Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -

Yeraltı Süreçleri

delete


Katı yüzeyin altındaki maddenin sıvı olduğu gerçeği, volkanlardan akan lav sayesinde görülebilir. Kayalar büyük dağların altındaki yerkabuğunun ve dalma bölgelerinin çok derinlerine gömülüdür. Bu koşullar altında birçok değişikliğe uğrarlar. Kabuğun altında daha da derinlere battıkça, dünyanın iç aktivitesi bu kayaların sıcaklığında bir artışa yol açar. Aynı zamanda, üstteki diğer kayaların ve dağların ağırlığı muazzam bir basınç artışına yol açar. Madde katı haldeyken kristalleri oluşturan ve mineraller olarak adlandırılan özel element bileşimleri şeklinde düzenlenmiştir. Farklı mineraller bir araya gelerek kayaları oluşturur. Her kaya bir mineraller bileşimidir ve her mineral de özgün bir kristal biçimindeki elementlerin kendine has bir bileşimidir. Basınç ve sıcaklıktaki değişiklikler, bir elementin diğer bir elementle yer değiştirmesi yoluyla birçok mineralin kimyasında değişimlere neden olur. Bazı mineraller belirli sınırlar içerisinde kararlı kalırken, belli bir kritik nokta aşıldığında madde farklı bir kristal biçiminde yeniden düzenlenir. Bu da mineralde nitel bir değişime yol açar, mineral buna yeni durumu yansıtan yeni bir bileşik oluşturarak tepki verir. Bu tıpkı 0ºC sıcaklıkta suyun buza dönüşmesi gibi bir nitel sıçramadır. Sonuç, kayanın tamamının yeni bir kayaya dönüşmesidir. Böylelikle çevresel koşulların basıncı altında, yalnızca minerallerin değil bizzat kayaların da başkalaşımını içeren ani bir sıçramayla karşı karşıya kalırız. Her türlü doğa koşulunda kararlı kalabilen tek bir mineral biçimi bile yoktur.

Bir okyanusun bir kıtanın altına battığı bölgelerde, kayalar kabuk tabakanın oldukça derinlerine kadar gömülebilirler. Bu tür uç koşullarda kayalar erimeye başlar. Fakat bu süreç bir çırpıda gerçekleşmez. Kısmi erime olgusuyla karşılaşırız, çünkü farklı mineraller farklı sıcaklıklarda erirler. Eriyen madde, etrafını saran kayalardan daha az yoğun olduğu için yukarı çıkma eğilimindedir. Fakat bu hareket de, üstteki kayaların direnci nedeniyle sorunsuz değildir. Erimiş kaya ya da magma, katı bir engelle karşılaşıp bu engel kendisini geçici de olsa durmak zorunda bırakana dek yavaşça yukarı doğru hareket eder. Ayrıca magmanın dış yüzeyi de soğumaya başlar ve bu soğuyan kısım, magmanın ilerleyişine ek bir engel olarak davranan katı bir katman olarak pekişir. Fakat, en sonunda, aşağılardan kaynaklanan basıncın oluşturduğu temel kuvvet yavaş yavaş öyle bir noktaya dek artar ki, artık engeller aşılır ve nihayet magma bastırılmış devasa kuvvetleri açığa çıkaracak şiddetli bir patlamayla yüzeyi kırar. Dolayısıyla bu süreçlerin, bir depremin talihsiz kurbanlarının algılayabileceği gibi tesadüfi bir tarzda gerçekleşmediği, tam tersine bugün daha yeni anlamaya başladığımız temel yasalara tâbi olduğu apaçıktır. Bu süreçler levhaların sınırlarındaki ve özellikle de orta okyanus sırtlarında ve dalma bölgelerinin ardındaki özel bölgelerde gerçekleşirler. Aktif volkanların, dalma bölgelerinin bulunduğu Japonya’da ve Güney Avrupa’da (Yunanistan’da Santorini ve İtalya’da Etna), orta-Atlantik ve Büyük Okyanusta (orta okyanus sırtlarındaki volkanik adalar ve batık volkanlar), ve kıtasal bir kayış ve yeni bir okyanusun oluşumunun söz konusu olduğu Doğu Afrika’da (Kilimanjaro) mevcut oluşunun nedeni tam da budur.

Yerkabuğunun derinliklerine inildikçe sıcaklığın arttığını madenciler çok iyi bilirler. Dünyanın iç kısımlarında gerçekleşen tüm süreçlerden sorumlu olan bu muazzam ısının asıl kaynağı radyoaktif elementlerin bozunumuyla açığa çıkan ısı enerjisidir. Elementler değişik izotoplar (aynı elementin farklı kütlelere sahip atomları) içerirler. Bu değişik izotoplardan bazıları radyoaktiftir, yani kararsızdırlar ve zaman içinde daha fazla ısı ve daha kararlı izotoplar üreterek bozunurlar. Bu kesintisiz reaksiyon süreci çok yavaş ilerler. Bu izotoplar dünyanın ilk oluşumundan bu yana bozunmakta olduklarına göre, o zamanlar çok daha bol olmalıdırlar. Demek ki ısı üretimi ve ısı akışı bugünküne kıyasla başlarda çok daha fazla olmalıdır. Arkeozoyik dönemde bu ısı üretimi günümüzdekinin belki iki, belki de üç katıydı. Arkeozoyik- roterozoyik sınırı, benzer biçimde, nitel bir sıçramayı temsil eden büyük bir öneme sahiptir. Proterozoyik boyunca, yalnızca ilk hayat formlarının ortaya çıkışıyla değil, aynı zamanda kara parçalarındaki bir diğer önemli değişimle de karşı karşıya kalırız: Arkeozoyik’deki sayısız levha çarpışmalarına konu olan birçok küçük kıtasal levhadan, Proterozoyik’deki daha büyük, daha kalın ve daha kararlı levhaların oluşumuna. Bu büyük kıtasal kütleler birçok küçük ön-kıta levhasının toplanmasının sonucuydu. Bu dönem büyük dağların oluşum dönemiydi, bunun içinde iki büyük çağ ayırt edilebilir; 1,8 milyar ve 1 milyar yıl öncesi. Kayaların tekrar tekrar başkalaştığı, deforme olduğu ve yeniden şekillendiği bu dev süreçteki son olayın kalıntısı bugün Güney Kanada’da ve Kuzey Doğu Norveç’te görülebilir. İlk kez 1778’de Hutton tarafından ileri sürülen tedrici birörneklilik* teorisinin dünyanın erken tarihine de uygulanabilir bir tarafı yoktur. Levha tektoniği sürecinin bazı erken varyantlarının Arkeozoyik dönemde işlemekte olduğu pek olası görünmekle birlikte, eldeki bütün göstergeler, modern tarz levha tektoniğinin erken Proterozoyik dönemde başladığını göstermektedir. Günümüzdeki kıtasal kabuğun %80’inden fazlası Proterozoyik dönemin sonlarından önce oluşmuştur. Levha tektoniği bütün bu süreçlerde belirleyici faktördür. Dağların oluşumu, depremler, volkanlar ve başkalaşımlar, hepsi iç bağıntılı süreçlerdir. Her biri diğerlerine bağlıdır, her biri diğerini belirler, etki eder, diğerine sebebiyet verir ya da diğerlerinden kaynaklanır. Ve tüm bunlar hep birlikte ele alındığında dünyanın evrimini oluşturur.

[1] P. Westbroek, Life as a Geological Force (Jeolojik Bir Güç Olarak Yaşam), s.71.
[2] Engels, The Dialectics of Nature, s.39, dipnot. [Doğanın Diyalektiği, s.39 (dipnot)]
[3] P. Westbroek, Life as a Geological Force, s.71-2.
[4] P. Westbroek, Life as a Geological Force, s.84.
[5] Engels, Dialectics of Nature, 1946 baskısı, s.163 ve 162. [Doğanın Diyalektiği, s.235]

* Kataklizm, ani ve büyük değişikliklere yol açan büyük karışıklık. (ç.n.)
* Birörneklilik (uniformitaryanizm), tüm jeolojik değişimlerin, erozyon, tortulaşma, volkanik faaliyet vb. gibi tüm jeolojik zamanlarda esasen aynı şekilde işleyen mevcut fiziksel ve kimyasal süreçlerle açıklanabileceğini savunan düşünce. (ç.n.)


Yeni Sonsuz Us
Sayfalar: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -