, ben şimdi o nun savunuculuğunu yapmak istiyorum. (içimden öyle geldi)
Tek başına mutlak varlık olan birşey, ve herşeyi kapsıyorsa. Kendi öz'ünün dışında ne yaratabilirki? Ve yine herşeyi kapsıyorsa, evren o nun dışında bir yaratılmış olarak nasıl kalabilir ki?

xenix


Evren

karia -- 25.12.2007 - 20:34

O'nun dışında bir yaratılmış olarak nasıl kalabilir ne demek? Sizin mantığınıza göre yaratılmışlık devre dışı kalır,sadece yaratan olur.Halbuki ayetlerde herşeyin yaratıldığı(Kendisi dışında)belirtilir.Ben bundan bahsediyorum.


Eğer bir küme

xenix -- 25.12.2007 - 20:40

Eğer bir küme, bütün kümeleri kapsıyorsa, kendi dışında küme kalmaz. Allah kümelerin kümesi ise, evren nasıl hariçten yaratılabilirki. Fikir olarak bile aklında olan aslında O'nda olandır. O yüzden öyle hariçten başka bir yerden alıp yaratmak asıl akla aykırılıktır.

xenix


'Allah'ın rablık,

karia -- 25.12.2007 - 20:48

'Allah'ın rablık, ilahlık, yaratma, rızık verme ve diğer bütün sıfatları yaratıklar için de haktır.'

bunlar sizce doğru ifadeler mi? Bunlar şirktir.Vahdet-i vücut anlayışının yansımaları.Allah'ın eşi benzeri yoktur.O yaratılmamıştır yaratmıştır .Buradan bile Kendisi dışında bi yaratılmışlık çıkar.


Asıl

xenix -- 25.12.2007 - 20:51

Kendi dışında birşey yaratıyorsa, o zaman kendi dışında birşeyler var demektir. Tek değildir. Allah'ın bütün sıfatları yarattıklarında görülür gibi bir iddiam olmadı benim hiçbir zaman. Taşıyabilirde taşımayabilirde. Bunu şimdi öne süren sizsiniz. Kümelerin kümesi nin bütün özellikleri alt kümelerinde görülmez. Görülemezde zaten.

xenix


Böyle bi

karia -- 25.12.2007 - 20:55

iddianız yoksa o zaman misafiri savunmayacaktınız.Ben bu görüşlerin yanlışlığını ayetle göstermiştim.Ayrıca Allah dışında bir şeyler var da nasıl bi cümle.Tabi ki var ama Yaratan değil,yarattıkları var.Başka bir yaratıcıyı kastediyosanız bu mümkün değil zaten o zaman Yaratıcı kavramı saçma olur tek olmazsa.


Hayır

xenix -- 25.12.2007 - 21:00

Misafirin söylediği değil, sizin söyledikleriniz gibi bir iddiam yok. Misafirin söylediği gayet doğru. Orada yanlış bir cümle var mı? Allah evreni kuşatır diyor. Bu ne demek evren Allah'ın dışında değildir demek. Evren ve yaratılanlar "Allah'la aynı özellikleri taşır" iddiası ne misafire nede bana ait. Bunu ortaya atan sizsiniz. Bende benim böyle bir iddiam yok dedim.

xenix


Ben miyim?

karia -- 25.12.2007 - 21:05

Bence tekrar okumalısınız.Şimdi,misafir "Allah'la aynı özellikleri taşır" bu anlayışı savunan birini savunduğundan Enkiman'da bunun islamiyetle örtüşmeyeceğini söyleyip ayet istemesi üzerine onun da yazdığı evereni kuşatır ayetine bunun vahdet-i vücutla bir ilgisi olmadığını söylemek istedim.şimdi anlaşabildik umarım .


Yine olmadı

xenix -- 25.12.2007 - 21:09

Misafirlerin yazılarına baktım. Kimse yaratılan "Allah'la aynı özellikleri taşır" ifadesi kullanmamış. Hatta sufilerinde böyle bir iddiası yok. İddia şudur. İnsanda ne varsa, Allah'tada vardır. Ama bu şu demek değildir Allah'ta ne varsa, İnsanda da vardır. Bu iki cümleyi karıştırmayalım lütfen.

xenix


Öyle mi

karia -- 25.12.2007 - 21:11

'Yaratıkların sıfatları O'nun için hak olduğu gibi, O'nun sıfatları da yaratılmışlar için haktır.'

bunlar ne peki?
ayrıca ben misafir öyle dedi demedim o görüştekiler için destekleyen ayete karşılık verdiği ayetin bu konularla ilgisiz olduğunu söyledim.


Bu cümle

xenix -- 25.12.2007 - 21:18

Nerden geldi tam olarak anlayamadım. Hangi yorumdan alıntı?

xenix


Siz

karia -- 25.12.2007 - 21:21

dediniz ya sufilerin böyle düşünceleri yok diye işte ben de örnek olarak bu sözü yazdım.


Konuya geri dönelim

Bilgisev -- 27.12.2007 - 09:23

Konumuz Postmodern yaklaşım olduğunu unuttuk galiba. Yazıdaki bir cümlede diyorum ki: "Derrida bilimsel bir açıklamada kullanılan terimlerin anlamlarının yeni açıklamalarla genişletilmeleri gereği üzerinde durmuştur. Bu sav “Postmodern yaklaşımın” temel iddiasıdır."

Örneğin, "Nesne" kavramını ele alalım. Bu sözcük sizde klasik "madde" kavramını hatırlatıyorsa, yeniden üzerinde düşünmenizi öneririm. Örneğin hava bir nesne midir? Ya da ışık? Peki elektromağnetik enerji? Nesne yer kaplar mı?

Nesneyi nasıl tanımlarsınız? Ne-ise-ne mi? İşte, bu ve bunun gibi klasik kavramların yeni açılımları üzerine yorum yapmak Postmodern düşüncenin yaklaşımıdır. Görüşlerinizi bekliyorum.


Nesne

sonsuz -- 27.12.2007 - 13:05

Ben "nesne" kavramına bilgisayar programcısı gözüyle bakmak istiyorum. Nesneye yönelik programlama dilleri dendiğinde, sanıldığı gibi maddesel yada fiziksel bir kavramdan bahsedilmez. Bilgisayar programlarında nesneler şöyle tarif edilir. "Belirli değişkenler ve fonksiyonlar topluluğu". Mesela bir "canlı" nesnesi yaratmak istiyorsak, buna bir kaç değişken (boyutsal olarak) ve bir kaç fonksiyon ekleriz. Şimdi yeni bir nesne olan memeliler nesnesini yaratmak istediğimizde canlı nesnesinin tüm özelliklerini miras alabiliriz. Böylece yeni nesnemiz, eski tanımladığımız bir nesnenin tüm özelliklerini taşıdığı gibi yeni özellikler ve fonksiyonlarıda barındırır içinde.
Bu kısa teknik açıklamadan sonra kısaca nesneler için şöyle diyebiliriz. "Belirli özellikleri, değişkenleri ve fonksiyonları olan herşey nesne olarak nitelendirebilir." Bunlar hayal ürünü yada soyut şeyler olsa dahi.


Bu tanıma göre

Bilgisev -- 27.12.2007 - 22:10

DEVLET de bir nesne oluyor. Çünkü, devletin belirli özellikleri, değişkenleri ve fonksiyonları var. Ama, devlet ülke değildir, halk değildir, daha çok bir "sistemdir" bu durumda her sistem maddi olsun veya olmasın bir nesne mi oluyor?

Oysa ki, her nesnenin bir de maddi ögesi (komponenti) olmalı. Aksi taktirde nesne olmaz "idea" düşünce kavramı olur.


Yine Programcılıktan

sonsuz -- 27.12.2007 - 22:17

Yine programcılıktan örnek verirsek, her nesnenin görünür bir yanının olması şart değildir. Sonuçta görünür hale getiren nesnelerde vardır. Yani benim tanımıma göre, "devlet" te tüm sistemlerde birer nesne oluyor.



Güzel....

Bilgisev -- 28.12.2007 - 06:40

Demek ki nesnenin görülmesi veya maddi bir yönünün olması gerekmiyor. Şu halde nesne düşünce boyutunda bir varlık olabilir. Yani, bizim düşüncemizin ürünü olan bir kavram, bir "idea" bir hayal dahi nesne olabiliyor. Şu halde nesne tanımını şöyle yapabiliriz: "Düşünceden başlayarak yoğunlaşan her enerji şekli bir nesnedir".

Demek ki düşünce de bir enerjidir. Peki, o zaman "enerji" nedir? Enerjinin farklı şekillerini tanımlıyoruz. Örneğin, potansiyel enerji, kinetik enerji, kimyasal enerji, elektrik enerjisi, atom enerjisi...vs. Ama enerjinin kendisi nedir? Yani onu görünen şekillerinden soyutlayıp kendisinin ne olduğunu tanımlayabilen var mı? Yanıtlarınızı bekliyorum.



Enerjinin tanımı

Bilgisev -- 28.12.2007 - 12:33

Şu ana kadar kimse enerjiyi tanımlamadı. Şu halde ben tanımımı sunayım, bakalım katılacakmısınız?

Enerji, nesnelerin özü ve kaynağıdır. Yani, her var olan nesnenin -ister düşünce boyutunda olsun, ister maddeleşmiş olsun- özünde bulunan ve şekilden şekile giren CEVHER (öz, kaynak) enerjidir. Cevher, insanlar için GAYB, yani gözden kayıp, olan ve tanımı yapılamayan sonsuz ve bütünsel bir alandır. Benzer şekilde enerji de şekilden şekile girer fakat ZÂTI (aslı) tanımlanamaz.

Tanımı yapılamayışın nedeni de zaten bu "sonsuz ve bütünsel" özelliğidir. Çünkü insan zihni, aklı, mantığı sadece sonlu olanları tanımlayabilir. Her kavram sonluluk ve sınırlılık içerir.

Evreni de kavramlaştırdığımızda sonlu hale sokarız ve onu bir ev gibi modellemeye çalışırız.


Bu konuda

sonsuz -- 28.12.2007 - 14:07

Bu konuda kafamda şöyle bir soru oluştu. Acaba enerji nesnelerin özü ve kaynağı mı gerçekten. Enerji soyut kavramlarında kaynağı olabilir mi?
Benim fikrime göre, enerjinin kendiside bir nesne. Yani nesne kavramı daha soyut olabilir. Ama enerjinin görünürlüğü bir yansıması, ya da ölçülebilirliği vardır.



Soyut kavramların

Bilgisev -- 28.12.2007 - 19:56

da özü enerjidir. Çünkü soyut kavram dediğin aslında düşünce ürünüdürler. Düşünce enerji olduğuna göre soyut kavramlar da enerji olurlar. Enerjinin kendisi ölçülemez. Ölçülen enerjinin formları, yani nesneleşmiş halleridir.

Isı enerjisi dediğinde atomların sürtünmelerini ölçmüş olursun. Kinetik veya potansiyel enerji dediğinde nesnenin duragan veya hareket hali ile ilgili bilgiyi sayısal olarak ifade etmiş olursun. Fakat, enerji nesne değildir. Nesnelerin özü enerjidir. Enerjiden "şey"ler oluşur. Yani, her ŞEY enerjinin dönüşmüş halidir. Kanımca "Enerji" nesneden daha temel bir kavramdır.


"ısı enerjisi dediğinde

Golem -- 28.12.2007 - 20:14

"ısı enerjisi dediğinde atomların sürtünmelerini ölçmüş olursun"

Atomlar sürtüşünce ne oluyor?
Sonuçta ortaya çıkan enerjinin bir formuda (ısı) olsa saf enerji olmasada ne dersek diyelim ölçtüğümüz miktar, saf enerjinin kendisini ölçemesekte onunla orantılıdır (saf enerji ne demek bilmiyorum, sallıyorum, demek istediğimle doğrudan alakası yok)

"Fakat, enerji nesne değildir. Nesnelerin özü enerjidir."

Enerji nesnedir derken nesnenin kütlesi olmalımıdır?
Enerji nesnemidir, kütlemidir?
nesne demek ile kütle demek arasında fark varmıdır
Nesne olmak için kütle sahibi olmak şartmıdır

http://www.pbs.org/wgbh/nova/einstein/experts.html

burada nobel ödüllü Frank Wilczek kütlenin %95 i enerjidir demiş
geri kalan %5 nerden gelir?


Biraz yukarı

Bilgisev -- 28.12.2007 - 21:17

bakarsanız sorularınızın yanıtlarını görebilirsiniz.


Kusura bakmayın ben

Golem -- 28.12.2007 - 22:09

Kusura bakmayın ben göremedim
Belki gözümden kaçmıştır
Kısaca tekrardan verseniz cevabınızı


Golem

Bilgisev -- 29.12.2007 - 06:34

şu soruları sordun:
“Enerji nesnedir derken nesnenin kütlesi olmalımıdır?
Enerji nesnemidir, kütlemidir?
nesne demek ile kütle demek arasında fark varmıdır
Nesne olmak için kütle sahibi olmak şartmıdır”
Ben ise biraz yukarda şunları söyledim:
“Demek ki nesnenin görülmesi veya maddi bir yönünün olması gerekmiyor. Şu halde nesne düşünce boyutunda bir varlık olabilir. Yani, bizim düşüncemizin ürünü olan bir kavram, bir "idea" bir hayal dahi nesne olabiliyor. Şu halde nesne tanımını şöyle yapabiliriz: "Düşünceden başlayarak yoğunlaşan her enerji şekli bir nesnedir. Düşünce enerji olduğuna göre soyut kavramlar da enerji olurlar. Enerjinin kendisi ölçülemez. Ölçülen enerjinin formları, yani nesneleşmiş halleridir. Yani, her ŞEY enerjinin dönüşmüş halidir”.

Her kütle içeren nesne E=mc^2 denklemine göre m= E/sabit olduğundan kütle enerji demektir. Ama her nesnenin kütle sahibi olması gerekmez. Fakat her nesnede momentum bulunur. Klasik boyutta momentum p=m.v (kütle çarpı hız) olduğundan momentum kavramı kütle kavramını içerir. Fakat ışık gibi dalgasal nesnelerde “p=h/dalga boyu” ifadesiyle verilir. Burada h Planck sabitidir.
Demek ki, kütle kavramı sanal bir kavramdır ve daha temel kavram momentum kavramıdır. Enerji de E=p.c şeklinde yazılırsa momentumla doğru orantılı olduğu görülür. Kanımca nesnelerin yüzde yüzü enerjidir. % 95i değil.


Durağanlık yoktur

Bilgisev -- 29.12.2007 - 06:40

madem ki momentum kütleden daha temel bir kavramdır, şu halde hareket duraganlıktan daha temel olmaktadır. Durduğunu sandığımız nesneler dahi hareket halindedirler. Örneğin, masa üzerinde duran bir tabak hareket etmektedir. Çünkü dünya dönüyor. Ancak biz bunu fark etmiyoruz, çünkü biz de aynı hızda dünya ile birlikte dönüyoruz.


"""“Demek ki nesnenin

Golem -- 29.12.2007 - 09:21

"""“Demek ki nesnenin görülmesi veya maddi bir yönünün olması gerekmiyor. Şu halde nesne düşünce boyutunda bir varlık olabilir. Yani, bizim düşüncemizin ürünü olan bir kavram, bir "idea" bir hayal dahi nesne olabiliyor. Şu halde nesne tanımını şöyle yapabiliriz: "Düşünceden başlayarak yoğunlaşan her enerji şekli bir nesnedir. Düşünce enerji olduğuna göre soyut kavramlar da enerji olurlar. Enerjinin kendisi ölçülemez. Ölçülen enerjinin formları, yani nesneleşmiş halleridir. Yani, her ŞEY enerjinin dönüşmüş halidir”."""

Siz bu yorumu sonsuz'un nesneye dayalı programlamayla kurdugu anoljiden yola çıkarak yaptınız
Yani fonksiyonlar topluluğuna nesne dersek bu yorum anlamlı olabilir ama nesnenin tanımı konusunda bir uzlaşı olmalı öncelikle

Düşünceyi üreten beyindeki veya başka bir yapıdaki devinim enerjiktir yani enerji, madde olmadan düşünceden söz edemeyiz ama düşüncenin kendisinin salt enerji oldugunu düşünmüyorum. Düşünce belirli bir fonksiyonlar kümesidir. Beyin içindeki etkileşimlerin ürünüdür enerji olmadan eylem olmaz düşünc olmaz ama düşüncenin kendisi enerji değildir.


Bakış farkı

Bilgisev -- 30.12.2007 - 06:13

"Madde olmadan düşünceden söz edemeyiz", diyorsun. Ama, neden böyle dediğine bir bak. Çünkü sen kendini madde sanıyorsun da ondan. İnsan madde değildir. İnsan enerji spekturmunun maddeleşmiş ucunda durduğu için spektrumun (tayfın) diğer ucunda duran düşünceyi kendinden üremiş sanıyor. Oysa ki kendisi yoğunlaşmış enerji olduğundan diğer latif uçtan türemiştir.

Enerjiyi tanımlayabilirsen belki o zaman bir ortak görüşe ulaşabiliriz.


"""Çünkü sen kendini

Golem -- 30.12.2007 - 18:11

"""Çünkü sen kendini madde sanıyorsun da ondan. İnsan madde değildir. İnsan enerji spekturmunun maddeleşmiş ucunda durduğu için spektrumun (tayfın) diğer ucunda duran düşünceyi kendinden üremiş sanıyor. Oysa ki kendisi yoğunlaşmış enerji olduğundan diğer latif uçtan türemiştir."""

Madde deyince siz ne anlıyorsunuz
Ben teorik olarak ölçülebilir nicelikleri sunabilen, insan zihninden bağımsız olan herşeye madde diyorum.

Enerji ve madde aynıdır diyorsunuz, madde enerjinin yogunlaşmış halidie diyorsunuz sonra "kendini madde sanıyorsun ama değilsin" diyorsunuz. Bu ne perhis bu ne lahana turşusu
Ha madde demişim ha yogunlaşmış enerji ne farkeder
"yogunlaşmış enerji" deyince daha karizmatik, daha mistik, daha şaşalı bir söz söylemiş mi oluyoruz.

Ayrıca enerji, belirli birimler altında ölçülebilen, bir formdan bir başkasına dönüşebilen eylemin hem kaynağı hem sonucu olan bir oluşumdur. Fiziksel anlamda, yapılan iştir.

Ne madde'nin nede enerjinin özü nedir, zatı nedir gibi bir soru anlamsızdır
Bununla ilgilenmiyorum
Madde (yogunlaşmış enerji) ve enerji (yogunlaşmamış enerji) nin DOLAYLI etkilerini ölçebiliyorsak yeterlidir. Teorik olarak bilgisine ulaşılması mümkün ise "var" derim
Metafizik ile fizik ayrımı yaparken buna dayanırım
teknolojik yetersizliklerimiz nedeniyle değil ilkesel olarak ölçülemez şeylere metafiziksel derim


Bu durumda,

xenix -- 30.12.2007 - 19:06

"teknolojik yetersizliklerimiz nedeniyle değil ilkesel olarak ölçülemez şeylere metafiziksel derim"
Kuantum kuramı size göre metafiziksel mi oluyor?

"Ben teorik olarak ölçülebilir nicelikleri sunabilen, insan zihninden bağımsız olan herşeye madde diyorum.
Sizin bu tanıma göre, ısı, ışık, zaman, çekirdek kuvveti, radrasyon, vs vs hepsi madde oluyor.

"Ayrıca enerji, belirli birimler altında ölçülebilen, bir formdan bir başkasına dönüşebilen eylemin hem kaynağı hem sonucu olan bir oluşumdur. Fiziksel anlamda, yapılan iştir"
Yapılan iş zamana bağlıdır, oysa ne fotonlarda nede evren oluşmadan önceki tekillik noktasında (eğer tek noktadan çıktığını varsayarsak) zaman olmadığı için yapılan iş te yoktu. Ama enerji vardı. Yada enerjide yoktu diyebilirsiniz. Gerçi bu seferde, yoktan var olan bir enerjiyi kabul etmek zorunda hissedermisiniz kendinizi?

"Ne madde'nin nede enerjinin özü nedir, zatı nedir gibi bir soru anlamsızdır"
Soru sormak bunlara cevap aramak bilimsel yöntemdir. Ne soralım bunları sormayalımda?



xenix


Nokta Teorisi

xenix -- 30.12.2007 - 19:22

Enerjiyi tanımlayabilirsen belki o zaman bir ortak görüşe ulaşabiliriz.

Nokta tek başına boyutsuz bir varlıktır. Kendi başına birşey ifade etmez, hacim kaplamaz. Aslında hiçlikle-varlık arasında bir yerdedir. İkisinede konabilir. Bir sayı doğrusu düşündüğümüzde sonsuz tanesi bir araya gelse bile, sınırlı bir çizgi oluşturabilirler. Aynı şekilde yanyana gelerek, alan ve hacim oluştururlar. Evrenimiz artık kaç boyutluysa o kadar açılım yapabilirler. Aslında tek başlarına hiç bir varlıklarından söz edemeyeceğimiz bu noktalar "Evren"i oluştururlar.

Enerji bu noktaların dalgalanmasıdır. Eğer dalgalanma yüksek olursa yada yoğun olursa madde diyebileceğimiz bir yoğunluğa erişirler. Daha doğrusu bir tek elektronun hareketi nasıl hacimi yaratıyorsa, aynı şekilde temelde noktalardan oluşmuş bir protonda, oradaki noktaların dalgalanmasıdır.



xenix


xenix'e soru

Bilgisev -- 30.12.2007 - 20:29

O zaman bana noktaları tanımla, lütfen. Bu nokta dediklerin nerden geliyorlar? Nasıl oluştular? Yoktan var mı oldular? Boyutsuz varlık deyince düşünce olarak var mı demek istiyorsun? Eğer düşüncede varsalar kaynak düşünce olmuyor mu?


Cevap

xenix -- 30.12.2007 - 20:38

Hayır boyutsuz varlık deyince, düşünce olarak var demiyorum. Gerçekten boyutsuz oldukları için öyle diyorum. Tek başına bir nokta birşeyi ifade etmez, hiçliktir. İki taneside birşeyi ifade etmez, yani belirli bir sayıda olan nokta kümesi aslında yoklukla aynıdır. Düşünceden bağımsız olarak varlar. (Buradaki varlar ifadesi tek başlarına varlıklarını göstermiyor. Sayısız nokta ancak varlığı oluşturuyor.)
Enerjide bu noktaların birbirine etkileşimlerinden kaynaklanıyor.


xenix


Golem

Bilgisev -- 30.12.2007 - 20:39

Diyorsun ki: "Enerji ve madde aynıdır diyorsunuz, madde enerjinin yogunlaşmış halidie diyorsunuz sonra "kendini madde sanıyorsun ama değilsin" diyorsunuz. Bu ne perhis bu ne lahana turşusu" Bu ne perhiz ne lahana turşusu değil.

Madde enerjinin yoğunlaşmış halidir diyorum ve sen kendini madde sanıyorsun derken, sen aslında madde değil enerjisin demek istiyorum. Madde sanal bir kavramdır diye daha önce söyledim. Asıl olan enerjidir ama tanımı yapılamaz.

Enerji fizikte "iş yapma kapasitesi" olarak tanımlanır. Fakat bu kapasite nerede gizlidir? Kapasite (yetenek) ölçülebilir mi? İnsandaki yeteneğe bakalım. İnsanı bir iş yapmaya iten nedir acaba? Önce ilgi, sonra istek değil mi? İstek ise bir iç enerjiden kaynaklanmıyor mu? Madde denilen de istek sahibi mi? Değilse onu iş yapmaya dürten nedir? Kuvvet alanı diyebilirsin.

Peki, ama bu kuvvet alanı aynı zamanda bir enerji alanı olmuyor mu? Oluyorsa her şeyin aslı, cevheri, özü,kaynağı enerji olmuyor mu?


xenix

Bilgisev -- 30.12.2007 - 20:44

diyorsun ki: "Gerçekten boyutsuz oldukları için öyle diyorum." Gerçekten derken ne demek istiyorsun? Bu noktaları ölçtün mü? Kaç tanesi bir araya gelince madde oluşuyor? Ölçemeyeceğin bir şey ileri sürdüğünde bu senin düşüncen olmuyor mu? Yani, asıl kaynak yine düşünceye dönüşmüş olmuyor mu?


Şöyleki

xenix -- 30.12.2007 - 20:53

Bu noktaları ölçmek zaten imkansız, boyutsuz birşeyi ölçemeyiz. Belirli sayıda olanı bir araya gelince yine nokta oluyorlar. Sayı doğrusunu düşünelim. 0 ile 1 arasında kaç tane nokta vardır? Ya da sayı doğrusundaki kaç noktayı bir araya getirdiğinizde ölçülebilir hale gelir. Her zaman iki nokta arasına bir nokta konulabilir. Buda ölçülemez olduklarından kaynaklıdır. Gerçekten derken, bizim varlığımız ya da bunları algılamamıza bağlı değiller. Onlar hep oradaydılar. Evreni var kabul edersek, noktalarıda kabul etmiş oluruz. Noktalar evreni oluşturan en küçük ölçülemeyen,tek başlarına hiçbir şey olandır.

xenix


"""Kuantum kuramı size

Golem -- 30.12.2007 - 21:17

"""Kuantum kuramı size göre metafiziksel mi oluyor?"""

Ne alaka?

"""Sizin bu tanıma göre, ısı, ışık, zaman, çekirdek kuvveti, radrasyon, vs vs hepsi madde oluyor."""

zamanı ayrı tutabiliriz diğerlerine madde demekte bir sakınca yok
enerji deyince birşey olmuyorsa madde deyincede birşey olmaz
herşey enerjidir deyince materyalist felsefe çökmüyor
sadece bir isim değişikliği yapılıyor o kadar

"""Yapılan iş zamana bağlıdır, oysa ne fotonlarda nede evren oluşmadan önceki tekillik noktasında (eğer tek noktadan çıktığını varsayarsak) zaman olmadığı için yapılan iş te yoktu. Ama enerji vardı. Yada enerjide yoktu diyebilirsiniz. Gerçi bu seferde, yoktan var olan bir enerjiyi kabul etmek zorunda hissedermisiniz kendinizi?"""

Belki eksik bir tanımlama yaptım
Durgun kütle enerjiside var ama orda doğrudan zamana bağlı değil
Potansiyel olarak iş yapabilme yeteneği var yani durgun kütlenin
aslında atomaltı devinimden dolayı yinede zamana bağımlı oldugu söylenebilir
zaman olmasa devinim evrende dursa enerjiden bahsebilirmiyiz? Bana edemeyiz gibi geliyor.

foton enerji taşımıyor mu?
fotonda zaman yoksa foton eylem yok mu?
aslında foton metafizik bir kavram mı?
enerji ve madde birbirinden ayrı değilse madde yoktu enerji vardı demek biraz garip kaçıyor
evren , enerji ve madde bigbang ile sebepsiz mi ortaya çıktı yoksa öncesi şu yada bu biçimde varmıydı bilmiyorum, bunu bilimadamlarının cevaplandırmasını bekliyorum haliyle

"""Soru sormak bunlara cevap aramak bilimsel yöntemdir. Ne soralım bunları sormayalımda?"""

Ben soru sormayın demiyorum ki
Madde nedir sorusuna nasıl cevap vereceksiniz
Janjanlı kımıl kımıl olup ruhani olmayan şey mi diyeceksiniz
Madde ölçülebilen nicelikleri sunan oluşumdur o kadar


"""Madde enerjinin

Golem -- 30.12.2007 - 21:27

"""Madde enerjinin yoğunlaşmış halidir diyorum ve sen kendini madde sanıyorsun derken, sen aslında madde değil enerjisin demek istiyorum. Madde sanal bir kavramdır diye daha önce söyledim. Asıl olan enerjidir ama tanımı yapılamaz."""

madde sanaldırda ne demek yaw
madde enerjinin yogunlaşmış hali olabilir bu onu sanal yapmaz
hadi basit tanımlama yapalım
topaklanmış enerji = madde
burda sanal olan ne
Aslolan enerji olabilir farketmez
aslında taş diye birşey yok herşey atomlardan ,ibaret demek gibi
tamam herşey atomlardan ibaret ama belirli biçimde dizilmelerine taş diyoruz işte
Enerjide maddede ölçülebilir nicelikler sunar
ölçülebilmek etkileşmektir haliyle
maddede enerjide bizim tanımlamalarımızdır haliyle eğer bu anlamda sanalsa herşey sanaldır

""Enerji fizikte "iş yapma kapasitesi" olarak tanımlanır. Fakat bu kapasite nerede gizlidir?"""

Belirli hızla giden bir aracın sahip oldugu kinetik enerji aracın neresinde gizlidir?
bir gökdelenin tepesinde duran bir adamın yere göre sahip oldugu potansiyel enerji adamın neresinde gizlidir?


Çünkü

xenix -- 30.12.2007 - 21:30

Kuantum kuramında, teknolojik olarak değilde, ilkesel olarak ölçülemezlik vardır. Siz bir önceki yorumunuzda bunları metafizik olarak tanımladığınızı belirtmiştiniz. Kaldıki materyalist felsefeyi çökertmeyede çalışmıyoruz. Kendi çapımızda felsefe yapıyoruz. Sorguluyoruz. Materyalist felsefe çökecekse de bundan gocunmayız, hiçbir şeye olduğu gibi materyalist felsefeye de sıkı sıkıya bağlı değiliz. (bu çoğul ekleri kendimi ifade ediyor :))
Zaman konusunda zıt görüşteyiz. Zaman olmadığında mı enerji yoktur, yoksa madde veya enerji olmadığında mı zaman yoktur. Evren oluşmadan önce zaman yoktu, ama enerjinin olup olmadığı hakkında bir fikrimiz yok.
Bir de foton için zaman yoktur gerçekten. ışık hızında giden herhangi birşey için zaman göreli değil yoktur. Yani bir foton u bilinçli bir gözlemci kabul edersek, ışık hızında gittiği sürece diğer fotonlar o na göre ışık hızıyla gidiyor gibi görünür, Ama birde şöyle bir durum var, evrenin başından beri yaşayan bir foton için geçen süre 0 dır.

xenix


Yine

Bilgisev -- 30.12.2007 - 21:34

aynı yere geldik. xenix, "noktalar ölçülemeyen en küçük şeylerdir" demek "ben bunları varsayıyorum" demektir. Düşünceden var ettim onları, demektir. Yani, kaynak noktalar değil, düşüncedir.


Düşünce

xenix -- 30.12.2007 - 21:45

Düşünce var olanı açıklayabilme çabasıdır. O noktaları benim düşüncem var etmiyor. Zaten orada oldukları için anlamaya çalışıyorum. Enerji de bugün insan düşüncesinin ürünüdür diyebilir miyiz o zaman. O zaman enerjininde kaynağı "öz" değil, düşüncelerdir oluyor.

xenix


Golem yaklaşıyoruz galiba

Bilgisev -- 30.12.2007 - 21:48

Son dediklerin: "maddede enerjide bizim tanımlamalarımızdır haliyle eğer bu anlamda sanalsa herşey sanaldır" asıl zurnanın zart dediği noktadır.
Hem madde hem enerji bizim tanımlamamızdır. Yani, "bizim düşüncemizdir" Bu bir. Maddenin özü enerji olarak tanımlamış olduğumuz tanımsız kaynaktır. Bu da iki. Çünkü, enerji yoğunlaştıkça maddeye dönüşür. Bu bakımdan madde sanal, enerji temeldir. Yani, başlangıçta "tanımsız" bir kaynak vardır ki buna enerji diyorum.

""Enerji fizikte "iş yapma kapasitesi" olarak tanımlanır. Fakat bu kapasite nerede gizlidir?"""

Ayrıca: "Belirli hızla giden bir aracın sahip oldugu kinetik enerji aracın neresinde gizlidir?bir gökdelenin tepesinde duran bir adamın yere göre sahip oldugu potansiyel enerji adamın neresinde gizlidir?" diyorsun.

Yani, benim sorumu tekrarlamış oluyorsun. Çünkü, "enerji nerede gizlidir?" demek, iş yapma kapasitesi nerede gizlidir? demektir. Yanıtlayamadığın soruyu bana sorma, kendine sor. Eğer yanıtı yoksa benim dediğime geldin demektir. "Enerji tanımsızdır" sonucuna ulaştık.



"""Kuantum kuramında,

Golem -- 30.12.2007 - 21:53

"""Kuantum kuramında, teknolojik olarak değilde, ilkesel olarak ölçülemezlik vardır. Siz bir önceki yorumunuzda bunları metafizik olarak tanımladığınızı belirtmiştiniz."""

Kuantum kuramının ontik belirsizlik öngördüğü doğrudur ama bu ile bir öngörüdür aslında bu bile ölçülebilecek test edilecek bir fikir koyar ortaya
Ayrıca kuram "bu bilinemez, şu bilinemez, o bilinemez hadi dağılın ulen" demez mesela
bir taneciğin durumunu net olarak belirli olmayabilir ama deney sonuçlarının olasılı dağılımını bize verir kuram bu da bir ölçümdür bu da öngörüdür
Elektronun kütlesini, spinini, yükünü belirli bir değer aralığında ölçebiliriz ayrıca
tamamen tanımsız hiç bir özelliği sabit olmayan varlıklar oluşumlar değillerdir atomaltı tanecikler

""Zaman konusunda zıt görüşteyiz. Zaman olmadığında mı enerji yoktur, yoksa madde veya enerji olmadığında mı zaman yoktur.""

ben zamanı asolan olarak düşünmüyorum
Ama stephen hawking'in bir yazısıda vardı bir ara
Evreni Tanrı değil zaman yarattı gibi bir başlığı vardı :)

"""Bir de foton için zaman yoktur gerçekten. ışık hızında giden herhangi birşey için zaman göreli değil yoktur. Yani bir foton u bilinçli bir gözlemci kabul edersek, ışık hızında gittiği sürece diğer fotonlar o na göre ışık hızıyla gidiyor gibi görünür, Ama birde şöyle bir durum var, evrenin başından beri yaşayan bir foton için geçen süre 0 dır."""

o zaman foton aslında yoktur mu dememiz gerek?
Eğer varolmayı devinim ile tanımlarsak zamanı devimin sonucu dersek yani.
Foton kendini ölçemesede ben fotonun ne kadar yol aldıgını ve geçen süreyi ölçebilirim


Tamam xenix

Bilgisev -- 30.12.2007 - 22:01

dediğin gibi: "Enerji de bugün insan düşüncesinin ürünüdür diyebilir miyiz o zaman. O zaman enerjininde kaynağı "öz" değil, düşüncelerdir oluyor."

Kaynak düşüncedir. Öz olan da enerjidir. Enerji ise tanımsızdır. Düşünce özün en latif (sübtil, ince) şeklidir. Çünkü düşünce ile her var olana anlam veriyoruz. Fizik kuramları doğayı olduğu gibi değil, bizim yorumumuz olarak tanımlar. Buna "paradigma" denir. Her kuram bir paradigmadır. Yani, bir bakış açısıdır.

İnsanlar tanımsız olandan hoşlanmazlar. Her şeyi tanımlayarak rahat ederler, kendilerini güvende hissederler. Ben ise tanımsızlığın gerekli olduğunu savunuyorum. Böylece herhangi bir bakış açısına bağlanmamış oluyorum.







"""Hem madde hem enerji

Golem -- 30.12.2007 - 22:02

"""Hem madde hem enerji bizim tanımlamamızdır. Yani, "bizim düşüncemizdir" Bu bir. Maddenin özü enerji olarak tanımlamış olduğumuz tanımsız kaynaktır. Bu da iki. Çünkü, enerji yoğunlaştıkça maddeye dönüşür. Bu bakımdan madde sanal, enerji temeldir. Yani, başlangıçta "tanımsız" bir kaynak vardır ki buna enerji diyorum."""

Din adamı ağzıyla konuşayım
Enerjidinin zatı tanımsızdır ama sıfatları vardır bizler bu sıfatlarını (ısı, ışık vs) görebiliyoruz ölçebiliyoruz

Yani sanaldır derken insan aklının ürünüdür demek değil
mesela "sevgi", "nefret" bunlar hiç bir maddi anlamda doğada karşılığı olmayan sanal kavramlardır
Enerjinin sanal olmasınde durum farklıdır
Adına enerji dediğimiz zihinden bağımsız bir oluşum vardır
Bu enerji Kant'ın dediği "kendinde şey" dir belkide
Bilgisine dolaylı ulaşabildiğimiz doğrudan kavranamaz olan şey
Kendisi için bile kendinin bir anlamı bir tanımı olmamalıdır belkide
yani enerjiyi tanımlayabilecek bir aşkın zeka olabileceğinide düşünmüyorum

aslında hiçbirşeyin bilgisine doğrudan ulaşamayız
o şeyin etkilerini ölçebiliriz hissedebiliriz falan filan


Bende diyorumki

xenix -- 30.12.2007 - 22:06

Öz olan enerji değil, noktalardır. Ve bunların tanımı yoktur. Evet tanımsızlık konusunda hem fikiriz. Noktaları tanımlamak yada ölçmek yoktur. Enerji noktaların etkileşimidir. Evrendeki eş parçaların durumlarının aynı andalığı, ışık hızından çok daha yüksek bir hızda gerçekleşmektedir. Bunu enerjinin iletimi şeklinde değerlendiremeyiz. Ancak noktalar arasında bilmediğimiz bir iletişim olabilir.

xenix


Oldu Golem

Bilgisev -- 30.12.2007 - 22:08

Şimdi anlaşıyoruz galiba. Zât gizlidir ve tanımsızdır. Enerji de zât olandır. Enerjinin değişik şekilleri onun görünüşü yani "Mazhar" olandır. Mazhar sözü zuhur sözünden, yani "görünen, ortaya çıkan" demektir. Bir diğer ifade şekli de "sıfatlar" olarak biz algılarız, denebilir. Fakat "algılarız" sözü yanıltıcıdır. Sanki bir şey var da biz onu algılıyoruz gibi anlaşılabilir.

Aslında bize ulaşan enerji dalgaları vardır, biz de bu dalgalara anlam verip yorumlarız. Yani, düşüncede onlara "form, şekil, anlam" veririz.


"""Evrendeki eş

Golem -- 30.12.2007 - 22:12

"""Evrendeki eş parçaların durumlarının aynı andalığı, ışık hızından çok daha yüksek bir hızda gerçekleşmektedir. Bunu enerjinin iletimi şeklinde değerlendiremeyiz. Ancak noktalar arasında bilmediğimiz bir iletişim olabilir."""

Dolanık parçaçık çiftlerinin iki ayrı parçaçık gibi düşünülemeyeceğini aynı dalga fonksiyonu ile tanımlandıklarından aslında tek bir parçaçık tek bir oluşum gibi düşünülmesi gerektiğini bu yüzden aralarında bir bilgi alışverişi olmadıgını (göreliliği ihlal eden bir durumda yokmuş yani) evrende çok uzak iki noktaya ayrılsalarda dalga fonksiyonlarının aynı anlı çökmesi gerektiğini söylemişti fizikçi bir arkadaş
bilmem tatmin edici geldi mi


fark etmez xenix

Bilgisev -- 30.12.2007 - 22:15

çünkü nokta demekle enerji demek arasında fark yoktur. Her iki kavram da aslında "tanımsız" olduğundan ha biri ha diğeri. "öz tanımsızlıktır, ve dolayısıyla her oluşum bu tanımsız kaynaktan türer". İnsan da kendi düşüncesi sayesinde bu tanımsızlıktan tanımlı yapılar oluşturur, veya yorumlayarak kendini güvende hisseder. Dünyaya ve çevresine anlam yükler. Bu da onu rahatlatır.


Bilgi

xenix -- 30.12.2007 - 22:17

Bilgi alışverişi sanıldığı gibi bilgi transferi şeklinde düşünmemiştim zaten. Önemli olan birine etki yapıldığında diğerininde aynı şekilde etkilenmesiydi benim için.
Bilgi alışverişi olmamasının sebebi, şudur. Sağa doğru dönen bir parçanın özdeşi de sağa doğru döner. Biz müdahale sonucu sola doğru döndürdüğümüzde, evrenin bir başka köşesindeki parçacıkta sola doğru döner. Ama "biz bunu kullanarak bilgi alışverişi yapamayız."

xenix


Evren

Bilgisev -- 30.12.2007 - 22:22

aslında tek ve bütünsel bir yapıdır. "aslında tek bir parçaçık tek bir oluşum gibi düşünülmesi gerektiğini bu yüzden aralarında bir bilgi alışverişi olmadıgını (göreliliği ihlal eden bir durumda yokmuş yani) evrende çok uzak iki noktaya ayrılsalarda dalga fonksiyonlarının aynı anlı çökmesi gerektiğini", diyorsun Golem. Katılıyorum.

İki parçacığı bağlayan tek bir dalga fonksiyonu var demek, uzay ve zaman ayırımından bağımsız bir bütünlük var demektir. Yani, enerjetik alan tek ve bütünseldir. Biz de onun parçası, veya daha doğru bir ifade ile, onun holografik bir kısmı isek biz de enerjiden başka bir şey değiliz.


Einstenin bir lafı

Golem -- 30.12.2007 - 22:24

Einstenin bir lafı

"God does not care about our mathematical difficulties, he integrates emprically"

Tabi bu sözünden onun tanrıya inanan biri oldugu sonucuda çıkmamalı :)
onun tanrısı doğaydı
Ben spinozanın tanrısına inanırım, insanların eylemleriyle uğraşan,ölümden sonra yaşam tasarlayan tanrıya değil demişti


"""İki parçacığı

Golem -- 30.12.2007 - 22:26

"""İki parçacığı bağlayan tek bir dalga fonksiyonu var demek, uzay ve zaman ayırımından bağımsız bir bütünlük var demektir. Yani, enerjetik alan tek ve bütünseldir. Biz de onun parçası, veya daha doğru bir ifade ile, onun holografik bir kısmı isek biz de enerjiden başka bir şey değiliz."""

Bu görüşü savunan David Bohm adında bir fizikçi vardı
ama bu adamın görüşlerinin fizik camiasında pek rağbet görmediğini duymuştum


Şimdi

Bilgisev -- 30.12.2007 - 22:33

konumuz David Bohm veya Spinoza değil. Kendimiz düşünelim. Başkalarının düşüncelerini aktarmayalım. Benim için nakil değil, akıl önemlidir.

Eğer kendin düşünceni başkasından alırsan klasik düşünceye bağlı kalırsın. Amaç burada postmodern açılımlar yapmaktır. Sanırım bir miktar da başardık.

İkinizi de kutlarım.


Evet

xenix -- 30.12.2007 - 22:40

Güzel açılımlar oldu gerçekten. Kaliteli tartışma oldu.

xenix


"""konumuz David Bohm veya

Golem -- 30.12.2007 - 23:56

"""konumuz David Bohm veya Spinoza değil. Kendimiz düşünelim. Başkalarının düşüncelerini aktarmayalım. Benim için nakil değil, akıl önemlidir."""

Elbette başkalarının ne dediğini tartışmıyoruz ama insan kendi sentezini yaparken diğerlerinden etkilenir. Açılımlar sağlar diğer görüşler


Konuyla ilgili

sonsuz -- 31.12.2007 - 01:13

Konuyla ilgili daha önce bu sitede var olan bir yazının linkini vermek istiyorum. Hologram ve Felse başlıklı yazı.
http://sonsuz.us/?q=node/189



Örgü Alan kuramı

Bilgisev -- 31.12.2007 - 05:47

xenix'in sözünü ettiği noktaların temel yapı oluşturdukları konusunu ben daha önce kendi blog sayfamda yazmıştım. Buraya bir bölümünü aktarıyorum.

Örgü Alan Kuramı

Alan kavramı biraz yanıltıcı olabilir. Zira “alan” deyince 2-boyutlu bir yüzey akla geliyor. Oysa ki benim kast ettiğim alan 4-boyutlu uzam-zaman yapısıdır. Bu bakımdan göz önüne getirilemez. Çünkü bizim uzayımızda 3-boyutlu uzam ile tek boyutlu zaman ayrılmış durumdadır. Hatta 4den de fazla boyutlar olabilir. Son kuramlarda 11 boyuttan söz ediliyor.

Bu durumu göz önüne getirmek için şöyle düşünün: Üç boyutlu bir küp olsun. Bu kübün eni ve boyu yüksekliğine göre çok daha fazla olsun. Yani yassı bir kâğıt gibi olsun. Kâğıdın kalınlığı çok az olduğundan bize iki boyutlu bir yapı gibi görünür. İşte zaman da diğer üç boyuta göre çok kısa aralıklarla arttığından bize uzamdan farklı imiş gibi görünüyor.

4-boyutlu uzam-zaman yapısı bir kristaldeki gibi düzgün aralıklardan oluşmuş bir yapıdır. Bu yapıya “Örgü Alan” (Lattice Field) adı verilmiştir. Örgü alanın aynen bir örgüde olduğu gibi düğüm noktaları ve aralarında boşluklar vardır. Bu boşluklar bizim “vakum” adını verdiğimiz boşluklar değildir. Eğer bu yassı kâğıt gibi olan alan kendi üzerine dönecek olursa bir boru şekline girer. İşte "Sicim kuramı" bu tür bir alan tanımı yapmaktadır.

Modern fizik biliminde bu türden bir Örgü-alan kuramı geliştirilmiş durumdadır. 4-boyutlu örgü alan ilk olarak 1975 yılında Amerikalı fizikçi Keneth Wilson tarafından ileri sürülmüştür. Bu sayede standart modelin sayısal olarak hesaplanması mümkün olmuştur. Sicim kuramı ise benim size yapmış olduğum yassı kağıt açılımına dönüşmüş olup adına "Membrane Theory" (ince membran yani zar kuramı) denmiştir.

Elementer parçacık fiziğinde kuvvetli etkileşmeleri “pertürbasyon” (seriye açılım) metodu ile analitik hesaplarla çözmek son derece güç oluyor ve çıkmaza giriyor. Bu bakımdan sayısal çözümler, özellikle çizgisel olmayan yapılar için, daha uygun bir yaklaşım olmaktadır. Ancak, geniş örgü alanlarını hesaplamak için çok hızlı ve çok büyük bellekli özel bilgisayarlar gereklidir. Önümüzdeki yıllarda bu tür güçlü bilgisayarlar geliştirilecek ve hesaplar yapılabilecektir.

Örgü alanı göz önüne getirmek için düzgün bir bölge düşünün. Bir gölün yüzeyi gibi. Bu bölge “vakum” adı verilen dalganın (nesnenin) bulunmadığı bölgedir. Fakat o bölge tümüyle enerjiden yoksun da değildir. Her düğüm noktasında az da olsa bir miktar enerji bulunmaktadır. Örgünün bir bütün olarak varlığı için bu enerji gereklidir. Yani, noktalar kendi yakın çevreleri içinde serbestçe titreşirler. Bu duruma “Asemtotik özgürlük” adı verilmiştir. Bu kavram da yüksek enerji fiziği yapan fizikçiler tarafından kullanılan başarılı bir kavramdır. Asemtotik özgürlük kavramını bulan üç fizikçi, Gross, Politzer ve Wilczek 2004 yılında Nobel fizik ödülünü almışlardır.

Fakat noktalar birbirlerinden uzaklaşmaya başlayınca aralarındaki kuvvet artar. Böylece örgü alan dağılmadan varlığını sürdürür.


Sicim kuramı ile ilgili

Golem -- 31.12.2007 - 10:09

Sicim kuramı ile ilgili nette karşılaştıgım bir yazı

String teorileri 1970'lere dogru Güçlü Nükleer Kuvveti tanimlama çalismasi ile rtaya çikmistir. Fakat bununla birlikte birkaçta problem ortaya çikmisti. Bu roblemlere bakarsak bir çok parçacik çesidinin olmasi ve bunlarin kütlelere sahip olmasi (teori açisindan kütlesiz öngörüler yapilmasi ve spinlerin 2 birimli olmasi ) idi. Ayrica teori 10 boyutu öngörmesi idi fakat bildigimiz uzay ise 4 (1 zaman 3 uzay) boyutlu idi. Taa ki 1973 de güçlü nükleer kuvvetin Standart model dahilinde Kuantun Chrodinamiginin-Renkdinamigi (QCD-KKD) inandirici bir SU(3) modeli ortaya konuncaya kadar bu problemler sürdü. 1968-1973 yillari arasinda 1 buyutlu genisletilmis nesleler arasindaki etkilesim çalismalarinin sonucunda bunlara "String-Sicim (Yay)" denildi. Bu çalisma bilinen klasik Kuantum Alan Terorilerinin çerçevesi disinda idi. Halbuki bundan önceki çalismalar parçaciklari "point-like" noktacik-tipi veya noktasal olarak vurgulanmislardi. 1971 lerdeki diger bir gelisme ise temel parçacik sinifina Fermion-Fermiyon (elektron, kuark vs...) adi verilerek bir birlestirme yapilmasiydi. Bu string teorileri için Süpersimetrinin 2-boyutsal vesiyonunu gerektirir. Sonunda bu bütün tutarli string teorilerinne genellestirildi ki (uzay-zaman süpersimetrisi) bunlar süperstring olarak adlandirildilar. Bir stringin karakteristik olarak büyüklügü seklindedir. (h: planck sabitidir c:isik hizi) String boyutu 10^-31 cm civarindadir. Fakat bizim su anki parçacik hizlandiricilarimiz 10-16 cm den daha asagi inemedigimizi göz önüne alirsak Adi (Olagan- Ordinary) Kuantum Alan Teorisinin niçin noktasal-parçacik dedigini anlamis oluruz. Diger taraftan uzay-zamanin geometrisi dinamik olarak belirlenmis olmasina nazaran gravitasyonla Genel Rölativitenin nasil birlestirilecegidir. Süperstring teorileri burada önemli bir rol oynayarak bunu kuantum alan teorilerinin karakteristik kisa mesafeli sonsuzluklar olmadan yapilabilecegi öngörüsüdür. Tabiki fazladan 6 boyutun olmasi 4 boyuta bagli 6 iç küçük kompakt uzay olarak düsünebiliriz. Tabiki bu fazladan 6 boyut oldukça küçük oldugundan bunlarin deneyle çelismeyecegi düsünülebilir. bununla birlikte 1974-1984 arasinda Joel Scherk gibi birkaç bilim adami disinda fazla bir katki olmadi. 1984-1985 senelerinde birçok yeni gelismeler oldu. Tabi ki süperstring teorileri birlesme teorileri için oldukça ümit vericidir veya beklentiler o sekildedir. 1985 senesine kadar yerlesmis olan 5 türlü süperstring teorisi mevcuttu. Bunlarin her biri 10 boyut (1 zaman, 9 uzay) gerektiriyordu. Bunlarin herbiri baglanma sabitinin (pertürbasyon açilimi) güç serisi açilimlarina uygundular. Bu 5 teori bize sunlari göstermekteydi tür I, tür IIA, tür IIB, E8 X E8 heterotik (HE) ve SO(32) heterotik (HO). Bunlardan tür II 2 süpersimetriye sahipken digerleri 3 süpersimetriye sahipti. Ayrica tür I açik ve kapali stringlere sahipken digerleri sadece kapali stringlere sahipti ve tür IIA ise chiral (ayna simetrisi) olmayan (parite korunumu gibi) bir simetriye sahiptirler digerleri ise chiral simetriktirler (eslik ihlali gibi). (Parite: eslik, müsavat, tam benzerlik) Bir kalsik string teori dinamigi Konformal invaryant 2D kuantum alan teorisi tarafindan tanimlanir. (Konformal invaryans uzunluk ölçek degisimleri altinda simetriktir. Veya bir düzlemden diger düzleme geçilirken açilar devamli korunur. Örnegin bir santranç tahtasi üzerindeki desenleri bir top üzerine kapladigimizda top üzerindeki desenlerin açilari 90 derece olarak korunur. Konformal simetri tam ve korunumlu bir simetridir. ) Burada ki 2D teorisi Renormalize bir teoridir yani kütü kisa mesafeli sonsuzluklar yoktur. p boyutlu bir nesne "p-branes" olarak adlandirilir. p>1 teorileri renormalize degildirler. Tabiki yüksek boyutlu p-branes teorilerde süperstring içerebilirler. Stringleri inceledigimizde en temel iki yapi karsimiza çikar bunlar açik ve kapali stringlerdir. (Ok isaretleri uzay-zamani tasima yönleridir) Bu stringlerin degisik titresim kipleri bizlere fakli kuantum sayilari ile ifade edilen ve karsimiza kütle, spin gibi çikarlar. Bu bize madde ile enerjinin ve parçaciklarin en nihai durumunu verir. Bir kapali string hareketi asagidaki gibi gözükür. Bu kip kütlesiz 2- spinli gravitonun özelligidir ki bu bize gavite kuvvete aracilik eder. Strin teorilerin bir güzelligide temel kuvvetlerden biri olan graviteyi içermesidir. Stringler birbirleri ile birlesebilir veya ayrilabilirler. Örnegin as. iki kapali string etkilesimi sonucu bir kapali string olusuyor. etkilesimin dünyakatmani düz bir yüzrydir. Bu ise string teorisinin güzel bir özelligidir. Bu kuantum alan teorisindeki gibi kisa mesafelerdeki sonsuzluk problemi olarak karsimiza çikmazlar. Bunu en güzel Feynmann diyagramlarinda görebiliriz. Buradaki üç hattin kesisiminde (etkilesim noktasi) topolojikal olarak tekillige gider. Stringlerde ise bu yoktur. Iki kapali string etkilesip birlesebilir ve yine iki kapali yay olarak ayrilabilirler. Buna 3 Seviyeli etkilesim denir. Burada perturbasyon teorisi ile kuantumsal mekanik genligi yüksek derecelerdeki kuantumsal süreçlere katkisi hesaplanabilir. Tabiki perturbayon teorisi ile herbir mertebe artisindaki katki azalirsa bize iyi sonuç verir. Yoksa her bir mertebede bu katki artar ise bu teori kullanilmaz. Bu yüzden genellikle bir kaç mertebe tam olarak hesaplanirken digerleri belirsizlesirler. String teorisindeki yüksek mertebeler dünya tabakasindaki deliklere veya saplarin (ilmiklerinin) sayisina uygundur. Buradanda anlasiliyorki pertubasyon teorisinde herbir mertebede sadece bir diyagram mevcuttur. Noktasal parçacik alan teorisinde ise yüksek mertebelerdeki diyagramlarin sayisi üssel olarak artar. Bu yüzden perturbasyon teorisi zayif etkilesimde iyi çalisirken buradaki 2 ve üssündeki ilmikli diyagramlarda kötü sonuçlar elde eder. Bu yüzden daha ilerki seviyeleri anlamak için perturbativ olmayan teorilere sahip olmamiz gerekir.


kuantum fiziği

Fizik -- 02.02.2010 - 13:59

kuantum fiziği sandığınız gibi bilimin ana felsefesini değiştiren ve insana ruhani özellikler veren birşey değildir.(''yok ben öyle demek istemedim ben aslında şunu dedim '' falan demenize gerek yok) kuantum mekaniği atom altı dünyada geçerlidir ve bunu insani,felsefi bir boyuta çekmek yanlıştır


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -