Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Bilimsel Açıklamalar, Evrim Teorisi ve Tanrı

delete

Efendim, biz biliyoruz ki şu anda canlılık var. Ve biliyoruz ki bir zamanlar yoktu. Tam ne zaman oluştuysa o zamanın yakınlarına gidelim. Şimdi diyebiliriz ki, beş dakika önce canlı yoktu ama şimdi var. Evrim olgusu ilk canlıların çok daha basit oluşu, şimdiki düzeye evrile evrile gelişidir. Bu evrilme sürecinde, bildiğimiz kimyasal etkilerin haricinde bir şeye rastlamak mümkün değildir. Bu türden, bilinen etkilerle bilinmeyen bir zaman diliminde neler olduğunu söyleyen teorilere "bilimsel açıklama" denir. Evrim teorisi bir bilimsel açıklamadır.
Yaratılış düşüncesi ise bilimsel olmaktan uzaktır çünkü bilinmeyen bir etkiyi işin içine dahil eder. Bu fikrin savunucuları genellikle argüman olarak doğal süreçlerin canlı gibi kompleks bir yapıyı oluşturma ihtimallerinin düşük olduğunu öne sürerler. Fakat, şu ana kadar gözlemlemediğimiz, bilinmeyen dış etkinin yalnız o zaman için varolma ihtimalini hesaplamazlar. Bu bilinmeyen etkinin yaratıcı olduğunu öne sürmek, hele ki kutsal kitaplarda tariflenen yaratıcının bu olduğunu öne sürmek içinse hiçbir yeterli delil yoktur.
Bu bilinmeyen etkiye her seferinde bilinmeyen etki demek yerine "tanrı" diyelim. Tanrının varlığını ve yokluğunu varsayarak ihtimal hesabını tekrar gözden geçirelim.
1. Tanrı var ise: Etki bilinmeyen birşey olduğundan tam olarak mahiyeti, ne işe yaradığı hakkında bir şey söylenemez. Belki bu etki evrenin oluşumu esnasında bir kez işe müdahil olmuş ve evrim gibi düşük ihtimalli bir olayın gerçekleşmesini sağlamış, veya herşey seyrinde giderken olaya müdahil olmuş ve pat diye "Adem"i yaratmıştır. Hangisini tercih edeceğini bilemediğimizden bu olasılıklardan hangisinin olduğu hakkında bu bilgilerle teorik olarak bir şey söylenemez.
2. Tanrı yok ise: Bu durumda herşey bildiğimiz etkilerle gerçekleşmiş ve o düşük ihtimalli durum olmuş demektir. Ne gözlemsel açıdan ne teorik olarak sorun yoktur.
Bir benzetme yapacak olursak, Ali evde tek başınadır. Evin ilk durumunu bildiğimizi farzedelim. Eve geldiğimizde masanın üzerinde bir bardak görüyoruz ve evden çıkarken orada olmadığını biliyoruz. Bu örnek için bilinmeyen etki olan tanrının varlığını ve yokluğunu varsayıp tekrar düşünelim.
1. Tanrı var ise: Ne düşündüğü ve olaylara nerede ne zaman karışacağı bilinmediğinden, Ali doğmadan çok önce evreni Ali'nin bardağı masanın üzerine koymasını olanaklı kılacak şekilde programladığı mı yoksa Ali evdeyken bizzat bardağı kendisinin mi masanın üstüne koyduğu hakkında bir şey söylenemez.
2. Tanrı yok ise: Ali bardağı masanın üzerine koymuştur. Çünkü evde Ali'den başka kimsenin olduğu bilinmemektedir. Peki neden Ali durduk yere bardağı masanın üzerine koysun? Belki su içmiştir. Veya başka bir şey de içmiş olabilir. Belki de canı sıkılmış, veya içinden bardağı alıp masanın üzerine koymak gelmiştir. Bunların hepsi olabilecek şeylerdir ve bilimsel açıklama sınıfına girer. Şimdi sorsak, Ali'nin evde bu zaman zarfında yapabileceği pratikte sonsuz sayıda işten bardağı masanın üzerine koyma seçeneğinin tutma olasılığı kaçtır? Çok düşük olduğu kesindir.
Bilimsel açıklamalarda olasılığı hesaplamanın yanlışlığı (istatistikteki bir şey olduktan sonra onun olasılığını hesaplamanın yanlış olduğu ilkesi) ortadadır. Çünkü ne kadar düşük olursa olsun öyle bir şeyin olduğu durumların varlığı bir yerlerde hata olduğunu gösterir.
Bunun asıl nedeni teorik olasılık ve deneysel olasılığın işin içine girmesi, bir de yapılan hiçbir deneyin bir diğerinin olasılığını etkilememesi ilkesidir.
Teorik olasılıkta değişkenler bellidir, varsayımlar vardır. Bunun üzerinden hesaplamalar yapılır. Deneysel olasılıksa şakaya gelmez, bütün değişkenleri hesaba katar. Çünkü o deneydir. Ölçtüğümüz şeydir. Yani, teorik olasılıkta ihmal edilen şeyler vardır. İstatistik yapmak bu şeyleri bulmak yerine, birçok deneme yaparak sonuç olarak olasılığın ne olduğunu bilmeye yarar. İstatistik bilimiyse kaç tane deney yaparsak, bulduğumuz sonucun ne kadar kesin olduğu gibi şeylerle ilgilenir. Ali'nin masaya bardak koymasının gerçek ihtimalini bulmak için belki bin tane gözlem yapmak gerekecektir. Bilimsel açıklamaların tipik özelliklerini gösteren bu örnekten de anlaşılacağı gibi olasılık hesaplamak faydasızdır.
Bunun ikinci nedeni, hesapladığımız olasılığın bir işe yaramamasıdır. Çünkü diyelim ki çok geniş bir araştırma ile hileli bir zarın, belli bir odadaki 6 gelme ihtimalini 3/4 bulduk. Sonra odanın tavanından bir delik açtık ve zarı içeri attık. İhtimal kaçtır? Hesapladığımız üzere 3/4'tür. Ama biz ne geldiğini görmedik. İçerde neler olduğunu bilmiyoruz. İçeri girip baktığımızda 4 geldiğini görürsek bunu neye bağlayacağız? Bilinmeyen bir etkiye yukarıdaki iki örnekte bağladığımız gibi aynı şekilde 4 gelme işini yükleyebilir veya doğal süreçlerle, 3/4'ten geriye kalan ihtimallerin bunu yaptığını öne sürebiliriz.
"Tanrı yok ise" seçeneğindeki olasılığın düşüklüğünün bir anlam ifade etmediğini gördüğümüze göre "tanrı var ise" seçeneğini inceleyebiliriz. Herşeyden önce bu, tanrı gibi birşeyin varlığını kabul eder ki bu şey şu ana kadar kontrollü deneylerde karşımıza hiç çıkmamıştır. Doğrudan gözlemlediğimiz vaki değildir bu mahiyeti ve keyfiyeti bilinmeyen etkiyi.
Eğer var ise seçeneğini ikiye böldük, birincisinde tanrının bardağın masaya intikal etmesi anında hiçbir etkisinin olmadığını ve diğerinde doğrudan etki ettiğini belirttik. Eğer birinci seçenek doğru ise, bardağı masaya koyan yine Ali olmalıdır. Tanrının olması olaya yalnızca anlam katar. Tanrı, değişikliği işin başında yapmıştır. Ne kadar başında dersiniz? Ali masaya bardağı koymadan yarım saat önce olabilir mi? Bunun ikinci seçecekten farkı var mıdır? Yoktur, gene işlere doğrudan müdahil olan bir etkiden bahsedilmektedir. O halde bu deistik tanrı, evrenin dışında, evreni yaratmış ve gerisini doğa yasalarına bırakmış bir tanrı olmalıdır.
Bu seçenekte, proses olarak, Ali'nin bizzat kendisinin bardağı alıp masaya koyması ve tanrının olmaması ile empirik açıdan çelişir bir yanı yoktur. Eklenen şey olgusal olmadığından bilimsel olarak incelenemez ve varlığı ya da yokluğu hakkında bir şey söylenemez. Varlığına gerek yoktur denir.
İkinci seçenekte eve gizlice girip bardağı masaya koyan bir tanrı vardır. Bilimde, olan şeylerin sürekli olması beklenir ki "ben arkamı döndüğümde buzdolabı nanik mi yaptı" gibi sorular sorulamasın. Esas olan ölçümdür, gözlemdir. Eğer tanrı sadece biz evde yokken eve girip bardağı masaya koyuyorsa bu tanrı da sınanamazdır denir. Sadece dolaylı etkisi sınanabilmektedir. Doğrudan gözlemlenmemiş bir şeyin fiziksel gerekliliğinden bahsedilemez. "Tanrı nedir?" diye sorulduğunda verilecek cevap empirik olmalıdır ki bu örnekteki tanrının bardağı masaya koymaktan başka bir işlevi yoktur. O halde, tanrı biz evde yokken bardağı masaya koyan etkidir denir. Bunun sınanabilir sonuçları nedir? Bardağın masada olması. Bakarız ve bardağın masada olduğunu görürüz, o halde tanrı vardır deriz. Ama bir dakika! Bu semantik bir probleme dönüştü bu haliyle. Tanımı bu şekilde yapılmış bir tanrıya vardır demek, bardak masanın üzerinde demekten öte bir şey değildir. Oysa ki biz bardağın oraya nasıl geldiğiyle ilgili prosesi öğrenmek istiyorduk. Bu seçenekte de açıkca görüldüğü gibi, Ali'nin ismini "tanrı" olarak değiştirmekten ibarettir.
Tıpkı elmanın yere düşmesindeki etken meleklerdir demek gibi... Eğer bizim yerçekimi dediğimiz şeye birileri melek demek istiyorsa desinler. Bu, anlaşmazlıktan öte bir şeye neden olmaz.
Ali örneği bütün bilimsel açıklamalar için tipik bir örnektir. Gördüğümüz üzere bilimsel olarak kabul edilebilecek tek yaklaşım tanrının yani bilinmeyen bir etkinin varlığının gereksiz olduğunu kabul etmektir. Aynı şeyi ilk örnek olan evrime uygularsanız, pat diye "Adem"in oluşmasının mı yoksa olasılığı düşük de olsa dış etkiye ihtiyaçsız olarak oluşumun mu daha olası olduğunu görürsünüz.


selam!..

Misafir -- 12.04.2009 - 10:23

merhaba ben beğendim dorusu ama ben bu siteyi doğa ile ilgili sanıyodum.daha dorusu yanıldım diyebilirim.yani fazla güzel değil ama iyi.yinede bişiler bilgi edindik!..;)


selam

xenix -- 12.04.2009 - 21:23

beğendiğine sevindim. doğa ile ilgili değil ama doğal bir sitedir. pek yanıldın sayılmaz. güzel mi değil mi, işine yaradı mı yaramadı mı anlamadım.

xenix


Selamlar.. "Tıpkı elmanın

rainbow -- 25.04.2009 - 08:50

Selamlar..

"Tıpkı elmanın yere düşmesindeki etken meleklerdir demek gibi" demişsiniz. Bu bilimsel bir açıklama değildir zaten. Bu ifade felsefi/dini bir bakışı ifadedir, olan bitene bir yorum katmaktır. Bu yoruma katılan biri olarak bu yorumla fizik kanunları ve doğanın bilim ile anlaşılabilir olduğu fikri arasında çelişki yoktur zaten. Bir de, Ademin heykel gibi "pat" diye yaratılmış olduğu gibi bir bakış açısı Kurana mal edilemez. Bu konuyla ilgili çok güzel bir yazı sitede var aslında :)


http://www.sonsuz.us/?q=node/102


Yazı var fakat

xenix -- 27.04.2009 - 21:09

Yazı var fakat o yazıya katılan müslüman fazla yok.

xenix


müslümanlar

rainbow -- 28.04.2009 - 19:03

Efendim, müslümanlar kitaplarını okumuyorlarsa bir aşamadan sonra kendilerini müslüman zannederler ama artık öyle değildirler, her ne kadar aksini ateşli bir şekilde idda etseler de :) Bunu sadece evrimle ilgili söylemiyorum, genel itikadi meseleler için de belirtiyorum..


Okumak ve yorumlamak

xenix -- 28.04.2009 - 22:41

Kitaplarını okuyup sizden farklı yorumlayan en az 5 ülke insan var. Kitabı okumak ile onu yorumlamak çok farklı şeylerdir. Malesef insan her okuduğunu ancak kendi dünyasının verileri kadar yorumlayabilir.

Peki kimdir gerçek müslüman, kimdir kendini müslüman zanneden. (bu daha da karışık bir soru oldu sanırım.)
xenix


yorumlar

rainbow -- 30.04.2009 - 16:16

Burda ölçüt ülke değil Kuran ile içli dışlı olabilmek yani ilimdir. Alimler yetiştirebilmektir, alimlerin yorumları değildir. Çünkü Kuran din anlamında herşeyin açıklandığı ayrıntılı bir kitaptır. Elbette Kuran bilimsel bir kaynak değildir ama bilimsel bazı gerçeklere de değinmiştir. Önemli olan bunları bilebilmektir. Köhneleşmiş geleneksel medrese eğitimi evrensel mesajı anlamakta eksik kalmaktadır. Burda en önemli şey gelenek dini ile Kuran dininin çok farklı olduğunu farkedebilmekte yatar aslında :)


Elbette farklıdır

xenix -- 30.04.2009 - 17:53

Gelenek dininde genellikle peygamberin sünnetleri de dahil edilir. Oysa kuran dininde bir çok uygulama yoktur.

Evrensel mesajı yüzlerce yıldır medresedeki alimler anlayamayıp, bu eğitimden yetişmemiş birisinin bir bakışta anlaması elbette mümkündür. Zaten çağımızda anlama (algılama, anlamlandırma, yorumlama) gücü arttı bence de.

xenix


farklar

rainbow -- 30.04.2009 - 23:51

Geleneksel anlayış İslamın kaynaklarını Kuran ve hadis olarak görmekte ve böylelikle binlerce saçma sapan uydurulmuş hadisi de İslam dairesi içine almaktalar. Bu halen böyledir! O yüzden müslümanlar neden geri kalmış, neden kendilerini savunmaktan acizler sorularının cevabı bence çok açıktır. Uyduruk binlerce hadis hrisiyan-yahudi mitolojisinden islami literatüre geçmiş, taht ve sultanlık savaşlarıyla din tersinden giyilmiş koyun postna dönmüştür(Hz-Ali) Peygamberin sünneti esasen Kuranda zaten verilmiştir, yeterlidir. Kuran herşeyi ayrıntısıyla açıkladığını söyler insanlara...


aa

yeliz -- 09.10.2009 - 14:02

biliriz ki ses dalgalarıda görnmez anlayamıyorum kafayı yemk üzereyim yardım edn hepiniz gereksiz konuşuyor bi atayst bir müslümand geeksiz konuşuyorrr


gereksiz mi?

ebubekir -- 09.10.2009 - 21:47

oysa
insanlar isitir,görür ve konusabilir yetenekte yaratilmistir ki
tanissin
anlassin
imtihana cekilebilsin..

sen konusamiyor olsaydin nasil istirdik feryadini?
nasil getirirdik feryadlarimizi dile?

gereksiz kime göre gereksiz?
sizin icin gereksiz olan baska biri icin ilac yerine
gecebilir..gübre evde gereksiz ama tarlada ilac..

sairin dedigi gibi;
"ayakkabim yok diye feryad ederken ayaklari olmayan biriyle
karsilastim ve halime sükrettim"

Bektasiye sormuslar;
kader hakkinda ne düsünüyorsun?
"vallahi kendimi bildigimden beri hep O´nun dedigi oluyor"

aa dostum
esas kafayi yemek gereksiz diye düsünüyorum..

slm.








Xenix: Kitaplarını okuyup

oik0s -- 10.10.2009 - 09:09

Xenix: Kitaplarını okuyup sizden farklı yorumlayan en az 5 ülke insan var. Kitabı okumak ile onu yorumlamak çok farklı şeylerdir. Malesef insan her okuduğunu ancak kendi dünyasının verileri kadar yorumlayabilir.

Bunu sevdim:)

Bazı şeyler illa inanç değildir. Çevreyi, diğer olasılıkları sentezleyip sonuçlarını değerlendirmektir.

Mutlak doğru olanın sadece kendi penceresinden görünen olduğunu unutmamak da gerekir elbet...

Peki pencereler nedir?

Gizil seksüel dürtülerin ardına gizlenmiş kişisel doğrulardır. İçinde kompleksler, öfkeler, sevgi adına yapılmış abuklar taşır. İnsan sadece ahlak ve etik değildir. Dürtüleri vardır. Karar ve seçimlerini çoğunlukla bu baskı unsurunun etkisiyle yapar.


İnsan zihninin gerçekliği

gamaro -- 12.08.2010 - 16:39

İnsan zihninin gerçekliği akla uydurması ve mercek altına aldığı herhangi bir realiteyi/fenomeni bazı denklemlerle formalize etmesi klasik olarak gözlemle test edilir.. ancak bu durum herhangi bir fenomenle uyumlu görünen herhangi bir açıklamanın gerçekliğini veya doğruluğunu ispat etmeye acaba yeterli midir?

Matrix'te kahin'nin Neo'ya söylediklerini düşünsenize, herşey bir yazılım diyordu değil mi?..Herşey için ayrı bir yazılım, rüzgar için, hava için, su için, gün doğumu ve batımı için, kuşlar için, kediler ve köpekler için, yani aklınıza gelebilecek herşey için ayrı bir yazılım... Ve daha sonra ne diyordu; ama bazen bazı programlar merkeze geri çağrılır ve yeniden değerlendirilebilir.. Neo neden diye sorduğunda ise son derece sakin bir şekilde pek çok olasılığı sıralamıştı hatırlarsanız; belki up-date edilecektir, belki daha iyi bir sürüm üretilmiştir ve onunla değiştirilecektir, belki ilk başta tasarlandığı gibi çalışmamaya ve sistem için zararlı olmaya başlamıştır, belki yazılımı daha en başından hatalıdır, belki yeni bir programa yer açabilmek için kaldırılması gerekmiştir..

Yani.. böyle düşününce herşey yerli yerine oturtulamaz mı acaba? Dünyamızın milyarlarca yıl boyunca içinden geçtiği bütün jeolojik evreler işletilmekte olan yerküre programının sürekli aldığı up-date'ler olmaz mı mesela? Ya da bizim çevre şartlarına uyum sağlayamadıkları için nesillerinin tükendiğini düşündüğümüz pek çok canlı türü? Onlar da çevre şartlarını yenileyecek olan daha başka yazılımlara yer açmak için kaldırılmış olamazlar mı programdan? Veya bazı programlar bazılarını bloke edemez mi, örneğin yürürlükteki dinazor programı dünyaya çarpacak olan büyük bir asteroid programı tarafından işlevsiz kılınmış olamaz mı? Ve hatta tıpkı kahin'in de söylediği gibi bütün o vampir, kurt adam ve hayalet hikayeleri (ayrıca bütün deliler) aslında gerçek ve başarısız yazılım girişimlerinden ibaret olamaz mı? (Hadi bi tane de ben ekliyeyim fazladan, arasıra yaşanan ve çok büyük can ve mal kayıplarına sebep olan doğa olayları, depremler, fırtınalar, yangınlar vs.ler de birer virüs tarama programı olamaz mı mesela?)


Şimdi konuyu böylece

gamaro -- 12.08.2010 - 16:40

Şimdi konuyu böylece uzatıp her oluşa ve her fenomene yönelik son derece tutarlı açıklamalar üretebiliriz şüphesiz. Üstelik gözlemle de doğrulayabiliriz bunları (örn. tanrı güneşi doğudan yükseltir ve batıdan batırır, bu bir dengedir ve bozulmaz denir, e gidip bakarız ve güneş hakkaten hep doğudan yükselmekte ve batıdan batmaktadır :) İyi de burda bi gariplik yok mu şimdi? :)

Yani sahip olduğumuz bilgi kümesi araştırdığımız fenomeni açıklayıcı görünebilir, ancak bu bilgi kümesinin içerdiği alt kümelerin kendi aralarında sahip olduğu tutarlılık ve ilişkiler bütününe ithaf edilebilecek envai çeşit açıklamayı bir kenara bırakacak olursak, tüm bu alt kümeleri ve açıklamaları kapsayan asıl kümenin incelenen fenomenle ilişkilendirilebilmesi noktasında da geçerli bir izahatin veya ilişkilendirebilme gerekçesinin olması gerekmez mi?

Tanrı mı mesela? Evet, herşeyi açıklıyor şüphesiz, hem de fazlasıyla..Peki ama tanrı fikri ile açıklayabildiğimiz oluş ve fenomenler ile tanrıyı ilişkilendirebilmek noktasında nasıl bir ilişki vardır acaba?

Evrim meselesine biraz da bu açıdan bakılmalı (veya bakmaya çalışılmalı) diye düşünüyorum. Ayrıca şöyle bir soru sorduğumuzda nasıl bir cevap verilebilir dersiniz; Eğer tanrı isteseydi, yeryüzündeki yaşamı ve bütün yaşam formlarını evrenin cansız ve temel bileşenleri üzerinden başlayıp milyarlarca yıl devam edecek olan evrimsel bir süreç içerisinde inşa edebilir miydi? (Kısaca tanrı isteseydi bizi evrimle imal edebilir miydi?) E tanrının yapamıyacağı hiçbir şey olmayacağına göre edebilirdi şüphesiz.. Yani tanrı varsa evrim hem olur hem olmayabilir. (Ama bu önerme evrimin olup olmadığını değil, sadece ve sadece tanrının yeteneklerini betimleyen bir cümledir.)

Bence yırtık dondan çıkar gibi ve erekte halde bilim dünyasına dalmak isteyen bazı teolog kafalılar bilimle uğraşacaklarına önce tanrılarına sığınsınlar ve o herşeye kadir olan tanrılarına karşı son derece felsefi ve ölümcül bir hata yapmaktan sakınsınlar.


MATERYALİZM DİNİ

tersinim -- 14.08.2010 - 09:32


MATERYALİZM DİNİ

Bilindiği gibi materyalizm bir Varedicinin varlığını inananlara karşı bir varedicinin var olmadığını inananların ortaya koyduğu tepkidir. Materyalistlerin en belirgin özellikleri dine ve dini objelere karşı olmalarıdır.
Materyalistlere göre bir varedicinin varlığını ve sıfatlarını inanmak akıl, mantık ve bilim dışı dogmatik bir davranıştır. Bu nedenle onlara göre materya-lizm bilimi hedef almış pozitif bir yaklaşımdır.
Materyalizm taraftarlarının materyalizmi savunuyoruz zannıyla din ve dini objelere karşı davranışları sık ve şiddetle eleştirdikleri dini objeler gibi körü körüne inançlar haline dönüşüp, dogmatik davranışlar haline almaktadır.
Karşıt teorinin yanlışlığını kanıtlayamazsanız inandığınız teorinin doğrulu-ğunu nasıl ispat edeceksiniz? Doğruluğu kanıtlanmayan bir felsefeyi yadsı-namaz gerçekler kabul edip tüm varoluşu buna göre kurgulamak taassuba dayanan bir inanç olmayacak mıdır? Bazı materyalistler bu büyük yanılgıyı açıkça itiraf da ederler.
Harvard Üniversitesi'nden ünlü bir genetikçi ve aynı zamanda önde gelen bir materyalist olan Richard Lewontin, önce materyalist, sonra bilim adamı olduğunu şöyle itiraf etmektedir:
-Bizim materyalizme bir inancımız var. Önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış bir inançtır bu.
Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri ve kuralları değil. Aksine, materyalizme olan önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış bağlılığımız nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz.
Materyalizm mutlak doğru olduğuna göre de, İlahi bir açıklamanın sah-neye girmesine izin veremeyiz.
Görüldüğü gibi bu mantık daha öncede belirttiğimiz gibi materyalistleri; bir Varedicinin varlığını kabul etmektense imkânsız kere imkânsızı kabul etmek bizim için daha kolaydır anlayışına götürmüştür.
Bu anlayış eğer bilim bir varedicinin varlığını onaylarsa biz bunu kabul etmeyiz. Her ne olursa olsun, imkânsız kere imkânsızda olsa materyalist fel-sefenin temellerini inanır ve savunuruz anlamına gelmektedir ki bu kör bir taassuptur. Diğer ifade ile materyalizm kör bir taassupla savunulup yaşatılma-ya çalışılan bir inanç şekli yani bir antidindir.
Evrim teorisi taraftarı Dobzansky Evrimin ışığı dışında biyolojide hiçbir şeyin anlamı yoktur der. Diğer ifade ile evrim dışında bir başka gerçek yok-tur. Biyoloji ile ilgilenen herkes ister istemez bu gerçeği kabul etmek zorunda-dır.
Fakat bu görüşü savunan bilim adamlarından evrim konusunda elle tutu-lacak bir kanıt istendiğinde suskun kalırlar, hiçbir şey ortaya koyamazlar. On-larda evrim inancı bilimsel kanıtlara dayanmaktan çok güçlü bir dinsellik ka-zanmıştır. Bir bakıma onlar evrim dininin asla vazgeçmeyen, pes etmeyen havarileridirler.
Evrimin bir din gibi kabul gördüğü, evrim teorisi taraftarı bazı ideologlar tarafından açıkça ortaya konmaktadır. Bunların en ünlüleri, Julian Huxley ile Dobzhansky'dir. Bu iki isim evrimsel hümanizm adı verilen akımın öncüleridir. Bu inanç, Julian Huxley'in 1958'de yayınladığı Vahiysiz Din adlı kitabında ifade bulmuştur.
Evrimsel hümanizmin amacı yeryüzündeki evrimsel sürecin maksimum sonuca varmasını sağlamaktır. Bu amaç, yalnızca güçlü organizmaların daha çok yaşamasına ve daha çok üremelerine çalışmakla sınırlı değildir. Ayrıca, insanoğlunun kendinden kaynaklanan yeteneklerinin "en üst düzeyde gerçek-leştirilmesini de öngörmekteydi. Bir başka deyişle, insanoğlunun bugün içinde bulunduğu fiziksel ve zihinsel aşamadan "daha ileri aşamalara" sıçraması için çaba gösterilecekti.
Hümanizm teriminin tarifi ise, Huxley tarafından şöyle yapılıyordu:
-Ben hümanist kelimesini kullanırken, insanın, aynı bir bitki ya da hayvan gibi doğal bir varlık olduğunu kastediyorum. Yani insanın bede-ni, zihni ve ruhu doğaüstü bir güç tarafından yaratılmamış, aksine evrim süreci sonunda oluşmuştur. Dolayısıyla insan, herhangi bir doğaüstü gücün kontrolü ya da yol göstericiliğine değil, sadece kendi varlığına ve kendi gücüne inanmalıdır.
Huxley'in ortaya attığı ve insanoğlunun kutsal amacının kendi evrimini hızlandırmak olduğunu öne süren bu düşünceler, John Dewey adlı Amerikalı filozofu derinden etkiledi. Dewey bu çizgiyi geliştirerek 1933 yılında Dini Hü-manizm" akımını başlattı ve ünlü Hümanist Manifesto'yu yayınladı.
Manifesto'da vurgulanan temel düşünce, geleneksel "Teistik" (İlahi) dinle-rin ortadan kaldırılmasının zamanının artık geldiği ve bunların yerine, insanoğ-lunun bilimsel ilerleme ve sosyal işbirliğine dayalı yeni bir çağa girmek üzere olduğuydu.
II. Dünya Savaşı'nda bilimsel ilerleme sonucunda öldürülen 50 milyon insan, Hümanist Manifesto'da öngörülen optimizmi derinden sarsmıştır. Ben-zeri darbelerin ardından Dewey'in yolunu izleyenler onun görüşlerini bir parça revize etmek zorunda kaldılar ve 1973 yılında II. Hümanist Manifesto'yu ya-yınladılar.
Bu görüşe göre insan aklı sonsuzdur. Bilim ise tek gerçektir. İnsan bazen yanılabilir ama sonuçta gerçekleri bulur. Bu öngörüde bilimin bazen insanlığa zarar da verebileceği kabul ediliyordu ama yine de temel düşünceden vazge-çilmiyordu. Bu düşüncede İnsan artık kendi evrimini yönetebilirdi ve bunu da bilimle yapacaktı. Bu görüşü kısaca şöyle özetleyebiliriz:
-Bilimi akıllıca kullanarak, içinde yaşadığımız çevreyi kontrol edebili-riz, fakirliği yenebilir, hastalıkları ortadan kaldırabilir, yaşam süremizi uzatabilir, davranışlarımızı belirgin bir biçimde değiştirebiliriz. Böylece insanoğlunun evrim sürecini yönlendirebilir, yeni güç kaynakları oluştu-rabilir ve insanlığın daha özgür ve anlamlı bir yaşama kavuşması için gerekli fırsatları yaratabiliriz.
Bilimi temel alan bu görüşler materyalizm dolaysıyla evrim teorisi taraftar-larınca hemen benimsenmiştir. Görüleceği gibi hümanist manifesto her şey-den önce bilimi ön plana çıkarmakta, bilim dışılığı şiddetle ret etmektedir.
Fakat burada bilimle bilim dışılığın sınırı belirtilmemiş öngörüyü benimse-yenlerin yorumuna bırakılmıştır. Materyalizmin madde dışı her şeyi bilim dışı-lık olarak yorumlaması bu nedenledir. Fakat burada bilimi ararken mantık dışına kayıldığı açık bir şekilde görülür. Şöyle ki:
Varoluş ya yaratılmıştır ya da yaratılmamıştır. Bu ikisi dışında varoluş sorusunun bir başka cevabı yoktur. Eğer varoluş yaratılmış ise bir de Yaratı-cısının olması gerekecektir. Eğer yaratılmamış ise neden, nasıl, niçin sorula-rına rastlantılar oluştu dışında bir cevap verilemez.
Her iki cevaptan birinin doğruluğunu ya da yanlışlığını bilimsel verilerle gösterebiliriz. Eğer gösteremiyorsak kanıtları bulununcaya kadar her iki ceva-bın doğru ya da yanlış olabileceğini kabul etmek zorunda kalırız. Cevaplardan birini en baştan kesin bir dille doğru ya da yanlış kabul edersek çok büyük bir hataya düşer, kendimizi tek cevabın zindanlarına hapsederiz.
Örneğin herhangi bir bilimsel kanıt ya da kanıtlar olmadığı halde sadece yanılabilir olduklarını iyi bildiğimiz akıl ve mantık çıkarımlarıyla bir yaratıcı iradenin olmadığını kesin bir şekilde kabul eder, tüm yöntemlerimizi yanlış olma ihtimali olan bir önyargıya uygun kurgularsak büyük yanılgılara düşebili-riz.
Görüleceği gibi materyalizm ve karşıtı felsefeler en baştan varoluşun bir yaratıcının eseri olduğu ya da olmadığı cevaplarından birini bilim tarafından onaylanmadığı halde kesin bir dille gerçek olarak kabul etmiş, doğru olma ihtimali olan diğer cevaba kapılarını kapatmıştır.
Bilimsel kanıtlarla kanıtlanmadığı halde bir öngörüyü gerçek kabul edip ısrar ve inatla savunmak açık bir taassuptur. Materyalizm ve uzantısı olan felsefeler bilim dışılıkla suçladıkları karşıt felsefelerin yöntemlerini benimseyip uygulayarak bilim dışına çıkmış Taassuba dayanan bir inanç, ardından bir din haline gelmişlerdir.
Aslında her evrim teorisi savunucusu tarafından bilinçli ya da bilinçsiz ola-rak benimsenen evrim mekanizmaları evrim dininin temel inanışlarını ortaya koymaktadır. Evrim mekanizmalarının yaratıcıya eşit evrimsel gücünü bilimsel yöntemlerle gösterilmedikçe bu varsayımların bir varsayım olarak kalacağı şüphesizdir. Materyalizm ve uzantısı olan evrim teorisinin bilimsel olma iddia-ları bu varsayımların bilimsel kanıtlarla gösterilmesini isteme hakkını bizlere verir. Eğer bu felsefelerin taraftarları felsefelerimiz bilimsel gerçeklerdir, kanıt-lara ihtiyacı yoktur derlerse körü körüne kabul edilmiş bilim dışı bir taassup inancı olduklarını kabul etmiş olurlar. Pek çok bilim insanı aynı fikirdedir.
Aynı konu Mary Midgely'nin 1986'da yayınladığı Bir Din Olarak Evrim adlı kitabında ve Marjorie Grene'nin Darwinizm İnancı adlı makalesinde ayrıntıla-rıyla ele alınmıştır.
Dobzhansky ise, söz konusu evrim dinini, Fransız evrimci Teilhard de Chardin'den yaptığı bir alıntıyla şöyle ifade etmektedir:
-Evrim bir teori, bir sistem ya da bir hipotez midir? Hayır! O bunların hepsinden öte bir şeydir.
Evrim, kendisinden kuşku duyulmayan yegâne ilkedir ki, tüm teoriler, tüm sistemler, tüm hipotezler, ciddiye alınabilir ve doğru olabilmek için ona dayanmak zorundadırlar. Evrim, tüm gerçekleri aydınlatan bir ışık, tüm çizgilerin kendisinden çıkması gereken bir ana çizgidir. İşte, evrim budur.
D.M.S. Watson bu mantığı şöyle özetler:
-Evrim Teorisi'nin yaygın kabul gören bir teori olmasının nedeni bu teoriyi ispatlayacak yeterli delilin var olması değil, ancak diğer alternati-fin yani doğaüstü yaratılışın tümüyle kabul edilemez olmasıdır.
Materyalizm ve uzantısı teorilerin doğal kanun ve ilkelerle; akıl, mantık ve bilimsel bulgularla açıkça çelişmesine rağmen akla, mantığa ve bilime uygun olduğunu iddia edebilmesi taassuba dayanan inançlar haline getirildiğinin açık kanıtlarıdır.
Tüm doğal kanun ve ilkelerle; akıl, mantık ve bilimsel bulgularla hiçbir zaman çelişmeyen bütün bunların tamamen ve açıkça onayladığı tersinim teorisinin varoluş konusunda karşıt görüşleri bir araya getirip sentezleyen tek gerçek olduğu kesindir.


La ilahe

açparantez -- 14.08.2010 - 11:11

La ilahe heilevrim, darwinin resullevrim.

)kapa parantez


Harun yahyaya evrim dersi

Misafir -- 22.12.2010 - 16:22


Evrim teorisinin

HoLa -- 22.12.2010 - 17:33



Evrim teorisinin konuşulduğu bir yerde imamın ne işi olabilir?


Bu tartışmayı

farabi -- 22.12.2010 - 22:04

Bu tartışmayı izlemiştim,hatta nettede var ,kesin izlenmeli,evrimle ilgili bir çok şeyi açık bir dille anlatıyor Şengör.Yalnız bu tip tartışmalarda,özellikle gençlerin sorularına dikkat ediyorum,çoğu bilgisizce.yahu üniversite eğitimi alan bir gencin,evrim dendiğinde ,eğitim almamış sokaktan herhangi birinin bu konudaki yorumundan farklı yorumu olmaz mı?
Bazen bu bana,bilim felsefesinin önemli olduğunu düşündürüyor.Bilimle uğraşırken,diğer taraftan saçmalamamak için.


her şeyin en başına

Misafir -- 26.12.2010 - 07:03

her şeyin en başına gidersek bir yaratıcının olduğunu anlarız..bu arada eğer tanrının varlığı ispatlansaydı bilimsel olarak o zaman dünyada iyi veya kötü olmazdı herkes aynı yolda devam ederdi..


Her şeyin başına gitmek

xenix -- 28.12.2010 - 22:48

Her şeyin başına gitmek, daha öncesinin olmadığı bir sabit nokta kabulünü gerektirir. Bu sabit noktaya, ister tanrı de, ister Allah de, ister doğa de, ister hiçlik de. Her şeyin başına bu dediklerinden birini dahil edemiyorsan aynı yerdesin demektir.

xenix


Ya ben anlamıyorum

gamaro -- 29.12.2010 - 00:19

Ya ben anlamıyorum kardeşim.. valla anlamıyorum kusuruma bakmayın.

Tanrı kesin olarak bilinseymiş iyiyle kötünün bi anlamı kalmazmış. (herşeyden önce saçma salak yalan dolan bi söylemdir bu, ademle havva bile cennetin göbeğinde ve tanrının gözü önünde o naneyi yediyse daha ne mavalıdır okunan anlamak mümkün değil ya..) ama neyse, ben işin orasında değilim şimdilik.. ve hadi diyelim ki misafir haklı, iyi de kardeşim biz bunu hiç duymadık mı?

Efenim tanrı kesin olarak bilinseydi o zaman iyiyle kötünün bi anlamı kalmazdı.. E bu mu yani, hem de on üzeri otuzbeşinci sefer mi, sahi nedir bunu diyenin derdi, fikir beyan etmek mi? (fikir dediği bu mu yani?) Ya da ne bekliyor karşısındakinden, "bak sen yav, ben hiç böyle düşünmediydim" demesini filan mı? nedir kardeşim hakkaten, kral süleyman'ın kayıp kitabı mı bulundu, keşif sorası ilk baskı mı, ordan mı alıntı ?

Bi de bunu buraya çok matah bişeymiş gibi yazan süperzekinin kendisiyle derdi nedir yahu? Şimdi ben adım gibi eminim ki, şu yukardaki saçmayı buraya sanki bi tek kendi biliyor da biz hiç duymamışız gibi yazanın allah inancı ve imanı nerdeyse tanrıyı bizzat görmüş kadar -hatta belki daha da- fazladır. (yanılıyorsam düzeltsin) Yani? Yanisi bu arkadaşın allahı görmeye ihtiyacı filan da yok aslında, zaten görmüş kadar olmuş, hem de çoktan. E ne oldu şimdi? İyiyle kötünün bi anlamı kalmadı mı şimdi bu zat-ı muhterem için, ya da ne görüyor hayata dahil olunca, yedinci çakrayı mı açtı?

Allah kesin olarak bilinseydi iyiyle kötünün bi anlamı kalmazdı..
yanlış düşünüyorsunuz, bizim aklımız onu tahayyül etmeye yetmez..
insanlar imtehana çekilmiştir, herşey imtehan gereğidir..
Külli irade- cüzzi irade..
kalbi mühürlü olan anlayamaz..
allah'ın hıdayet ettiğini kımse sapıttıramaz, onun sapıttırdıgını kımse hidayete erdiremez..
big bang var kuranda yazıyor..
Yaratıldık işte yaratıldık..

Nedir ulan bu, fikir mi? Osuruktan teyyare üç beş cümle gevelemek midir fikir beyanı? Hadi fikir olsun, e sadece siz duydunuz da biz hiç duymadık mı bunları? Peki ya gerisi ? Kainatın efendisinden kopya çekenlerin başka ne çeker ilgisini?

Mesela siz hiç kadın ruhu hakkında iki cümle konuşabilen bi dinci duydunuz mu ? Ya da bi Modigliani tablosuna bakıp da tuvaldeki kadın için bir kaç kelime etmiş olanını? Eline kedi alıp sevenini gördünüz mü yahu, ve onun mırıltılı soluk alış verişini hissetmek isteyenini? Yüzlerce başlık var burada, sokak köpekleri için bile kalemini kıpırdatan oldu mu? Jung okunur mu? Anaerkil- ataerkil, yok efendim habille kabil.. Peki ya rüzgar ve salyangoz kabuğu? Ya da herhangi bi filmin kısacık müziği hakkında konuşmanın bile herhangi bir yolu...

Yok.

ne var ama? efendim allah kesin kesin bilinseydi iyiyle kötünün bi anlamı kalmazdı..

akl-ı selim insanların fikir harmanıymış, defolun gidin ulan.


YİNE ÇİSİL ÇİSİL YAĞMUR YAĞIYOR.

ŞEREF YÜCEL -- 29.12.2010 - 20:09

GAMARO:

"Mesela siz hiç kadın ruhu hakkında iki cümle konuşabilen bi dinci duydunuz mu ?
"

- İki cümleyi geçmesinde bir mahsur varmı Sn: Gamaro?

Y A Ğ M U R...


- Yine çisil çisil yağmur yağıyor...
- Sen yağıyorsun.
- Düşlerim yağıyor o ipek saçlarına, savrula savrula..
- Okyanus mavisi gözlerin yağıyor gözlerime bu akşam, deli deli...
- Anılarım düşüyor bir bir,
-"sen" kokan şu toprağa ,
- Yere düşen her damla,
- Kalbim gibi parçalanıyor!..


- Yine çisil çisil yağmur yağıyor...
- Ceylan karası gözlerin yağıyor bu akşam, süzüle süzüle..
- Ilık ılık sen düşüyorsun yanaklarımdan aşağı.
- Bir, sen yağarsın usul usul...
- Bir, ben ağlarım sessiz sessiz...
- Ay ışığı gözlerinin gölgesi düşer aklıma.
- Seni düşünürken kahrolurum!..

- Hiçbir bulut ağlamadı yere,
- Sana ağladığım kadar.
- Yanmadı hiçbir ateş,
- Sana yandığım kadar.
- Anmadı hiç kimse inan!
- Adını andığım kadar..

- Ben hiç üşürmüydüm yağan yağmurda?
- Elimi bırakmasan.
- Hiç korkarmıydım karanlıktan?
- Sensiz sensiz kalmasam.

- Ben hiç ıslanırmıydım?
- Sensizliğin yağmurları olmasa..

ŞEREF YÜCEL


bu mu kadın ruhu?

gamaro -- 29.12.2010 - 23:18

bu mu kadın ruhu?

ooooof, of...


Yağmur illeki çisil çisil

farabi -- 29.12.2010 - 23:35

Yağmur illeki çisil çisil yağar,nedense? sel sele götürse halbuki ne tuhaf olur,bütün büyü bozulur heralde.


Ha ha ha :) Akrostiş mi

Agnostik -- 30.12.2010 - 00:10

Ha ha ha :)

Akrostiş mi gülsem napsam...?


the end

salihxyz1 -- 01.01.2011 - 18:36

Laboratuar şartlarında deneysel olarak ispatlanamayan ve fosil kayıtlarında ara geçiş forumuna rastlanmayan evrimin rasyonel bilimle ilgili olmayan tutucu ideoloji olarak bir sürede daha devam edecek anlaşılan.


he valla, ne kadar da can

gamaro -- 01.01.2011 - 19:55

he valla, ne kadar da can sıkıcı bi durum di mi ama?

yok be salih, yok ama bence bu kadarla kalma (yani diyorum, öyle yattığı yerde kaşıntı basmış gibi kıpraşıp duracağına, stand up ve fight be kardeşim) Bak hazır "soru işaretlerinin güzelliği" diye bi forum da var burda, öyle Dawkins amca filan da değil hem, bizzat Kennet Miller anlatıyor, tanır mısın kendisini? Peki ya Michael Behe ve son kitabı? Genetik bilimi nerlere geldi, dahası moleküler biyoloji, link de vereyim mi?

Hadi be kardeşim, hadi ne olur mahrum etme bizi o engin bilginden ve neyin rasyonel bilimle ilgili olup neyin olmadığını şapırdatan tatlı dilinden. Sadece sen değil ayrıca, senin gibi ne kadar varsa onlar da gelsin hatta, okuyalım tartışalım güzelleşelim elbet. Hadi başla. Hadi salih hadi kardeşim.


&

salihxyz1 -- 01.01.2011 - 20:15

Şimdi size ‘bebek ahlakı’ diyeceğim, kimyanız bozulacak. Abuk-sabuk konuşmaya başlayacaksınız. Yararlı mutasyon diye bir şey yok diyeceğim, bana ‘hulk’u dayatacaksınız..
Biraz daha zaman var, dediğim gibi…


Salih xyz, yararlı mutasyon

ben ve herkes -- 01.01.2011 - 23:11

Salih xyz, yararlı mutasyon yoktur ifadesi, amerikadaki akıllı tasarım lobisinin kendi taraftarlarına dağıttığı tavsiye kitapçıklarında bile "asla kullanılmaması gereken" ifadeler arasına alındı... Bilmiyordunuz değilmi? Şu Harun Yahya amcanız sizlere ne iyi gaz veriyor, ne iyi gaz veriyor..


20 Soruya 20 Cevap

xenix -- 05.01.2011 - 17:15





xenix


Kayıp Halkalar

sonsuz -- 09.05.2011 - 15:45






Argüman

ORPHEUSE -- 10.05.2011 - 12:01

argüman argüman olalı böyle bir argüman hiç görülmedi. bir argümandır gidiyor. önüm arkam sağım solum argüman. bunun yerine başka bir kelime kullanılamaz mı. mesela sav, iddia, kanıt. yine mi argüman. efendim hayırlı argümanlar


İki olasılık

xenix -- 10.05.2011 - 12:09

İki olasılık var, ya yazıyı okumadınız veya bir şey içtiniz kafanız güzel çift görüyorsunuz.

Yazıda sadece 1 (bir) yerde geçiyor o kelime. Neden o kadar çok kullanıldığını ima ettiniz?

xenix: Takiplerim


CVP

ORPHEUSE -- 10.05.2011 - 12:42

Sayın xenix, tüm ateist sitede aynı kelime ile karşılaşıyorum: Argüman
En üstteki kompozisyonda geçtiği gibi 20 soruya 20 cevap videolarında da geçiyor sık sık.
Hep aynı kelimeyi kullanmak çok sıkıcı oluyor. Yine de siz bilirsiniz


Der o... ...neler demiyor ki.

HoLa -- 10.05.2011 - 12:48



Der o...

...neler demiyor ki.


Argüman

sonsuz -- 10.05.2011 - 15:43

argüman Fr. argument

a. 1. Kanıt. 2. Tez, iddia, sav. 3. gök b. Bir denklem, bir eşitsizlik veya bir gök cisminin hareketine ait herhangi bir elemanın bağlı bulunduğu belli bir değer. 4. mat. Bir çıkış kümesinin değişkeni. 5. mat. Bir cetvelde diğer bir sayıyı bulmak için yararlanılan sayı.

Bütün bu anlamları karşılayan (özellikle 4.) daha iyi bir kelime olmadığı için olabilir mi?




Evrim Karşıtlığı ile

sonsuz -- 11.09.2011 - 21:49

Evrim Karşıtlığı ile Bilinen Michael Behe, Evrim'in Gerçekliğini Kabul Etti!

Uzun yıllardır Doğal Seçilim'e ve Evrim Kuramı'na karşıtlığıyla bilinen ve "İndirgenemez Karmaşıklık" safsatasını ileri süren Lehigh Üniversitesi'nden Biyokimyager Prof. Dr. Michael Behe, Aralık 2010'da The Quaterly Review of Biology dergisinde yayınladığı "Deneysel Evrim, Fonksiyon Kaybettirici Mutasyonlar ve Adaptif Evrim'in İlk Kuralı" başlıklı makalesiyle Evrim'in gerçekliğini kabul ettiğini ilan etmiş oldu ve 2006'dan beri sürdürdüğü suskunluğunu sonunda bilimsellikle bozdu. Kendisini tebrik ediyoruz.

Makale şu bağlantıdan okunabilir:

http://www.lehigh.edu/bio/pdf/Behe/QRB_paper.pdf

Bu arada makale çok ilginç bilgilere yer veriyor:

- Behe, son 40 yılda yapılan evrim deneylerini ele alıyor. Bunlar içerisinde Lenski Deneyi de var.

- Behe, Lenski Deneyi'nin Evrim'i açık şekilde ortaya koyan ve pek çok soruya cevap veren çok önemli bilimsel bir keşif olarak nitelendiriyor.

- Behe, Evrim yoluyla türlerin değişebileceğini, yeni özellikler kazanıp kaybedebileceklerini ve var olan bir özelliğin, bir diğer iş yapmaya başlayabileceğini ortaya koyuyor.

- Behe bu değişimlerin arkasında moleküler evrimin yer aldığını gösteriyor.

- Behe'nin Darwin'i yeni yeni sindirdiği anlaşılıyor. Darwin'in doğada gördüğü "Adaptif Evrim"i, ya da "Doğal Seçilim"'i, moleküler düzeye indirip kendi deyimiyle "Adaptif Evrim'in İlk Kuralı" olarak tanımlıyor.

- Makalesinin sonuç kısmı şu sözlerle başlıyor: "Adaptif evrim, türlerin yeni özellikler kazanmasına, özellikler kaybetmesine ya da özelliklerin modifikasyonuna sebep olabilir."

- Makalesi şu sözlerle bitiyor: "Evrim'in sayısız yönü bulunuyor ve burada anlattıklarım da dikkate değer bir tanesidir."

Sanıyoruz ki her şey oldukça açık. Tekrardan kendisini tebrik ediyoruz.






Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -