Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Kontrat Bitti

delete

Boğazın karadenize bakan tepelerinde mütevazi, önü bahçeye açılan bir bekar evi.

Kadın küçük altın rengi arabasını yolun kenarına park eder. Apartmanın kapısından içeri girer, elinde mavi bir heybe çanta ve iki küçük poşet vardır. Sağa aşağı, bahçeye doğru dönerek inen demir merdivenden dikkatle iner. İçerisi görünmeyen sağdaki pencerelere bakarak kapıya ilerler. Aynı anda kapı açılır. Çoğu beyazlamış beyaz sakalları olan uzun boylu bir adam, beklediği belli olacak şekilde parlayan gözlerle kadına bakar.

“Hoş geldiiiiiinnnn”

“Hoşbulduk canım”


Dostça muhabbetle sarılır bir süre öyle kalırlar. Kadının ellerindeki eşyalar öylece durmaktadır hala. Sonra ayakkabıları çıkarıp salona geçer sandalyelerin üzerine bırakır elindekileri.


“Ne yapayım sana? Çay, kahve?”

“Ahh kahve iyi olur, sıcak simit getirdim, kek de aldım.”


Bir süre mutfağa girer çıkarlar, sonra adam çalışma masasına, her zamanki yere oturup bacaklarını masaya uzatır. Kadın küçük yeşil ahşap masaya yiyeceklerini koyar ve tabureye kurulur. İştahla yemeğe başlar. Bu arada havadan sudan, yolun giderek kısaldığından söz ederler.

Kahveler biter, sigara izmaritlerinden küçük öbekler oluşur kültablasında. Hava kararmaktadır.

“Başlayalım mı?” der adam

“Evet” der kadın.

Boşları toplar, kül tablalarını boşaltır, kendine ve arkadaşına birer büyük bardak su getirir.


Kadın köşede, dipteki tek kişilik yatakla salonun girişi arasındaki yaklaşık on metrelik çaprazlama yolu ağır adımlarla arşınlamaya başlar. Adam hala aynı pozisyonda; bacakları masaya uzatılmış sırtı iyice geriye yaslanmış olarak gözleriyle kadını takip eder.


Aslında bugünün de diğer onlarca öncekinden pek farkı yoktur başlarda. Kadınla adam son iki senelerinde ayda ortalama iki kez “seans” adını verdikleri bu toplantıları yapmışlardı. Seansların amacı “bilinmeyenden” mal aşırmaktı!


İyice loşlaşmış salonun bir ucundan diğerine yürümeye devam ederken, arada bazı hareketler yapar, bazen durup olduğu yerde sallanır, bilinmedik bir dansın figürleri gibi görünür karşıdan. Bazı sesler çıkarır, önemsiz gönünen bazı kelime ve cümleler. Hepsi olağandır bunların.


Seninle ilişkimizin aniden tamamiyle gerilimsize dönüşünü hatırlıyor musun? Altı ay kadar önceydi sanırım. Orada çok mühim bir şey oldu. Ben Reşit’de karar kıldım. Arayış bitti. Farkında olayım ya da olmayayım doğduğumdan beri ben eşimi arıyordum. Bu arayışı hep kendimden saklamıştım, gururuma dokunuyordu belki. Fakat yaşamımdaki her şeye bakarken, tüm seçimler/seçimsizlikler esnasında aslında yaptiğim tek şey buydu; eşimi arıyordum! Bir erkeğe aşık olduğum zamanlarda bile süren bir arayıştı bu. Hatta bir erkeği arama fikri öyle utandırıcıydı ki arama güdümü bilgi’ye yönlendirmiştim. Her çeşitten bilgiye nasıl bir iştahla ve nasıl açgözlülükle saldırdığımı görebilseydin eğer, bunca yıllık hayatımı omuzbaşımdan izliyor olsaydın, bu çaresiz girişime ağlardın! Bulduğum her bilgi kırıntısıyla sevişiyordum aslında ben. Özüm onunla sarmaş dolaş oluyordu, küçük tatminler yaratıyordu tabi, sanki mastrübasyon yapmışsın gibi. Ancak asla hiç bir bilgiyle sahiden bir olamadım. Üzerinden kısa bir süre geçtiğinde yeniden karnım acıkıyordu, öyle ki sanki o ana kadar hep aç durmuşum kadar derin bir açlık; dipsiz kara bir delik gibi oluyordum. Ve bütün gücümle dışıma sarkıyordum, yutacak yeni şeyler arıyordum! Ahhhh.... Kayıp parçanı aramak, sonsuz gibi görünen bir beyhudelikti sanki ve üstelik bütün bunları bilmiyordum bile yaparken. Bir hayvanın doğal itilimi ve yaşamıydı bu!”


Yürüyüşe ara verip adama baktı. Kendi alemine dalmış gibi görünüyordu. Sessizliği fark edince başını kaldırıp Nursel’e baktı


“Sonra?”


Kadın yeniden yürümeye başladı


“Sonra, işte o kutlu an’a geldik. Bütün olumsuzluklara, her neviden imkansızlıklara ve yarım saat sonrasının garantisi olmamasına karşın, tam o anda, Reşit’in benim eşim olduğuna karar verdim. Aradığımı bulmuştum. Üstüne bir de garanti istemenin anlamsızlığı apaçıktı. O benim kayıp parçamdı. Buna aydığım an aynı zamanda kendime bir söz verdim. Eş zamanlıydı sanırım. Bu kararımı asla, sonsuza kadar sorgulamamaya yemin ettim! İşte o an bişey oldu! Tüm erkeklerle aramda olan ve doğrudan birleşmeye engel olan o parazit kayboldu. Her birine baktığımda, yaklaştığımda doğrudan, bodoslama diye tabir edilecek bir biçimde onlarla bir olmaya başladım.”


Tam o anda yürüyüşünü durdurdu, salonun ortasında pencere ile Ayhan’ın orta yerinde, eski halının üzerinde birdenbire bir patlama oldu. Kadın farklı bir ses ve terminoloji ile konuşmaya başladı.


“Ahhhhhgggğğğğhhhkkkkhh.... Sennn onu nerelerden beri getirdiğimizi bilemezsin! Biz Nursel’i onbinlerce yıl önceden, ne büyük bir ihtimamla şu ana getirdik. Sen ona ne kadar yatırım yapmış olduğumuzu asla hayal edemezsin! O bir deha eseridir. Planlanmasında binlerce kişi senelerce çalıştı. Her bir ince ayrıntısını ki bunlar trilyonlarcadır, tarihin en dibinden bu yana en küçük bir hataya olanak vermeyecek şekilde, çizdiler onun. Hepsi ama bütün bu tarifsiz çabanın hepsi onu işte bu ana getirmek içindi”


Öne doğru eğilip gürledi, korkunç hıçkırıklar çıkıyordu, dışarı. Bedeni katılıyordu, göbeğinden yirmibeş santim çapında üstü pullu bir hortum çıktı dışarı. O katılırken, hortum dışarı çıkıyordu. Birden silkinip hortumu bir bebeğin göbek bağı gibi kesti!


“Ve burada kontrat bitti! Aman allahım kurtuldum! Özgürüm... Ya başaramasaydı? Bu kadar yatırıma rağmen başaramıyabilirdi, bu ihtimal yine de vardı. Ya başaramasaydı!”


Yeniden ulumaya başladı, hıçkırıkları, devlere yaraşabilirdi. Göz yaşları halıyı sele batırdı. Ayhan şimdiye kadar görmediği bu sahne karşısında paniğe kapılmıştı. Yerinden kalkıp kadının yanına gelmek, onu sarmalayıp avutmak istedi. Ama Nursel’in bedeni bu tepkiye olanak vermedi.

“Ama başardı. Şükürler olsun ki başardı. Az önce başaramama seçeneğine baktım, duyduğum üzüntüyü, tarifsiz üzüntüyü sana anlatamam! Fakat olmadı, o seçenek kullanılamadı. Ben şu ana bakıyorum. Ve Nursel’e minnetarım. Her ne kadar çok ince hesaplarla yapılmış olsa da başaramayabilirdi. Bu onun zaferidir. Bana özgürlüğümü kazandıran bir zafer bu! İnanamıyorum, yüz yıllardır bu anı bekleyerek ne sıkılmıştım bilemezsin.”


Durdu bu sefer gök gürültüsünü andıran kahkahalar atmaya başladı. Kahkahalar da katıla katıla çıkıyordu. Kahkahalar bazen hıçkırığa dönüşüyordu. Ve herşey açılan göbek deliğinden azgın sular gibi dışarı boşanıyordu. Bunun ne kadar sürdüğünü Allah bilir.


“Nursel’i teknolojinin en üst boyutunda bir robot gibi düşünebilirsin. İtiraf etmeliyim ki bu kontratı asla gönlümle kabul etmezdim. O bana berbat bir şaka olarak yutturuldu. Bir doğum günü hediyesi gibi şirin bir paketçikle elime tutuşturuldu. Ve açtığımda ne gördüm? Fünyesi çekilmiş bir el bombası! Berbattı, berbat. Ben nasıl böyle bir tufaaya düştüm. Aman Allahım, toptan bir şaka, eşşek şakası bu!”


Deliler gibi gülüyordu


“ Nasıl bir kontrat bu, kiminle yapıldı?”


“Şimdi bak, şöyle anlatmaya çalışayım; bizim olduğumuz yerde zorunluluklar, kısıtlamalar filan yoktur. Sanki sonsuz gibi görünen bir zaman içindeyiz. Yaptığımız fazla bişey de yok. Amacımız yok, öğretmen yok, tavsiye veren bile yok. Buranın da yeni sakinleri oluyor tabi, onlar işte bu tür kontratlar hazırlar sonra da birine satarlar. Kontrat almaya hevesli olan epeyce yeni de var yani. Ama bunları seyretmek için çok tecrübeli olmak lazım, e işte tecrübeliler de kontrat almazlar, deli mi bunlar! İşte bu sorumluluğu ancak yutarak alırsın! Onlara bu kontratı bana kakaladıkları için kızamıyorum bile çünkü zaten yaptıkları bu eşek şakasının bedelini peşinen ödediler; onu hazırlamak için binlercesi biraraya geldi ve yıllarca çalıştı, çok emek verdiler, bildiğin gibi değil.”


Dakikalarca güldü, belinden aşağı bükülmüştü, ağzından akanları görmeye çalışır gibiydi.


“Nursel, ben bu kontratı anlayamadım, kiminle aranda yapıldı bu kontrat?”


Kadın gülmeye devam ediyordu


“Nursel bunlardan anlamaz. Kontratın farkında bile değildi o. Ha şu andan sonra o da bir can kazandığı için, yavaş yavaş kendi oyunlarına bakacak, belki o da bir kontrat hazırlamaya cesaret edecektir. Her neyse benden uzak olsun da, ne yaparsa yapsın. Yanlış anlama, onu sevmediğimi sanma; ama Nursel artık benim sorumluluğumda değil. Bundan sonra her ne isterse yapabilir o. Beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Ne hali varsa görsün artık. Belki arada geçip giderken bakarım neler yapıyo diye, o da sırf onu çok iyi tanıdığım için, yakınlık hissedip bakabilirim.


Yeniden salonu arşınlamaya başladı. Sanki bir takım hayaletlere karşı konuşurmuş gibi mırıldandı


“Hiç, hiç ısrar etme! Kontrat bitti. Özgürüm. Nursel’in ne yapacağı beni hiç ilgilendirmiyor! Ben o zokayı bir kere yuttum. Allaha şükür Nursel bunu başardı. Ve bitirdik”


Tam o sırada telefon çaldı. Ayhan telefonu açıp konuşmaya başlayınca kadın salondan çıkıp tuvalete geçti. Adamın konuşma sesi uzaktan duyuluyordu.

Banyonun içi görünüşleri tuhaf bir sürü insanla doluydu. İyice elipsleşmiş gibi saydam baloncuklara benziyorlardı. Birbirlerine yapışık gibiydiler. Sanki birçok damlaydılar yapışmışlar ama tek damla olamamışlardı. Nursel’in bedeninin çevresini sardılar, sanki hep bir ağızdan konuşuyorlardı, fakat tek şey söylüyorlardı:

“İyi ama Nursel çok istekli, bak ona ne kadar tatlı biri”

“Bana ne! Ben size o kötü, ya da acı diyor muyum?! Sadece beni ilgilendirmiyor diyorum. Kontratım bitti. Bu kadar!”

“Ama nasıl şaşkın bir bak ona, ne yapacağını bilmiyor. Nasıl dinliyor, bir ses duyabilmek için nasıl tetikte bekliyor”

“Hiç karışmam. Madem çok beğeniyorsunuz, biriniz alın o zaman. Ya da almayın. Gerçekten ilgisizim”


İtirazlara kulak tıkamak için, banyodan çıkıp yatak odasına geçti. Çift kişilik yatağın üzeri dağınıktı. Odadaki kesif rutubet kokusu Nursel’in bedeninden ona kadar ulaştı. Banyodaki kalabalık gurup onun peşinden odaya doluşmuştu, yatağın çevresini sarmış, hep bir ağızdan ama tek sesle konuşmaya devam ettiler:


“İnatçılık yapıyorsun. onu yanlız bırakamazsın”

“Bal gibi bırakırım. Kontratım bitti. Elime tutuşturduğunuz hediye/bomba sonuçlandı. Nursel başardı. Artık bana ihtiyacı yok. Olsa da hiç bir sorumluluk duymuyorum. Bunu böyle bilesiniz.”


Artık tek söz duymak istemezmiş gibi, hızla odadan çıktı, salona doğru küçük antreyi kat etti. Adam bu sırada görüşmesinin sonuna gelmişti. Yeniden sandalyesinde geriye doğru kaykıldı. Uzun bacaklarını masanın üzerine uzattı. Kapıdan girmiş olan kadına “pardon” dedi.


Kadın ağır adımlarla çapraz yürüyüşüne başladı.


“Şimdi o sorduğun soruya cevap vereceğim. Kontratla ilgili hani.”

Durakladı nereden başlayacağını tarttı bir süre.


“ Kontratın bir projelendirme, bir hazırlanma yani oyunun kurulma aşaması, bir de icra aşaması vardır. Yani olayı üç bölümde anlatacağım. İlk aşama olayın proje safhasıdır ki bunu dünyada yapılan silik kopyalarından hayal edebilirsin. Bizim bulunduğumuz yerin aşağılarında sayısız katmanlar bulunur, bunların bazıları (Nursel’in az önce yetki aldığı gibi) oyun projelendirme görev/yetkisini almışlardır. Bunlar bir gurup halinde bir proje oluştururlar ve yapılabilirliği için yüksek katlara sunarlar. Bunların bir çoğu yetersiz bulunur, bazıları ise kabul edilir. Kabul edilen bir projenin kurulumu için çok geniş katılımlı (siz burada ihale diyebilirsiniz belki) bir duyuru yapılır. Yapılan müracaatlar değerlendirilerek o proje için en iyi takım oluşturulur. Bu, projenin derinliğine göre bin kişiden onbinlerce kişiye kadar değişebilir bir guruptur. Kurulan takım çok ama tahmin edemiyeceğin kadar çok titiz hesaplamalar yapmak durumundadır. Bunu sana anlatmak zor çünkü zaman sıralaması alıştığınız gibi değildir bu planlamada.”


Yürümeyi kesip bir bardak su içti. Gözünün önünde açık bir film perdesini seyredermiş gibi baktı bir süre. Arada gülüyor, hayret nidaları çıkarıyordu.


“Önce projenin hedef noktasını alırlar. Sonra oradan aşağı doğru şartları ve kesişmeleri işaretlemeye başlarlar. Projenin büyüklüğüne ve kendi kabiliyetlerine göre bu döşeme işleri binlerce yıl geriye doğru bir koniden tabana ilerlercesine her yöne doğru gelişerek ilerler. Tabi bu işlemin yapılabilmesi için binlerce bazen onbinlerce varlığın iznini almak ve onlarla co-kontrat yapılması gerekir. İş bununla bitmez. Senin nasıl anladığını duyuyorum. Hayır öyle değil. Bu döşeme işlemi hollografiktir. Bu sebeple herhangi bir sebeple kesişmelerden birinin başarısız olma ihtimaline karşı grubun tüm tecrübe/duyarlılığı oranında binlerce alternatif kesişme planlanır. Aslında çok zevkli/zahmetli bir iştir. Zamanında bunlardan çok yapmıştım. Ama gözüm görmesin artık.”


Yeniden bir kahkaha nöbetine tutuldu.


“Neyse, önce taslak bitirilir. Sonra yapım aşamasından bile daha uzun zaman süresince ince ayar yapılır. Sonuçta proje hazırlanmış, uygulamaya hazır hale gelmiştir. Fakat üçüncü aşama bundan da zordur. Projenin, bizim bulunduğumuz bölgeden bir varlığa pazarlanması gerekir!”


“Neden? Sizin işleviniz nedir?”


Kadın gülmekten yerlere yıkıldı


“Çobanlık! Hahahahahahahaha... İnanmayacaksın ama berbat bir iş. Ha dediğim gibi bundan hoşlanan ve hevesli olan kardeşlerimiz de vardır. Kontratın yapıldığı kişiye gözlemci de diyebilirsiniz. Bir kardeşimiz bunu istekle ya da şakayla/hileyle eline aldığında kontrat geri dönüşsüz olarak mühürlenir. Gözlemciyi bir nevi balıkçı gibi düşün! Bulunduğu noktada kontratın ta dibinden başlayarak oyunun nasıl oynandığını seyretmek zorunda olan bir balıkçı. Trilyonlarca bağlantıyı, onbinlerce yıl seyretmek söz konusu olduğunda bir balıkçıdan bile daha sabırlı olmak durumundasın.”


“Yani gözlemci, oyuna direktifler mi veriyor?”

“Asla! Bunu yapamaz”

“Neden? Yasak mı?”

“Hayır yasak olduğu için değil. Direktif verebilmek için tercih yapabilmek gerekir. Oysa gözlemcinin konumu buna müsait değildir. Gözlemci için baktığı her şey birbirinin aynıdır. Aynı şeyler arasında seçim yapılamaz, bu sebeple direktif verilemez.”


“O halde gözlemci/çoban/balıkçı her ne ise işte o ne işe yarıyor?”

“Güzel bir soru. Sen avukat olmalıymışsın! Hahahahahahahahaha. Gözlemci yanlızca hedefe ilerleyene, onun bütün bağlantı yollarında o varlığa bakmakla yükümlüdür sadece.”

“Bakarak ne oluyor yani, koruyor mu onu?”

“Yooo, korunacak ne var ki! Bak bu şöyle bir şey, farzet ki ona bakarken gözümden o varlığa bişey akmaktadır. Akan şeye ne denilebilir? Buradaki benzeri ile sanırım elektriğe benzer o şey. Bizden akan sayesinde o varlıkla onbinlerce yılı birlikte geçmiş oluruz. Ta ki hedefe varana kadar. Hedefe varıldığında kontrat biter. Gözlemci sorumluluktan kurtulur. Az önce burada senin evinde Nursel’den kurtulduğumuz gibi olur.”


Kadın yeniden yürüyüşe ara verdi. Mutfağa gidip koca bir tabak dolusu meyve yıkayıp getirdi, bardakları suyla doldurdu.


Aceleyle ve arka arkaya beş tane yeni dünya, beş altı tane kayısı yedi. Adeta geri çevrilmesi münasip olmayan bir isteğe kabul sunarmış gibi yedi.

“Ahhh... Sennn Nursel’i nerelerden buraya getirdiğimizi bilemezsin. Az önce kontratın başladığı yere doğru hızlı bir tarama yaptık, bu bile yorucuydu ve gereksizce sıkıcıydı. Herneyse her şeye rağmen başarılı olmasına seviniyorum.”

“Ama eminim seni bekleyen yeni maceralar vardır, daha kimbilir neler olacak?”

“Sanırım Nursel’i kastediyorsun. Tabii bundan sonra serbesttir. Çizili bir planı yok. Kendi yolunu kendi çizmek zorunda. Benimle bir alakası kalmadı onun. O filiz vermiş bir bitkidir. Kendi filizinin peşinden kendi projelerini oluşturacak, ya da boş boş oturacak, beni hiç alakadar etmiyor.”

“Peki kontrat olmadığında orada neler yapılıyor?”

“Dediğim gibi her ne istersek onu yapabiliriz. Çoğunlukla aylak aylak gezeriz. Görüntü sana çok komik gelebilirdi, aslında sen biliyorsun da Ayhan bilmiyor. Gezdiğimiz her noktanın altında bir kontrat olabilir. Bazıları senin gibi çok naziktir; bulunduğu yere bir işaret flamasına benzer iz bırakmıştır. Bunun manası “under construction” yani burada iş yapılıyor, kontrat takibindeyim tabelasıdır. Bu noktalar köstebek yuvası gibi dibini göremeyeceğin kadar derin deliklerdir. Kontratı olmayanlar yani şükürler olsun şu andaki ben gibi olanlar, saydam baloncuklar gibiyiz. Yani senin gözlerinin anlama potansiyeline uygun bir benzetmeyle öyleyiz. Yoksa istediğimiz her şeyiz biz.”


Durdu. Adama doğru bakışlarını uzattı.


“Örneğin sen kendi kontratının sonlarındasın, hatta bazen yarı beline kadar çıkıyorsun, seninle bakışıyoruz. Acaba sen nasıl aldın bu kontratı? Müsaade edersen bir bakayım”


Kadın adamın bulunduğu noktadan delik boyunca inmeye başladı. Geçtiği yerlere dikkat etmiyordu. Binlerce yıllık derinliği indi indi, kontratın alındığı ana ulaşmaya çabaladı.


“Evet sanırım buldum. Aaa sen genç bir delikanlı gibisin o zaman. Yani genç bir delikanlının ruh durumuna benzer bir durumda; aldırmaz, fütursuz biri. Kontratı sana pazarlamacı, reklamcı gibi bir başka genç adam getiriyor. Sana diller dökmeye, malını satmaya uğraşıyor. Sen onu dinler-dinlemez arasında bir yerdesin; çünü kontratı almaya peşinen gönülsüzsün. Anlat anlat, heyecanlı oluyo ruh durumuyla dinliyorsun. Adam sana yanlış görmüyorsam ikiyüzelli yıl dil döküyor. Elinde tuttuğu hiç bir şeye benzemeyen, küçük ve telli bir müzik aletini andıran şeyi ha bire sana uzatıyor. Sen sıkılıyorsun artık, bezginlik geliyor. Alet hakkında sorular soruyorsun. Adam çok şey anlatıyor ama hiç biri tutarlı değil. Daha sattığı aleti bilmiyor değil ki nasıl satacak diye geçiriyorsun içinden. Alete biraz yakından bakıyorsun, ne olduğunu anlamaya çalışır gibi onu süzüyorsun. Adamın söyledikleriyle alakası yok sanki. İşte tam o anda, o talihsiz anda adamın senin eline doğru iteklediği şeyi alıyorsun; aslında şunu söylemek için alıyorsun: ver şunu kabiliyetsiz herif, ver de ben sana iki dakikada çözeyim onu! Ahhhh gençliğin küstahlığının kurbanı olmuşsun kardeşim. Çünkü bunu söyleyemiyorsun bile çünkü alet eline değdiği anda kontrat mühürleniyor. Vay canına!”


Kadın şaşkınlık dolu kahkahalar atıyor.


“Demek kontratı böyle aldın! Herkes için uygun bir yutturma yolu vardır.”

O gülerken adam itiraz ediyor

“Hayır öyle değil. Ben hiç bir zaman küstah olmadım. Hatta çok utangaçtım Haddinden fazla alçak gönüllüydüm. Gençken de, çocukken de öyleydim.”

“Gençken tabirimi Ayhan olarak algıladığını görüyorum. Ben ondan bahsetmiyorum. Ayhan, projenin en sonuna kadar yaklaşmış olan uçtur. Ben gözlemci olan senden bahsediyorum. Demek sen genç bir gözlemciymişsin!”

Adam itirazını sürdürdü.

“Hayır yanılıyorsun, ben hiç küstah olmadım.”

Kadın anlayışla gülümsedi

“Pek tabii. Kontrat elinde küstahlık ve bezginlikten dolayı patladığı için epeyce ders almış olmalısın. Oldukça derin bir projeymiş seninki de. Allah kolaylık versin kardeşim”


Yanında bulunan yatağa bir an oturur gibi oldu. Elleriyle yüzünü oğuşturdu. Bir iki dakika duramadan yerinden kalktı ve yeniden odayı turlamaya başladı.


“Acıktın mı?” dedi adam

“Evet, hem de çok”

“Ne istersin, sana sebze yemeği pişirdim ondan yemek ister misin?”

“Ne olursa yiyebilirim” dedi kadın gülerek.


Adam tabağa koyduğu yemeği ona verirken uyardı

“Bak şunlar var ya, erik onlar. Çekirdeği ile atmıştım. Onlara dikkat et.”

“Tamam ederim”


Patlıcan, kabak, üzüm, sarmısak ve erik. Muhteşem bir birliktelik oluşturmuştu. Kadın beğenme sesleri çıkararak beş dakikada tabağı temizledi.


“Muhteşem olmuş. Ahçılığın Nursel’i geçti.”

“Yok canım o kadar da değil ama fena olmamış. Domates kalmamış, o da olsa tamam olacaktı.”

“Hiç de değil. Şu andaki haliyle mükemmel bu yemek. Hem domates destek kuvvettir; eksik tadları kapatmak için biraz da göz boyamak için iyidir. Oysa bu yemek desteğe gereksinmeyecek kadar güzel olmuş. Domates ve soğan olmayan bir bileşimden bu tadı çıkarmak her şefin harcı değil!”


Ayhan bu arada tuvalete gittiğinden, övgülerin bir kısmını duyamadı.

Kadın boş tabakları mutfak lavabosuna bıraktı. Salona dönüp dalgın dalgın çapraz yürüyüşüne devam etti.

Banyodan dönen adam yerine oturmadan “kahve?” diye sordu

“Hayır, daha sonra, teşekkür ederim”

Adam yerine mutad şekilde yerleşti.

“Bu ışık seni rahatsız ediyor mu?”

“Yooo” dedi kadın dalgınca.

Sessiz geçen bir kaç dakikanın sonunda adamın sesi duyuldu

“Peki burayı anlat biraz, dünyayı yani”

“Tarla” dedi kadın gülümseyerek

iki tur attıktan sonra devam etti

“Bunu anlıyorsun. Burası üretim yeridir. Hedef yeni ruhlar üretmektir. İnsanın içinde yeşeren bişeydir o. İnsanın mekanizması aynı bir fabrika gibi onu üretir.”

“Ne olacak ruh üretilince?”

“Ruh, ağacın meyvesi gibidir. Meyve ne işe yarıyor?”

“İnsanlar yiyor, hatta hayvanlar da yiyor, yenilmediğinde, yere düşüp gübre oluyorlar. Peki ruhları kim yiyor? Düz mantık kuruyorum.”

“Doğru. Ruhlar gezegen için, ay içindir. Onlar da canlıdır ve onların da beslenmeye ihtiyacı var. Ama bu uzun bir konu.” Durup soluklandı “ahhh kendimi öylesine özgür hissediyorum ki bilemezsin. Bırak da bunun tadını çıkarayım.

Garip bir şarkıya başladı, yürüyüşü hızlanmıştı. Arada bulunduğu yerde garip dans figürleri yapıyordu.

“Kontrat bitti! Kontrat bitti” diye nakarat tutturdu. Bir süre böylece sürüp gitti. Sonra aniden saate ilişti gözü.

“Aman Tanrım! Saat üç olmuş! Kaçta başladık biz?”

Adam içini çekti

“Bilmem, altı var mıydı?”

“Galiba, vay canına dokuz sattir burada yürüyorum ben.”

“Yoruldunsa yatabiliriz”

“Evet sanırım biraz uykum geldi”


Adam kalkıp içerden yorgan yastık getirdi. O ortalarda dolaşırken. kadın ardından sesleniyordu

“Dokuz saatir burada yürüyorum ben, sence ne kadar yürümüşümdür?”

“Çok olmamalı” diye bağırdi adam içerden

“Şimdi hesaplarım ben onu. Normal yürüyüş hızıyla çapraz mesafeyi yürüdü.

“Gidiş gelişim 30 saniye sürüyor.”

Yatağa oturup aklından hesap yaptı. O sırada salona giren adama dünyanın sekizinci harikasını bulmuş gibi sevinçle haykırdı

“İnanamazsın ama yaklaşık onbir kilometre yürümüşüm”


Adam kadının yüzüne sevgiyle baktı

“O bişey mi gönlümün çiçeği” dedi “sen bu gece belki yüzbin yıl yürüdün.”


Kadın yerinden kalkıp adama sarıldı, bir süre öyle kaldılar.

“Dur seni bir silkeleyeyim” dedi. Koltuklarının altından tutup kaldırdı.

Kadın çocuklar gibi kahkahalar attı.

Sonra adam onu bıraktı, telefonun fişini çekti. Kadının erkenden uyandırılmasını istemiyordu.

“İyi geceler tatlım” dedi

Işığı kapatıp salondan çıktı, yatak odasına doğru gitti.

Kadın önce tuvalete gitti, sonra pijamalarını giydi. Salonun dibindeki tek kişilik yatağın içine kaydı.

Vücudunu dinledi. Boşalmıştı. İçi boşalmıştı.


12.06.2005

Sibel Atasoy

Ortaköy


Bu öykü

sonsuz -- 01.12.2007 - 22:33

Sevgili Agnia nın bu öyküsünü tartışmaya açıyorum. Bu çarşamba (5 Aralık 2007) zaten bu öykü üzerinde tartışılacak. Oradan notlarda aktarırım. Fakat o zamana kadar mercek altına yatırmakta fayda var.
Yazıyı düzenleyerek tekrar koydum. Eğikler konuşmaları, kalın olanlar ise, gözlemci denilen şeyin* konuşmaları. Vaktim olursa renklendiririm birde.

* ne olduğu henüz belirsiz olduğu için şey dedim o na. :)


Mercek Altına Yatıralım...

Lilyum -- 01.12.2007 - 23:31

Çünkü çok merak ettim çözemedim öyküyü.Öyküdeki kadın hayallerinde mi yaşıyor?Konrat yaptıkları kişiler kim?En önemlisi nedir bu kontrat?ve daha birçok soru...


:)

Agnia -- 02.12.2007 - 22:22

Eline sağlık Ufuk, evet bakalım neler çıkaracağız bu öyküden hepbirlikte. Ben de nerdeyse herkes kadar dışındayım bunun. :)


Yani.

Lilyum -- 02.12.2007 - 23:47

Şimdi aramızda bunu anlayan kimse yokmu anlamadım ben yaa!!! :)


Benlikler

xenix -- 03.12.2007 - 08:01

İnsanda bir çok benlik sırayla yada rasgele sıralarda öne geçerek baskın bir hal alır. Bunun en güzel örneklerini yaşamışızdır. Kendi kendimize bir şeye heves ederiz ve başlarız. Bir müddet sonra, sanki o işe başlayan biz değilmişik gibi hissederiz. Bu imzayı yada sorumluluğu kim yaptı diye sorgularız.
Öyküde anlatılmak istenen sanırım bu.


Ama

karia -- 03.12.2007 - 09:00

bu kontrat nasıl bitebilir sürekli devam eden bir durum değilmidir bu?


At arabası

sonsuz -- 03.12.2007 - 09:47

Sanırım Gurdjieff'in, insanla ilgili "At arabası" benzetmesi vardı.
Yolda giden bir At arabası gördünüz diyelim, arkasında perdesi kapalı. Derki Gurdjieff "bu, at arabasının araba kısmı, insan bedenini oluştursun. Kendi başına bir yere gidemeyen araba, atlar yani duygular sayesinde bir ivme ve hız kazanır hareket etmeye başlar. Ama duyguları başı boş bıraktığınızda nereye gideceklerini bilemezler. O yüzden onları dizginleyen arabacı, yani akıl devreye girer. Bu atları dizginleyip, doğru yolda ilerlermesini sağlar. Fakat asıl sorun şudurki. Yolculuk yapan bir At arabasında, ne arabanın kendisi, ne arabacı, nede atlar nereye gidileceğini bilemez. Gidilecek yeri bilen sadece içerdeki yolcudur."


Güzel :)

Agnia -- 03.12.2007 - 09:55

Gurdjieff olacak.


Peki

sonsuz -- 03.12.2007 - 10:05

Peki, bu içerdeki yolcuya, gözlemci mi diyoruz? Yani hikayedeki gözlemci ile yolcu bağdaşıyor sanırım bu iki örnekteki.


Bravo

Agnia -- 03.12.2007 - 10:11

Bağdaşıyor mu bilmem ama bu hiç aklıma gelmemişti. Özelliklerinin uyduğunu söyleyebiliriz doğrusu :)


Aracılar vardır

Bilgisev -- 03.12.2007 - 11:38

Her insanın öz benliği ile sonsuz ruhsal bütünlüğü bağlayan aracı bir enerji vardır. Bu bağlayıcı enerjiye "RAB" denir. Rab -rapt eden, bağlayan- demektir. Raptiye sözü de aynı rab kök sözcüğünden türer. Buna enerjetik bağ da diyebiliriz. Bu bağ göbek hizasından yani üçüncü çakra bölgesinden çıkar.

Şaman kişiler bu bağ ile enerji yumaklarına tutunurlar ve hareket ederler. Castaneda'nın hocası olan Don Juan'ın arkadaşı, Don Genaro bu bağı kullanarak en olmadık harekeleri başarmıştır.

Manevi dünyada yolculuk etmek "rüya bedeni" (dreaming body) sayesinde olur. Bu beden esnek bir enerji yumağı olduğundan her türlü şekle girebilir.


Aydınlatıcı bir açıklama

Agnia -- 03.12.2007 - 12:16

Ve bu öykü ile nasıl bağdaştırdınız?


O rüya bedenin idi

Bilgisev -- 03.12.2007 - 13:42

İnsan formnu (görüntünü) kaybetmek seni çok korkuttu. Göbek bölgesinden çıkan rüya bedenine ait bağlayıcı kol enerji kolu idi. Üçüncü çakradan (güç çakrası)çıkman bu kolu kullanmak sarsılmaz bir istek (kararlılık) gerektirir. Korkmasaydın neler olurdu kim bilir? Koparmakla bu şekle geri dönüş yaptın ve bu dünyanın maddesel formunda (görüntüsünde) kalmaya karar verdin.

"Kontrat bitti" demekle "Ben ruhsal alemde değil, bu alemde kalmak istiyorum" dedin. Çünkü o alemde kalsaydın belki de Don Juan ve Don Genaro gibi birden yok olabilirdin. O alemde kalmak büyük cesaret gerektirir ve ancak en büyük büyücülerin, arif kişilerin, fenafillah derecesine ermiş olanların başaracağı bir iştir.

Belki yanılıyorum ama görüşüm bu şekilde.


İyide...

narin -- 03.12.2007 - 14:02

O at arabasına binerken arabacıya nereye gideceklerini söylemiş olmaları gerekir. Bu durumda nereye gideceğini yolcular ve arabacı bilir gidiş yönünü bilmeyen atlar da dizginlerle yönetilir.


Bitebilir

xenix -- 04.12.2007 - 08:36

Daha önce yaptığınız seçimlerden vazgeçtiğiniz anda kontratınız bitmiş demektir.
Ben her gece yatarken yarın sigarayı bırakmaya kesin kararlı bir adam tanıyorum. Ama aynı adam, sabah kalkar kalkmaz sigara yakıyor. Ve bundan şikayet ediyor kendime kızıyorum diye. Yatan kişinin imzaladığı kontratı, kalkan kişi bitiriyor.


Öyküdeki adam

xenix -- 04.12.2007 - 08:39

Öyküdeki adamın soğuk kanlılığı dikkatimi çekti. Kadın türlü şekillere girerken, çeşitli şeyler anlatırken adamın bu derece soğukkanlı olması, ya benzer şeylerin daha öncede yaşandığı anlamına, ya da adamında aslında orada olmadığı anlamına, ya da daha kötüsü adamın şaşırma duygusunun kendisinden alındığına dair şüphelerim var.


:)

Agnia -- 04.12.2007 - 08:51

Belki de hatırlamıyor bile :)


Güzel bir nokta

Agnia -- 04.12.2007 - 08:54

Sanırım adam haddinden fazla gerçekçi(!), bişeyler olduğunu hissediyor ama bunları göremiyor. Kadına güveni tam olmasa belki böyle bir çalışmanın içinde zaten olmayacak. Bence kadını kendi gözleri olmakla yükümlemiş.


Görüntüler

sonsuz -- 06.12.2007 - 12:27

Bahsedilen toplantıdan bazı görüntüler. Buraya gömmek istemedim, isteyen youtube dan aşağıdaki linki tıklayarak seyredebilir.
http://www.youtube.com/watch?v=mSDB6U4dSQg


İzledim

narin -- 06.12.2007 - 13:23

Ama öyküyle alakalı bir sahne yok.Yanılıyormuyum?


Kontrat Bitti

bulut -- 10.02.2008 - 14:30

Varlıklar, eterik alemde, fizik boyutta deneyimlemek için can atıyorlar.

Sanırım tekamül ihtiyacı yanında,katalizör görevi yapacak projelerin deneyimleyecek varlıklara ihtiyacı var.

Karşılıklı ihtiyaçlar biryerde kesişiyor.

Projeleri hazırlayanlar,uygulayıcılar ve denetçiler belirli kontratlarla adeta görevleri tescil ediyorlar.Böylece görev alanları,bu alanın varlıkları,ruh aileleri,eşruhlar oluşuyor.

Sanırım proje sona erdiğinde bu görevden sorumlu olanlar sorumluluklarından kurtuluyorlar.Ayrıca deneyim sürecinde olan varlık zamanımızda önceden yaptığı kontratları ve bağlantıları sonlandırma seçeneğine de sahip.kendini geri isteme duası bunu düşündürüyor.

Venüs Bağlantısı romanınızda da dünyasal ve venüssel isimleri yazılan varlıklar,küçük kızın projesinin unsurları ya da o kız stajyer düzenleyici.

Bu duruma göre romanınızın ve öykünüzün ortak paydaları var.


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -