Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Kitaplar

delete

Herkes en beğendiği, en etkilendiği veya okumamızı tavsiye ettiği kitapları bu başlık altına yazarsa çok sevinirim. Kitaplar hakkında kısa bir tanıtımda yapabilirsiniz.

Benim listem,
1- Gödel, Escher, Bach - Douglas Hofstadter (Kabalcı Kitabevi) Yapay zeka, yinelemeli sistemler, mantık, paradokslar, vs içeren neredeyse tamamen benim için yazılmış bir kitap.

2- Böyle Buyurdu Zerdüşt - Friedrich Nietzsche
Böyle Buyurdu Zerdüşt: Herkes ve Hiçkimse için Bir Kitap

3- Alice Harikalar Diyarında - Lewis Carroll :) Hepiniz bilirsiniz.

4- Parfümün dansı - Tom Robbins
Kral Alobar'ın ölümsüzlük arayışı.

5- Karanlık bir dünyada, bilimin mum ışığı - Carl Sagan (Tübitak kitapları)

6- Dünyayı değiştiren 5 denklem - (Tübitak kitapları)

Daha ekleme yapacağım.


INGEBORG BACHMAN

LEYLA -- 18.07.2008 - 13:18

INGEBORG BACHMAN \MALİNA
WIRGINIA WOOLF \ DALGALAR


*Kimya Hatun- Saide

karia -- 18.07.2008 - 13:35

*Kimya Hatun- Saide Kuds(Sonsuz Kitap)

*Küçük Şey Yoktur- Kemal Ural(Şule Yayınları)

*Az Seçilen Yol- Scott Peck (Akaşa Yayınları)

*%100 Düşünce Gücü- Jack Ensing Addington(Akaşa Yayınları)

*Kekeme Çocuklar Korosu- Tarık Tufan(Birey Yayıncılık)


JOHN ESKRİNE'DEN

statik -- 18.07.2008 - 14:15

""Büyük kitaplar insanın tekrar okumak ihtiyacı duyduğu kitaplardır.
Bazı kitaplar bizim zamanla olgunlaşan kültür, görgü ve tecrübelerimizle beraber büyür, bazıları da büyüyemezler.
Önemli olan aradaki farkı seçmektir.""


Ceviz Kabuğundaki Evren.......Stephen Hawkıng (alfa yayım)


Çerkez Ethem

statik -- 18.07.2008 - 14:20

Çerkez Ethem Dosyası.....Cemal Kutay


Eckhart Tolle Serisi

canu -- 18.07.2008 - 14:40

Özellikle sevgili sonsuz ve xenix'e yürekten öneririm.Lütfen okuyun ,bir daha ,bir daha okumak
isteyeceksiniz.

*Şimdinin Gücü
*Şimdinin Gücü Uygulama Kitabı
*Dinginliğin Gücü(Akaşa Yayınları)
*Var Olmanın Gücü(Koridor Yayınları)

Şimdinin Gücü ağır öğretiler içerebileceğinden yazar devamını yazmış. Okunduktan sonra 'zihnin ne kadar yanıltıcı ' olduğu vurgulanmak isteniyor. Elbette kastım ukalalık değil yürekten bir dost tavsiyesi. Bana dostlarım 'bir kitap öner' deseler öncelikle 'Şimdinin Gücü ' derim de başka bir şey demem.Alıpta bir kenara konacak kitaplardan değil.Adeta ''baş ucu '' kitapları..


Türkçe-off Feyza

denge -- 18.07.2008 - 14:57

Türkçe-off Feyza HEPÇİLİNGİRLER (REMZİ KİTABEVİ)
savaşçı Doğan CÜCELOĞLU
etkili öğretmenlik eğitimi Dr. Thomas Gordon (sistem yay)


şimdinin gücü hiç

Misafir -- 18.07.2008 - 15:24

şimdinin gücü hiç okunacak bir kitapmı ki? şiddetle tavsiye ediyorsunuz, ukalalık yapmak istemem ama. Şaştım kaldım.


Şimdinin Gücü

Misafir -- 18.07.2008 - 15:35

Doğru, herkese göre değildir o kitap. Bazıları (söz meclisten yani siteden dışarı)13. sayfada kalakalır. Okuyabilenler için tavsiye edilmiş olmalı.Yani okumayı başaranlar için.Eh! Kitap yani gerçek kitap okumak oyuna benzemez. Biraz kendinizi vereceksiniz, konsantre olacaksınız.Az iş midir bunlar?


ŞİMDİNİN GÜCÜ VE DİĞERLERİ..

LEYLA -- 18.07.2008 - 18:36

yayınlanamaz mı burda?


Harika Bir Öneri

canu -- 18.07.2008 - 19:02

Sevgili sonsuz, kitaplar yayınlasa biz de ara ara yorumlar yapıp kritikler yapsak. Bence harika olur. Özellikle Şimdinin Gücü vallahi iyi olur.Siz bakmayın misafire ,okuyabildiğini hiç sanmıyorum,diğer misafirin dediği gibi sabredememiştir.Nede olsa asıl realite ile yüzleşme söz konusu edildiğinden ,kitap roman gibi değil sindire sindire okunması gereken bir kitap. Hayret bu best seller kitabı okuyan yok mu gerçekten. Oda okunacak kitap mı falan tarzında banal değil ,gerçekten okuyan yok mu?
Yayınlanırsa (tabi teknik vs. sorunları bilemem) inanlımaz yararlı olur diye düşünüyorum.
Sonuçta bahsedilen, kaliteli bir kişisel gelişim kitabıdır. Böyle kaliteli kitaplarda kaliteli üyeleri olan sitelerde konu edilir.


Kitaplar

xenix -- 18.07.2008 - 22:44

1- Otostopçunun Galaksi Rehberi, Douglas Adams

2- Tutunamayanlar, Oğuz Atay

3- Kuranı Kerim

xenix


açıklayın o zaman

Misafir -- 19.07.2008 - 05:56

Şimdinin gücü kitabı hakkında biraz bişeyler yazın, yani tanıtın bakalım tanıtabilecekmisiniz.. kesinlikle hayır..kısa özet bile yapamazsınız, okudum diyenleri imtihan edecem bakalım kaç kişi çıkacak okumuş ve neyini beyenmiş. Ben okumasam neden burda yazı yazayım sizce?


kaldı ki, okumak için bir güdülenme..

LEYLA -- 19.07.2008 - 10:50

olabilir.


O kadar çok ki ama ilk

medisis -- 19.07.2008 - 18:09

O kadar çok ki ama ilk aklıma gelenler; nietzsche ağladığında irwin yalom, Tanrılar okulu, cennetin anahtarları, milyarlarca milyarlarca carl sagan, şibumi Trevenian ve parfümün dansı harika ilginç bir kitap...


kitaplar

samson -- 19.07.2008 - 18:21

Kürk mantolu madonna, Şeytan ve genç kadın, Nietzsche Ağladığında.


Şimdinin gücü

Misafir -- 22.07.2008 - 14:01

hakkında hiç birşey yazamamışlar, yazamassınız demedim mi;
okumadığınız, bilmediğiniz kitabı burda okumuş gibi yapmayın, birileri gelir sizi fena halde zorda bırakır.
saygılarımla


ŞU Misafir

Misafir -- 22.07.2008 - 20:52

Ne enterasan bir kişilik.. Bırakın şimdinin gücünü ona yakın kitapların bile yanından geçmemiştir. Kitabın tanıtımını falan istiyor. Okuyanlar biraz alıntılar yapacaktır bir şekilde ama çocuk gibi'ANLATAMAZ Kİ ,ANLATAMAZ Kİ ' yazamaz ki, yazamaz ki diye sözüm ona gaza getirecek .Bak misafirciğim,okuduysan bir kaç satır atıştırıverelim,yok okumadıysan bilmediğin kitapları o da okunacak kitap mı falan diye karalama.Sen de zorda kalırsın mazallah.


Bu misafir

Misafir -- 23.07.2008 - 08:01

sizi zorda bıraktı diye "şu.." hitap şekli hiç yakışık almıyor sn canu hanım. Ben kitabı tanıtın dedim fena bir şey demedim ki, ama nerdee kim tanıtacak? sadece laf salatası ile geçiştiriyorsunuz. Bende bunu yemedim tabii.


Sn. statik

canu -- 23.07.2008 - 10:09

Sizi hoşnut edecek hitap şekli bulunur bulunmasına da mizah anlayışınızın sizin gerinizde kalması beni şaşırttı.Şunun bilinmesini yürekten isterim:en son istediğim gereksiz çatışmalar ve çekişmelerdir. Uslubum isteğim dışında yanlış anlaşıldı ise affola. Değiştireceğimi sanmıyorum, çünkü kimseyi kırmak değil arzum. Şakayı severim . Sevmeyen varsa ben ne yapabilirim. Niyetimi belirtmekten başka. .Hem 'bey ' olduğumu nerden çıkardınız?


hiç bir şey anlamadım??

statik -- 23.07.2008 - 10:17

bu ne hiddet ve celal (kime ki) arkadaş??


Ben demiştim..

canu -- 23.07.2008 - 10:30

Daha önce bir yerde konu ettim. Sanal ortam bi tuhaf diye. Ya , sn . statik(..ciğim demiyeceğim:))Kızdığımı nerden çıkardın. Yanlış anlaşılmak istemiyorum dedim ,o kadar.Ben kimseyi rahatsız etmediği sürece şaka yapmayı, birinin bana şaka yapmasını, mizahı seviyorum. Ben hoşlanmıyorum diyenlere diyeceğim yok tabi.Aman yahu yok mu niyetini gösterecek bir ifade tarzı falan. Herkes usta bir yazar, çizer olamaz ki. Tamam ne diyeceğinizi biliyorum.Sende lüzumsuz şakalar yapma diyeceksiniz. Yapmam ben de oldu mu gönlün? Sn. statik?


Şimdinin Gücü'nü

Agnia -- 23.07.2008 - 10:39

Şimdinin Gücü'nü Türkçe yayımlandığında hemen okumuştum, gerçekten müthiş bir kitaptır. Bir arkadaşım sık sık Tolle'yi kıskandığını söyler; biz bunca çaba gösterelim adam genç yaşta AYıvermiş diye.
Şimdi'yi öven ilk yazar deği tabi ama anlatımındaki sadelik ve incelik, yazarın bilfiil kendi deneyimini aktardığı duygusunu yansıtıyor ve bu da okuyucu açısından çok kıymetli bence.
Şimdi, zihnimize gitmemizi (her nedenle olursa olsun) red eder. Bunun büyük bir güç olduğu tartışılmaz ve fakat o halde tüm şairler, bilim adamları ve filozoflar yanılmaktamıdırlar; çünkü bu işlerin hepsi zihinle yapılır?
Bana kalırsa şimdinin Gücü, hem kendisi hem de kitabı; ancak zaman üzerinde yeterli deneyimi yapmış olanlar için anlamlıdır diyebilirim :)


Evet...

canu -- 23.07.2008 - 11:07

Ben, ara ara sevdiğim yerlerden alıntılar yapacağım.İsteyenler de farklı yorumlar yapar. Son cümlenizden yola çıkarak sevgili agnia, bu kitabı vb .lerini okumuş ,sindirmiş,kazanımlarını paylaşmaya hazır sizler gibi insanlar zaman ve mekan üzerinde yeterli donanıma sahiptir diye düşünüyorum. Bu sebeple bu konuları tartışmak bana haz ve heyecan veriyor.


Eğer sizi etkileyen,

Agnia -- 23.07.2008 - 11:20

Eğer sizi etkileyen, önemli gördüğünüz kısımları alıntılarsanız bize de hatırlatmış olur ve üzerinde konuşma imkanı yaratmış olursunuz, kendi adıma müteşekkir olurum.


Hazreti Hatice-i

ŞeyMa -- 24.07.2008 - 14:58

Hazreti Hatice-i Kubra
M.Necati Bursalı
Çelik Yayınevi...

İnanın çok güsel bir eser hazırlanmış. Bu tarz kitaplara ilginiz var mı ? bilmiyorum ama , okumanızı tavsiye ederim...


Ayrıca "Agnia" Arkadasımıza bende katılıyorum ...


1)MS 2150 (Yazarını

canu -- 31.08.2008 - 20:22

1)MS 2150 (Yazarını unuttum) Akaşa yayınları
Makro felsefe kitabı iddiasında.Ben yıllar önce okumuş ve çok etkilenmiştim. Geçenlerde bir kez daha konu edildi,aklıma geldi. Okuyun ,beğeneceksiniz.
2)Tanrının Doğum Günü (Burak Özdemir) Hz. İsa öğretilerinden sıkılanlar için Kuran tefsiri gibi fantastik roman niyetine..
3)Ömer Hayyam Dörtlükler (Hasan Ali Yücel klasikleri,İş Bankası Yayınları.Sabahattin Eyüboğlu çevirisi)
Hayyamı severdim,bir kez daha hayran oldum,birkaç saatte bitiveren, bilgelik budur dedirten şiirler,. Pişman olmazsınız ;)


Eski bir konu ama yazmadan edemedim

RedSonja -- 11.09.2008 - 21:47

Yüzyıllık yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez (bu yazara taparım)
Kırmızı Pazartesi - Gabriel Garcia Marquez
Kolera günlerinde aşk - Gabriel Garcia Marquez
Pis moruğun notları - Bukowski
Ekmek Arası - Bukowski
Kaybedenin önde gideni - Bukowski
Körlük - Jose Saramago
Yabancı - Albert Camus
Eşeğin gölgesi davası / Abderalılar - Christoph Martin Wieland

Gabriel Garcia Marquez hakkında birkaç şey yazmak istiyorum. Çok farklı bir bakış açısı olan bir yazar. Özellikle yüzyıllık yalnızlık kitabını okurken, en dehşet verici olaylarda bile dikkatinizi başka şeylere çekerek sizin bu dehşeti yaşamanızı engelliyor, hatta güldürüyor. Ama sonunda size öyle bir dehşet yaşatıyor ki, yumruk yemiş gibi oluyorsunuz. Bu kitabı okuduğumda tamam roman maceram bitmiştir dedim, artık bundan daha iyisini bulamam... Gerçekten de sonrasında hiç bir kitaptan onu okurken aldığım zevki alamadım.

Bukowski de farklı bir bakış açısı olan yazarlardan. Tavsiye ederim, şiirleri harikadır. Pis moruğun notlarında bize göre çok farklı ve pek çoğumuzun korktuğu bir yaşam tarzını gözlerimizin önüne seriyor. Özetle, pisliğin içine batmak :))
Hayyama benzettim biraz tarzını.

Christoph Martin Wieland'ın eşeğin gölgesi davası kitabı da çok iyidir. Aziz Nesin tadında bir kitap. Ana teması, bağnazlık, dogmacılık, tutuculuk, dar kafalılık, bilgi sahibi olmadan görüş sahibi olmak gibi konularla ilgili taşlamalar. Bu kitabı okuyunca Abderalılar her yerde dedim. :))


Bunlar da benden:))

ziyaretçi -- 15.09.2008 - 18:53

Genç kızlığa yeni yeni adım attığım yıllarda;

Ayşe Kulin _ sevdalinka_ Everest

Buket Uzuner _iki yeşil susamuru_ Everest

O yıllarda cidden soluksuz okunan kitaplar olmuşlardı benim için)

Üniversite yıllarında ise hoş bir anıyla okumaya zevkine nail olduğum; ( anıyı hemen nakledeyim; efendim ben genç ve güzel bir kızım o zamanlar, bizim bölüm birincisi Bingöllü oğlan var bi de… Tabi ben de bölüm ikincisiyim o yıllar… Her neyse bir gazetede görüyorum kitabın tanıtımını, vay vay vay 1961 Pulitzer ödüllü bu kitabın adını bile duymamışım diye esefleniyorum, Bingöllü Allah’ın adamı arkadaşım da yanımdaymış, ne bileyim işte duyuyor hayıflanmalarımı… Ertesi gün elinde bir kitap, bana almış, önce sen oku diyor, ben sonra okurum,,,

Harper Lee _Bülbülü Öldürmek_ altın kitaplar

Bir de şaheser gördüğüm Shakespeare _ hamlet_

Ayrıca üniversitede Kafka da çok okudum, sanırım bef’in tiyatrosunda bol bol Kafka’dan oyunların sergilenmesi ve benim karakter olarak kendimi o adama yakın hissetmem neticesinde Ceza Sömürgesi, tabi ki Dönüşüm( Değişim) , Dava, Mavi Oktav Defterleri, Milena’ya Mektuplar…

Ayrıca Goethe _ Genç Werther’in Acıları, Faust

Bunların dışında iki kitap var aklımda, birini okumam ya da okusam da anlamam zor görünüyor acaba okuyan ve anlatmak isteyen biri olur mu?

James Joyce _ Ulysses

Diğerini de bulamıyorum; Barışa Son Veren Barış_ sabah yayınları_


kitap okumak güzeldir

daphne -- 26.03.2009 - 16:10

En son eylül ayında kalmışsınız. Hatırlatayım dedim.
:)


MS 2150 Gerçekten müthiş

medisis -- 26.03.2009 - 21:26

MS 2150 Gerçekten müthiş bir kitaptır sevgili canu ve Thea Alexander'dan makro dünya felsefesi.


Die Blechtrommel (Teneke

gamaro -- 31.07.2011 - 20:40

Die Blechtrommel (Teneke Trampet)

Günter Grass



Resimdeki 1973 baskısı babamın kütüphanesinde mevcuttu.

İsteyenler die blechtrommel linkinden filmini de izleyebilirler. Film almanca ama, almanca bilmeden de izleyebilirsiniz, kimi sahneler soğuk yanığı gibi.


Jiddhu Krıshnamurti.

Yabancı -- 31.07.2011 - 21:05

Bütün kitapları özellikle de Zihin ve Düşünce üzerine & Öğrenme ve Bilgi üzerine


Karlos Kastaneda

Stalker -- 02.08.2011 - 11:58

Tum kitaplari .


CC Kardeşliği :)

Köyün Delisi -- 02.08.2011 - 20:17

selam olsun iz sürücülere, rüya görücülere, meraklılara, delilere


Uçurtma Avcıları -

ve ötesi... -- 04.08.2011 - 13:53



Uçurtma Avcıları - Yazarını hatırlamıyorum ( ödünç alıp okumuştum :)))

Nehrin İki Yakası - Gündüz Öğüt
Şafağı Getirenler - Gündüz Öğüt

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar

Dokuzuncu Kehanet - James Redfield
Onuncu Kehanet - James Redfield

Bir - Richard Bach
Sıraladığım bu kitapların okunmasını şiddetle tavsiye ederim:))

Şİmdi'nin Gücü bir başyapıt ve aynı oranda,

I'm That - Sri Nisargadatta Maharaj

Tanrı Konuşur - Meher Baba ( Arion yayınları )

Sufi'nin Hayat Rehberi - Neil Douglas Klotz

Jiddhu Krıshnamurti

FausT - Goethe ve tüm kitapları

Sıddharta - Hermann Hesse ve tüm kitapları

Teozofi - Rudolf Steiner

Ömer HAYYAM

Başucu kitaplarıdır bana göre...

Tennure ve ATEŞ - Aşkın Gözyaşları ise Sinan Yağmurun başarılı yorumlarıyla okunmaya değer.

Rahmetle andığım, metafizik dünyasının bana göre duayeni sayın Ergün Arıkdal'ın tüm eserlerini önemle tavsiye ederim.


Çöle İnen Nur,

kelidkışı -- 04.08.2011 - 14:14

Çöle İnen Nur, (NFK)
İman ve Aksiyon, (NFK)
Dünya Bir İnkılap Bekliyor, (NFK)
Hücum ve Polemik, (NFK)
Tarih Şuuruna Doğru 5 Kitap, (İbrahim Refik)
Minyeli Abdullah, (Hekimoğlu İsmail)
Altın Silsile, (Mustafa Özşimşekler)
Fatih Sultan Mehmed Han, (Namık Kemal)

Yabanci eserlerden ise;
Kayip Sembol, (Dan Brown)
Dijital Kale, (Dan Brown)
Zihin Dil Toplum, (Jhon R. Searle)
Donkişot, (Migual de Saavedra Cervantes)
The Running Man, (Stephen King)
Allah ve Tanrı İçin Savaşanlar, (James Reston)
Cell, (Stephen King)
Kara Kule Serisi 7 Kitap, (Stephen King)


Çok sevdiğim bi yazar

Köyün Delisi -- 04.08.2011 - 14:35

Çok sevdiğim bi yazar buldum, daha yeni buldum hemde , topu topu 5 kitabı var, her birinde apayrı bir güzellik, ama korkuyorum şimdi ben buraya yazacağım, google aramalarda onu çıkaracak, okuyucu sayısı artacak, insanlar peşine düşecek, söyleşiler toplantılar vs vs olacak, o artık karşısındaki okuyucu kitlesine nasıl hitap etmesi gerektiğiyle ilgili endişe duyacak, eskisi gibi yazamayacak, o eskisi gibi yazamayınca okurları burun kıvıracak - uzaklaşacak, o uzaklaşanların ilgisini çekmek isteyecek, kendi gibi olamayacak, falan filan

valla çok ama çok sevdim, ama sosyal medya ürkütücü bişi


Çok kişinin okuduğu

gamaro -- 04.08.2011 - 15:12

Çok kişinin okuduğu kitapları sevmem... Yine bir yazarın sözüydü sanırım, şu an hatırlayamadım.


Dün gece bişey oldu...

gamaro -- 05.08.2011 - 12:16

Dün gece bişey oldu... Olanı anlatamam ama, 1989'u hatırlattı ve 16 yaşında okuduğum Zola'yı ve Hayvanlaşan İnsanı.

Bugün o kitaptan aklımda kalanlar, kitabın o yaşta bende bıraktığı irkilti ve tuhaflığın yanında çok daha silik ve hayal..



Yeniden okuma zamanı geldi sanırım, neye niyet neye kısmet dercesine ve 22 yıl sonra.

(Resimdeki remzi kitabevi baskısı bende var, ama ahirette işimize yarar mı diye sorulacak olursa... orasını bilemem. Benimki sadece hatırlama ve hatırlatmaca:)


Meydan

farabi -- 05.08.2011 - 14:22

Meydan Larousse




Çocukluğumda pek severdim

:)


teneke

Delişey -- 05.08.2011 - 20:32

teneke trampet,

tavsiyelerinin yeri başımın üstüdür lakin, bulamadım bi türlü:(


Hmmmm.... kaç gündür

ve ötesi... -- 06.08.2011 - 21:58

Hmmmm.... kaç gündür aklıma takıldı soramadan edemeyeceğim sevgili Köyün Delisi.
Acaba adını yedi katlı sırlara boyayıp küpün içinde tuttuğunuz yazar!... siz olmayasınız?


Zor bir kitap

Kardan adam -- 07.08.2011 - 19:06

James Joyse - Ulysses

Okumak icin aciklama rehberini de bulundurmak gerek. Tum zamanlarin en guzel romani diye tanimlanmis. Yazarlar bu kitabi Anit Roman olarak nitelendirmisler. Ilk tercumesini Joyse un arkadasi Italo Svevo Italyancaya cevirmis. Joyse bu romani Venedik yakinlarinda yazdigi icin Italyanca da biliyormus. Tercumeyi onayladiktan sonra yayinlanmis. Baska dillere ceviri yaptiktan sonra James Joyse Enstitusunun onayi gerekmektedir.


ve ötesi...

Köyün Delisi -- 07.08.2011 - 19:36

Sorunu yanıtlamak için yazarın ideefixe linkini koymayı düşündüm, bir an için. Sonra dedim ki kendime,
- Piiiiiiiiiiiiii Köyün Delisi, sen böyle bir insan mısın?
- Nasıl?
- Üzerindeki şüphe bulutlarını dağıtmak için isim vermeme kararlarından vazgeçecek, sevdiğin yazarı sosyal medyada pazarlayacak mısın?
- Hayır!

Öyleyse gerçeklerden bahsedelim, ben yazar değilim, bazen kendimi kaptırıp "fan" olabiliyorum.


öyleyken böyle...


Sonunda intihar eden

Yabancı -- 08.08.2011 - 19:50




Hatırladığım kadarıyla sonunda intihar eden kahramanın muhteşem zihin yolculuğu.

Boncuk Oyunu

Hermann Hesse


Hermann Hesse’nin kendisine Nobel getiren Boncuk Oyunu eseri “Bildingsroman” geleneğinde yazılmış bir başyapıttır. İlk örneği Goethe’nin Wilhelm Meisters Lehrjahre adlı eseri olan bu roman türü anlatıcının kendi kendisini yapılandırmasını, kendini geliştirmek üzere çıktığı iç yolculuğu anlatmaktadır. Çırak anlamına gelen Lehrjahre, çırağın hem ustasının yanında öğrendiği işini, hem de kendi içindeki ruhsal çıraklıktan, ustalığa geçişi anlatmaktadır. Thomas Mann’ın Büyülü Dağ adlı romanı da bir “Bildungsroman” örneğidir.

Boncuk Oyunu

Kitabın geçtiği 23. yüzyılda, elitist aydınlardan oluşan ütopik Kastalya eyaletinde sorunlar çözülmüştür. İnsanlar günlerini, bağlı oldukları tarikatın öngördüğü kurallara sükûn içinde uyarak, kendilerini ve toplumlarını yüceltmek için vakitlerini usa ve meditasyona dayalı çok üst düzey bir oyun olan Boncuk Oyunu oynayarak geçirmektedirler. Mistik kavramlarla yüklü Boncuk Oyunu, Kastalya değerlerini, bilim ve kültür ile yoğurarak, özellikle de müzik ve matematiğin katkısıyla pekiştirerek oynanan soyut bir oyundu. Oyun mükemmeli arayışın, “saf bir varoluşa” ulaşma çabasının simgesel bir biçimi idi. Kastalya tarikatının bu üst düzey üyeleri Boncuk Oyununa “varoluştan varlığa, olası’dan gerçek’e” giden bir yol gözüyle bakıyorlardı.

“Föyton Çağı”

Kastalya’nın bu elitist, steril düzeye erişmesinin nedeni, toplumun, bir hata ve erdemsizlik devri olan “föyton çağını” yaşamış olmasına bağlanır. Föytonlar Kastalya tarihinin o karanlık günlerinde medya tarafından milyonlarca sayıda üretilip okura sunulan skandallarla bezenmiş, kof, sorumsuz “magazin edebiyatı” örnekleriydi. “Fino cinsi süs köpeklerinin Ünlü Fahişeleri Hayatında Oynadığı Rol” gibi bir konu ortaya atılarak geliştirilir, yan bilgilerle desteklenir, konu yapay olarak pompalanır ve gündeme oturtulurdu. “Anlamı yağmalanmış” kültür kavramına hizmet için föytonun kibar çeşitlemesi sayılan “konferanslar” verilirdi. Ayrıca, insanları gerçeklerden kopararak, yapay bir düş dünyasına çeken oyunlar ve bulmacalar kurgulanıyordu.

Doğu Seyyahları

Bu sahte, umarsız düzen, insan aklına inanan, onurlu entellektüelleri güvensizlik ve umutsuzluğa sürüklemişti. Gruplar halinde el altından yeni bir dönemin kuruluşunu hazırlıyorlardı. Yeni bir aydın ve seçkin Kastalya toplumunun uç vermesi, föyton çağına bir tepki olarak gelişmekteydi. Kitabını “Doğu Seyyahlarına” adayan Hesse 1911 yılında Sri Lanka ve Endonezya’ya yolculuk yapmış ve uzakdoğu’nun mistik felsefesinden etkilenmiş ve bu yolculuk ile 1922 de yayımlanan Siddharta adlı başyapıtının temelini atmıştır. Yazar daha sonraları da Zen Budizminin popülerleşmesinde öncü olmuştur.

Doğu Seyyahları manevi bir disipline bağlı olan ve bir huşu havası içinde yaşayan, Boncuk Oyununun ve meditasyonun Kastalya’da önemli birer yapıtaşı oluşturmasında emeği olan gizil yeteneklerle donanmış bir grup insandı Doğu seyyahları müziği eski çağların tam saflığıyla icra edebiliyorlardı. “Toplumda dirlik ve düzenlik sürüyorsa, müziği dingin ve şen, yönetimi uyum içindedir. Huzurdan yoksun bir çağın müziği ise eğri yoldadır. Yıkılmakta olan bir devletin müziği duygusallık ve hüzün doludur, hükümeti de tehlike içindedir.”. (s 29) diyorlardı. Doğu Seyyahları Boncuk Oyununu Kastalya’ya kazandıran gruptu.

Oyunun Yapısı

Abaküs model alınarak yapılan, teller üzerine boncuklar geçirilerek oynanan oyun önce müzisyenler tarafından kullanılmış daha sonra matematikçilerce benimsenmişti. Oyun giderek diğer bilim dallarına yayılmış ve her bilim dalınca yeni bir oyun dili yaratılmış, ve içsel bir arınma yolu olarak kabul gören oyun evrilerek meditasyonun da çok önemli bir parçası olduğu hem bilimsel hem de dinsel bir alana yönelmişti. Daha sonra oyun Fransa ve İngiltere’de de benimsenmişti. Her ülkede bir oyun kurulu oluşturulup başına bir Magister Ludi getirilmişti.

Boncuk Oyunu, tarikatın alt basamaklarından başlayarak Magister Ludi mertebesine erişen Josef Knecht’in öyküsüdür. Knecht anılarında, üzerinde çalıştığı bir boncuk oyununu şöyle tarif eder. (s 116) “..bir füg temasının ritmik analiziyle başlayan ve orta yerinde Konfüçyüs'ün bir cümlesinin yer aldı­ğı o egzersiz üzerinde çalışıyorum şimdi, baştan sona bütün oyunu etüt ediyorum, her cümlesinin içinden uğraş vere vere ilerliyor, cümleyi oyun dilinden kendi özgün diline, matematik diline, süsleme sanatının diline, Çinceye, Yunancaya ve daha başka dillere çeviriyorum.”


Knecht’e göre oyun bir evrensellik içeriyordu. Bir örneğe, deneye ve kanıta değil, kişiyi merkeze, gizin içine, dünyanın en iç noktasına, bir ”ilk biliş' e” götürmekteydi. “Bir sonattaki majörden minöre her geçiş, bir mitos ya da kültteki her değişim, her klasik, her artistik anla­tım, söz konusu an'ın çakan şimşeğinde ve gerçek bir meditas­yon durumunda bakıp gördüğüm kadarıyla evrensel gizin ka­pısından içeri uzanan dolaysız yoldan başka bir şey değildi; öy­le bir giz ki, nefes alıp nefes vermeler, gökyüzüyle yeryüzü, Yin ile Yang arasındaki değişim sürecinde aralıksız gerçekleşip du­ran bir kutsallığı içeriyordu. “



Gerçek yaşanır, öğretilmez.,

Kastalya eyaletinde eğitim görecek çocuklar, ülkedeki okullarda okuyan en çalışkan ve seçkin öğrenciler arasından seçilerek Kastalya’ya getiriliyor ve oradaki “elitist” okullarda öğrenim görüyorlardı. Burada her türlü dış etkiden uzakta steril bir ortamda yetişen çocuklar geleceğin seçkin aydın kastını yapılandırıyordu..

Öğrencilerin yol göstericileri üstadları onların soyut anlamda yollarını bulmalarına destek oluyorlardı. Tek bir öğreti, tek bir doğru arayışı içinde olan Knecht’e, Müzik Ustası şöyle öğüt veriyordu : “... senin şiddetle arzuladığın 'öğreti', o mut­lak, mükemmel, insanı bilgeliğe ulaştıracak tek öğreti, bu yok işte. Sen de, dostum, mükemmel öğretiyi bırakıp kendini mü­kemmelleştirmeye bakmalısın. Tanrı senin içindedir, kavram­larda ve kitaplarda değiL. Gerçek yaşanır, öğretilmez.”


Stefan Zweig

Yabancı -- 12.08.2011 - 23:59





NOT:Bana Zweig'ı tekrar hatırlattığı için genç dostuma teşekkürler.


Yıllar önce okuduğum

peyote -- 16.09.2012 - 13:32

Yıllar önce okuduğum Sofie'nin Dünyası'nı yeniden okumaya başladım. O kadar heyecan verici ki! Coşkulu, sihirli dünyalara bir kısayol bazı kitaplar.
Bülbülü Öldürmek, 1984, Anna Karenina, Bülbül Düdük, Sait Faik-Reşat Nuri'nin tüm kitapları, Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev, Beyaz Kale, Hatıralar, Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık ve Benim Bütün Orospularım, Oğuz Atay'ın hikayeleri, İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası, Şibumi, Küçük İskender'in şiir matineleri, Tevfik Fikret'in evi ve kendisi :), Dostoyevski Suç ve Ceza, Stefan Zweig Üç Büyük Usta, Macellan...

ilk aklıma düşenlerdi.

Veee elbette

Carlos Castaneda tüm seri!


2-3 kitap da ben ekleyebilirim

K2 -- 17.09.2012 - 07:32

Şizofreni Müzesi (Levent Mete). Mars'ta bir Antropolog (Oliver Sacks) ve baş düşmanım Saron için Siyasal Bilinçdışı (Frederic Jameson). ''Siyasal Bilinçdışı'' bana 2 kere havlu attırttı, bitiremedim. Okuyup benim gibi yarıcahile faydalı olabilecek yorumlar yapabilene minnetar kalacağım. Antonio Tabucchi'den ''Zaman Hızla Yaşlanıyor'' bu da benim hoşuma gitti.
Turan Dursun'un yazdığı Din Bu (1-2-3-4), Kulleteyn ve herşey okunmalı derim.
''Hacıyatmazı Devirmek'' bunu da Gencer'in davet ettiği sosyologların etkinliğinde satılırken almıştım, hiç fena değil, kollektivizm ve neoliberal politikilar hakkında ülkemizde yaşananlar güzel anlatılmış.
Sağlıcakla kalın.
Not: Sofie'nin Dünyasını ben de büyük bir keyifle okumuştum. Bu kitabı özellikle gençlere hediye etmeli veya ruhu genç olanlara.


Okuyabilirseniz dostlar

Yabancı -- 17.09.2012 - 08:19

Okuyabilirseniz dostlar içinizdeki kitabı öneririm ondan alıntıdır bütün kitaplar.

Okuyabilenler benimle temasa geçsin lütfen :)

Son zamanlarda biteviye Ahmet Ümit okuyorum.





Aşkın Normal Kaosu, cinsiyet rollerini, ilişki kalıplarını, cinsiyetle ilintili yaşam biçimlerini inceler. Eski normların modernizm tarafından yıkılışı ve bu geçiş sürecinin yarattığı sorunlar çerçevesinde günümüzdeki kadın erkek ilişkilerinin durumunu betimler. Aşkın ortaya çıkışıyla birlikte, maddi temellere dayalı evlilik ve ilişki biçimlerinin yerini günümüzde çoğunlukla aşka dayalı ilişki biçimleri almıştır. Dünyaca ünlü Alman sosyolog Ulrich Beck, bu son derece şaşırtıcı kitabında, çoktandır önümüzde duran ama belki hiç adlandıramadığımız bir şeye dikkat çekiyor. Dinin vaat ettiği öteki dünyanın cenneti; bugünü, şimdiyi yaşamak isteyen modern insana artık yetmemektedir. Onun yerini hemen şimdi yaşanabilecek bir cennet hayali almıştır ve bu cennet aşktır. Beck'e göre, yeryüzünde bir cennet vaat eden aşk, genel tanımıyla bir "yeryüzü dini"dir. Ancak bunu gerçekleştirmek hiç kolay değildir ve giderek de zorlaşmaktadır. Aşkın temel çelişkilerinden olan özgür birey ve iki kişilik bağımlı yaşam çatışması, aşılması gereken bu zorlukların en başında gelir. Aşkın Normal Kaosu, belki de aşkı ilk kez böylesine bilimsel düzeyde ve geniş kapsamda ele alan bir kitaptır. Ulrich Beck'in, kendisi gibi sosyoloji profesörü olan eşi Elisabeth Beck-Gernsheim ile birlikte yazdığı, dolayısıyla aşkın hem erkek hem kadın açısından ele alınarak hazırlanmış bir kitap olması da Aşkın Normal Kaosu'na ayrı bir önem ve değer katıyor.


Beck ve Gernheim çifti Aşkın Normal Kaosu olarak çevrilen kitaplarında, Aşk özgürlük ve ailenin tarihsel olarak karşılaşmalarının muhteşem sonuçlarını muştuluyor. Bildiğimiz aile ve aile biçimlerinin tüm direnişlere rağmen sonunun geldiğini edebiyatttan bireysel psikolojiye ve oradan da sosyolojiye ve felsefeye uzanan salınımlarla uzun uzun anlatıyorlar. Kitabın bir türlü bütünsel olamayan kurgulanışı ve dağınıklığı ironik olarak bir evli çift tarafından yazıldığını açıkça gösteriyor. Tarihe, edebiyata göndermelerle oluşturulmuş metinlerden etkilenmemek mümkün değil.

Kapitalizm içinde komünizm

Sıkıcı ‘’normalliğin’’ bunca desteklendiği günümüzde çoğunluğu politik alanın dışında gerçekleşen aile ve evlilik kavramlarını alt üst eden aşkı, bir yeryüzü dini ya da kapitalizm içinde komünizm olarak tanımlamak da mümkün… Tüm gezegen ölçeğinde ve özellikle de büyük şehirlerde etkin olan bu kitle hareketinin taşıdığı kaosu kutlayıp, yeni doğumları bekliyoruz.

Aşkın olağan, tümüyle gündelik kaosu


Tıpkı köylülerin bağlarından kurtarılması gibi, tıpkı soyluların doğuştan gelen ayrıcalıklarının ellerinden alınması gibi, bugün bireyselliğin kapıları önünde fazla dayanamayacak olan çekirdek ailenin de cinsiyete dayalı çatısı, eşitlik ve özgürlük yüzünden çöktü ve ortaya şu çıktı aşkın olağan, tümüyle gündelik kaosu.

İnsanlar dinlerin(kilisenin) dünyevi kollarından, tanrının taktir ettiği doğuştan gelen hiyerarşik konumlarından çıkarılıp, şimdi kendi kendini şekillendirmeye, doğaya tabi olmaya başladılar. Aynı zamanda moderleşme sürecinin o başına buyruk şiddetiyle, endüstri toplumunun güvenli ortamından ve yaşam biçiminlerinden kovularak kendinden sorumlu olmanın, kendi kendini belirlemenin ve yeterince hazır olmadıkları yaşam ve aşk konusunda tehlikeye atılmanın yalnızlığı içine itilmiş durumdalar. Bireyselleşme olarak tanımlanan bu surece emek piyasasının gereklerini yani erkek ya da kadın, tamamen mobil birey talebini de ekleyince yok olan eski sosyal bağlar ve ilişkilerin yerine gelecek olan, daha da belirsizleşiyor, güvenlik duygusu ise gittikçe silikleşiyor.

Eski dünyanın mimari planına göre tanrı, ulus, sınıf, politika, ve ailenin doldurduğu yerlere şimdi başka bir şey geliyor ve oraları dolduruyor.Ben, bir kez daha Ben ve tamamlama yardımı olarak Sen. Burada aşkı, tamamlama yardımı ile karıştırmamak gerekir. Aşk onun aydınlık tarafıdır, tensel okşamasıdır.

Birçokları aşktan geçmiş yüzyılların tanrıları gibi söz ediyor. Bazıları da ‘’Şahsiliğin tanrısı aşktır.Bizler boş sözlerin reel olarak var olduğu bir çağda yaşıyoruz. Zaferi romantizm kazandı. Terapistler ceplerini dolduruyor.’’şeklinde görüş bildiriyor.

Özgürlük olmadan aşk olur mu? Yokşa aşkı tehlikeye atan şey midir özgürlük? Peki aşkta adalet var mıdır?

‘’Evlilik ve ailenin soyu tükenmekte mi?’’

Beck ve Gernheim çifti ABD ve Avrupa ülkeleri için verdikleri rakamlarla, çok tartışılan ‘’evlilik ve ailenin soyu tükenmekte mi?’’ sorusunu çok net biçimde evet olarak yanıtlıyor. Bu yeni durumda sıfır aile ile tam aile arasında kalan ve sayıları giderek artan insanlar üçüncü bir yol aramaya başladılar: Çelişkilerle dolu, plüralist ve değişken bir yaşam öyküsünde karar kılıyorlar.Bütün bir yaşam olarak bakıldığında da insanların çoğunluğu, acılar ve korkular içinde nasıl birlikte yaşayacaklarına dair tarihin karşılarına çıkardığı bir deneme evresine girmiş durumdalar.

Günümüz toplumlarında hayatın anlamsızlığı, boşluk duygusu cinsellik ve komplexler üzerinden isleyen eski temel meselelerin yerini alıyor.Cinsiyetler arasındaki çatışmalar, aşkın ve özgürlüğün birbirine karşıt duruşları bireyselleşmenin ağır yükü, emek piyasasının ihtiyaçları ilişkilerin çok katmanlı ve kaotik yapısının altında yanmakta olan ateşi her geçen gün daha da harlandırmakta…Oysa insanın kaçıp sığınabileceği bir insan ya da insanlar olabilseydi hayatın anlamı sorusu daha da kolay katlanılır olurdu!

Gerçekleşen kadın özgürleşmesinin ardından sorulan sorular ise:

Eşitler arasında aşk mümkün mü? Özgürlükten sonra aşk var mı? Yoksa bağımsızlık ve aşk bir araya gelemeyecek iki karşıt kutup mu?

Fallaci’den bir anlatı ’’Ama o artık olmadığında ve önünde sonsuz bir özgürlük alanı açıldığında, istediği zaman altın tozları içinde uçabilecek hale geldiğinde, aşksız ve bağımsız bir martı olarak bu sefer de içinde korkunç bir boşluk hissediyor. Ve iş seyahat, macera, kişinin sevdiği uğruna vazgeçtiği her şey bir anda son derece anlamsızlaşıyor.İnsan kazandığı bu özgürlükle ne yapacağını bilemiyor.’’

Yeni politik birimin adı anneçocuktur

Peki ya çocuklar, artık kadına ya da erkeğe duyulan aşk yerine çocuğa duyulan aşk söz konusu… Son yıllarda sayıları gittikçe artan bekâr anne modellerinin temel talebi geleneksel ikili ilişki çerçevesinde bir erkek istemiyor oluşlarıdır. Haz arayan çift, aşk yapan çift gibi kavramların yanı sıra Ursula Krechel’in tanımıyla yeni politik birimin adı anneçocuktur.

Kadın özgürleşmesinin en istenmeyen yan etkisi erkeğin özgürleşmesi olmuştur.Yanısıra çocuk yapımı işinde de erkek sperm vericisi olarak bulunduğu rekabet alanından doktor ve tüp bebek yöntemleri tarafından yenilgiye uğratılmıştır.

Ben ve aşk ilişkisinden mutluluk ütopyalarına kadar değişken konularda daldan dala dolaşan Beck ve Gernheim çifti birlikte yaşam biçimlerinin, cinsler arası iktidar mücadelesinin modernizmin ve endüstri toplumunun geleceğine ilişkin kurgulardan da söz ediyorlar.Örneğin söyle sorular soruyorlar: Gündelik yaşamın merkezinde artık din, sınıf, maddi sıkıntı, hatta çekirdek ailenin modern kadın ve erkek rolleri yoksa ve bunların yerini kendini geliştirme talepleri ve yeni aşk, yeni yaşam biçimleri bulma mücadelesi, almışsa bunun anlamı nedir? Sodom ve Gomore modern hayata girdi mi?Ve tüm bunların politika bilim çalışma hayatı, ekonomi üzerine etkisi oldu mu?

Kişi sayısı kadar ilişki biçimi

Aşka öykünen kitle hareketi önüne kattığı herşeyi sürükleyip götürürken, sözleşmeler, terapistler, danışmanlar devlet ve kurumları tarafından korunma çalışılan eski aile biçimi aşkın karşıtı olan sıkıcı tüketici hiç de romantik olmayan bir ucubeye benzemeye başlıyor. Sosyal ve tarihsel değişimin farkında olmayan ve bir türlü birarada olmayı başaramayan çiftler sorunu kendi kimliklerinde arıyorlar.Kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışıyorlar, kendilerince… Oysa ki aşkta hak ve adalet aramak ne umutsuzca bir çabadır…Kişi sayısı kadar ilişki biçimi olduğunu ve asla önceden öngörülmelerinin olanaklı olmadığını bilmek garantili ve güvenli ilişki peşindeki insanları hiç mutlu etmeyecektir.Ancak kaos bizi gerçek aşka götürür. Ve gerçek aşk bir yanıyla iki kişilik bir devrim diğer yanıyla da sürekli tekrarlanan bir yalnızlaşma hikâyesidir.

Hep aynı hataları yapanlara, bir türlü doğru kişiyi bulamayanlara

Günümüzün en tanınmış Alman filozoflarından olan Ulrich Beck Risk toplumu isimli kitabıyla tanıyorduk. Sosyolog olan eşi Elizabeth Beck Gernsheim’i de son derece güncel ve bir boyutuyla da populer olan Aşkın Normal Kaosu kitabıyla tanıdık. Gündelik yaşamda yanıbaşımızda olan konu ve olaylara akademik bir çift gözle bakmışlar. Okumaya ve üzerinde konuşmaya değer bir kitap olmuş.Yalnızlıktan korktuklarını itiraf edemeyenlere, hep aynı hataları yapanlara, bir türlü doğru kişiyi bulamayanlara, mutluluğu hep diğerinde arayanlara, iktidar mücadelesini asla bırakmayanlara tavsiye olunur, faydalı kitaba benziyor. Tahammül edebilirseniz daldan dala gezinmelere ve çevirinin akademik kavramlarla ilgili zorlamalarına, okunuyor sonuna kadar keyifle…

*******************

Kitap hakkındaki yazılar alıntıdır. Henüz bitirmedim lakin acelecilik edip tanıtmaktan da kendimi alamadım.


Ahmet Hamdi Tanpınar ve

gamaro -- 17.09.2012 - 09:35



Ahmet Hamdi Tanpınar ve bütün eserleri.


yangında ilkönce kurtarılacak kitaplar

Pertev Dural -- 17.09.2012 - 13:05

Mütevazi kütüphanemde yangında ilk önce kurtarılacak kitaplar:
Alev Alatlı'nın tüm kitapları, en başta Schrödinger'in kedisi ( iki cilttir, birinci cildi Kabus ve ikinci cildi Rüya) arkasından
Viva La Muerte, Nuke Turkey, Valla Kurda Yedirdin Beni ( yani Orda kimse var mı dizisi)
sonra rusyayı anlatan üç kitabı: Aydınlanma değil Merhamet, Eyy uhnem eyy uhnem, dünya nöbeti.

yabancılardan ise Carl Sagan : cosmos, karanlık bir dünyada bilimin mum ışığı, ve diğer kitapları

türkiye gerçeğini anlamak için doğan avcıoğlunun ve stefanos yerasimos'un kitapları

okunacak o kadar çok kitap var ki ömür yetmez okumaya ne yazık ki.


Bin Boğalar Efsanesi

gamaro -- 17.09.2012 - 13:30



Seksen öncesi bütün baskılarında ayrı yazılan haliyle;

Bin Boğalar Efsanesi / Yaşar Kemal




Türk Alman İlişkileri (1923-1945)

gamaro -- 17.09.2012 - 13:47



Genelkurmay Basımevi'nden:

Türk-Alman İlişkileri 1923-1945 /Yavuz Özgüldür.

Sadece ikinci elini bulabilirsiniz, ben okuduktan sonra ayrılmaya dayanamamış ve tugay kütüphanesinden çalmıştım.






Bir Askerin Anıları / Heinz Guderian (2 cilt)

gamaro -- 17.09.2012 - 14:01



Askeri tarihle ilgilenenler için, sıradışı bir kitap.

Modern savaşların vazgeçilmez unsuru olan zırhlı birliklerin yaratıcısı General Heinz Guderian'ın kaleminden.


Bir tane de ben

parçuket -- 17.09.2012 - 14:08

Bir tane de ben ekleyeyim.



Erich Fromm'un.

Psikoloji ile ilgilenenlere...

Ayrıca Hitler'in çok ayrıntılı bir davranış analizini bulabilirsiniz. Tavsiye ederim.


Batıda Devlet ve Çocuk / Kürşat Bumin

gamaro -- 17.09.2012 - 14:11



Batıda Devlet ve Çocuk / Kürşat Bumin

Eklemeden geçemedim, bu kitabın benim için ayrı bir yeri var.


Sanat ve Sanatçılar Üzerine /Sigmund Freud

gamaro -- 17.09.2012 - 14:16



Yapıkredi Yayınlarında:

Sanat ve Sanatçılar Üzerine /Sigmund Freud.

Hepsine inanmayın tabi, özellikle Musa heykeline geldiğinizde, gözlemci kalabilmenin keyfini sürün. Derim:)


Felsefe Sözlüğü/Orhan Hançerlioğlu

gamaro -- 17.09.2012 - 15:21



Bu sözlük, iyi bir sözlük.

Ama bilhassa felsefeyle yeni ilgilenmeye başlamışlar için, ihtiyaç halinde bakmak gerektiğinde sade ve anlaşılır diliyle çok daha verimli bir başucu kitabı olabilir. (benzerlerine nazaran)


İşin ilginci, kitap resimlerini mesaja eklemek için arama yaptığımda, vakti zamanında bende bulunan baskılarını arıyorum hep.

Eski kapak tasarımlar daha bi başarılı.. gibi geliyor.Nedense:)


100 soruda Türkiye Sanatı Tarihi

gamaro -- 17.09.2012 - 16:57



Türkiye coğrafyasında, paleolitik dönemden başlayıp cumhuriyete kadar uzanan geniş bir zaman dilimindeki uygarlık katlarının başlıca sanat ürünleri üzerine...

Daha doğrusu, kitabın yazarı İ.T.Ü Mimarlık Tarihi Profesörü Doğan Kuban'ın ifadesiyle söyleyelim: "Sanat Tarihi alanında bilgisi genel kavramlar dışına çıkmayan büyük okuyucu kütlesine, Türkiye toprakları üzerinde gelişmiş uygarlık ürünleri ve ortamı hakkında genel bir fikir vermek.."

İlk baskısı 1970, Gerçek Yayınevi.


Faust.

gamaro -- 17.09.2012 - 17:06

Faust.




Faust işte:)


Jack London

Stalker -- 17.09.2012 - 20:36

-Demir Okce
-Martin Eden
-Cinayet Sirketi
-Ademden Once


kitaplar ve yazarlar

Misafir -- 17.09.2012 - 22:03

Alev Alatlının tüm kitapları
Aytunç Altındalın tüm kitapları
Atilla ilhanın tüm kitapları
Uğur Mumcunun tüm kitapları
Aziz Nesinin tüm öyküleri

yukardaki yazarları mutlaka tanımalısınız.


Gönülçelen - J. D. Salinger

Calimera -- 18.09.2012 - 10:56

Gönülçelen

Gönülçelen ya da Çavdar Tarlasında Çocuklar (Özgün adıyla: The Catcher in the Rye), J. D. Salinger`in romanıdır. Birleşik Devletler`de ilk olarak 1945 ve 1946 yıllarında seri olarak yayımlandı. İngiltere ve ABD`de ise 1951'de kitap olarak basıldı.
"Modern zamanların başyapıtı" olarak değerlendirilen bu eser, "ahlâk dışı" ve "açık saçık" bulunduğundan ABD'nin birçok tutucu bölgesinde uzun süre yasaklı kaldı. Hâlâ bazı Amerikan kütüphanelerinde yasaklı kalmasına rağmen, kitabın yasaklanması günümüzde ilginç bir hal almıştır: ABD'de lise düzeyinde en çok yasaklanan kitap olmasına rağmen aynı zamanda en çok okutulan kitaptır.
1967'deki Adnan Benk'in İngilizce aslından değil de Fransızca versiyonu olan "L'Attrape-cœurs"den yaptığı dolaylı çevirisinden ötürü kitap Türkiye'de "Gönülçelen" olarak tanınır. Kitabın Yapı Kredi Yayınları basımı çevirisi Coşkun Yerli'ye aittir ve bu kez Türkçe adı özgün adına daha yakındır: "Çavdar Tarlasında Çocuklar".
Kitap, anti-kahraman Holden Caulfield'ın okuldan atılmasıyla başlayan süreci Holden'ın kendi ağzından anlatır. Stylist.co.uk sitesi tarafından "En iyi ve en ikonik 100 giriş cümlesi" listesinde romanın giriş cümlesi birinci sırada yer alırken "En iyi 101 kapanış cümlesi" listesinde on beşinci sırada yer aldı.

Hikâye ilk ağızdan anlatılır. Holden Caulfield`ın üç gününü kapsayan kitap, Holden`ın okuduğu Pencey Prep`ten Noel'den (tahminen 1949) hemen önce kovulmasıyla başlar. Daha önce, iki okuldan daha kovulmuştur ve bu sefer ailesiyle yüzleşmemek için eve gitmek istemez. İlk önce eski tarih hocası Mr.Spencer`ı ziyaret eder. Canını sıkan hocasından kurtulan Caulfield, yurda döner fakat orada da başta yakışıklı ve atletik Stradlater olmak üzere yurt arkadaşlarıyla kapışır ve orayı da küfürler savurarak terk eder.
New York City`de içmiş şekilde gezmeye başlayan Caulfield, tanıdıklarıyla rastlaşır. Sürekli olarak etrafındaki her insanın "samimiyetsiz/yapmacık (phony)" olduğunu söyleyen Caulfield sonunda bir otele çekilir ve bekaretini kaybetmek için bir kadın satıcısıyla kız konusunda anlaşır. Odasına yaşıtı olduğunu tahmin ettiği bir kız gelir, fakat nedense sevişmek istemeyen Holden yüzünden işler yolunda gitmez ve kadın satıcısı fazladan 5 $ daha alır. Holden daha sonra eski kız arkadaşlarından Sally Hayes ile çıkmaya karar verir ve onu arar. Beraber tiyatroya ve buz pateni yapmaya giderler. Sonunda dayanamayan Caulfield kıza hakaret eder. Sally kaçtıktan sonra Caulfield bunalmış bir şekilde, ailesine çaktırmadan kız kardeşi Phoebe`yi görmek için eve gider. Küçük kız kardeşi ona Noel için biriktirdiği parayi verir. Caulfield ailesi geldiği anda evden kaçar.
Kitabın sonlarına doğru, Holden güvendiği tek hoca olan Mr. Antolini`nin evine gider. Hocası ona geleceği için mantıklı ve yararlı öğütler verir. Uyumaya başlayan Caulfield gözlerini açtığında hocasının onun alnını okşadığını görür. Neden bunu yaptığı kitapta tam açıklanmasa da, Holden bunu hocasının eşcinsel eğilimlerine yorar. Evden kaçan Holden, bir tren istasyonunda uyuyakalır. Sabah kalktığında da, Batı`ya doğru otostop çekip gitmeyi kafasına koymuştur. Tanıdığı bütün insanlardan kaçıp vardığı yerde sağır taklidi yaparak bambaşka bir hayat sürecektir. Fakat önce bitirilmesi gereken bir iş vardır, kız kardeşinin parasını geri vermek.
Holden, Phoebe`nin okuluna gider ve sekretere kız kardeşini öğle tenefüsünde okulun yakinindaki muzede beklediğine dair bir not bırakır. Phoebe, Holden`ın yanına vardığında elbiselerle dolu bir bavul taşımaktadır. Niyeti bellidir ağabeyiyle birlikte gitmek. Holden bu isteğini sertçe reddeder. Kız kardeşine kötü örnek olduğunu düşünmeye başlamıştır artık. Phoebe ona küser ve Holden gitmekten vazgeçtiğini söyler, kız kardeşini sehir parkina götürür. Atlı karıncaya binen Phoebe, Holden`ı neredeyse ağlatacak kadar mutlu eder.
Holden Caulfield`ın hikâyeyi anlatması burada bitiyor. Günümüze dönerek olaylardan sonra hastalandığını, şu anda bir psikaytrist ile görüştüğünü ve sonbaharda okula gideceğinden bahsederek kitabı sonlandırıyor.


Otostopçunun Galaksi Rehberi - Douglas Adams

Calimera -- 18.09.2012 - 11:06

otop2

Otostopçunun Galaksi Rehberi, ünlü İngiliz yazar, Douglas Adams tarafından yaratılan ünlü bilim kurgu serisidir. İlk olarak 1978'de BBC'de bir radyo programı olarak yaratılan fenomen, daha sonra sahne şovu, kitap serisi, televizyon dizisi, çizgi roman ve hatta havlu serisine bile uyarlandı. Bu adaptasyonların çoğunu Adams bizzat uyarlamıştır. Adams, her uyarlamada hikâyeyi biraz daha değiştirmiştir, bu nedenle de adaptasyonlarda birbiri arasında tutarsızlıklara rastlanılsa da asıl hikâye hep aynı kalmıştır.

Otostopçunun Galaksi Rehberi, absürd olayları, ilginç karakterleri, değişik espri anlayışı ve eleştirel yazımı ile yazıldığı ilk günlerden beri her yaştan okuyucuyu etkilemiş ve de bir çoğunun favori kitabı konumuna gelmiştir. Bir röportajında Adams, bir gece kamp kurduktan sonra bölgeye ait bir otostopçu rehberini incelemiş ve daha sonra yıldızları seyretmeye başlamıştır. Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni yazmak o anda aklına gelmiş ve ilk notlarını orada almıştır.

Seri, Arthur Dent adındaki sıradan bir İngiliz'in uzayda kestirme bir yol yapılması için dünyanın patlatılmasından biraz önce Ford Prefect adındaki bir uzaylıyla beraber bir Vogon inşaat gemisine otostop çekerek dünyadan kaçmayı başarmasıyla başlar. Ancak vogonlar tarafından tespit edilen ikili, Vogon gemisinden atılırlar. Ford'un yarı kuzeni ve part-time Galaktik Başkan Zaphod Beeblebrox, çaldığı Altın Kalp adlı uzay gemisiyle bilmeden de olsa Arthur'la Ford'u ölümden kurtarır. Arthur gemide Marvin adındaki androidle tanışır. Marvin, Altın Kalpte çalışan ve yaşamaktan çok sıkılmış depresif bir robottur. Gemide aynı zamanda Trillian adlı Arthur'dan başka yaşayan tek insan olan bir kadın vardır. Yukarıdaki gibi başlayan seri, ekibin "Mutlak Cevabın Sorusu"nu ararken karşılaştıkları maceralarla devam eder.


Gönülçelenin sevdiği kitap :)

parçuket -- 18.09.2012 - 11:14

Roman okumayı sevmem. Belki sevsem bana yararı olur ama gereksiz bulurum işte. Bir roman okumaktansa film izlemeyi(ki film izlemeyi de pek sevmem:)) daha az zaman kaybı olarak görürüm...

Benim için özel olan birisi seviyor diye kütüphaneden almıştım bunu. :)

Sonrasında sınıfta unuttum. Kayboldu. Başlamamıştım daha. Kitabı geri vermem gerekiyordu. Yenisini aldım ben de.

Sonrasında kıtabı vermek için gittiğimde kaybolan kitabım 5 dakika önce teslim edilmişti. Yenisi de bende kalmış oldu böylece.

Rafta duruyor şimdi, birgün okuyacağım mutlaka.


Va-Nu..

gamaro -- 18.09.2012 - 11:18


Va-Nu, Bu Dünyadan Nazım Geçti

Fakir Baykurt, Yılanların Öcü

Orhan Kemal, Üç Kağıtçı

Bertholt Brecht, Epik Tiyatro

John Steicnbeck, The Pearl


Marion Zimmer Bradley

Calimera -- 18.09.2012 - 11:34



Avalon'un Sisleri, Hıristiyanlığın yayılış dönemindeki Britanya'yı, Kral Arthur'u var eden, onu koruyan ve ona büyük Britanya tacını giydiren güçleri ve onların kendi aralarındaki mücadeleleri anlatıyor. Marion Zimmer Bradley, kitapta, pekçok çağdaşı ve öncülü gibi kendine çıkış noktası olarak Malory'nin Le Mort D'Arthur'unu alır. Hikaye aynı eksen üzerinde yürüse de Malory ve çağdaşlarında gördüğümüzden farklı bir durumla karşı karşıyayızdır. Hikaye bize Arthur'un eşi Kraliçe Guinevere (kitapta Gwenhwyfar adıyla anılmaktadır), Arthur'un annesi Igraine, Gölün Hanımefendisi Viviane, Avalon'un Yüce Prensesi şimdiye dek hemen hemen bütün eserlerde güçlü olduğu kadar kötü olarak da tasvir edilen Arthur'un kız kardeşi, ezeli düşmanı ve oğlu Mordred'in annesi, seven, üzülen, acı çeken, mutlu olan, nefret eden kadınların gözünden anlatılmaktadır. Romanın ekseninde, eski Kelt topluluklarının Ana Tanrıça inanışları ile Hıristiyanlığın dinsel ve kültürel karşıtlıkları yer alırken, aynı zamanda Camelot'un kadınlarının bakış açılarından bir tarihsel dönem sorgulanıyor.

Tüm Marion Zimmer Bradley'in kitaplari cok seviyorum. Her hayal ve bilim-kurgu romanı cok heyecanlı, "sihirli" ;-)


Edgar Allan Poe

gamaro -- 18.09.2012 - 11:59



Ve özellikle Oval Portre.

İlk okuduğumda, kimin çevirisiydi bilmiyorum -kitap da kayboldu gitti zaten- ama çoğu Poe çevirisin aksine çok iyiydi ve portre'deki kadın sanki sayfadan fırlayıp gözümün önünde belirmişti.


Alev Alatlı tesadüfen

Delişey -- 18.09.2012 - 13:41

Alev Alatlı tesadüfen hayatıma giren bir yazardı. "Yaseminler Tüter Mi, Hala?" çok uzun zaman oldu okuyalı hatrımda kalan, Eleni olarak dünyaya gözünü açan zamanla Naciye ye dönüşen genç bir kadının Türk kocası ve dört çocuğuyla yaşadığı hikayesiydi.

Şu sıralar Ahmet Ümit okuyorum. Sultanı bir öldüremedim:)) 511 sayfa kardeşim:))


Edmund Husserl ve Heidegger

bwallace4ever -- 18.09.2012 - 14:12

Edmund Husserl ve Heidegger ...

Kitaplarından bahsetmeyeceğim ama felsefeleri bir şekilde (onları irdeleyen yazarlar bağlamında da olsa) okunmalı. Özellikle Heidegger çok acaip ve derin bi kafa :))


O biçim kitapların

gamaro -- 18.09.2012 - 14:59



O biçim kitapların hiçbirini yazmıyorum ben buraya.

Sait Faik'in ama..

Lüzumsuz Adam'ı bi harika.

:)


"Edmund Husserl ve Heidegger

4. tekil şahıs -- 18.09.2012 - 19:34

"Edmund Husserl ve Heidegger ...

Kitaplarından bahsetmeyeceğim ama felsefeleri bir şekilde (onları irdeleyen yazarlar bağlamında da olsa) okunmalı. Özellikle Heidegger çok acaip ve derin bi kafa :)) "


''Heidegger, düşünce orijinalitesi konusunda düşünce tarihinin devasa bir figürüydü, yeni alanı işlenecek hale getirmiş çığır açan birisiydi. Dönemin en derin düşünürünün, kahverengi taburların uygun adımla rap rap edişine uyması, bana felsefenin feci hezimeti, felsefi düşüncenin iflası olarak görünüyordu. O zamanlar felsefenin böyle bir şeye karşı koruması, onun böyle bir şeye karşı aklı emin kılması gerektiği düşüncesini besliyordum. Evet, ben, en yüksek, en önemli şeylerle uğraşmanın insanın aklını asilleştireceğine ve ruhunu daha iyi yapacağına da kanaat getirmiştim. Ve şimdi felsefenin bunu besbelli yapmadığını, bu tini [Heidegger'i] Hitlere kendi katkısını yapma konusunda yanlış yoldan korumadığını gördüm. Tersine, eğer konuştuğum kişiler haklıydıysa, hem de onu besbelli ki bunun için istidatlı hale getirmişti. O zamanki genel gidişe uyup sürüklenenler, direnemeyenler, hemahenklik -bütün bu konularda aptallık, körlük, zayıflık, korkaklık, neden olarak ileri sürülebilirdi, ama dönemimin en önemli, en orijinal felsefi düşünürünün de katılmış olması, benim için çok büyük bir darbeydi– sadece kişisel açıdan değil, aynı zamanda felsefe tarihinin kendisinde ciddiye alınması gereken olay anlamında.

Londra dönemimde onun [Heidegger'in] Nazi olduğunu duymuştum ve şaşkınlık içinde arkadaşlarımla bunun nasıl mümkün olduğu üzerine sohbet ederken, bu konuda yetkin olanlardan birisi bana, basit bir şekilde gelişmeyi sadece fark etmediğimi söyledi ve bana sordu: “neden ona gittin? Bunu hala kavrayamıyorum. Ve bu seni neden şaşırtıyor? Bu konuda Heidegger’in düşüncesinde var olan temeller görülebilirdi. Bu aslında bir sürpriz değildir, çünkü Heideggerci düşüncenin birçok özelliği, örneğin kan ve toprak romantiği ve benzer şeyler, ulusal uyanışı onun açısından olumlanır kılmaktadır.” Bu insanların sonradan edindikleri bilgiye dayanarak konuşup konuşmadığının ya da söyledikleri gibi bunun onlar için çok önceden gerçekten görülebilir olup olmadığının doğruluğu konusunda kanaat getirebilecek durumda değilim. Bu, Heideger’in üzerinde büyük etkisi olmuş birisi olarak benim için her bakımdan korkunç, acı verici hayal kırıklığıydı ve hem de sadece kendimle ilgili bir hayal kırıklığı değildi, aynı zamanda insanları böyle bir şeye karşı korumayan felsefenin gücüne dair de bir hayal kırıklığıydı.

Benim için yaşanan felsefenin ne olduğu aniden açıklık kazandı. Bunun karşısında çok daha önemli ve çok daha orijinal filozof olan Heidegger, bütün anlamını yitirmektedir. Felsefenin aynı zamanda belli bir sınanmış kamusal yaşam ve davranış tarzını yükümlü kıldığını Kantçı kavramıştı fakat varoluşçu-filozof kavrayamamıştı.''

H. Jonas, Erinnerungen


Otostopcunun Galaksi Rehberinden

Kardan Adam -- 18.09.2012 - 21:04

Siir Dinleme Cezasi

Otostopcular Icin Galaksi Rehberinde beni en cok carpan Siir Dinleme Cezasi olmustu. Bir uzayli ile bilmeden tanisan bir dunyali, dunya yok edilmeden once, uzayli arkadasi ile birlikte bir uzay aracina kacak olarak biner. Gemi kaptani, uzayin acimasiz bir Ergenekoncu generalidir, dunyayi da o yok etmistir. Kaptan gemiye kacak binen yolcular icin iki turlu ceza uygular. Kendiliklerinden ortaya cikip teslim olmalari icin sure verir. Teslim olana hafif ceza verilir. Kacaklar ortaya cikmazsa kacak yolculari bulmak icin ozel algilayicilar kullanildigindan, kacaklari eninde sonunda ele gecirr ve cok agir bir ceza uygular.

Teslim olanlara uygulanan hafif cezaya gore, kacaklar bir uzay kapsulune konup, uzaya birakilirlar. Milyonda bir olasilikla oradan gecen bir uzay gemisi onlari bulabilir. Yoksa bir kac gun sonra havasizliktan olurler. Direnen kacaklara uygulanan cok agir ceza ise Siir Dinleme Cezasdir. Yakalanan kacaklar, intihar etmesinler diye siir dinleme sandalyesine baglanirlar ve kaptan kendi yazdigi siirleri okumaya baslar. Bugune kadar en uzun yasayabilen uc siir dinleyebilmis. Siir dinlerken bagirsaklari dugumlendigi icin acilar icinde olurlermis. Aslinda uzayin en kotu ozani kaptan degilmis, kaptan ancak ucuncu olabilirmis. En kotu ozanin daha birinci siirinde olurlermis.
Kaptanin siirinin baslangici soyle bir seydir:

Yillik banyomu yapmadan once koltugumun altinda buldugum kir topagina kaside.
Siiri dinleyen dunyali ise olmez, aksine siiri cok begenir ve kaptani tebrik eder. Fakat kaptan siirinin oldurucu etki yapmamis olmasina cok sinirlenir ve ona hafif ceza uygular, dunyaliyi kapsule koyup uzaya birakir.

Bazi siirleri dinlerken aklima bu oyku gelir.


Nazi'lerin, yahudileri

bwallace4ever -- 19.09.2012 - 07:13

Nazi'lerin, yahudileri üniversitelerden men eden bildirisinin altında Heidegger'ın da imzası vardır. Bu yahudilerden biri olan Husserl da bu bildiriden nasibini almıştır.

Heidegger'ın Husserl'ın asistanı olduğunu ve felsefesini Nietzsche kadar Husserl'a da borçlu olduğunu unutmayalım.

Heidegger felsefesinde varoluşsal temalar yoğun olarak işlense de (ancak kendisi bir varoluşçu değildir), "otantik varoluş" gibi kavramlar felsefi olduğu kadar Alman-politiğinin içine dahil olmuş özlemleri içerir. Heidegger'ın modernite karşıtlığıyla Hitler'in modernite karşıtlığı, biri otantik, diğeri milliyetçi bir taleple, politik bir söylem olarak ortak noktada buluşur.

Kısacası Heidegger'ın kendi felsefesi politikaya da göz kırpar.


Sanırım 1933'de Freiburg

gamaro -- 19.09.2012 - 07:41

Sanırım 1933'de Freiburg Üniversitesi rektörü olduğu zaman yaptığı konuşmada Nasyonal Sosyalist ideolojiyi kabul ettiğini açıkça belirtmişti.

Ne olduğuna gelince..


Endişe, kaygı, tedirginlik gibi insan kişiliğinin a priori formlarını bir varlık doktrini (yani temel ontoloji) olarak kabul eder ve Kierkegaard'ın irrasyonalist eğilimleriyle Husserl'in fenomenolojisini birleştirirseniz ne çıkar?

Bence gayet de varoluşçudur, lakin III. Reich fokusu bozmuştur.

:)


Oz Büyücüsü...

artha -- 19.09.2012 - 07:48

Oz Büyücüsü...


Bir Karakedi icin Blues

Stalker -- 19.09.2012 - 22:20

Bir Karakedi icin Blues -Boris Vian


Dün evdeki kitaplıkta

parçuket -- 18.10.2012 - 06:25

Dün evdeki kitaplıkta babamın kitaplarına bakarken bir tanesinin yazarı dikkatimi çekti açıp baktım biraz.

Madem objektifiz, bunu da bir okusak bence yararlı olur. Her bakımdan :)

Saygın bir adamın, en çok ses getiren kitabı...

Kesinlikle okunmaya değer olduğu kanaatindeyim.




Kenti Anlatan Kitap

Kardan Adam -- 17.11.2012 - 19:26

Kentlerin toplumsal bellek oluşumundaki olmazsa olmaz özelliği kentler üzerine pek çok yazar, filozof ve yöneticinin düşünmesine yol açmıştır. Ve son bir gelişme olarak UNESCO’nun sunduğu “somut olmayan kültürel mirasın korunması” sözleşmesi de uluslararası düzeyde kabul görmüs ve Türkiye de bu sözleşmeyi imzalamıştır.

Çağlar boyu filozoflarlar, sanatçılar ve yöneticiler ütopik bir kent üzerine düşünmüşler. Aristo’nun Devlet’i, Campanella’nın Güneş Ülkesi, Francis Bacon’un Yeni Atlantis’i, Farabi’nin Erdemli Şehri, Thomas Moore’un Ütopia’sı ile yeryüzü cenneti çizilmeye çalışılmıştır.

Kentleri anlatan romanlar arasında Italo Calvino’nun “Görünmeyen Kentler” romanının özel bir yeri vardır. Marco Polo’nun düşsel Çin seyahatini ve Kubilay Han’la görüşmesi üzerine kurguladığı romanıyla yaşam felsefesi anlatılır. Dünyasal ve metafizik alanlara öylesine bütünsel bir perspektif ile bakar ki bir mimar bile bu kaynaktan kendi üretim alanı için bir şeyler bir şeyler bulabilir.

Calvino romanında sıkça kullandığı Kristal simgesi, şimdi ile gelecek zamanın kristalin değişik yüzlerinde sürekli olarak dolaştığı bir düş makinasıdır. Örneğin Kubilay –tüm ağırlığı ile dünyanın ve insanlığın üstüne çökmüş ağır ve şişko imparatorluğuna baktıkça rüyasında uçurtmalarkadar hafif, cibinlik gibi saydam kentleri- arzu ederken kristal yapı sayesinde hafiflik kavramıyla tanışır.


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -