Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Aşkta Yarın Yoktur Sevgili

delete

Aşkta Yarın Yoktur Sevgili

Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili
O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır.
Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur.
Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar
Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler
Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş,
Anneler ve Korkular Yoktur
Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili.
İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur,
Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir
Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur
Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur
Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan
Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır,
Yitirdikleri de...
New York'ta, Bir Sokakta,
Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının
Çıplak Yalnızlığı da
Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki,
Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de...
Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili,
Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla
Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır,
İnan...
Kim Demiştir Hatırlamıyorum,
Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye.
Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde,
O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda,
Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla
Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır,
İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim.
Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan
O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye...
Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili
Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer
Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da...
Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer
Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider,
Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya...
İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır
Kimselere Veremez Sevgisini,
Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır...
Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı.
İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz,
Oysa
Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup
Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu.
Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara...
Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın
Tüm İnsanlara Yayılması Gibi...
İşte Şimdi Biz de Sevgili,
Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp,
Soluğu Evlerde Alacağız,
Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi.
Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak,
Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak,
Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu...
Birazdan Sabah Olacak...
Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler,
İş, Anneler ve Korkular Başlayacak...
Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse
Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili.
Birbirimizi Kandırmayalım...
Hadi Güne Hazırlan,
Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış
Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü,
Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel,
O Yaban Ağrısını Geri Alacak
Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek,
Sonra Geçecek...
Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak...
AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ

Cezmi Ersöz


Yoktur gerçekten

xenix -- 25.11.2007 - 20:25

Cezmi ye sonuna kadar hak veriyorum. Aşk anı yaşamaktır. Aşkta yarın yoktur. Gelecek korkusu yoktur. Eğer varsa, aşk yoktur...


Evet

Lilyum -- 25.11.2007 - 22:21

Aşkta yarın yoktur sevgili...Ne dünü vardır aşkın nede yarını.Ne bir saniye öncesi nede bir saniye sonrası.Aşkta o an vardır sevgili,sana herşeyi unutturan,mutlu eden gereksiz soru ve karmaşalarla kafanı kurcalamayan sadece o annn.


Aşkın yeri zamanı ve son

Blues -- 10.02.2008 - 17:57

Aşkın yeri zamanı ve son kullanma tarihi yoktur, eğer bir sonu olsaydı, adına aşk veya sevgi denemezdi bence ve eğer geçici birşey olsaydı, hiç kimse, ama hiç kimse bir ömrü beraber geçiremezlerdi, ki bunun birçok örneği var.. Bence yaşarken karamsarlıklarımızı, korkularımızı, kızgınlıklarımızı ve kırgınlıklarımızı bu duygulara karıştımassak emnim ki ölümsüzleşecektir.. Gerçi bunlarda hayatın birer parçaları fakat iç yakan ve yıkan şeyler bunlar, ama bununda üstesinden gelmeye çalışarak, kavga veya tartışma yerine kızgınlıklarımızı ve kırgınlarımızı konuşarak paylaşmayı başarırsak, ölümsüz aşk sevgi varmı diye bir soru sormak aklımıza gelmez diye düşünüyorum ve inanıyorum...


aşk:)) yaşayan bir

lilith -- 10.02.2008 - 21:51

aşk:))
yaşayan bir organizmadır.
beslenir, gelişir, zaman zaman hastalanır, zaman zaman büyürken, kimi zaman büyümesi duruverir. yoğun bakıma girdiği bile olur. ölür mü? belki:))) ol deyince olursa öl deyince de ölür belki kimbilir:)

aşk ve acı kavramlarının sürekli birlikte anılmasına katlanamıyorum sanırım.
aşk güzeldir.
acı çekmekten hoşlananlar onu acılı adana tadında yaşıyor olabilirler.
aşk acıtıcı değildir ama...
acıtıcı olan bitmek bilmez hırslarımızla sahip olma güdüsü olabilir mi?

"özgürlük gidiyor" demişti bir dostum.
itiraz edecek oldum sonra da sustum.
bazen konuşmak anlamsızdır.

aşkı kalıplara sığdırmak yerine akışında kalmalı...
hiç olmadığınız kadar özgür hissedeceksiniz emin olun:)

aşk dolu günler herkese:)))


'aşk' ı yersen

grafon -- 11.02.2008 - 09:37

Bana bitmeyen bir şey söyleyin, sonsuzu anlayayım...

Aşk da biter...
'bi daha gelmez' konusunda bir olumsuz bir yargı var insanlarda benim gördüğüm kadarıyla...

Aşk, hayat ağacının en lezzetli tek büyülü meyvesi belki de. İki kişiye bir meyve düşer.Meyveyi paylaşacağınız kişiyi de saçtığı ışıktan farkedersiniz.
Tek başına yersen cezası yalnızlıktır.
Olgunlaşması (büyülü olması) için ışık alması lazım, yeterince olgunlaşmadan yenirse lezzetle birlikte acı bir tad bırakır. O tanımsız tattır işte bütün şikayetleri türeten. İyi mi kötü mü diye kararsız yapar insanı...
Bütün mesele olgunlaştığından emin olmadan dalından koparmamak o meyveyi, diyelim eskaza kopardınız, dert değil yenisi büyür ağacın ışık alan başka bir dalından. Yedin aldın tadını, yıllar sonra o tadı unutmaya mı başladın, aramaya başla hangi dalda yetişmiş yeni meyve.
Aynı kişiyle de, başka biriyle de paylaşmak mümkün sonra ki meyveleri. İşte bu aşamada şartlar giriyor devreye...
Hazır olma hali vardır insanın, doğru zaman, doğru yer... aslında doğru kişi bunlardan sonra geliyor belki de.
Aşk anı; meyveyi ısırdığın andır, yarını yoktur bu yüzden. Sonrası tatdır. Yani sendedir hissi, karşındakinin verdiği bir şey değildir. Bu nedenle de karşılık beklenemez.

Ama dikkat olgunlaşmasını beklerken çürüteni de çok gördük :)

Uzun sözün kısası;
Işık gördüğünüzden emin olun meyveyi paylaşacağınız kişi de.
Herşey bir an da olup bitmez, herşey bi süreçtir anda gelişen, biraz zaman tanımalı kişi kendine belki ışığı görecek kadar açmamıştır gözlerini. Bilinmez..


Sadece aşk tek başına

Blues -- 11.02.2008 - 13:56

Sadece aşk tek başına değildir bence sevgi ve aşk birbirini tamamlayan duygudur ve be bu duygunun geçici bir duygu olduğunu söyleyemeyiz, çünkü bu duygular biz var oldukça bizimle beraber yaşayacaktır çünkü bu duygu da diğer duygularımız gibi ""ama en en güzeli"" yaşamın bize vermiş olduğu armağanı diye düşünüyorum, inanıyorum..
Aslında seven insan unutmaz, unutamaz, unuttuğu an kendini de unutmuş olması gerekiyor çünkü duyguları bizler üretmiyoruz o içten gelen bir duygu, var olan bir duygu, nasıl ki bedenimizin ihtiyacı olan "yemek içmek gibi" ihtiyacı varsa, ruhumuzun ihtiyacı ve ilacı sevmektir...


sevgili grafon

lilith -- 12.02.2008 - 22:06

iki kişiye bir meyve düşer demişsiniz ya ona takıldım biraz.
aşk iki kişilik gibi algıladım.
oysa aşk tek kişiliktir.
hani örneğinizden yola çıkarsak, meyveyi ısırdığın andaki tad duyusunu yalnızca ve yalnızca sen algılarsın. karşındaki değil...


gönül ister ki

grafon -- 13.02.2008 - 12:18

Aşk dendiğinde bir meyveyi iki kişinin paylaşmasını daha hayırlı gördüğümden öyle yakıştırmışım:) ama '_sendedir hissi, karşındakinin verdiği bir şey değildir. Bu nedenle de karşılık beklenemez.'
diyerek tek kişilik olduğunu da ima etmişim. Acaba sizin tek kişilik dediğiniz farklı bir ifade mi, benim anlayamadığım?

Aslında aşk nedir bilmeden, bizde bıraktığı etkiyi ya da karşımızdakinde bırakmak istediğimiz etkiyi anlatıyoruz.

Şimşek nedir diye sorulduğunda, 'yanında yere düştüğü kimseyi, dehşet ve korkuya düşüren şeydir' diye tanımlamak gibi...
Bakınız cezmi ersöz'e 'Aşkta Yarın Yoktur Sevgili' demiş, geleceğe gebe kalmak istemiyor belliki:) geçmiş tecrübelerini ve enterasan özlemlerini anlatmış şiirinde... çünkü ancak geçmişte nasıl yaşadıysak (hayaller de buna dahil) öyle tanımlıyoruz birçoğumuz aşkı.

Aşkı ruhsal etkisinden bağımsız olarak nesneleştirerek tanımlamak mümkün mü... aşk kanda ki bilmem ne maddesinin artışıdır diye bir tanım bitirebilir mi,yaşadığımız aşk üzerine sorgulamalarımızı.
Ya da bir gün genel kabul görecek bir tanım çıkar mı insanoğlundan...

Ben de aşkı karşılıklı yaşama arzusunda olanlardanım, üç kişilik ya da karşılıksız aşklara tahammülsüz biri olarak.
Ondandır meyveyi iki kişinin paylaşmasını güzel bulmam.
Ama dediğim; aynı meyveyi paylaşsa da alacağı tat farklı olabileceği gibi, o tatdan haz alma süresi de değişebilir.
Aynı yemeği yeriz, kimi beğenir kimisi beğenmez, kimi doyar kimisi doymaz. Sadece anne karnında durum farklı olabilir. Ama yemeğimizi paylaştığımız kişi mutlaka sevebileceğimiz ya da tanımak isteyeceğimiz biridir.

Aşk duygusal yoğunluğun patlama anı belki de... patlamayı karşımızdaki mi yaratıyor ışığıyla, yoksa patlama anında ışığımızı yansıtarak gördüğümüz kişiye mi kaptırıyoruz kendimizi...


grafon:)

lilith -- 13.02.2008 - 22:51

sendedir hissi bağlamında yaklaşmıştım ben de:)
meyvadan örnekle gitmiştim.
sen ve o her kimse... herkes kendi payına düşen tadı algılar. algıladığı kadarıdır aşk... aşkın herkeste bir tanımı vardır.
işte bu yüzdendir tek kişilik oluşu...

"Aslında aşk nedir bilmeden, bizde bıraktığı etkiyi ya da karşımızdakinde bırakmak istediğimiz etkiyi anlatıyoruz." demişsiniz.
yalnızca bizde bıraktığı etkiyi anlatıyoruz diyorum ben de...
karşımızdakinde bırakmak istediğimiz etki, kendimizde hissettiğimize öykünme olabilir en fazla, ki bu bana pek de doğru gelmiyor. sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı diyen şair geliyor aklıma bu noktada... platonik çağrışımlar gibi gelse de yazdıklarım özünde birazcık başka... ifade yetimin yetersizliği işte:)))

"Aşk duygusal yoğunluğun patlama anı belki de... patlamayı karşımızdaki mi yaratıyor ışığıyla, yoksa patlama anında ışığımızı yansıtarak gördüğümüz kişiye mi kaptırıyoruz kendimizi..." demişsiniz.

ben de diyorum ki;
sözü geçen patlama şartları oluştuğunda ve olageldiğinde bir şeyler, sendenmiş bendenmiş ne farkeder:)yüklemsiz bir tümcenin öznesi/özneleri olma anından daha güzel ne olabilir ki:)




Sevgili Lilith

grafon -- 14.02.2008 - 11:28

Elma elma güzel elma söyle bana beni seviyor musun? :)
Sizin, aşkın ne olduğunu bilir bi haliniz var tarif edememeniz ondan olabilir.

Aşk hali ile birini sevdiğini anlama hali aynı mıdır?

yüklemsiz bir tümcenin öznesi/özneleri olma anından daha güzel ne olabilir ki:) demişsiniz ya
Benim anlayamadığım ya da hissedemediğim şeyler bunlar...
Örnekleyebilirmisiniz.
Ya ben hiç aşık olmadım, sevilmeyi istedim en çok ya da ...... gerisi sayfalar dolusu hikaye...


Hayat bir "an"dır, sadece

statik -- 16.02.2008 - 10:04

Hayat bir "an"dır, sadece nefes aldığın o "an". Yarını veya dünü yoktur, aşk da hayatın bir parçası ise o da o "an"dır. Elmayı bölüşür yersen aynı tadı alırsın, sadece sen yersen karşındaki aynı tadı nasıl alsın? Aşk bireyseldir, ancak paylaşınca anlam taşır, aynı tada varılır. Paylaşılmayan aşk için ne güzel söylemiş "Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili,
O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır." Bence sadece aşk-ı değil herşeyi paylaşmak çok güzeldir.


sevgili grafon

lilith -- 16.02.2008 - 15:45

yüklemsiz bir tümcenin öznesi/özneleri olma halini açıklamaya çalışacağım ama ne denli başarılı olurum bilmiyorum:)

bildiğiniz gibi yüklem bir eylemi, oluşu, yapılan her neyse onu gösterir. temel öğelerden biridir. tek başına bile iktidarmış gibi görünür. ama illaki gizli de olsa bir özneye ihtiyaç duyar. örneğin ben "gel" diyorsam, tümcenin bilinmeyen yerine "sen"i gizlemişimdir. hatta biraz dikkatli olan "ben"i de aynı tümceye gizlediğimi görebilir.

özneye gelmek gerekirse, o da eylemi gerçekleştirendir tümcenin içinde... yüklemin işaret ettiğini yapandır, oluş içindedir. "olma" halinde olan...

bu gereksiz açıklamalardan sonra öze gelelim artık değil mi:)
eğer aşk bir tümceyse; "oluş" halinde olan bir ya da bir kaç özne gereklidir. bu olmazsa olmaz şarttır. diyelim ki "oluş" halinde olan öznelerden biri "ben" olsun diğeri de "sen"... "ben" ve "sen" tümcede buluştuklarında "biz" olurlar. buna "bir" olma hali de diyebiliriz. "bir" olma halinin güzelliği şudur ki, "sen" ve "ben" özneliklerini korurlarken hem de direkt eylemin kendisi olurlar. bu tümcede varılacak hedefi gösteren bir başka eyleme/yükleme de ihtiyaç yoktur. eğer bu aşk olma hali tümcesine bir takım yüklemleri eklemlersek o zaman öz'den ayrılmış ve bambaşka bir yöne gitmiş oluruz.

şimdi soruyorum, gidilecek yönü gösteren, direkt eylemi hedefleyen bir yükleme ne gerek var? aşktaki eylemsizlik hali, ister istemez kendi eylemini oluşturacaktır. hem bu öyle güzel bir eylemdir ki, bizim en yüksek anlamları yüklediğimiz hiç bir eyleme/yükleme benzemez. ben buna kısaca "eylem'siz"likten "eylem'biz"liğe geçiş diyorum.




Güzel yorumlar :)

narin -- 22.02.2008 - 22:09


Yorumlarınızı okurken  "ey aşk sen nelere kadirsin,yorumlarda bile" demeden geçemedim.Çok hoş ve farklı yorumlar..



İnsan yaşadığı aşk'a göre aşk'ı tanımlamaya çalışır ve hemen hemen bütün tanımlar kabul görmüştür.Sanırım aşk'ın yaşattığı ve bıraktığı etki farklı densede ,farklı olduğuna dair farklı yorumlar getirilsede aslında aynı olmasıdır.



"Hazır olma hali vardır insanın, doğru zaman, doğru yer... aslında doğru kişi bunlardan sonra geliyor belki de"!!!



Bütün bu hazırlıklar tamamlanınca mı yaşanılan aşk oluyor? Programlı aşk... :) Bu da aşka farklı bir bakış.Sanırım ben programsız yaşanılanları seviyorum,herşeyi hazırlama çabası arasında aşkı kaybetme telaşından olsa gerek :)) Ama o an dan bahsettik, aşkın yaşandığı an dan.Doğru zamanmıdır,doğru yermidir hatta doğru insanmıdır onu bile düşünmeye fırsatın olmadan aşık olduğun o an.



Dediğiniz gibi; Aşk anı; meyveyi ısırdığın andır, yarını yoktur bu yüzden. Sonrası tatdır.



Ama" sendedir hissi, karşındakinin verdiği bir şey değildir" demişsiniz.Bana göre karşındakinin verdiği hisle ısırırsın o elmayı ve nasıl bir tat aldığında o hisse bağlıdır.Şöyle diyelim;Elmanın tadı ısırdığınız yere göre değişmez bütününde tat aynıdır. Zamanla yolunda gitmeyen birşeyler varsa bütününde aynı olan o tadı daha sonra alamazsınız.ilk aldığınız tat daha güzel gelsede sonraki ısırıklarınız da buruk bir tat alırsınız .Bu da karşınızdakinin verdiği hisle ,aldığınız tadın paralel olmasından sanırım....



Hisler değişir tatlar değişir.Değişmeyen tek şey aşk'ın kendisidir...



   "Zamanla yolunda

statik -- 23.02.2008 - 14:19


   "Zamanla yolunda gitmeyen birşeyler varsa bütününde aynı olan o tadı daha sonra alamazsınız.ilk aldığınız tat daha güzel gelsede sonraki ısırıklarınız da buruk bir tat alırsınız .Bu da karşınızdakinin verdiği hisle ,aldığınız tadın paralel olmasından sanırım...."



  narin çok güzel özetlemiş,



Hisler değişir tatlar değişir.Değişmeyen tek şey aşk'ın kendisidir...



 bu sözde "10 numara"....     Teşekkürler..



Programlı aşk... :)

grafon -- 25.02.2008 - 10:05


Keşke programlayarak aşık olabilsek, bu çok işime gelirdi doğrusu :)



Hazır olma hali vardır sonra doğru zaman ya da yer de ışığı görmekten bahsediyorum. Ve bunların hepsini farkında olmadan yapıyoruz tabii ki. O ışık, açıp kapama düğmesi olan bir şey olsa hiç kapatmam.



Ama biliyorum ki tanımlayamasam da o ışığı çıkartan iç ya da x etkenler var... Ben buna hazır olma hali diyorum... İster aşk istiyorum diye dolanın 1 yıl hiç bir şey değişmeyebilir.



'Bana göre karşındakinin verdiği hisle ısırırsın o elmayı ve nasıl bir tat aldığında o hisse bağlıdır. Şöyle diyelim;Elmanın tadı ısırdığınız yere göre değişmez bütününde tat aynıdır.' demişsiniz.



Meyveyi elma olarak algılamanız da hoş bir raslantı :)....



Bir meyvenin heryeri aynı tat da değildir, güneşi gören yerler ve sapın kökü daha bi tatlı olur. Daha önce yediğiniz şeyin dilinizde bıraktığı etki 'eski tecrübeler' sizi bile olumlu ya da olumsuz etkileyebilir. Yani aşkı algılayışımız yaşantılarımızdan bağımsız oluşmaz...



Kaldı ki karşımızdakinin aldığı tadı anlamak ya da tahmin etmek bana göre mümkün değil. Bahsettiğiniz paralellikte bile milimetrik sapma ilerde metrelik mesafelere yol açar.



'Hisler değişir tatlar değişir.Değişmeyen tek şey aşk'ın kendisidir...' Birkaç kişi bi süre güneşe bakın, gözlerinizi kapadığınızda herkesin gözünde oluşan renk ya da renk tonu farklıdır. Ama herkesin gözü kamaşır. 



 



çöreklendi aşk

gumanji -- 25.02.2008 - 12:12


Umutlarım tükendiğinde, aşkım da tükenir. Ruhumu besleyen umutlarım, için için yanan gönlümü de besler, o kor ateşi canlı tutar. Aşk, sürekli beslenmesi gereken ateş gibidir. Sürekli içimi yakar ama ben gene de onu beslerim. Kandille çalışan makine gibiyim. Ateşim söndüğünde, canlılığım da sönüp gider. Hep istim üzerinde olmak durumundayım. İçimi yakan arzu ve duygular, hep yakıcı/ hep irrite edici olmalı. Eğer, sakinlik ve dinginlik çıkıp gelirse, aşk da pencerelerden uçup gider.



Hapsedilesi bir enerjidir aşk. Çok uzaklardan kokuları izleyerek gelip yüreğime çöreklendiğinde sevmiştim ben onu. Evet, dikenli çalı gibi içime batıyor/ içimi acıtıyor ama gene de aşırı bir bağımlılık yaratıyor diyordum kendime. Sanki bir kene tenime yapışmıştı, canımı öylesine acıtıyordu, ondan sıyrılmak istiyordum, ama söküp atamıyordum. Çünkü, bir şekilde tenimin de O'na ihtiyacı vardı. Tüm sıkıntı ve acılarıma karşın, onu söküp atmak ruhsal bir ölüm demekti.



Evet, hayatta güçlü ve metanetliydim. Genellikle kendime yeterdim. Keyifli ve doyumlu olmayı başarabiliyordum. Ama, birşeyler eksikti. Hani, bir yağlıboya tabloya bakarsınız da, "hımmm, çok güzel bir resim, lakin sanki biraz içinde heves eksik" dersiniz ya; İşte öylesine, bir bütünlüğün kaçınılamaz eksikliği sergilenir yalnızlığımızda. İçine o sihirli ruh üflenmemiştir. Sahnede şarkıcı şarkısını söyler gider, şarkılarına şevk ve arzuyu katmadan.



Çok uzaklardan gelir aşk ve ruhuma çöreklenir. Kontrastı arttırılmış bir televizyon gibiyimdir artık. Keyifleri ve tedirginlikleri doruklarda yaşarım. Kazandığım zaman çok kazanacak, kaybettiğim zaman çok kaybedeceğimdir. Kumarın makasını açmışımdır. Duygulanımlarım çok çok yoğunlaşmış, hassasiyetlerim de bir o kadar artmıştır. Televizyon ve elektriğin o kelimelere sığmaz büyülü aşkı sergilenmektedir artık. Her ikisi birbiri için yaratılmıştır sanki. Elektrik olmazsa televizyon işlemez, televizyon olmazsa elektrik işlevsiz kalırdı.



Çok uzaklardan uçup yüreğime yerleşti aşk. Onsuzluğu düşünemiyorum. Benliğim ve ruhum, yaşam enerjisinden vazgeçemez artık. Dünyanın cıvıl cıvıl renklerini keşfettikten sonra siyah- beyaz sisteme tekrar geçemem. Hayal dünyamda, yeni mucizevî bir boyutun keyfini çıkarıyorum. Bu boyutu kaybettiğimde can suyundan mahrum kalmış çiçek gibi, hayata küser/ solarım ben. İnan lütfen! Aşkta yarın vardır sevgilim.



gu;manji 12ağustos2007

www.kamCa.net



gumanji'ye sorular

lilith -- 25.02.2008 - 13:09


televizyon elektrik olmadan çalışmaz ama elektriğin işlevi televizyonla sınırlı değildir malesef gumanji.



ilginç bir aşk anlayışınız var. dibine kadar acı okuyorum yazdıklarınızda. ama acıyla bir besleniş de var. acıyla hayatı eşdeğer tutmak zor olmuyor mu? zevk yalnızca acıya mı eşlik eder?



Ne olursa olsun aşk... :)

narin -- 26.02.2008 - 23:51


"Bir meyvenin heryeri aynı tat da değildir, güneşi gören yerler ve sapın kökü daha bi tatlı olur"



Ben her tarafı güneş alarak tatlanmış elmadan bahsetmiştim...hep öyle elmalar denk geldiğinden sanırım, güneş görmeyen kısımı söylemek gelmedi aklıma :)) Ama denk gelsede sorun değil, en azından yenmeyecek kadar kötü tat bırakmayacağından dikkate almaz aynı keyifle yerdim:)



"Daha önce yediğiniz şeyin dilinizde bıraktığı etki 'eski tecrübeler' sizi bile olumlu ya da olumsuz etkileyebilir. Yani aşkı algılayışımız yaşantılarımızdan bağımsız oluşmaz..."



Yediğimiz elma'nın bütünü aynı tat ta olabilir, sapına doğru tatlanabilir yada her tarafı aynı tat ta olsa bile sonuna doğru kurtçuk çıkabilir...Bu bizi ne elma yemekten vazgeçirir nede acaba bundan da kurtçuk çıkarmı diye düşündürür(ben düşünmem desem sanırım daha doğru olacak).Bazı konularda yaşadığım tecrübelerin bıraktığı etkiler  konulara bakış açım ve hayatı algılamam konusunda bağımsız olmasada aşk ta aynı şeyi söyleyemeyeceğim.Aşk bambaşka birşey.Geçmişle alakalı kafanızı kurcalayan birşeyler olsada acaba sız ,elmayı ısırıp faklı ama daha tatlı olduğunu farketmek sanırım en güzeli....



"Kaldı ki karşımızdakinin aldığı tadı anlamak ya da tahmin etmek bana göre mümkün değil. Bahsettiğiniz paralellikte bile milimetrik sapma ilerde metrelik mesafelere yol açar. "



Bana göre mümkündür şöyleki;Alınan tat davranışlara yansır.Eğer elma tatlıysa mmmm la birlikte yüzde tebessüm olacaktır bu memnuniyet ifadesidir.Eğer elma tatlı diye ısırılıp ekşi çıktıysa yada mayhosşa ,hafif yüz buruşturulur,bu umduğunu bulamama ifadesidir.Eğer elma ısırılmış halaaa çiğneniyor yutulamıyorsa,bu da anla artık yutamıyorum , elmayı daha fazla yiyemeyeceğim,bu da bitsin artık bu işkence demektir :))))Ha birde tüm lezzetine rağmen ben elma yemekten bıktım armut yemek istiyorum diyenler olabilir.Bırakın armutun iyisini hemde en iyisini yesin onu haketmiş demektir:)) Eğer bu davranışlara dikkat ederseniz milimetrelik sapmaların metrelik mesafelere yol açmasına gerek kalmadan direk olaya müdahale edebileceksiniz demektir:)



Şaka ile karışık gittik ama...KEŞKE yerine İYİKİ diyebilmek sanırım herşeyi tatlandırıyor....



Aşksız kalmamanız dileklerimle... :)



Bir gün bile sürse, AŞK

G Milat -- 10.06.2011 - 06:44

Bir gün bile sürse, AŞK yine aşktır ve güzeldir.Kelebekler gibi... Bir gunluk de olsa yasami kelebegi sevmekten vazgecmiyorsak, astan neden vazgecelim ki..? Bir aska koşa koşa ilk tramvayla gidilir.Taaa içine kadar çekilir aşkın kokusu. Bütün hücrelerine işler, yakar da gikin çıkmaz...

Pişman olunmaz, şimdi olsa yine aşık olurdum denir.



*G Milat*


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -