Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

cesaret (son)

delete

Sadece yavaş yavaş insanların ne kadar aptal olduğunu fark etmeye başladım. Önceleri cesur olduğumun farkında değildim; bunu daha sonra anladım. Önceleri herkesin aynı olduğunu düşünüyordum. Zamanla öyle olmadığını idrak ettim.

Büyüdükçe geçmiş hayatımın ve ölümümün farkına vardım. Ne kadar kolay öldüğümü anımsadım; sadece kolay değil, büyük bir hevesle. İlgim daha önce gördüklerim ve bildiklerim yerine, önümde olan bilinmeyene odaklanmıştı. Hiçbir zaman geri bakmadım. Hayat tarzım da hep bu oldu: hiç geri bakmamak. Bunun anlamı yok. Geri dönemeyeceğine göre, vaktini niye harcayacaksın? Ben her zaman ileriye bakıyorum. Ölüm anı geldiği zaman bile ileri bakıyordum... diğer insanlarda varolan frenlerin bende neden olmadığını bu sayede anladım.

O frenler bilinmeyen korkusundan ortaya çıkar. Geçmişe yapışıyorsun ve bilinmeyene adım atmaya korkuyorsun. Bilinen, tanıdık olana yapışıyorsun. Acı veriyor olabilir, çirkin olabilir ama en azından onu biliyorsun. Onunla bir çeşit dostluk geliştirmiş durumdasın.

Çok şaşıracaksın ama bu binlerce insanda gözlemlediğim bir deneyim: Mutsuzlukla belirli bir dostluk ilişkisi geliştirdikleri için bu mutsuzluğa yapışıyorlar. Onunla o kadar uzun zamandır yaşıyor ki, ondan ayrılmak bir boşanmaya benziyor.

Aynı şey evlilik ve boşanma için de geçerlidir. Erkek günde en az on iki kere boşanmayı düşünür; kadın da düşünür, ama bir şekilde birlikte yaşamaya devam ederler çünkü ikisi de bilinmeyenden korkmaktadır. Bu adam kötü, tamam ama diğer adamın nasıl olacağı ne malum? Daha kötü çıkabilir. En azından bu adamın kötülüğüne, sevgisizliğine alışmışsın ve katlanabiliyorsun. Katlandın ve aynı zamanda derin kalınlaştı. Yeni bir adamla, bunu bilemezsin, en baştan başlaman gerekir. O yüzden insanlar bilinene yapışır.

İnsanları ölüm anlarında izle. Onların acısı ölüm değil. Ölümde acı yoktur, hiçbir acı vermez. Aslında çok hoştur; tıpkı derin bir uykuya benzer. Sence derin uyku acı veren bir şey mi? Ama onlar ölümle, derin uykuyla, verdiği zevkle ilgilenmiyor; onları asıl endişelendiren ellerinin arasından kayıp giden bilinenler. Korku tek bir şey anlamına gelir: Bilineni kaybetmek ve bilinmeyene adım atmak.

Cesaret, korkunun tam tersidir.

Her zaman bilineni bırakmaya hazır ol: Hatta bunun için hevesli ol, olgunlaşmasını bile bekleme. Hemen yeni olan bir şeyin üzerine atla; onun yeniliği, tazeliği insanı zaten çeker. O zaman cesaret vardır.

En büyük korku kesinlikle ölüm korkusudur. Cesaretine en büyük darbeyi o vurur.

Sadece tek bir tavsiyede bulunabilirim. Şu anda geçmişteki ölümüne dönemezsin ama bir şey yapmaya başlayabilirsin: Her zaman bilinenden bilinmeyene geçmeye hazır ol, her konuda, her deneyimde.

Bilinmeyen bilinenden daha kötü çıksa bile daha iyidir; konu o değil. Önemli olan senin bilinenden bilinmeyene geçmeye hazır olmandır. Asıl değerli olan budur. Ve yaşadığın her türlü deneyimde bunu yapmaya devam et. Bu, seni ölüme hazırlar çünkü ölüm geldiği zaman birden "ben hayatı bırakıp, ölümü seçiyorum" diye karar veremezsin. Bu kararlar bir anda verilemez.

Adım adım gitmeli, her anı ayrı ayrı yaşayıp hazırlanmalısın. Ve bilinmeyenin güzelliğine alışmaya başladığın zaman içinde yeni bir nitelik ortaya çıkmaya başlar. Her zaman oradaydı, ama daha önce hiç kullanılmamıştı. Ölüm gelmeden önce, bilinenden bilinmeyene doğru adım adım yol almaya devam et. Sakın unutma, yeni her zaman eskiden iyidir.

"Eski olan her şey altın değildir" diye bir söz vardır. Ben şöyle diyorum: Eski olan her şey altın olsa bile, unut gitsin. Yeniyi seç; altın ya da değil, bu önemli değil. Önemli olan şey senin seçimin: Öğrenmeyi seçmen, deneyim yaşamayı seçmen, karanlığa adım atmayı seçmen. Yavaş yavaş cesaretin işlemeye başlayacak. Keskin zeka ise cesaretten ayrı bir şey değildir, neredeyse organik bir bütündür.

Korkunun olduğu yerde korkaklık vardır ve orada zihnin geriliği ve sıradanlığının olması kaçınılmazdır. Onlar hep birliktedir, birbirlerini desteklerler. Cesaretle birlikte keskinlik, zeka, açıklık, önyargısızhk ve öğrenme kapasitesi gelir; hepsi bir arada gelir.

Basit bir egzersizle başla: Sakın unutma, ne zaman karşına bir seçenek çıksa, bilinmeyeni, riskli olan, tehlikeli ve güvencesiz olanı seç. Hiçbir zaman zarara uğramazsın.

Ancak o zaman... ölüm, çok açık bir deneyime dönüşür ve yeni doğumunun özünü gösterebilir. Sadece görmekle kalmaz, belirli bir seçim bile yapabilirsin. Farkındalıkla, belirli bir anne, belirli bir baba seçebilirsin. Normalde bunlar bilinçdışı, tesadüf eseri olur ama farkındalıkla ölen bir adam farkındalıkla doğar.

İstersen anneme sorabilirsin; kendisi de şu anda burada... Doğumumdan sonra tam üç gün boyunca hiç süt emmedim ve herkes endişelendi. Doktorlar çok endişeliydi çünkü süt içmeyi reddettiğim sürece yaşamam mümkün değildi. Ama onlar benim yaşadığım zorluğun, bana ne gibi bir zorluk çıkardıklarının farkında değillerdi. Beni her türlü yolla zorluyorlardı. Nedenini onlara açıklama imkanım yoktu, onların da kendiliklerinden öğrenmeleri mümkün değildi.

Geçmiş hayatımda ölmeden önce oruç tutuyordum. Yirmi bir günlük bir oruç tamamlamak istiyordum ama orucum tamamlanmadan önce öldürüldüm, üç gün önce. O üç gün, bu doğumumda bile farkındalığımda kaldı; orucumu tamamlamak zorundaydım. Gerçekten çok inatçıyımdır! Aksi halde insanlar bir hayattan diğerine bir şey taşıyamaz; bir bölüm kapandığı zaman kapanmıştır.

Ama üç gün boyunca ağzıma bir şey sokmayı başaramadılar; sadece reddettim. Ama üç gün sonra hiçbir şeyim yoktu ve bu sefer de çok şaşırdılar: "Neden üç gün boyunca sürekli reddetti? Herhangi bir hastalığı ya da sorunu yoktu... ve üç gün geçtikten sonra birden emmeye başladı." Bu, onlar için bir gizem olarak kaldı. Ama bunlardan söz etmek istemiyorum çünkü senin için bunlar birer hipotezden ibaret olacaktır, onları sana bilimsel olarak ispat edebilmem mümkün değil. Ayrıca sana bir inanç vermek istemiyorum, o yüzden zihninde bir inanç sistemi oluşturabilecek her şeyi kesip atmaya devam et.

Beni seviyorsun, bana güveniyorsun. O yüzden söylediklerimin doğru olduğuna güvenebilirsin. Ama bir şeyi tekrar tekrar vurguluyorum: Kendi deneyimine dayalı olmayan herşeyi sadece bir varsayım olarak kabul et. Onu bir inanca dönüştürme. Eğer bazen bir örnek veriyorsam, gerektiği için veriyorum; çünkü insanlar "Çocukluğunda nasıl bu kadar zeki ve cesur olabilmeyi başardın?" diye sordu.

Ben bir şey yapmadım, sadece geçmiş hayatımda ne yapıyorsam onu yapmaya devam ettim.

Cesaret sana da gelecek. Sadece basit bir formülle başla: Asla bilinmeyeni kaçırma.

Her zaman bilinmeyeni seç ve kafanın dikine git. Sıkıntı çeksen bile buna değer; her zaman değer. Her zaman daha büyümüş, daha olgun ve daha zeki çıkarsın.

OSHO
(Cesaret, 151-168. sayfalar, OWO Yayınları)


Ben teşekkür ederim ...

LEYLA -- 06.12.2008 - 08:06

"Cesaret sana da gelecek. Sadece basit bir formülle başla: Asla bilinmeyeni kaçırma.

Her zaman bilinmeyeni seç ve kafanın dikine git. Sıkıntı çeksen bile buna değer; her zaman değer. Her zaman daha büyümüş, daha olgun ve daha zeki çıkarsın."


cesaret

ErZeN -- 19.12.2008 - 10:27


Eğer cesur değilsen samimi olamazsın.
Eğer cesur değilsen sevemezsin.
Eğer cesur değilsen güvenemezsin.
Eğer cesur değilsen,gerçeğin peşine düşemezsin.
O yüzden önce cesaret gelir.
Ve diğer her şey onu izler.


merak ettim

lilith -- 21.12.2008 - 00:18

cesaretin bir ölçütü var mıdır?
cesur olup olmadığını gerçekte ne kadar bilebilirsin?


Cesaretin ölçütü

xenix -- 30.12.2008 - 21:51

Aslında çok güzel bir konu bu. Gerçekten nedir cesaretin ölçütü? Feda etmek mi? Riske etmek mi? Tehlikeli şeyler yapmak mı?

xenix


Ceareti Don Juan şöyle

Agnia -- 01.01.2009 - 16:17

Ceareti Don Juan şöyle anlatır; her karar ölüme karşı bir meydan okumadır. Ve bunu ancak savaşçılar yapar ya da bunu yapabilenler savaşçılık yoluna girer.
Ona göre; insanın önünde alınacak milyonlarca karar vardır. Ve bir kararı öyle ya da böyle alan doğru yolundadır, kararsızlıkta beklemek ise ölüme çağrıdır.

http://sibelatasoy.com


bence cesaret, kendim

9999 -- 02.01.2009 - 13:38

bence cesaret, kendim olabilmemdir,kendimi kabulümdür..dışımda gördüğüm her türlü kabulsüzlüğün aslında BENim kendimi kabul edemeyişim oldugunu anlamamdır..

Yüzleşmem gereken sadece kendimim, dışımda yarattığım yeldegirmenleri ile illüzyonumu besliyorum, mükemmel illüzyonlar yaratıp sonra onların insan olduklarını görüyorum, sonra kendimin insan oldugumu görüyorum, onlarla savaştıkça ne cesurum, ne mükemmelim diyor egom, bazende beraber olduklarımdan duyuyorum, ne cesursun, ne harikasın diyorlar, kendime ben cesurum diyemedigim zamanlarda, dışımda bana cesur diyecekleri buluyorum..bulamayınca arıyorum, aradıkça dışımda bulamıyorum..

Cesaret aynaya baktığımda, yansıyan g'özün "seni seviyorum" dedigini okuyabilmemdir..


...

nurcihan -- 02.01.2009 - 19:28

Andre Gide: "Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe, insan yeni okyanuslar keşfedemez."
Aristophanes:"Cesaret iyi bir şeydir; ama ölülerin işine yaramaz."
Cesaret bir göze alma davranışıdır.Bunun da bir ölçütü yoktur.Cesur kişi bazen riske atar, bazen feda eder,bazen tehlikeli işler yapar...
İçimizdeki alışkanlıklar dünyasından ne kadar çok vazgeçebiliyoruz bununla ilgilidir.Kendi rutinimizden vazgeçmeyi ne kadar göze alabiliyoruz.Rutin tehlikesizdir ve hep bilinir;ama rutinin dışına çıkmak işte burda psikolojik olarak insan kendini geri çeker ve bilinenle hayatını sürdürmek ister.Bazıları ise o an seçim hakkını bilinmeyenden yana kullanır ve bunun sonuçlarına razıdır,öyle ya da böyle.

Schiller'in dediği gibi:"Hiçbir şeye cesaret edemeyen, hiçbir şeye ümit beslemesin."


Bu sözlerden sonra

xenix -- 03.01.2009 - 23:07

Aklıma poker için söylenmiş bir söz geldi.
"Hiç blöf yapmayan hiç kazanamaz, hep blöf yapan hep kaybeder."
Burada ki blöf = cesaret olursa herşey yerli yerine oturuyor. Devamlı cesur davranmak da tehlikeli bence.

xenix


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -