Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Oysa Sevmek Dokunmaktır

delete

Bilgisayar ekranından meçhul dostlara selam yollamak ya da sanal bir oyuncakla sahte aşklar yaşamak... "Yalnız Kalpler Kulübü" yüzyılı, uzaktan sevmeyi kutsayarak kapatıyor. Oysa eski yüzyıl, Adem ile Havva'dan beri tanıdığımız bir ilişki türünü fısıldıyor kulağımıza: "Sevmek dokunmaktır...!"

Bazı haberler vardır, okurken gözünüze ilişen birkaç damla, beyninizde bir denize dönüşür. O damlanın saydamlığında bütün bir okyanusu görmüş gibi olursunuz.

Geçen hafta Aktüel'de çıkan birkaç satırlık bir haber, öylesine bir açık deni­ze sürükledi beni...

Birkaç yıl önce yayınlansa bilim­kurgu romanı zannedebileceğimiz bir öykü, gerçek bir olay olarak karşımız­daydı işte...

21. yüzyılın eşiğinde oyuncak bebek­lerin, evcil hayvanların ve yakın dostla­rın yerine ikame edilen Japon icadı Ta­magotchi ile ilgiliydi haber... Daha bir­kaç ay önce çocukların dijital komutlarıyla beslenip "yaşayan" bir sanal oyun­cak olarak karşımıza çıkan Tamagotchi bu kez "hayat arkadaşı" olarak piyasaya sürülmüştü.

"Yalnızlıklar çağı"nın sanal sevgili­si, kimsesiz kalplere sevda insert'lemek üzere görev başındaydı. 6.5 milyon lira­yı gözden çıkaran genç kızlar, bu oyun­caktan alıp ceplerine koyuyorlar, sonra da bir erkek arkadaşla paylaşabilecek­leri herşeyi O'nunla paylaşmaya başlı­yorlardı. O'na hediyeler alıyor, partile­re götürüyor, kendilerini sevdirmeye çalışıyorlardı. Ancak çağımızın ilişki bi­çimlerine göre kodlanan Tamagotchi, zamanla gerçek bir partnerin tepkileri­ni veriyor, çok he­diye alırsa bir jigoloya dönüşüyor, şı­martılınca sevgilisi­ni terkediyordu.

Her şeye rağ­men, bu oyuncak muhafazakar kız babaları için "ehven-i şer"di. Ergenlik çağın­daki kızlarını "kötü niyetli" deli­kanlılardan uzak tutmaya çalışan ebeveyenler, onları sanal sevda­larla oyalamayı tercih ediyorlar ve Tamagotchi'nin en iyi müşte­rileri oluyorlardı.

AIDS çağına özgü ideal bir ilişki türü gibi görünüyor değil mi?

Ancak akıl edilemeyen şu ki, Tamagotchi'leri ken­di zevklerine ve gereksinimlerine göre kodlayanlar yi­ne o genç kızlar... ve "şeytan" sadece dışardaki kötü niyetli oğlanların içinde değil, yeni yetme kızların beyninde de gizli... O yüzden de küçük kızlar, beyin­lerindeki "şeytan"ı, minik oyuncaklarının "ruh"una kaydediyorlar. Sanal sevgili de bir süre sonra onla­ra bekledikleri soruyu soruyor:

"Benimle yatar mısın..?"

Yanıt "Evet" olursa Tamagotchi, zaferini ekranda binbir renk uçuşturarak kutluyor ve ardından kendini bir saatliğine kilitleyerek orgazmın tadını çıkarıyor. Yeniden açıldığında ilk sorusu, "Nasıldım bebeğim?" oluyor. Yanıtı beğenmezse sevgilisini terkediyor.

Nedense bu oyuncaklar bende geleceğe dair tu­haf bir karamsarlık ve kuşkuya yol açıyor. Çok yakın bir gelecekte, birbirleriyle iletişimi kopmuş milyon­larca yalnız çocuğun, sevgiyi, ceplerinde gezdirdikle­ri sanal oyuncakların ekranlarından yansıyan sahte aşklarda arayacaklarını hayal etmek, bana korkunç trajik geliyor.

Tıpkı uzun gecelerde kendine internet ekranında laflayacak bir dost arayan "Yalnız kalpler kulübü" üyeleri gibi...

Ya da ilk cinsel bilgilerini televizyon ekranında Tutti Frutti yarışmalarından alan yeni yetmelerin hali gibi...

Farkında mısınız bilmem, ana babaların "çocukla­rı yatırsak da erotik birşeyler seyretsek" dedikleri dö­nem çoktan kapandı. Şimdi çocuklar, ana babalarını yatağa yollayıp, şifresini ezbere bildikleri "kilitli tele­vizyonlarının ekranından ergin hayatının gizli dünyasını keşfe çı­kıyorlar.

Bütün bu keşifler, ilişkiler, dostluklar bir ekran başında ya­şanıyor.

Dokunmadan... Sevmenin dokunmak olduğunu bilmeden... Arkadaşlarını, evcil hayvanla­rını, oyunlarını olduğu gibi şimdi sevgililerini de sanal dünyadan seçmeye başlıyorlar. Japonya eti­ketli bir oyuncakla yaşanan sahte aşklar ve beyinlerindeki şeytanın dilini konuşan bir partnerle pay­laşılan cinsel fanteziler...

İşte AIDS'in çaresini bulduk. Sıra yalnızlığınkinde...


CAN DÜNDAR


Sanal Aşklar

saron -- 04.12.2007 - 01:55

İşte 21. yüzyıl insanının yalnızlığını dile getiren güzel bir yazı. Malesef günümüz insanı eski gelenek ve göreneklerini kaybederek, aşklarını bile sanallaştırdılar. İnternet üzerinden yaşanan aşkların, ne kadar saçma olduğunu gösteren olaylar her geçen gün gazetelerde, dergilerde veya televizyonda gösteriliyor.
İnsanlar yalnızlıklarının esiri olarak, sanal dünyaya yöneliyor. Toprağa basmak yerine, yalnızca seyrediyorlar. Denize girmek yerine, bilgisayar monitöründen bakıyorlar. Ve birde yaşadıkları gerçekmiş gibi sanal aşklarını baş tacı yapıyorlar.
Ebeveynlerde bu durumdan rahatsız değil, yazıdaki gibi. Gerçeğini yaşayıp başına tehlike alacağına, sanalını yaşasın kendini tatmin etsin şeklinde uygulamaları var. Bu durumda alan memnun satan memnun. Kimse şikayet etmesin sanal aşkım beni aldattı diye. Zaten adı gerçek olsa, sanal olmazdı.


Biraz da bunu dinleyelim

Agnia -- 04.12.2007 - 07:54

Gerçek dediğimiz ilişkilerin ve aşkların kabuslarını anlata anlata bitiremedi insanlar ve hala anlatıyorlar, biraz değişiklik olsun ne olmuş :)))


Sevmek dokunmak mıdır?

xenix -- 04.12.2007 - 08:31

Gerçekten sevmek dokunmakmıdır, yoksa sevgi algılarda yaşanan dış dünyadan bağımsız bir şey midir? Sevmek dokunmaksa, ne leyla ile mecnun birbirini sevmiştir, ne de ferhat ile şirin. Tarihe geçmiş bütün büyük aşklar aslında sanal aşktan farksızdılar. Ferhat dağları delerken şirin yanında değildi. Sadece kafasında bir imajı ve yüce sevgisi vardı. Tıpkı sanal aşk yaşayan insanlarda olduğu gibi.
Sevmek dokunmak mıdır? Hayır kesinlikle değildir. Dokunmak, sadece binlerce sevgi gösteriş biçiminden birisidir.
Sevmek güvenmektir.


Sadece...

narin -- 04.12.2007 - 14:25

İnsanın sevdiğine dokunmak istemesi gibi bir duygu oluşur ki bu da gayet normaldir.Yoksa sevmek dokunmak değildir elbette.Belkide tarihte yaşanılan sevgileri,aşkları o denli yüceltende dokunmadan sevmeleri,sevebilmeleridir...


Sizce...

narin -- 04.12.2007 - 14:51

Aldatmak için ortamın sanal olması mı gerekir?Yok mu reel de aldatan? Ben hep derim ki ortam sanal olabilir ama o ortamda bulunan bizler reeliz insanız ve insani duyguların hissedilmesi gayet normaldir.Asıl tehlike sanal ortamın arkasına sığınarak çirkefe bulanmaktır bence...Herkes duygularında düşüncelerinde dürüst olma cesaretini ,özgüvenini gösterebilse kimse olaya sanal olarak bakmaz.Ve benim gözümde dürüst insan heryerde dürüsttür.Dürüstlüğün sanalı reeli olmaz,olamaz,olmamalı...Her zaman marifetmiş gibi sürekli kötü örneklerin gözümüzün içine sokarak yayınlanmasınında çok etkisi var.Ben bu konuda hiç güzel haber duymadım şimdiye kadar bu hiç iyi haber olmadığı anlamınamı mı geliyor sizce? İnsanlar insan olmaktan çıkmışlarsa ortamın ne suçu var ortam ne yapsın? O insanlar her ortamda her haltı işlerler...


Insan sanal da olsa gercek

G Milat -- 10.06.2011 - 06:35

Insan sanal da olsa gercek de olsa imkanli-imkansiz ne olursa olsun sevebilme yetisine sahipse sever..

Gorememesi, dokunamamasi, koklayamamasi sevmedigi anlamina gelir mi hic... Gordugun unutulur, dokundugun unutulur, kokladigin unutulur da sevginin o icinde yarattigi ılık sicaklik unutulmaz. Bir de derler ya hani ilkler de unutulmaz diye.. Oyle iste....



*G Milat*


Elveda anılar, merhaba

bwallace4ever -- 11.06.2011 - 20:44

Elveda anılar, merhaba distopya.
Sizin aktadrığınız yazının yansıttığı durumu ben "Blade Runner" filminde görüyorum. Şiddetle, ısrarla, umutsuzca Blade Runner diyorum.


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -