Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Gücün mânevî kapısı: Kalbimiz

delete

Yeryüzünde baş döndürücü işler yapan insanlara sunulan manevî gücün, hangi kanaldan geçerek geldiğini merak ettiniz mi? Tarihi değiştiren insanları incelediğinizde keşfedeceksiniz:

Onlar duygularıyla yaşadılar. En inanılmaz örneğini Peygamberimizden(asm) öğrendik:

Öylesine içten gülü yordu ki, dağlara taşlara neşe saçıyordu; ama, ağladığında da sabahlara kadar, gözyaşları dinmiyordu. Neden duygu ve neden kalp?

Başarıya odaklanan bir dostum bana şöyle yazmıştı: "Başaracağım, çünkü tüm hedeflerim aklımda..." Ona şu cevabı verdim: "Lütfen o hedeflerini kalbine yükselt; çünkü arzularını sana verecek kudrete, aklın yalan söyleyebilir; ama kalbin kesinlikle doğruyu söyleyecektir.”

Aklımız düşünür, kalbimiz hisseder. Gerçek niyetimiz aklımızdan değil, kalbimizden geçendir. Aklımız madde kadar dar, kalbimiz ruh kadar engin bir evrende gezinir. Güç kalptedir ve Peygamber(asm) şu sözle kalbimize dikkat çeker: "Şüphesiz Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Ancak amellerinize ve kalplerinize bakar."

Keskin ve güçlü duygularla dile getirilen bir istek, ilgisiz ve duygusuz binlerce istekten daha çarpıcı ve sarsıcıdır; çünkü canlıdır. Çünkü ruh candır ve ruhtan çıkan her şey, canlılık özelliğiyle birlikte çıkar. Eğer söylediğiniz sözlerden kıyamete kadar sizi destekleyecek ruhaniler yaratılmasını istiyorsanız, kalbinizle, içtenliğinizle ve duygularınızla isteyin. Çünkü söz ağızdan, duygu yürekten kopar. Söz, maddesel bir enerjidir; en fazla metrelerce uzağa gidebilir, sonra dağılıp yok olur. Oysa duygu, ruhsal bir enerjidir; maddeye çarpmaz, madde onu emerek sindiremez. Maddenin sınırlarından sıyrılır, ruhaniler arasında sonsuza değin dalgalanmaya ve işitilmeye devam eder.

Duygular, bir defa istemenin gücünü, bir milyon kez istemek kadar büyütebilir. Sesi çığlığa dönüştüren duygudur. Kimyasal bomba ile atom bombası arasındaki güç farkı, bombaların büyüklüğünden kaynaklanmaz; yoğunluğundan, içeriğinden ve tekniğinden kaynaklanır.

Zübeyir Gündüzalp’in "insan ne düşünüyorsa odur" sözü doğru; ama, çoğu kişi "ben düşündüğümü başaramıyorum" diyerek itiraz ediyor. Düşündüğünüzü başaramamanızın asıl nedeni, düşüncelerinizi duygu üretecek kadar yoğunlaştırmamanızdır.

Başkasında etki yapan her şey, başkasına verdiğinizden kaynaklanır. Başkasına bir şey vermiyorsanız, onda hiçbir etki oluşturamazsınız. Malınızdan bir parça vererek etkilersiniz. Peki sevdiğinizde verdiğiniz nedir? Seven, malından değil, ruhundan bir parça veren insandır. Mal verildikçe azalır, ruh verildikçe kopyalanır.

İslâm Peygamberi(asm) der ki: "Kalbiniz incelip duygulandığında dua etmeyi ganimet bilin." Kuran’da denir ki: "Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Muhakkak ki O (Allah) haddi aşanları sevmez ." Neden kalbiniz inceldiğinde, neden yalvara yakara? Çünkü duygusal incelik daha fazla ruhsaldır; çünkü daha fazla duygusaldır.

Kişisel gelişim ve değişim stratejilerinin eninde sonunda başvurmak zorunda kalacağı bir dizi Peygamber sözüne dikkatinizi çekiyorum: "Şu üç dua vardır ki, hiç şüphe yok kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası, babanın çocuklarına duası. Kafir de olsa mazlumun bedduasından sakının. Çünkü onun Allah’a ulaşmasına engel olacak hiç bir perde yoktur. Çok günahkâr da olsa, zulme uğrayan kimsenin duası kabul edilir. "

Tüm bu sözlerdeki ortak temaya dikkat edin: Acı ve çile çeken insanlar, hastalar, mazlum ve masumlar, yetimler, kimsesizler, anne babalar... Derin ve samimi duygularla kuşatılmış insanlardır bunlar. Söz ve anlam bu insanların ağızlarından değil, kalplerinden çıkar. Bu insanların güçleri ellerinde veya dillerinde değil, ruhlarındadır. Kendinizi derin duygu ve isteklerle kuşatmanız için, hasta ve yetim olmak zorunda değilsiniz. Hastaların ve yetimlerin yardımına koşun, en azından onlara güler yüzünüzle ve şefkat ellerinizle destek olun yeter.

Yoğun duygularla istediğinizde, ruhunuzdan bir özellik veya güç, çevreye yayılır. Bir gül çiçeği saldığı kokusuyla sevimli simaları nasıl kendine çekerse, insan da ruhundan çevreye yayılan duygulu isteklerle sevgiyi ve dostluğu öyle kendine çeker.

Her duygu, tüm evreni kapsayacak kadar genişleme potansiyeline sahiptir. Kalbinizdeki sevgi, her şeyi kuşatabilecek kadar büyüyebilir. Öfke katliama dönüşebilir. Şefkat tüm yavrulara dağılabilecek kadar gelişebilir. Paranızı birkaç kişiye, tebessümünüzü birkaç bin kişiye; ama sevginizi milyarlarca kişiye dağıtabilirsiniz. Para paylaşıldıkça azalır; ama, olumlu duygu paylaşıldıkça artar.

Paranızla dünyayı satın alamazsınız; ama sevginizle tüm evren gönül rızasıyla size ait olur. Beni seven, "sen BENİM kardeşimsin" derse, doğru söyler. Sevdiğim çiçeğe baktığımda, "ben sana aitim" dediğini hissediyorum. Yaratıcının cömertliğine hayran kalıyorum: Yer yüzünün en fakir insanına, tüm evreni kendisine mal edecek enginlikte bir sevgi çekirdeği bağışlamıştır. Ay onundur, Güneş ve dağlar onundur. Yağmurla bir sevgili gibi sevişmekte hürdür.

Milyonlarca insan doğuştan getirdiği bu zenginliği kullanmadan ölmüştür. Çünkü nefret etmekte hür bırakılan ve ne yazık ki nefret etmeyi tercih eden tek yaratık, insan nesli arasından çıkmıştır. Ya nefret etmiş; ya da sevgisine karşılık, yani menfaat beklemiştir; yani gerçekten sevmemiştir. Çıkarcı sevgi, sevgi midir?

Düşünceler dış dünyaya, duygular iç dünyamıza, ruhsal alana yakındır. Duyularımız ve sezgilerimiz ise her iki alandan da kaynaklanan veriler alır. Düşüncenin hayata etkisi Batı düşünürlerinin ve gelişim uzmanlarının iddia ettiği gibi mutlak ve doğrudan değildir, ruhsal boyut vasıtasıyladır. Duygu üretemeyen ve bu yüzden ruhsal enerjiyi maddî enerjiye dönüştüremeyen düşüncelerle, fizik dışı alana erişemezsiniz. Duygusuz düşünce boşlukta kürek çekmeye benzer. Suya daldırdığınız kürek denizden nasıl güç alırsa, duyguya bulaştırdığınız düşünce de ruhunuzun sahibinden öyle güç alır.

Duygu, gücün yansıdığı alandan, ruhtan gelir. Daha derin duygu, daha etkileyici güçtür. En yenilmez insan, karşınızda en keskin ve kesin duygularla direnen insandır. Heyecan bulaşıcıdır. Kendi duygularına hâkim olan başkalarının duygularına da hâkim olabilir. Başkasını sevindiren, ancak sevinebilendir; ağlamayan ağlatamaz.

İnsan, akıl kadar küçük bir vücudun, kalp kadar büyük bir ruhla buluşturulmasının ürünüdür. Sevgi dolu bir bebeğin gözlerine bakınca, büyük bir ruhla dünyaya gönderildiğimizi görüyorum. Ama bazılarımız kalplerinden kopup salt akıllarına dayanarak küçülmeyi tercih ediyorlar.

Bazı geceler, düşünüyorum: Büyükleri bizden farklı kılan nedir? Hayatlarını irdelerken, hep aynı farkla, belki de bir tek temel farkla karşılaşıyorum: Öylesine güçlü duyguları var ki, gerekirse sabahlara kadar uyumadan çalışabilirler; gerektiğinde, günlerce aç kalmaya hazırlar; ihtiyaç varsa, hayatlarını feda etmekten zerre kadar tereddüt etmezler. Çünkü, insanı yırtınırcasına çalıştıran tek enerji kaynağı duygudur.

Oysa ben, bazen duygusuz, üşengeçliğinden, çayını içmekten aciz zavallı. Beni gecenin karanlığında ansızın çarpacak bir deprem mi uyandırmalı? Bir kalp krizine yakalanınca; "eyvah, tüm emeklerim boşa gidiyor" feryatlarıyla mı kendime gelmeliyim? Yaratıcımızın şanına layık zirvelere yükselmek istiyorsak, her gece uyumadan önce kendimizi sorgulamalıyız.

Bence bu söz aklımızdan çıkmasın: "Kalbiniz incelip duygulandığında dua etmeyi ganimet bilin." Ağlamak da bir duygulanmadır; sevinmek de. Şiddetli acımızı olduğu kadar, şiddetli sevincimizi de Yaratıcımızla paylaşalım. O zaman zenginliğin kapısının kalbimizden geçtiğini keşfedeceğiz.

Muhammed Bozdağ


Kalbimiz hisseder

medisis -- 01.08.2008 - 22:03

''Aklımız düşünür kalbimiz hisseder''Anahtar gibi bir kelime...


Duygu, gücün yansıdığı

ŞeyMa -- 02.08.2008 - 06:28

Duygu, gücün yansıdığı alandan, ruhtan gelir. Daha derin duygu, daha etkileyici güçtür. En yenilmez insan, karşınızda en keskin ve kesin duygularla direnen insandır. Heyecan bulaşıcıdır. Kendi duygularına hâkim olan başkalarının duygularına da hâkim olabilir. Başkasını sevindiren, ancak sevinebilendir; ağlamayan ağlatamaz.

Müthiş Bir Bakış Açısı... Mantığımla Herşeyi Yönledirebileceğimi Düşünürken, Bu yazı Bana bir Çok Şeyi Anlamama Sebeb Oldu... Böyle Güzel Ve Gerçekçi Bir Yazıyı Bizmle Paylaştığınız İçin Çok Tşk Ederim...


Kalp

kutadgubilig -- 19.07.2009 - 02:38

Güzel bir yazı. Paylaşım için karia'ya teşekkür ediyorum.

Çoğumuz İnsan vücudunun yönetim merkezinin beyin olduğunu zanneder. Halbuki, yazıda da belirtildiği gibi, İnsanın asıl yönetim merkezi Kalptir! Yanlız bu Kalp fiziki, et parçası olan, Kalp değildir. Fiziki Kalbimizin 2 parmak altında manevi Kalbimiz vardır. Kalp ismi oradan gelir aslında. İnsanın yönetim merkezi orasıdır.

İnsan ilk önce Kalbiyle düşünür, beyniyle değil. Her düşünce her hareket, ilk önce insan Kalbinde başlar. Daha sonra Kalp beyine emir verir ve beyin eylemi planlar, harekete geçirir. Beyin organlara emir verir ve o eylemi yaparız.

Bir benzetme yapmak gerekirse Kalp devlet başkanı veya Cumhurbaşkanı gibidir. Beyin ise Başbakan veya bakan gibidir. Beyin Kalpten aldığı emirle düşünür ve planlar.

Dikkat ederseniz bir şey ilk önce kalbimizde doğar. Birden kalbimize bir ilham veya bir düşünce gelir. Sonra düşünmye başlarız. Daha sonra beyin devreye girer. Bir kötülük yapacağız mesela, ilk önce nefsimiz, şeytan kalbimize vesvese verir. Daha sonra kalp beyne komut verir ve arkasından organlarımızla harekete geçeriz.

İyilik yaparken de ruh-i meleki denilen iyilik tarafımız kalbimize ilham verir. Ve biz de beynimizi kullanarak harekete geçeriz. Kafa, beyin olmadan bir insan, yani kelle koptuktan sonra çok kısa da olsa yaşar ama ister et parçası kalpsiz ister ruhsuz yaşayamaz.

Hayvan kesilirken dikkat ettiyseniz, kellesi kesildiği halde hayvanın can vermesi, ruhunu teslim etmesi 3-4 dakika daha almaktadır. Ruhun bedenden çıkması kolay değildir. Kurban kesilmesinin bir amacı ve faydası da, insanoğlunun bir canlı yaratığın canına kıymasının, onun kanını akıtmasının ne kadar acı bir şey olduğunu, o canlının ne kadar acı çektiğini ve ruhunu nasıl zor teslim ettiğini göstermek ve insanlara ders vermektir. (Burada kurbanlık hayvanların acı çektiği yönünde itirazlar gelebilir. Ancak islama göre kurban edilen hayvan kurban maksadıyla kesildiği için ve okunan dualarla, acıyı çok hissetmez, Cenneti görerek ruhunu teslim eder. Yalnız hayvanı keserken eziyet etmemeli, gözünü bağlamalı ve bir ayağını serbest bırakmalıdır. Başını keserken birden kesmek haramdır. Boynundaki asıl ilik(hayvanın direk canına bağlı olan) hemen kesilmez biraz beklenir. Acı vermeden dikkatli kesmek gerekir.

Böylece insanlar kan akıtmanın bir insanı öldürmenin ne kadar kötü bir şey olduğunu görürler ve hayvanın akan kanını görerek, insanın doğasında olan insan kanı akıtma eyleminden sakınmış olurlar. Bir de akan kanlar insanlardaki kötü düşünceleri temizler, onları huzura kavuşturur, rahatlatır. İnsandaki saldırganlık ve kan dökme içgüdülerini köreltir. İnsanlara ve hayvanlara karşı şefkat hislerini uyandırır.

Kurban kesenler kanlı kazalardan korunmuş olur. İslama göre kurban kesmeyenler, müslüman olduğu halde, ya kanlı kazalar geçirir, yada intihar eder. Çevrenizde intihar eden kişileri inceleyin kurban kesmiyor olması büyük bir ihtimaldir.(Kurban konusuna istemeyerek girmiş oldum konu kalp ve ruhun çıkmasına gelince.)

Kalbi çok temiz insan deriz, beyni temiz demeyiz. Çünkü eylemler, düşünceler ilk olarak Kalpte filizlenir, ortaya çıkar. Beyin sadece bir operatördür, mühendistir, hesap yapar. Kalpten bağımsız olarak hareket edemez. Dolayısıyla bir insanaın Kalbi nasılsa, harketleri ve yaşayışı da öyledir.

Onun için dinler, özelde İslam, Kalbe çok önem verir. İslamda Kalp herşeydir. İslam dini direk olarak insanın kalbine hitap eder. İnsan kalbiyle, maneviyat yoluyla Allahın feyzine(nur), nur bir manevi enerjidir, sahip olur ve bu sayede kalbini saflaştırır.

Tasavvuf yolunda yegane amaç kalbi kötülüklerden temizlemek, arındırmaktır. Kalp temizliği yapılmadan insanın iyi bir insan olması mümkün değildir.

Kalpten başka insan göğsünde 4 adet daha manevi makina vardır. Bunlar Ruh, Sır, Hafi ve Ahfadır. Tasavvufta ilerledikçe bu makinalar da çalıştırılır. Bunu ancak takva yönünden çok üstün insanlar gerçekleştirebilir. Kalbi çalıştırmak başlangıçtır ve mümkündür.

Yazıda da belirtildiği gibi eğer bir insan kalbini temizlediyse(tasavvufta buna nefsini tezkiye etmek denir)kalpten yapılan dualar reddedilmez. Allah insanın kalbine her gün nazar edermiş, nasıl diye! Evrenin küçük bir cüzü(parçası) insan kalbine yerleştirilmiştir. İnsan manevi olarak kalp makinasını çalıştırabilirse Peygamber vasıtasıyla direk Allahla(nuruyla) bağlantı kurabilir. Kalp gözü açık insan derler hani, böyle insanlar karşısındaki kişinin kalbinden geçeni okuyabilir. Peygamberimiz müminin ferasetinden korkun buyurmuştur...Allah insana şah damarı kadar yakındır. Her yaptığını görür.

Bu konu çok derin ve uzun bir konu ayrı bir tasavvuf başlığı altında incelemek istiyorum.

http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -