Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

imlası bozuk yazılar2

delete

Ya bir şey yapın ya da çenenizi kapayın
PERİHAN MAĞDEN
25/10/2008

Esasında bir-iki köşeci yazdı mevzuyu taraflıca.
‘Türkiye Türklerindir’ yazan bir gazetenin üstünde; baştan (balıkbalık) koktuğunu, böylesine siyaseten yanlışçı bir sloganın altında doğru gazetecilik yapmanın imkânsızlığını.
Hakikaten: Türkiye, Kürtlerin değil mi? Lazların, Çerkezlerin, Gürcülerin, Alevilerin, Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin değil mi aynı zamanda Türkiye?
Onlar Bu Topraklar’a ait değil mi ve bu topraklar, onlara?
Sen şimdi en çok satan (sözümona) en prestijli gazetenin üstüne ‘slogan’ diye bunu çaktığın anda, bir duruş sergilemiş oluyorsun.
Siyaseten yanlışçı olmaktan serçe parmağım kadar imtina etmeyen bir duruş.
Milliyetçi, ultra milliyetçi, feci milliyetçi, faşizan bir duruş.
Kürtler’e sürekli bi şeyler vermekten söz ettiğimiz BU günlerde-
Onlara Marmaray’ın bitmesine 5 kaldığını müjdelemekten azıcık fazlasını vermemiz gerekiyor- değil mi? BU Günler’de?
Diyelim Bu Gazete, bu siyaseten (feci) yanlışçı sloganından; ansızın vazgeçebilir.
Bu Gazete, 60’ıncı yılımız vs. ayağına İnsan Hakları Treni diye bi şeyler üfürme ihtiyacını hissetmiş bir gazetedir.
Zira: devir böyle.
Devir, artık VE DAHİ DURALAR Devri. Artık şiirler, şarkılar, oyun havaları, kokoz barış heyetleri ve içi boş zırvalıkların ötesinde çok temel, çok küçük; ama çok vahim adımlar atmanın zamanı. Tammm zamanı.
Diyelim: İstiklâl Marşı’nın topraklarımızda yaşayan diğer milletleri rencide eden sözleri.
İstiklâl Marşı’nın sözlerini değiştirebiliriz.
Aleviler’e Diyanet bütçesinden hak ettikleri payı verebiliriz.
En göze batan gastemizin bu iliğine/kemiğine siyaseten yanlışçı sloganını alıp Tarih’in Yanlışlıklar Çöplüğüne fırlatıp atabiliriz.
Abdullah Öcalan’ın hapishane koşullarını düzeltebiliriz.
Kürtçe eğitimi ilkokul müfredatına dahil edebiliriz.
Diyelim bunlar (bence) çok küçük, çok temel, çok insani, çok gecikmiş, çok mühim adımlar.
Böyle temel adımlarla başlayabiliriz.
İşe koyulabiliriz.
Yok barış zımbırtısıymış, yok o heyetmiş, şu çenesi kapanmaknedirbilmeyenşişikegoların mütemadiyen kendini gösterme gösterisiymiş-
Benim bütün bu esasında adım olmayan danslara karnım TOK.
Sanırım Kürtler’in de öyle.
SOMUT şeylerden başlayalım.
Sembolik olduğu kadar ağırlığı olan şeylerden.
Neden Meclis’te Kürtçe yemin edilmesin?
Ne sakıncası var?
Tabii benim söylediklerim ÇÖZÜME YÖNELİK şeyler.
Türkiye Cumhuriyeti’ne demokrasi sınıfında sınıf atlatacak şeyler.
Bizi Muasır Medeniyet Demokrasisi seviyesine taşıyacak şeyler.
“YOK! Bunlar yapılmaz” diyorsanız (ki, diyorsunuz) oturun aşağı.
Kapayın çenenizi.
Lagaydı da, lugaydı da, şiirdi de, mertekti de: oyalamayın ortalığı.
Zira: FECİ SIKTINIZ.
Zaten: ceberruttunuz, sıkıcıydınız, geriydiniz, çekilmezdiniz, antidemokratiktiniz, faşizandınız, şirrettiniz; ama iyice çekilmezleştiniz.
Zira: HABİRE AYNI ZIRVALAMALARLA mütemadiyen konuşup hiçbir şey söylemeyerek yoruyorsunuz adamı. Geriyorsunuz ortamı. Şişiriyosunuz da şişiniyosunuz.
PATLAYACAK MEMLEKET SİZDEN. Karnı tok size. Sizin palavralarınıza. Kurusıkılarınıza.
Donuk balık gözleriniz, çirkin alt
dişleriniz, biteviye hakikatsiz laf dizinlerinizle ONCA ortalıkta olmanızdan cümle âleme böğürtüler geldi.
Sonra tabii İnsan Hakları Treni kaldırıp (böyle bi ihtiyaçlar+ihtilaçlar) içinde, “Be hey size kaldıydı insanıydı haklarıydı” diye insanın tepesini attırırsınız.
Memlekette gerçek bir çağdaş sanatçı olsa, gider koca bi Kıç’la karşılardı sizi istasyonlardan birinde.
Gülen bi Kıç’la. Mekanik ve devvv Kıç’ı güldürürdü treniniz istasyona girdiğinde.
‘Kıçıyla gülmek’ lafının protest sanata dönüştürülmüş hali- olurdu.
Somut bi hareketiniz yoksa, olmayacaksa: bir düzeltme, bir jest, bir hak verme, bir özür, bir nedamet-
Kapayın o yerlerden kalkmayan çenelerinizi artık! Konuştukça boşalıyorsunuz ve yara kaşıyorsunuz. Açık kalmasında ısrarcı olduğunuz yaralar- habire toprakların üstüne üstüne kanıyorlar.

(alıntıdır)


Yara kaşıyan

sonsuz -- 01.11.2008 - 16:32

Sanki yazar olmuş. Milliyetçilik ile ırkçılık kavramlarını birbirine karıştırmış gibi sezinledim. Dilde birlik sağlanmadığı sürece hak veya özgürlük arayacak bir yerin kalmayacağını görmek çok zor olmasa gerek.





KÜRTÇE BİR DİL Mİ Kİ?

nurcihan -- 01.11.2008 - 17:22

Bu yazıyı yazana öncelikle şu sorulmalı Kürtçe dediğiniz bir dil mi ki onu okul müfredatına sokacaksınız?Ayrıca müfredatta olsa bile o zaman bütün lazlara çerkezlere vs.ayrı ayrı müfredatlar hazırlayacağız öyle mi?Ve bu eğitimden sonra da ilimde,sanatta,siyasette -zaten ne olduğumuz aşikar-ilerleme kaydedeceğiz.
Acaba bölücü olanlar Türkçeyi yazı dili olarak kabul edenler mi,yoksa her etnik yapıya ayrı eğitim müfredatları isteyenler mi?
Atatürk'ün Türklük ve Türk dili üzerine söylemlerini bir incelemelerini tavsiye ederim kendilerine.
MAKALE:
KÜRTÇE BİR DİL Mİ?

KÜRTÇE DİYE BİR DİL YOKTUR!... Evliya Çelebi 15 AYRI LEHÇE saymıştır. V.MİNORKSKY de FARSÇA'dan FARKLI özellikler gösteren BİR ÇOK LEHÇE'den söz eder.
Sen Petersburg Akademisi'nin yayınladığı Kürtçe-Rusça-Almanca Lugat'taki 8308 kelimeden 3080'i eski Türkmen, 1200 Zent, 370 Pehlevi, 1030 yeni Fars, 2000 Arap, 60 Çerkez, 220 Ermeni, 108 Kaldani, 20 eski Gürcü, ve 300 asıl Kürt kelimesi vardır. Bunlardan Arapça ve Farsça olanların da, artık bu diller ile ilgilerini kesmiş, Türkler tarafından benimsenmiş kelimeler olduğu tesbit edilmiştir. Yeni yayınlanan ve 20.000 kelimelik olduğu söylenen sözlük de, ilkinden farklı değildir.

Kürt ayırımcılar buna karşılık TDK Sözlüğünü ele alarak Türkçe sayılan pek çok kelimenin de Arap-Fars-Latin kaynaklı olduğunu gösterirler. Ama önemli olan kelimeler değil, dil yapısıdır. TÜRKÇE yabancı kelimeleri dahi kendi dil yapısı içinde kullanır. Yani "nev'i şahsına münhasır" bir dil yapısı vardır!..

Kürtçe öyle mi?.. Hayır. Pek çok lehçenin birbirini tutan bir grameri yoktur. Kaldı ki, Kürtlerin çoğu, o Kürtçe olduğu iddia edilen 20.000 kelimenin büyük kısmını hayatlarında bir kere bile duymamışlardır, hiç kullanmazlar!.. Öte yandan bu kişilerin konuşma tarzı, vurguları, kelimeleri telaffuz edişleri hep ORTA ASYA TÜRKLERİ'ne, özellikle ÖZBEKLER'e ve TACİKLER'e benzer. Kürt ayırımcılar hele bir o diyarlara uzansalar, kendilerini hiç te yabancı bulmıyacaklardır!..

KÜRTÇE aslında "DİLLER KARIŞIMI BİLE OLMAYIP, KELİMELER KARIŞIMI BİR AĞIZ"dır!... Bu kelimeler tamamen TÜRK yapısı üzerine kurulmuştur. KÜRTÇE ASLINDA, ESKİ TÜRK LEHÇELERİNDE KAYBOLMUŞ KELİMELERİ ÇIKARMAK İÇİN BULUNMAZ BİR HAZİNEDİR!.

Mesela, Pülümür'de kış mevsimine doğru açan bir çiçeğe, yöre halkı KARBELİK der. Bu sözü Kürtçe sayar. Halbuki KAR'ın yağacağını BELLİ eden bu çiçeğe, bundan uygun TÜRKÇE bir ad olabilir mi?.. (24)

Bazı Kürt oymaklarının öz-be-öz TÜRKÇE adları da müslümanlığı kabul etmelerinden sonra değişmiştir. HALDİ-HALİDİ, CAFARLI-CAFERİ,(ABAZA) ABHAS-ABBAS, KURİS-KUREYŞİ, HASARENLİ-HASENANLI gibi...

V. MİNORSKY, "KÜRTLERİN İRANÎ SAYILMASI, IRKÎ OLMAKTAN ZİYADE; DİL VE TARİH MUTALAALARINA DAYANMAKTADIR. Kürtlerin merkezi sahaya yerleşmeden evvel, oralarda isimleri kendilerininkine benziyen, fakat başka menşeli KARDU adlı bir kavİm yaşamış olduğu ve bunların SONRADAN İran menşelilerle KARIŞMIŞ olduğunu ileri sürmek mümkündür," der.

Bu ifade dahi Kürt bölücülerin sahiplenmeye çalıştığı KARDULAR'ın KÜRT olmadığını, KÜRTLER'İN DE İranlı, yani ARİ OLMADIĞINI göstermektedir.

Ayırımcılar "kürtçe"yi ayrı bir dil gibi yutturmak isterler. Halbuki TEK bir "kürtçe" olmadığı gibi, hiç bir "kürtçe" ağız da yazıya geçmiş değildir!.. (Bakınız: GOİCHİ KUJİMA)

Kürtçe denilen ağızların pek çoğunda gramer TÜRKÇE'yi andırır...

Mesela cümlede öğelerin sıralanması çoğu zaman TÜRKÇE gibi


ÖZNE + TÜMLEÇ + YÜKLEM
şeklindedir. Hint-Avrupai dillerdeki gibi


ÖZNE + YÜKLEM + TÜMLEÇ
şeklinde değildir.... Bu da bizim uydurmamız değil, bilakis Kürtçülerin yayınlarında yer alan hususlardır.

Örnekler:

Ez it we re dibejim .... Min jı wi re da ... Kürtçe

Ben ona söylüyorum ... Ben ona verdim ... TÜRKÇE

I am telling him ... I gave it to him ... İngilizce

Min sev heye ... Ez dewlemend bum ... Kürtçe

Benim elmam var ... Ben zengin idim .... TÜRKÇE

I have an apple ... I was rich ... İngilizce

Wi lı ser reki ne aw heye ne çamor .... Kürtçe

O yolun üstüne ne su var ne çamur .... Türkçe

There is neither water nor mud on that road ....İngilizce

Ez Kırmanç ım ... Ez civan ım .... Kürtçe

Ben Kırmanç'ım ... Ben civanım (gencim) ... TÜRKÇE

I am Kırmanç ... I am young .... İngilizce

Zu vare, kalemiha hılda, hikatamın binvise... Kürtçe

Çabuk gel, kalemini al, hikayemi yaz .... TÜRKÇE

Come quickly, take your pencil, write my story... İngilizce

Ez dıbıjim, Kırmançi TURANİ'ye, ew dibiye na... Kürtçe

Ben diyorum ki, Kırmanç TÜRK'tür, o diyor ki, hayır... TÜRKÇE

I say that Kırmanç is Turk, he says no... İngilizce

Vare, çay veho... Kürtçe

Gel, çay iç... TÜRKÇE

Come, have tea.... İngilizce

Bu örnekler Hint-Avrupai olduğu iddia edilen "kürtçe" cümlelerin nasıl TURANİ bir gramer yapısına sahip olduğunu göstermektedir.

Kürtçe denilen şahıs zamirlerinden ilki EZ, Farsça gibi görünür ama aslı ÖZ'dür. ORTAASYA'da TÜRKLER "ÖZÜM KIRGIZ" der... Bu ifadenin EZ KIRMANÇ IM ile yakınlığına dikkatinizi çekeriz.

İkincisi MİN'dir ki, ANADOLU TÜRKÇESİ'nde BEN, Azeri lehçesinde MEN şeklindedir. ORTAASYA'da kullanılır. Birinci şahıs takısı yukarda görüldüğü gibi değişmemiştir bile!...

Azeri'nin MEN TÜRKEM demesi ile, ayırımcının MIN KIRD IM demesi arasında ancak ağız farkı vardır!.. Denizli ağzında MUSTEFALİ(Mustafa Ali) bile daha fazla farklılık gösterir!..

Öte yandan ORTAASYA'da Kürt kelimesi KURT veya KIRT olarak kullanılır. Bir TÜRK boyu olan BAŞKIRTLAR gibi!...

ikinci şahıs TU veya TE'dir ki, SEN'den bozma olduğu ortadadır... Üçüncü şahıs EW'dir. "W" harfinin V'den farkı; birincinin ağzı "O" der gibi yuvarlattıktan sonra telaffuz edilmesidir ki, TÜRKÇE'de TAVUK derken çıkar... Böylece EW'in aslında EO olduğu ve "O" kelimesinden bozma olduğu görülür!...

Şu halde sıralarsak MİN-TE-EW, BEN-SEN-O'dan başka bir şey değildir!... (Bak: Kürtçe Gramer, yazarı Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Deng Yayınları, 1991... Bu sözde Kürtçü ayırımcı yazarın adı bile Türk'tür. Han ünvanını Türklerden başkası kullanmaz!)

"Kürtçe" ağızların İran'la olan bağlantısına gelince Pers, Sasani dillerinde, diğer Ari dillerde de Kürt kelimesi yoktur. Med dilinde de yoktur... Arapça'ya ise sonradan girmiş olup, Etrak(TÜRKLER) gibi çoğul haliyle Ekrad olarak alınmıştır. En eski devirlerden beri göçebe-konargöçer anlamında kullanılmıştır.

Yani Kürtler İranlılardan etkilenmişlerdir, bazı Fars kökenli Kürt aşiretleri vardır ama; köken olarak tümüyle onlara bağlı değillerdir.

451 yılında Kafkasya üzerinden Mugan'ın güneyinde yerleşmiş olan Akhun TÜRK topluluklarından, 12. yüzyılda Harzemşahlar döneminde MUGAN TÜRKMENLERİ olarak bahsedilmektedir.. Bu TÜRKMENLER Arap kaynaklarında Ekrad-ı bi-iskan, yani yerleşik olmayan Kürtler olarak geçer.

Açıkça görülmektedir ki, Arap kaynakları henüz yerleşik hayata geçmemiş ve belki de müslüman olmamış TÜRK boylarını ayırt etmek için Ekrad ifadesini kullanmaktadırlar... Çünkü göçebe de olsa müslüman Türkler'e TÜRKMEN adı verilmesi de bu dönemdedir.

Böylece GURTİ-KARDU gibi yakıştırmaları bir kenara bırakırsak; ilk olarak Kürt adına ORHUN kitabelerinde rastlıyoruz... Bu uruğun GÖKTÜRK diye bilinen devletin içinde ve diğer TÜRK boyları arasında yaşadığı ve liderinin adının ALP URUNGU olduğu tartışma götürmez.(Bakınız: ELEGEŞ ANITI, ORHUN KİTABELERİ )

Herat'tan üç fersah yukarıda Ulenknişin yaylasının batısında Kürtnişin adında bir köy vardır... Anadolu Kürtleri o diyara bir sefer yapmadıklarına göre, bu adın yöre Türkleri tarafından verildiği ortadadır.

Aslında bunda şaşacak bir şey yoktur!.. Çünkü Kürt kelimesi TÜRKÇE'dir ve zengin mânâlar taşır:

KÜRT : Kar yığını, çığ, bir çeşit kayın ağacı, ayva ağacı

KÜRÜD: Merih gezeğeni (Ayrıca Beyşehir kenarında eskiden göçebe olan Türkmenlerin
oturduğu Kürtler köyünde ise "süpürge otu" anlamına gelir.)

KÜRT : kalın kar yığını (Kazak lehçesi)

KÜRTİK: yeni yağmış kar (Kazak ve Tarançi lehçesi) çığ (Sor Lehçesi)

KÖRT : Kar yığını (Kazan Tatar lehçesi) Karların dağlarda teşkil ettiği saçak,
kar yığıntısı (Çuvaş lehçesi)

KÖRTÜK: kar denizi veya kar çölü (Uygur lehçesi)
kar yığını (Teleüt, Soyon ve Karakırgız lehçesi)

KÜRTKÜ: kar yığını (Karakırgız lehçesi)

KÜRTÇÜK: kar yığını (Yakut ve Çeremis lehçesi)

Daha da enteresanı, geçenlerde (2001, Mart) STV televizyonunda konuşan ve ülkesini tanıtan Afganistan Büyükelçisi gösterilen filimdeki bir halıyı "KÜRDÎ" diye adlandırdı... Kendisine, "Niye bu halının adı KÜRDÎ?" diye sorulunca, ne cevap verdi, biliyor musunuz?..

- "Çünkü bu tür halılar Afganistan'daki DAĞLI BİR KABİLE tarafından dokunur,"

dedi!.. Bu da bizim "Kürt" ifadesinin dağlı göçebeler için kullanıldığı tesbitimizi desteklemektedir.


(Kürt Meselesi, M. Şükrü Sekban, 1979, sf.18-19)
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu asla bir "^Kürt Bölgesi" değildir!.. Bölgede 11. asırdan itibaren devlet kuran Artukoğulları, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Saltukoğuları, Mengücükoğulları hep OĞUZ boyundandır. Aralarında hiç Kürt devleti yoktur!... Çünkü devlet kuran yerleşik hayata geçer, yerleşik olanın da Kürtlüğü sona erer!.. Çünkü KÜRTLÜK, DAĞ GÖÇEBELİĞİ DEMEKTİR!

Dil farklılığın sebebi, yörenin sarp dağlık olması ve Arap-Acem etkisinin hissedilmesidir...

Van Milletvekili İbrahim Aras dönemin GERDİ aşireti reisi OĞUZ Bey'e sorar:

- "Bu ad TÜRK adıdır, (Sen Kürt'sen) sana nasıl gelmiş?"

- "Bendeniz 21. OĞUZ'um... Bizde baba evladına kendi babasının adını verir, bu böylece devam eder, gider," cevabını alır.

Ama maalesef öz-be-öz TÜRK olan bu aşiret reisi, TÜRKÇE bilmiyor, yörenin karmaşık ağzını kullanıyordu!...

Amcası KILIÇ Bey de!.. Adı TÜRK, KOÇBEYİ aşireti reisi Mehmet Emin Bey de!...
(Doğu Anadolu Gerçeği sf. 31)

Kürtçe denilen ağızlarda cümleler Farsça-Arapça kelimelerden oluşsa da cümle yapısı, yani grameri genelde TÜRKÇE'dir!..

Ve bilindiği gibi bir dilin aslını tesbite yarıyan kıstas ta gramerdir!..

Öte yandan, biliyorsunuz, artniyetli Avrupa Birliği'nin baskısı ile bir "kürtçe" yayın furyası başladı. Bu son derece komik ve amaçsız bir faaliyet...çünkü Kurmançça ve Zazaca yapılan bu yayınları dinleyenler Kurmanç ve Zaza grubundan dahi olsalar anlayamıyorlar. Çünkü BİR JAPON DİL UZMANININ DEDİĞİ GİBİ 30'a yakın ağız var. İki komşu köyün "kürtleri" bile zaman geliyor, birbirini anlamıyor!
Avrupalıların çomak sokma eğilimlerinden biri de Kürtçe eğitim konusunda.
Ama bakın "kürtler"in ateşli savunucusu "türk" aydını Yalçın Küçük ne diyor:

- "Paris Üniversitesi'nde, belki de dünyanın en iyi Doğu Dilleri üniversitesinde, Farisî, Soranî, Kırmançi tahsil ettim."

- "Paris'te pek çok Kürt vardı, (ama) sınıflarımda hiç Kürt yoktu!.."

- "Bbir Türk (ben), sevimli bir Japon, Türk Harp Akademisi'ne gelecek bir Fransız yarbay, Paris polis departmanından bir komiser, dedesi Sovyet komünizminin kuruluşuna katılmış, adı oradan Tanya bir İsveçli hanım, üç yıl sınıf arkadaşı olmuştuk."

- "Enstitü'de Kürt öğrenci yok muydu?.. (el Cevap Çoktu!.. Ve bunlar TÜRKOLOJİ okuyorlardı!.."

Fransa'da Kürtler'e baskı mı var?.. Yok!.. Üstelik yağız bir Kürt delikanlısının azad kabul etmez kölesi ve de metresi Bayan Mitterand başta olmak üzere, tüm Fransa'nın kürtçülüğü, kürt bölücülüğü desteklediği düşünülürse, Yalçın Küçük'ün bu tesbiti ibret vericidir. (Tekelistan, 2004)

(23)- Yavuz, Edip; aynı eser.

"Kürt" tarihçi Celile Celil bunu destekler mahiyette şöyle diyor:

"Zazaki ve Kuzey Sorani GÜNEY Kürtçesidir. Benim konuştuğum KUZEY Kürtçesidir. Bundan başka Gorani var, Lori var, Mukri var... Kurmançi Arap dilinin etkisi altındaydı... Sorani ise Fars edebiyatı(nın)..."
(Yeni Ülke Gazetesi, 1992 sayı 28)

(24)- Yavuz, Edip; aynı eser.

Bir başka örnek te Kürt ayırımcılar tarafından verilmektedir. Bu kişiler bölgeye sahip çıkabilmek için Nemrut Dağı'ndaki heykellerin ait olduğu KOMMAGENE Krallığı'na bir kulp bulmuşlardır. Sözüm ona bu ad Kürtçe "KONE GİYA = herkesin çadırı" ifadesinde gelmekteymiş!..

KON gerçekten Kürtçe'de çadır demektir. Ama bu kelime öz-be-öz TÜRKÇE'dir!.. Bir yere "konmak"tan gelir. Türk göçebe kültürünün temel kavramlarından birini teşkil eder. O kadar ki, KONAK kelimesi şehir kültürüne bile yansımıştır. konaklamak, konuk bir yana; şimdinin göçebeleri GECE-KONDU'larda dur-durak bulur!..


dunyanin hangi ulkesinde

apple -- 01.11.2008 - 17:27

dunyanin hangi ulkesinde yasarsan yasa
azinliksan azinlik oldugunu biliceksin!
kalkip bu ulkenin surasi bilmem ne sabeblerle benimdir diyorsan
ve hala o ulkede yasiyabiliyorsan demek ki gereginden daha fazla hos gorulu bir ulkede yasiyorsun demektir!
Turkiye'nin resmi dili bellidir.
Begenmeyen gider nerde istiyorsa istedigi dili konusur.
Koca ulkeyi koca bir gecmisi kendine gere degistirmeye kalkabilecek kadar ozgursen biraz daha sakin olman gerekiyor.


niye ve neye bu kadar sinirlisiniz?

iOnYa -- 01.11.2008 - 18:38

en iç , en içten , en içteki sesine bile aykırı düşebilirmi kişi?........düşer!

arkadaşlar niye bu kadar sinirlisiniz?bu yazıyı koymam yada buna benzer ifadelerde bulunmam birşeyleri tartışmak.neden hep bu şekilde beğenmeyen nerde istiyrosa orada yaşar vs ya sev ya terk şu bu nedir allah aşkına bu tavır bu hiddet bu celal?demokrasi nerdir sizin nazarınızda?beğenmeyen çeker gider demekmi?bu şekildemi çözüm bulacağız geleceğin türkiyesi için?bakınız bugün türkler almanyada azınlıktır ve okullarda trükçe konuşmak çoğu yerde yasaklanmıştır?ve bunun hukuk mücadelesini veren türkler vardır.niye bu kadra sertsiniz demokrasi ve cumhuriyet tartışılabilir...türkiyenin resmi dilini değiştirelim demiyor yazıda...niye olaylara bu kadar subjektif yaklaşıyorsunuz.bi kurtulun kalıplarınızdan kabuklarınızdan...ne yapılabilir bunu soralım birbirimize.


sevgili apple

iOnYa -- 01.11.2008 - 18:44

en iç , en içten , en içteki sesine bile aykırı düşebilirmi kişi?........düşer!

acaba tam olarak ne zaman evin pembe tugladan oldugu ile ilgilenmeyi birakip kac para oldugu ile ilgilenmeye basliyoruz?


işte en son yazdığın yorumdaki tavırları kazandığımız zaman evin pembe tuğladan olduğuyla değilde kaç para olduğuyla ilgilenmeye başlarız...



Herkes birbirini

sonsuz -- 01.11.2008 - 20:55

Sakinliğe davet ediyor. Güzel. Ben yazılardan kimsenin sinirli olmadığını görüyorum. Demiştim zaten, gergin olan Perihan Mağden hanım. Ondan dolayı etkilendiniz sanırım.

Objektif olarak nurcihan hanım bir takım bilgiler vermiş.






evet bu güzel...

iOnYa -- 01.11.2008 - 21:38

en iç , en içten , en içteki sesine bile aykırı düşebilirmi kişi?........düşer!

arkadaşlarım...bunlar konuşulmalı ısrarla inadına konuşulmalı ben burda yazılanlardan şikayetci değilim elbette..ama şununda farkına varalım bu tip konular açılınca hepimizin tüyleri kalkıyor bugünlerde türkiye bi dönüm noktasında ordu eleştiriliyor neden eleştirilmesin ve kim sütten çıkmış ak kaşık söylermisiniz.''bizi bölmek isteyenler''cümleleri kuruluyor bakınız eğer tavrımız bu olursa bu bizi bölmek isteyen insanların ekmeğine yağ sürmek olur.artık hiç kimse bu ülkede doğru düzgün tartışmıyor sorunları görmezden geliyoruz...bu sayfada yazmaya yada birşeyleri paylaşmaya karar vermemdeki neden buranın gerçekten bir düşünce platformu olabileceğidir.ve toplumca birşeyleri inat edip dikte etmektense biraz empati yaparak sorunların kaynağına inip onları çözümleyebiliriz.şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor.diğer yazımdada bir arkadaşla tartıştık sizde o yazıyı ve yorumları incelerseniz bizim toplum olarak eksiğimiz göreceksiniz.olayların bütününe bakmaktansa bazı noktalarda takılıp kalıyoruz.bu yazıdaki dil olayı gibi. türk olarak bizlerde hatalar yapmış olabiliriz ki elbette çok fazlasıyla haksızlığa uğradığımız zamanlar oldu.ama bu yazdığımı konular türkiyenin kanayan büyük yaralarıdır.ve ben bu tavra şiddetle karşıyım sevmiyorsan çeker gidersin bu nasıl bir yaklaşım ve nasıl bir hoşgörüdür anlayamıyorum.kimse bizim dilimizi yada dinimizi değiştirmemizi istemiyor yada bunun için uğraşmıyor(ki kültür olarak ne denli köklü bir geçmişe sahip olduğumuzuda biliyorum).niye bazı şeyleri 85yıl öncesi gibi algılayıp hep o zaman içersinde tartışıyoruz?neden 85 yıl geçtiğini dünyada ve ülkemizdeki standartların ve yaşam şekillerinin değiştiğini kabullenemiyoruz neden en ufak bir şeyde atatürk böyle dedi diyoruz.peki atatürkten sonra biz neler dedik neler yaptık.sizce atatürk yaşamış olsaydı bu zihniyeti kabullenirmiydi?o bizim gelişip o medeniyetler düzeyine çıkmamızı isteyen bir liderdi?peki o düzeydemiyiz.yazılan çizelen birşeyleri sırf bize uymadığı için kötüleyip karalamamızmı gerekiyor?bu tavırlar bana göre 1980 sonrası askeri cuntacıların istediği bi tavır ve bu bizi kısırlaştırıyor...


Tamam

xenix -- 01.11.2008 - 22:49

Siz neler istediğinizi yazın bir çözüm bulalım.

İlk baştan başlayalım. Perihan Mağden sanırım anayasadan habersiz.
Anayasa'nın 66. maddesinde yer alan "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür"
-------------

"Diyelim: İstiklâl Marşı’nın topraklarımızda yaşayan diğer milletleri rencide eden sözleri.
İstiklâl Marşı’nın sözlerini değiştirebiliriz."


Hangi sözler bunlar?

xenix


empati

apple -- 02.11.2008 - 02:20

ve toplumca birşeyleri inat edip dikte etmektense biraz empati yaparak sorunların kaynağına inip onları çözümleyebiliriz

neye empati duymami istiyorsun?
hic ugrasma..
doganin en basit kuralidir..
yasadigi habitata uyamayanin yasama sansi yoktur.

işte en son yazdığın yorumdaki tavırları kazandığımız zaman evin pembe tuğladan olduğuyla değilde kaç para olduğuyla ilgilenmeye başlarız..

onunla bunun hic bir alakasi yok..
orada bahsedilen ne zaman cocuk olmayi birakip buyumeye baslamamizdir
buradaki ise evin sahibi olarak evimde yasamasina izin verdigim insanlara nasil davranmam gerektiginin o insanlar tarafindan zorla bana kabul ettirilmeye calisilmasidir..
onu da gec evin uzerinde hak iddia etmeleridir. niye? cunku cok uzun zamandir misafirlermis..
daha once de dedigim gibi evimi begenmeyen kendine yenisi bulur..



?

apple -- 02.11.2008 - 02:26

amerika'da soyle bir yasa vardir:
usa dogumlu olmayan amerikan vatandaslarinin baskan secilme haklari yoktur.
(resmi gorev mecburiyeti ile yurt disinda dogmuslar haric)

bu ne demektir?
ne kadar amerikan vatandasi olursan ol, sonradan olani kendinden ayri tutar.
sonradan olanla usa dogumlu olanin passportlari bile ayridir.
var mi tr'de boyle bir yasa?


özgürlük?

ÇoBaN -- 05.11.2008 - 08:05

Eski bir asker olarak arabamdaki bayrağımı herhangi bir coşkuda açmıyorsam, ve bunun nedeni arabamı yakarlar şüphesi ise ve hatta bu eylemi Türkiye'nin en büyük şehri İstanbul'un göbeğinde yapamıyor isem hangi özgürlükten bahsediyoruz? Bırakın artık bu boş laf kalabalığını tıpkı bir bilenin yazısında belirttiği gibi lakırdıları. Özgürlüğü, sınırları belirlenmiş, bayrağı belli ve herhangi tecavüzde bir vücut olabilen insanların özgürlüklerinden bahsederek adlandırabilmek gerekir diye düşünüyorum. Gerisi halledilebilinecek teferruatlardır.

Sizi yukarıdaki araştırma ve emeğinizden dolayı kutluyorum. Teşekkür ediyorum.

Anda yaşamaya çalışırken o an içinde olmayanı aramak özlem...Her an içinde tamdır oysa, eksiklik neden?


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -