Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Küçük Prens'ten........ Antoine De Saint Exupéry

delete

........Eğer size asteroid B 612 ile ilgili ayrıntıları anlatıp numarasını da bildirmişsem, bunu büyük insanların yüzünden yaptım. Bu insanlar rakamlardan hoşlanırlar. Onlara yeni bir dosttan söz ederseniz, asıl önemli olan şeyleri sormazlar size; hiçbir zaman "Sesinin tonu nasıl? En çok sevdiği oyunlar hangileri? Kelebek koleksiyonu yapar mı?" diye sordukları olmaz, "Kaç yaşında? Kaç erkek kardeşi var? Kilosu ne kadar? babası ne kadar kazanıyor?" diye sorar ve yalnızca o zaman onu tanıdıklarına inanırlar. Büyüklere deseniz ki: "Pembe tuğladan güzel bir ev gördüm, pencerelerinde sardunyalar, damında güvercinler vardı..." Bu evi gözlerinin önüne getiremezler. Onlara şöyle demek gerekir: "Yüz bin franklık bir ev gördüm." O zaman haykırırlar: "Ne kadar güzel ev!"

Yine onlara deseniz ki: "Küçük prensin yaşamış olduğunun kanıtı şudur: Çünkü o çok hoştu, güleçti ve bir koyun istiyordu. İnsan bir koyun istiyorsa, bu, yaşadığını kanıtlar", o zaman omuz silkip sizi çocuk gibi göreceklerdir. Ama, "Geldiği gezegenin adı asteroid B 612" derseniz, inanırlar ve artık sorularıyla başınızı ağrıtmazlar. Böyledir onlar işte. Onlara kızmamak gerekir. Çocuklar büyüklere karşı çok hoşgörülü davranmalı...............


ne zaman?

apple -- 29.10.2008 - 00:46

acaba tam olarak ne zaman evin pembe tugladan oldugu ile ilgilenmeyi birakip kac para oldugu ile ilgilenmeye basliyoruz?


üniversiteden itibaren...

lilith -- 29.10.2008 - 13:29

çocuk aklımıza eğitim sistemimizin içerisine sokarak işlemeye başlıyorlar önce apple..

üniversiteye başladığında iyice büyük adam/kadın muamelesi yapıyorlar. finans gözümüzün içine sokuluyor. o zaman bizden büyük olmamız bekleniyor işte..
yönetim sistemiyle ya da sistemlerin işleyişleriyle ilgilenmeni istemiyorlar ama..
sistemi değiştirmek için küçüksün, ama sistemin bir çarkı olman için en güzel çağın..

o yıllar tohumlanma zamanların..

o tohumlar bir gün yeşeriyor.
kiminde evlendikten sonra, kiminde iş sahibi olduktan sonra, kiminde öylesine bir gün koltuğunda oturup gazetesini okurken yeşeriyor.

yeşermesini engelleyebilir miyiz bilmiyorum.
ama en azından çocuk yanımızın güçsüz kalmaması için onu besleyebiliriz, işte bunu biliyorum.


sanirim..

apple -- 29.10.2008 - 14:44

yasamak zorunda oldugumuz icin her ne kadar evlerin pembe tuglalarinda kalsada aklimiz gene de fiyatlarina bakmamiz gerekiyor maalesef.
dedigin gibi lilith er ya da gec bu olmak zorunda..
ama gene dedigin gibi sanirim en guzeli icimizdeki cocuk ile yasamak zorunda olan yanimiz arasindaki baglantiyi koparmamak.
ikisi arasinda dengeyi saglayabilmek en guzeli olmali.

ben basaramiyorum.
icimdeki cocugu daha cok seviyorum ne yapiyim:))


Alıntı yapmak

canu -- 29.10.2008 - 16:19

Sevdiğinz bir kitaptan alıntı yapmanız gerektiğinde nerden yapacağınızı şaşırırsınız genellikle. Kitabın tümünü seversiniz ve belirli bir konu yoksa kafanızda alıntılacağınız yer size dert olur:). Bana hep öyle olur en azından .Fakat lilith iyi bir yerden yakalamış kitabı.
Bu kitap beni yıllar yıllar öncesine götürdü .Yıllar önce çeşitli sebeplerle( genellikle memuriyet) Türkiye'nin dört bir yanına dağılan benim yaşlarımda ki kuzenlerim yazları aynı merkezde toplanırdık. Başlardık kitap değiş tokuşuna. Küçük Prens ten tutunda Alice Harikalar Diyarında ve Kemalettin Tuğcular a hatta Barbara Cartland ve Agatha Cristie lere kadar :)).
Küçük Prens te bu kitaplardan biriydi.Vallahi o yıllarda bu kitapla ilgili aklımda kalan bu değildi ama şimdi bu alıntılanan yeri görünce keşke bunları da anımsasaydım dedim;).
Başkalarının değer yargılarına göre değil, kendinizi hoşnut edecek arzularınızın peşinden gitmek fikri ve eylemi daha yeni yeni uygulamalarım arasına girdi :( ne yazık ki...


devam da edeceğim canu :)

lilith -- 29.10.2008 - 20:46

daha alıntılayacağım çok yer var.
mesela tilkinin hikayesi var, mesela gülün hikayesi var (ki, gül benim için çok önemli bir karakterdir orada), koyunun hikayesi var.
var da var :)
anlat anlat bitmez :)))

kitap eline geçerse sen de ekle:)
imece olayı :)


evcilleşmek isteyen tilki...

lilith -- 29.10.2008 - 23:16

masalda sevdiğim bölümlerden biridir tilkinin hikayesi.
bir gün tilkiyle karşılaşır küçük prens..
tilki "evcilleşmek" istemektedir.
küçük prens evcilleşmenin ne olduğunu sorduğunda "bağ kurmak" diye yanıtlar onu..
hayat monoton geçmektedir tilki için, eğer evcilleşirse artık bir amacı olacağını ve çok mutlu olacağını düşünmektedir.
ve küçük prens'ten onu evcilleştirmesini ister.

- ne yapmalıyım? diye sordu Küçük prens.
- çok sabırlı olmalısın, diye yanıtladı tilki. önce benden biraz uzakta, şöyle, otların üstüne oturacaksın. ben sana göz ucuyla bakacağım, sen hiç ağzını açmayacaksın. çünkü dil yanlış anlamaların asıl nedenidir. ama her gün bana biraz daha yakın bir yere oturacaksın.

ertesi gün küçük prens yine geldi.
- aynı saatte gelseydin daha iyi olurdu, dedi tilki. sözgelimi, öğleden sonra saat dörtte geleceksen, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım. vakit ilerledikçe ben de kendimi o ölçüde mutlu hissederim. saat dört oldu mu da kıpırdanmaya, kaygılanmaya başlarım. şididen mutluluğun değerini anlamışımdır. oysa sen herhangi bir saatte gelirsen, yüreğimi gelişin için hazırlayamam.

böylece evcilleştirdi küçük prens tilkiyi. ve bir gün ayrılık vakti geldi. tilki ağlamaklıydı.
- kabahat sende, dedi küçük prens. seni evcilleştirmemi kendin istedin.
- doğru, dedi tilki.
- ama bak ağlamaklısın.
- doğru, dedi yine tilki.
- öyleyse bundan hiçbir kazancın olmadı.
- oldu, dedi tilki.

ve ondan gidip gülleri yeniden görmesini istedi. kendi gülünün dünyada tek olduğunu o zaman anlayacağını söyledi. ve ona veda ederken de bir sır vereceğini ekledi sözlerine.

işte tilkinin küçük prense verdiği sır;
- bak, işte sırrım, çok da basit. insan ancak yüreğiyle bakarsa bir şeyi iyi görür, iyi anlar. gözler bir şeyin özünü göremez.
- gözler bir şeyin özünü göremez, diye yineledi küçük prens unutmamak için.
- senin gülünü bu denli önemli kılan onun için harcamış olduğun zamandır.
- gülüm için harcamış olduğum zamandır, dedi küçük prens unutmamak için.
- insanlar bu gerçeği unuttular. ama sen unutmamalısın. evcilleştirdiğin şeyden her zaman sorumlu oluyorsun. gülünden sorumlusun, dedi tilki.
- gülümden sorumluyum, diye yineledi küçük prens unutmamak için.



küçük prens'in gülü...

lilith -- 30.10.2008 - 20:55

Küçük prens'in gezegeninde her zaman, bir sıra taç yapraklı, pek süssüz, yer kaplamayan ve kimseyi tedirgin etmeyen çiçekler vardı. Bir sabah otların içinde ortaya çıkıyor ve sonra akşamları yok oluyorlardı. Oysa küçük prens'in gülü nereden geldiği bilinmeyen bir tohumdan filizlenmişti. Küçük prens başkalarına benzemeyen bu filizi yakından izlemişti. Yeni bir baobap türü bile olabilirdi. Ne var ki filiz çok geçmeden boy atmayı durdurup çiçek vermek üzere hazırlanmaya başladı. Kocaman bir tomurcuğun oluştuğunu gören Küçük prens bu tomurcuktan ortaya olağanüstü bir şeyin çıkacağını pekala seziyordu. Öte yandan çiçek yeşil odasına sığınıp güzelleşme hazırlığını bir türlü bitiremiyor, bu arada renklerini özenle seçiyordu. Yavaş yavaş giyiniyor, taç yapraklarını teker teker düzenleyip duruyordu. Gelincikler gibi bumburuşuk giysiler içinde görünmek istemiyordu. tek isteği güzelliğinin doruğunda parıldayarak ortaya çıkmaktı. Güzel görünmeye pek meraklıydı. Bu yüzden gizemli süslenme hazırlığı günlerce, günlerce sürmüş ve sonra, bir sabah tam da güneş doğarken kendini göstermişti.
ve bu kadar özenli çalışmadan sonra esneyerek şöyle dedi:
"Ah! Yeni uyandım... Özür dilerim... Saçım başım darmadağınık... :))))
küçük prens hayranlığını gizleyemedi:
-ne kadar güzelsiniz!
"Öyleyimdir... dedi çiçek yavaşça. Hem güneşle aynı zamanda doğdum.....

devam edecek....

bayılıyorum bu çiçeğe ben yaaa:)))



bu kitap

iOnYa -- 31.10.2008 - 23:31

bu kitabı hala arada okurum...ilk okuduğum zamana döndürür beni


Her ay en az 2 kere okurum..

aurora -- 16.03.2012 - 07:51

Her ay en az 2 kere okurum.. Bir cinim olsaydı bir dilek dilememi isteseydi, o da Antoine De Saint Exupéry ile tanışabilme fırsatına sahip olmak isterdim.
benim en sevdiğim bölüm ise;


Ah, Küçük Prens, ne üzüntülü basit bir hayat sürdüğünü yavaş yavaş anladım. uzun süreden beri senin tek eğlencen, güneşin batmasını seyretmekmiş. Buluşmamızın dördüncü günü sabah, sen bana:
- Güneş batılarını severim. Gel bir güneş batması seyredelim, dediğin zaman, bunu anladım.“
- Güneş batması mı? dedim, daha vakit değil ki beklemen gerek.
- Neyi bekleyecek mişim?
- Güneşin batma saatini.
Önce çok şaştın, sonra kendine kendine güldün.
- Ben hep gezegenimde sanıyorum kendimi, dedin.
- Öyle ya, herkes bilir ki, Amerika'da öğle oldu mu, Fransa'da güneş batar. O anda şıp diye Fransa'ya gidebilsek, güneşin batmasını seyredebilirdik. Ama, ne yazık ki Fransa çok uzak! Sen, Küçük Prens, gezegeninde sandalyeni biraz öteye çeker, istediğin saat güneşin batmasını görürdün...
Biraz sonra da:
- Bir gün 44 kez güneşin battığını gördüm! dedin.
- Biliyor musun, insan böyle üzgün oldu mu, güneşin batışını seyretmekten hoşlanır, diye ekledin.
- O gün... öyle üzgün müydün? diye sordum, ama Küçük Prens hiç cevap vermedi.


ve hala arada düşünürüm, gerçekten koyun çiçeği yedi mi? ilk okuduğumda ciddi anlamda sarsılmıştım bu soruyla.


Ben okuyamıyorum ne

Toruk Makto -- 16.03.2012 - 09:55

Ben okuyamıyorum ne zamandır. Bizim komşu bakkalın gazete standına koymuştum. İki elimi de kullanmam lazımdı kepenkleri açmak için. Sonra unutmuşum orada. Birisi gazetenin hediyesi sanıp aldı gitti herhalde. Umarım alan okuyordur. :)


Ah...

Hüseyin AKTAŞ -- 16.03.2012 - 09:59

Ah...


Kendimce özenle

Delişey -- 16.03.2012 - 10:25

Kendimce özenle düzenlemeye çabaladığım kitaplığımda özel bir yere sahiptir. Özel olma sebebi ise; büyümek için sabırsızca debelenen yapımı durdurabilmek, küçük ruhumu koruyabilmek:)

Her bireyin derinlerde bir yerde gizlenen çocuk bakışı ve saflığı eksilmesin:)


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -