Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Suç ve Genetik

delete


1970’lerinden başlarından bu yana hapishanelerdeki Amerikalıların oranı üç kat fazlasına çıkmıştır. Britanya’da demir parmaklıkların ardındakiler rekor düzeydedir. Hapishaneler o denli kalabalıktır ki, tutuklular polis hücrelerinde tutulmaktadır. “Birleşik Krallık, 1991’de, nüfusunun, Macaristan bir tarafa bırakılırsa Avrupa Konseyine bağlı tüm uluslardan daha büyük bir kesimini cezaevlerinde tutmaktadır” yorumunda bulunuyor Financial Times (19 Mart 1994). Buna rağmen şiddet suçları her iki ülkede de son derece yüksek kalmaya devam ediyor. Bu kriz, suç olan davranışları biyolojik etkenlerle ilişkilendirme çabaları gösteren gerici düşüncelerin çiçek açmasına tanıklık etti. “Şiddet oranını %1 azalttığımızda ülke 1,2 milyar dolar tasarruf eder” diyor Amerikalı psikolog Adrian Raine. Sonuç olarak, ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü şiddete ilişkin araştırma bütçesini 58 milyon dolara çıkarttı. Ve Aralık 1994’te Ulusal Bilim Kurumu, 12 milyon dolar ve beş yıllık bir araştırma konsorsiyumu için teklif sunmaya başladı. Scientific American’ın Mart 1995 sayısında, “beklediğimiz ilerlemelerle birlikte, şiddete biyolojik olarak beyinsel eğilim gösteren birçok insanı teşhis edebilecek durumda olacağız” iddiasında bulunuyordu Baylor Tıp Fakültesi psikiyatri bölümü şefi Stuart Yudofsky.

Her şeyi toplumsal koşullardan türeyen toplumsal sorunlar olarak kavramaktan ziyade genetik ya da biyolojik bozukluklara atfetmek, bazı çevrelerde gittikçe moda haline geldi. Genetik determinizm ekolü, her toplumsal sorunu genetik düzeyine indirgemekle bundan her türlü gerici sonucu türetti. Araştırmaların birçok şiddet suçlusunun fazladan bir Y kromozomuna sahip olduğunu sözümona açığa çıkartmasının üzerinden fazla zaman geçmedi, ama son araştırmalar böyle bir bağın yersiz olduğunu gösteriyor. Katillerin beyinlerinin ön korteksindeki daha düşük bir etkinliğin kanıtları bugün dikkatleri biyoloji ile suç arasındaki ilişkiye çekiyor. Federal Şiddet İnisiyatifi, “biyokimyasal ve genetik kusurlarının gelecekteki yaşamlarında şiddete eğilimli kılacağı” en azından 100.000 kentli çocuğu saptama önerisinde bulunmuştur.

Irk ile suç ya da toplum karşıtı davranışlar arasında genetik bağlar kurma sonucuna götüren düzmece araştırmaların tehlikesi her zaman mevcuttur. Nüfusun %12,4’ünü siyahların oluşturduğu ABD’de, şiddet suçundan tutuklananların %44,8’inin siyahlar olduğunu gösteren istatistiklerden yanlış sonuçlar çıkarılabilir. Scientific American’daki aynı makalede şunları okuyoruz: “Görünüşte objektif olan biyolojik çalışmaların, toplumsal ve kültürel farklılıkları tam bir kör gibi görmezden gelerek, saptırılmış biçimde ırksal şablonları güçlendirebileceğinden endişe duymak için gerekçeler mevcuttur.” Bu tehlike nedeniyle, ırksal azınlıklardan alınan kan ve idrar numuneleri konusunda boykotlar yapılmıştır. Bu yüzden Raine’e göre “bugüne dek yürütülen tüm biyolojik ve genetik araştırmalar beyazlar üzerinde yapıldı.” Raine şöyle devam ediyor: Sekiz yaşında bir erkek çocuğun babası olduğunuzu hayal edin. Etik ikilem şudur: Size diyebilirdim ki, “çok geniş çeşitlilikte ölçümler yaptık ve %80 kesinlikle oğlunuzun 20 yıl içerisinde ciddi bir cani haline geleceğini öngörebiliriz. Size, onun bir şiddet suçlusu olma şansını büyük ölçüde azaltan bir dizi biyolojik, toplumsal ve bilişsel müdahale programı önerebiliriz.” Ne yaparsınız? Masum olduğuna dair somut bir olasılık varolmasına karşın oğlunuzun bir şiddet suçlusu olarak damgalanması riskini alıp onu bu programlara mı katarsınız? Yoksa tedaviye hayır deyip onun %80 ihtimalle;
(a) kendi yaşamını mahvetmesini,
(b) sizin yaşamınızı mahvetmesini,
(c) erkek ve kız kardeşlerinin yaşamlarını mahvetmesini, ve en önemlisi,
(d) elinde düşecek masum kurbanların yaşamlarını mahvetmesini göze mi alacaksınız?

Her şeyden önce bir çocuğun gelecekteki suç davranışlarını öngörmek –bırakınızı %80 kesinliği– hiç de mümkün değildir. Ve ikincisi, bu yaklaşım suçun ayıbını bireyin üzerine yıkar. Bu gerici argüman, suçu, şiddeti ve diğer toplumsal kötülükleri, içinde yaşadığımız toplumun bir ürünü olarak görmez. Bu toplum, kitlesel işsizliğe, evsizliğe, yoksulluğa ve yaşamın kirlenmesine yol açan, insan sömürüsüne ve kârın azamileştirilmesine dayalı bir toplumdur. Suçu, şiddeti ve vahşeti yaratan da bu toplumsal koşullardır. Bunun genler ya da biyolojiyle hiçbir ilişkisi yoktur, bunların hepsi kapitalist toplumun barbarlığıyla ilişkilidir. Biyolojik deterministler gerici toplumsal düşünceleri desteklemek için kullanılmaktadırlar. Suçun, yoksulluğun, işsizliğin vb. ayıbı toplumun değil, sahip olduğu genler ya da kusurlu biyoloji sayesinde bireyindir. Bu nedenle çözüm beyin ya da genetik cerrahidir. Bir kesim de insan şiddetini açıklamak için anormal testosteron düzeylerine ya da düşük kalp atışlarına atıfta bulunuyorlar. Bazı bilimciler, vücutta başka şeylerin yanı sıra beynin işleyişini etkileyen kimyasallardan biri olan serotoninin düşük düzeyde olmasına işaret etmişlerdi. Bu yüzden C. R. Jeffery, Journal of Criminal Justice Education’da şunları yazmıştı: “Beyindeki serotonin düzeyini arttırarak şiddet düzeyini düşürebiliriz.” Bu yüzden hastalara saldırganlıklarını tedavi etmek için, antidepresan Prozac gibi serotonin takviyeleri yapılıyor. Bu görüşün yanlışlığı, bu kimyasalın farklı zamanlarda farklı etkilere yol açarak beynin farklı kısımlarında yükselebilmesi ya da düşebilmesi olgusuyla açıklanır. Çevre de bu düzeyler üzerinde etkide bulunabilir. Ne var ki, bu “gerçekler”in işleri aksatmasına, ya da bu insanları kendi gerici görüşlerini desteklemek için çizmeyi aşan iddialarda bulunmaktan alıkoymasına izin verilemez.

Jeffery şunu savunur: “Bilim bizlere, hangi bireylerin suçlu olup olmayacağını, hangi bireylerin kurban olup olmayacağını ve hangi yasa uygulama stratejilerinin işleyip işlemeyeceğini söylemelidir.” Yudofsky Jeffery’nin coşkusunu şu iddiayla daha da arttırır: “Şu anda genetik tıpta bir devrimin eşiğindeyiz. Bir sonraki adım, agresif bozukluğun genetiğini kavramak ve bir cani olma eğilimine daha çok sahip olanları teşhis etmek olacaktır.” Kendisi, hiperaktif çocukların testlere tâbi tutulması gerektiğine ve eğer gerekliyse bu tür çocuklara beta tutucuları, yatıştırıcılar ya da lityum verilmesi gerektiğine inanır. Yudofsky, bu ilaçların “maliyet etkin” ve “ilaç sanayi açısından muazzam bir fırsat” olacağını da söyler. Onun ekmeğinin hangi yüzüne yağ sürüldüğünü görmek zor değildir. “Biyolojik yaklaşımları uygulamaya başlayabileceğimiz alanlar vardır” diyor Fishbein. “Suç işlemiş çocukların bireysel olarak değerlendirilmeye ihtiyacı var.” Ardından suçlular için zorunlu tedaviyi savunmayı savunur, fakat eğer bu başarılamazsa “sonsuza kadar içeride tutulmalıdırlar.” Masters, “bugün artık serotonerjik sistem hakkında yeterince bilgi sahibi olunduğuna, bu nedenle de, eğer okulda başarısız olan bir çocuk görülürse, onun serotonin düzeyine bakılması gerektiğine” inanıyor.


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -