Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Aklın düşünebildiği her şey kazanılabilir...

delete

Stone'la calısırken, kendisi bana;''Senden bir hedef belirlemeni istiyorum; bu oyle buyuk bir hedef olsun ki, onu elde ettiğinde, seni cıldırtsın ve ona ulasmanın tek nedeninin, sana ona hedef koyarak ulasacagını öğretmiş olmam oldugunu anlamanı saglasın.'' Yılda ortalama sekiz bin dolar kazanıyor oldugum o donemde; ''Yılda yüz bin dolar kazanmak istiyorum.'' dedim.Bunu nasıl basaracagıma dair hiç bir fikrim yokdu.Hiç bir stratejim olmamasına, hiç ihtimal vermememe ragmen; ''Bunu ifade edeceğim, buna inanacagım, bu dogruymus gibi davranıp, bunu yayacagım.'' dedim ve oyle yaptım...



Bana öğrettiği seylerden biri, her gun gozlerimi kapayarak, hedeflerime simdiden ulasmıs oldugumu zihnimde canlandırmakdı.Yuz bin dolarlık bir banknot hazırlayarak bunu tavana yapıstırdım. Böylece, uyandıgımda ilk yaptıgım sey yukarı bakıp o banknotu gormek olacak, bu da bana boyle bir duam oldugunu hatırlatacaktı.Sonrasında ise gozlerimi kapatarak, bu yılda yuz bın dolarlık yasam biçimini yasadıgımı zihnimde canlandıracaktım.Otuz gun boyunca onemli bir sey yasanmaması yeterince dikkat cekiciydi.Ne bana atılım yaptıracak herhangi bir buyuk fikir aklıma gelmişti, ne de kimse bana para teklif etmişti...



Bunu ızleyen dort hafta içinde, aklıma yuz bin dolarlık bir fikir geldi.Oyle birden bire aklıma geldi.Yazmıs oldugum bir kitap verdı; ''Her biri bir ceyrekden, dort yuz bin adet satarsam, yuz bin dolar kazanırım.'' diye dusundum. Söz konusu kitap zaten vardı ama, hiç boyle dusunmemiştim. (aklınıza, hedefiniz dogrultussunda, ilhamla gelen bir fikriniz olursa, ona guvenip, harekete gecin.) Dort yuz bin adet kitabı nasıl satacagımı bilmiyordum...



Sonra, markette ''National Enquirer'' gazetesini gordum.Bu gazeteyi daha once defalarca gormustum ama daima arka planda kalmıstı.O gun ise, sanki birdenbire ustume atlamıs ve on plana gecmişti ve ben; ''Bu gazetenin okuyucuları kitabımdan haberdar olurlarsa, dort yuz bin kişinin mutlaka gidip kitabımı alır.'' diye dusundum...



Altı hafta kadar sonra, Newyork' taki ''Hunter College'' da altı yuz kısılık bir ogretmen grubuna vermiş oldugum konferanstan sonra, bir kadın yanıma yaklastı ve; ''Harika bir konusmaydı, sizinle roportaj yapmak isterim.Buyrun kartım burada'' dedi. Kartta yazılana gore, ''National Enquirer'' gazetesi için serbest calısan bir yazardı.Kafamın içinde ''Alacakaranlık Kusagı'' filminden bir parca calmaya basladı; ''vay be, hedef koyma işi gercekden işe yarıyor.'' dedim.Beklenen makale geldi ve kıtabımın satısları yukselişe gecti...



Burada belirtmek istediğim nokta, bu kişi de dahil olmak uzere, butun bu olayları ve insanları hayatıma cekmiş olmam.Kısa kesmam gerekirse, o yıl yuz bin dolar kazanamadım.Kazandıgım para, doksan iki bin üç yüz yirmi yedi dolardı. Buna bozulup, ''işe yaramadı'' dediğimizi mi zannediyorsunuz yoksa? Hayır, boyle bir sey söylemedik. ''Bu olaganustu bir sey.'' dedik. Sonra esim bana; ''Yüz bin dolarda ise yaradıgına gore, bir milyon dolar için de işe yararmı ne dersin?..'' diye sordu. Cevabım; ''Bilmiyorum.İşe yarayacagını dusunuyorum.Haydı gel deneyelim.'' oldu...



Yayıncım, ilk ''Tavuk Suyuna Corba'' kitabımın telif hakkı için bana yazdığı cekin uzerine imzasıyla birlikte bir gulen yuz yapmıstı, cunku bu onun hayatı boyunca yazdığı ilk BİR MİLYON DOLARLIK ÇEKDİ...



Boylece sonucu kendi deneyimimle gormus oldum, cunku onu test etmek istedim. Hedef koyup inanmak gercekden işe yarıyormu? Bunu test ettik; kesinlikle işe yaradı ve ben artık hayatımın her gununu hedeflerle yasıyorum...



(scrt)


Secret e eleştiri

xenix -- 29.11.2007 - 14:34

Secret kitabını ve filmini seyrettim. O kadar çok eleştirilecek yanı var ki. Hemen bir kaçını yapmak isterim. Evet doğru birşeyi bu kadar çarpık bir şekilde anlatmak veya bu kadar yanıltmanın sebebi ne olabilir. Evren veya Tanrı ismine ne derseniz deyin, istediğiniz herşeyi verir. Ama şunu kimse bilmez. Gerçekten sizin istediklerinizi verir. İsteklerinizi düşünün, gerçekten siz mi istiyorsunuz. Yoksa yaşadığınız toplum, çevrenizdeki insanların size istettiği şeyler mi? Adam ferrari istiyor. Sebebi etrafındaki insanların gözünde bir yere gelmiş olmak, yoksa sıradan bir araba da işini görürdü. Aslında övünülmek isteyen bu adamın isteği ferrari olarak yansıyor. Çünkü çevrenin o na önem verdiğini düşünüyor. Oysa istediği tek şey pohpohlanmak. Sayılmaya ihtiyacı var. Oysa kendisinin bile bunun farkında değil. Doğru isteğinizin ne olduğunu bilmeden birşey istemek hiç bir işe yaramaz.
İkinci bir eleştiri durumu da; gelir düzeyi yerinde olan ülkeler, gelir düzeyi düşük olan ülkelere şu mesajı veriyor: Yeterince istemediniz o yüzden böylesiniz. Kendi yaptıklarını haklı çıkarmak için, fakirlerin isyayını bastırmak için umut et, iste senin de olur gibi bir anlayışı dayatmaktan başka birşey değil secret.
Sır!! mış. Biz ne sırlar gördük..


Yine eleştiri

xenix -- 29.11.2007 - 15:33

Aşağıdaki yazı sevgili Agnia dan alıntılanmıştır. Kendisinin her hangi yasal bir yola başvurmayacağını tahmin ederek, etse bile benden birşey alamayacağını ifade ederek, yazılarını yayma, dağıtma, çoğaltma, kopyalama, hatta çarçur etme, düzenleme ve diğer tüm izinleri kendime veriyorum.

Selami- Yani sence secret’daki yöntem yanlış mı?

Bilge- Yooo öyle bişey demedim. Doğru söyleyerek ancak bu kadar saptırma yapılabilir!

Selami- Hiç bişey anlamadım!

Bilge- Secret’taki ana fikir neydi?

Selami- İsteklerimize kolayca kavuşabilmek

Bilge- Doğru. Üstelik anlattığı yöntem de doğru. Eğer insanlar ne istediklerini bilselerdi olayda bir saptırmadan bahsedilemezdi.

Selami- Nasıl yani? Ne istediğimizi biliyoruz tabii ki!

Bilge-İşte orası karışık Selamiciğim. Ne isteyeceğin sana dünyanın olması tarafından azmettirildi! İstediğini sandığın şeyler aslında istediklerin olsaydı, zaten yönteme bile gerek kalmazdı istediklerinin gerçekleşmesi için. İnsan şunu ya da bunu istediği zannına sahip yalnızca. Ve tabii bunlar gerçek olmadığından secrettaki yöntem doğru olmasına rağmen uygulama başarılı olmaz.

Selami- Kız Bilge yine ortalığı karıştırıyorsun ha!

Bilge- Hiç de değil, sen sordun.

Selami- Peki gerçek isteklerimizi kim biliyor? Madem kendimiz bilemiyormuşuz!!!

Bilge- Bak Selami, gerçek isteğimizi farkedebilmek için treni kaçırdık bi kere, yani dünyanın olması bizi bir kere yoğurdu, biz anne ve babalarımızın bayrağını taşıyan yarışçılar olduk. Gerçek isteğini bilen insan, daha doğmadan önce başlayan bir süreçte ve dört yaşına kadar oluşturulabilirdi. Bu fırsat hep kaçıyor. Ha merak etme birgün insanlar buna uyanacaklar.

Selami- E bu durumda, dört yaşını geçmiş insanlarda bi ümit yok yani?!

Bilge- Ümit yani fırsat her zaman vardır. İyi dinle şimdi, tabi eğer sırf dalga geçmek için sormuyosan.

Selami- Aman da aman Bilge hanımı dinleyin dostlar J Hımmm... Asma yüzünü şaka yaptım, vallahi dinliyorum be, aa delinin zoruna bak.

Bilge- İsteklerimize doğrudan ulaşım engellendiği için bu kez tersten gidebiliriz. Yani hoşlanmayarak zorla yaptığın her şeyi derhal bırakacaksın!

Selami- Bu kadarcık mı? Aman ben de bişey söyleyeceksin sandım, dağ fare doğurdu! İnsan zaten hoşlanmadığı bişey yapmaz ki, eğer yapıyorsa hoşlandığı bişeye ulaşmak için hoşlanmadığı bi şeyleri bedel ödemek üzre yapıyordur.

Bilge- Hah işte! Kandırmaca burda, oltanın ucunda sana gösterilen o şey, sana isteğin zannetirilen şeydir, seni avlamak için benliğine dışardan monte edilen bişey, küllen yalan! Bak tekrar söylüyorum; şu an hoşlanmadan yaptığın her şeyi derhal bırakacaksın, avcının elinden kurtulma şansıdır bu!

Selami- Diyelim ki bıraktık, sonra ne olacak? Gerçekten ne istediğimizi mi bulacağız?

Bilge- Hayır, o seni bulacak!

Selami- Hadi yaaa?! O kadar basit mi bu?

Bilge- hem de çok basit. Bak sana mekanizmayı anlatayım; bir şeyi istemeden/hoşlanmadan yaparken, bilincin o şeye doğru bu frekansı yayar ve sanki o şeyi geri doğru iter. Fiziken yapmak istersin ve bilincinle itersin. O şey de şaşkınlığa düşer zaten, çekiş ve itiş kuvveti karşısında zavallının yapacağı bişey kalmaz, bulunduğu yerde çakılıp kalır. O şeylerle ilişkin hep hayır cevabı almak üzere ayarlıdır! Ve lütfen neyi istemediğini düşünerek bulmaya da çalışma!

Selami- Neden?

Bilge- Bu çok komik olur, düşünce sürecin dünyanın olmasının etkisinde, ordan alacağın sonuç, şu andaki durumdur zaten. Lütfen düşünme. Sadece hoşlanmadığın, sana zor gelen işleri bırak, yalnızca bırak. Ve senin sevmediğin, hatta belki nefret ettiğin işleri yapanlara da minnet duy.

Selami- Duyduk diyelim, sonra?

Bilge- Hoşlanmadığın işleri bir bir bırak, gerisine karışma, düşünme, araştırma, beklentiye girme, sadece bunu yap.

Selami- Orasını anladık da sonra ne olacak?

Bilge- “sonra ne olacak” sorusu bile konuyu anlamadığını gösteriyo Selami J Ne istediğini bulmaya çalışma! Sadece istemediklerini terket.

Selami- Peki o zaman Secret neye hizmet ediyor?

Bilge- Açık değil mi? Dünyanın olmasına hizmet ediyor. Üst boyut avlanma sadece doğruları söyleyerek yapılır şekercim. Doğruluk, şu ana kadar bilinen en keskin, en maharetli silahtır. Yani şuna benzer; Secret’ın elinde bir domates tohumu var ve sen bunu balkonunun beton zemini üzerine atıyorsun, sulayıp gübreliyorsun, bi gün domates yemek için! Eğer elindeki gerçek tohum olmasa inandırıcılığı olmazdı! Tohum gerçek, ama zemin müsait değil! Saptırmayı anladın mı?


Eleştiriye eleştiri

saron -- 30.11.2007 - 09:28

Ama şunu kimse bilmez. Gerçekten sizin istediklerinizi verir. İsteklerinizi düşünün, gerçekten sizmi istiyorsunuz. Yoksa yaşadığınız toplum, çevrenizdeki insanların size istettiği şeyler mi?

Peki sayın xenix, böyle bir sav atmışsınız ortaya ama şunu sormak isterim. İsteklerimizin kendi isteklerimiz mi yoksa başkalarının isteklerimi olduğunu bilemeyiz diyelim. Bu şekilde düşündüğümüzde, kendi gerçek isteklerimizi belirleyen şey ne olacaktır. Siz kendi gerçek isteklerinizi biliyormusunuz ki!!! Ya da bir insanın bunu bilmesi mümkünmüdür ki!!
Eleştiriniz çok havada kalıyor.


Peki

saron -- 30.11.2007 - 10:59

Hoşlanmadığımız şeyleri bıraktığımızda bunların içine sorumluluklarımızda giriyorsa? Yapmaktan hoşlanmıyoruz belki ama sorumluluk gereği yapmamız gereken o kadar çok şey var ki!
Bunun ayırımını nasıl yapacağız. Aklıma çok uç örnekler geliyor. Mesela ben kurallara uymayı istemiyorsam, bunu bırakarak, kendimi daha da kötü bir hale getirmez miyim!!!
Yazınız çok açık değil.


Evet

Agnia -- 30.11.2007 - 11:30

Gayet güzel anlamışsınız. Hoşlanmadığınız şeyleri yapmayı bırakın. Daha da kötü bir hale gelmek diye bir şey yok; ama yeni bir hale, şu andan farklı bir hale geleceğiniz kesin, onu henüz görmeden yargıda bulunmayın/bulunmayalım :)


Sorumluluklar

xenix -- 30.11.2007 - 17:18

Sorumluluklar insanlara bir yük müdür? Yapmak istemediğiniz şeyin sorumluluğuna neden girersiniz zaten? Yasaları ve kuralları çiğneme isteğindeyseniz, zaten sizde bir sorun var demektir. Sonuçta onlar bireysel olarak özgürlüklerinizi kısıtlasa da, toplum açısından bakıldığında aslında sizide koruyan bir durumdadır.
Bir kuralı çiğnemek istediğinizde sadece şunu düşünün, başka birinin aynı kuralı çiğnemesine razı olurmuydunuz? Böylece gerçekten çiğnemek isteyip istemediğinizi anlarsınız.


Evet mümkündür tabi

xenix -- 30.11.2007 - 17:20

Örnektede verdiğim gibi, aslında insanın istediği pohpohlanmak yada çevresinden saygı görmektir ama bunu ferrari olarak dışa yansıtır. Ben bile başkalarının asıl isteklerini görebiliyorum. Kendi isteğimi neden göremeyeyim ki?


MÜMKÜNDÜR AMA

ozge -- 04.02.2009 - 11:27

insan istedigi zaman herşey olur. bu cumleye ınanmıyorum elbette cabalarla gerceklestırılebılecek seyler vardır ama ınsan istedigi herşeyi kazanırsa yaşamaktan bıkar daha dogrusu hayattakı kural budur 'herseyı elde edemezsın'.


O kural şöyle

Agnia -- 04.02.2009 - 12:32

O kural şöyle olmalıdır:
"herşeyi elde edemezsin; çünkü herşey senin şu andaki ihtiyacın olmayabilir"


Sır MIsır kitabından bi

Agnia -- 04.02.2009 - 12:42

Sır MIsır kitabından bi bölümü anımsattınız bana:

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibaret. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya, kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor.
O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur.
Dünyada en zeki olanlar, bu hamurla en çok oynayanlardır. Zevkli bi işlemdir. Mutluluk da acı da yaratsanız hamurdan, yaratma işleminin kendi zevklidir. Bu işlem, şu anda içinde bulunduğunuz (kendinize özenle biçmiş olduğunuz) fiziksel varlığınızın, yine kendi takdir ettiğiniz yaşam süresi ile de sınırlı değil.
Bu yaratma işlemi; düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir.
Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben'ler bunu yaşar.”
“Yani etrafta gördüğümüz bu şeyler gerçek değiller mi?” diyor İsabel, güzel gözlerini iri iri açmış, hayretle bakıyor.
“Gerçekse bile onu gerçek kılan biziz!”
Dışardan kendimi seyredebilseydim benim gözlerim de İsabel’in hayretten büyümüş gözlerini aratmazdı herhalde. Bu çocuğa noolmuş diyordu içimden bir ses ve sürekli tekrar ediyordu! Önünde duran yarısından çoğu tüketilmiş içki bardağına bakıyorum ve ne içmekte olduğunu merak ediyorum. O sürekli kekeleyen, anlamsız sözcükler tekrarlayan kişi ortada yok şu anda.
O halde şu piste bi meteor düştüğünü hayal edelim, oluversin!” diyor Ferda, sesi olabildiğince alaylı.
“Açıkçası bir çok şeyi hayal edip duruyorum ama hiçbirinin olduğu yok Yalçın. Şu söylediklerine en çok ben inanmak isterdim; ama bana kalırsa herşey söylediğinin tam tersi! Herşey dışarda olup bitiyor ve biz onun önünde çaresiz kuru yapraklar gibi sürükleniyoruz.” Elena’nın sesinde gerçek bir keder hissediliyor.
“Engeliniz yine kendinizsiniz Madam. “Ama” sözcüğünüz ondan önceki cümleyi geçersiz kılıyor, yani aslında inanmak istemiyorsunuz! Böylece herşeyi kendiniz oluşturduğunuz gerçeğini bilincinizden saklıyor ve kendinizden gizli olarak yapıyorsunuz. Bu durumda kendinizi kuru yapraklar gibi hissetmeniz gayet doğal.”
“Ne yani bütün bu savaşlar, açlık, adaletsizlik, çirkinlik, bütün bunları ben mi yapıyorum kendimden gizli? O kadar da değil sevgili Yalçın. Gerçi konunun başı neydi biz kaçırdık ama kendimi daha fazla tutamıyacağım.” Gülden sinirli bir kahkaha atıyor.
“Firavunlar ölüm sonrası ile neden bu denli ilgililer? Sorusuna cevap arıyorduk. Kim sormuştu bu soruyu, kafam öylesine bulandı ki, hatırlamıyorum şimdi.”
“Ben sormuştum” diyor İsabel, Ferda’ya cevaben.
“Ayrıca az önceki soruma da cevap vermedin? Diyor Ferda, İsabel’i duymazdan gelip
“Verebilirim.” Gülümsüyor “Bu piste bir meteor düşmesi gerçek ihtiyacınız olsa idi anında olurdu! Bundan hiç şüphem yok. Ve fakat bunu şu an yalnızca beni yanlışlamak için ileri sürmektesiniz. Ve esas isteğiniz de budur! Hahahahahahaha... Yani isteğiniz oluyor aslında saygıdeğer hocam, beni yanlışlamış oluyorsunuz meteor düşürmeyerek. Tabi şu an bu hepimizin yararına oluyor!” Tekrar güldü.


http://sibelatasoy.com


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -